Rüknettin KUMKALE
Yeminli Mali Müşavir
rkumkale@yahoo.com
Açık/Kapalı Fatura, İle İlgili Ticari Örf Ve Adet, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Görüşü ve Yargıtay Kararları Doğrultusunda Geçerli Son Durum
Tarih: 14.06.2011
Faturayı, Medeniyetin uğramadığı yöreler hariç,
Dünya’da en çok kullanılan, bütün insanların, ellerindeki paralar ile
yaptıkları harcamalar karşılığında aldıkları bir belge, şeklinde belirtebiliriz.
Fatura’nın gerek eski ve gerekse yeni Türk
Ticaret Kanun’larında tanımı yapılmamıştır.
6762 sayılı Türk Ticaret Yasası’nın 23.
maddesinin birinci fıkrasında Fatura ile ilgili olacak “Ticari işletmesi
icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut menfaat temin
etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli
ödenmiş ise bununda faturada gösterilmesini isteyebilir” hükmü
bulunmaktadır. 13.01.2011 tarihinde kabul edilen 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret
Kanun’unun 21/1 maddesine de eski metin günümüz Türkçesine çevrilerek “Ticari
işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat
sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli
ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” İfadeleri ile
geçmiştir. Görüldüğü üzere iki metin arasında bir farklılık bulunmamaktadır.
Fatura Vergi Usul Yasası’nın ise 229-232
maddelerinde hüküm altına alınmıştır.
Vergi Usul Yasası’nın 229. maddesinde “Fatura,
Satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı
göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen
ticari vesikadır” şeklinde açıklanmaktadır.
24.12.2003 Tarih ve 25326 Sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003
Tarih ve E:2001/1, K:2003/1 sayılı kararında ise Fatura; “Ticari satışlarda
satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını,
ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap
pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde belirtilmiştir.
Bütün bu bilgiler çerçevesinde biz faturayı; “satıcı ile
müşteri arasında meydana gelen ticari bir ilişkiyi ispat etmeye yarayan ve
hukuki niteliği olan bir belgedir” şeklinde tanımlamaktayız.
Faturanın konu edildiği Türk Ticaret ve Vergi
Usul Kanun’larındaki hükümlere dayanılarak yapılan tarifler ışığında, bir
faturanın düzenlenebilmesi için; Satıcı tarafından müşterisine bir
emtia satılmış veya bir hizmetin sunulmuş olması gerekmektedir. Diğer bir
anlatımla bir faturanın düzenlenebilmesi için her şeyden önce taraflar arasında
yani satıcı ile müşteri arasında akdi bir iş ilişkisi olmalıdır. Bu akdi iş
ilişkisi sözlü ya da yazılı olabilir, ancak şurası muhakkaktır ki, satıcı
tarafından müşteriye aralarında yaptıkları anlaşma çerçevesinde ve bu anlaşmada
gösterilen şartlar çerçevesinde bir mal verilmiş ya da hizmet sunulmuştur.
Taraflar arasında bir mal alım satımı veya hizmet
sunumu ile ilgili olarak sözlü ya da yazılı bir sözleşme yapılmış ve satıcı bu
sözleşmenin gereğini ifa ederken müşterisine sunmuş olduğu mal ya da hizmetle
ilgili açıklamaları yazdığı bir belgeyi yani faturayı satmış olduğu mal ya da
sunmuş olduğu hizmet ile beraber ya da bu sunumları yapmasından itibaren (Vergi
Usul Yasası’nın 231/5 maddesi gereğince) 7 gün içinde müşterisine
vermektedir.
Bu açıklamamızdan, diğer bir anlatımla ticari
faaliyetin bu şekilde devam etmesinden anlaşılacağı üzere fatura taraflar
arasında yapılan anlaşma ile beraber değil, fakat bu anlaşmaya dayanılarak
oluşan ifa ile beraber düzenlenen bir ticari belge hüviyetindedir.
Fatura, alınan emtia veya yaptırılan bir iş
karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı gösteren ticari belge niteliğinde
olduğuna göre, Türk Ticaret Kanunu’nun 23/1 maddesi hükümlerine göre
müşteri bedeli ödenmiş ise bunun faturada gösterilmesini isteyebilmektedir.
Ticaret Kanunumuzun kabul edildiği 1956 yılında yazılan ve halen yürürlükte olan
bu metin (yeni Türk Ticaret Kanunu’nda da aynen korunmuştur.) bugün bize eskimiş
ve günün şartlarına uymuyormuş gibi gelse de, dinamik ve gelişen ekonomik
şartlara göre uyum sağlayan ticari piyasada, faturanın düzenlenmesi anında
bedelinin ödenmiş olup olmadığı, faturanın üzerinde satıcı tarafından belli
edilmektedir.
Yürürlükte bulunan hiçbir mevzuatta açık/kapalı
fatura ile ilgili açıklama bulunmamaktadır. Faturanın bedelinin ödenip
ödenmediğinin faturanın üzerinde belirtilmesi noktasında her ne kadar
mevzuatımızda yer almasa da Ticaret Kanunu’nun daki örf ve adet maddesi
hükümleri çerçevesinde yaratılan teamül sayesinde açık/kapalı fatura anlayışı
kabul edilmiştir.
Ticari hayatımızda,
- “Açık Fatura” deyimi, bedeli ödenmemiş
fatura,
- “Kapalı Fatura” deyimi, bedeli ödenmiş
fatura
anlamında kullanılmaktadır.
Bir fatura düzenlendiği zaman Vergi Usul
Yasası’nın 231. maddesi hükümlerine göre faturanın baş tarafında iş sahibinin
veya namına imzaya yetkili olanların imzasının bulunması gerekir. Bu fatura
Vergi Usul Yasası’nın 229. maddesine göre müşterinin borçlandığı meblağı
göstermektedir. Bu iki ifadeyi ve yasa hükmünü dikkate alarak düşündüğümüzde,
bir faturanın düzenlenerek baş tarafının iş sahibi veya adına yetkili kimselerin
imzası ile müşteriye verilmesi halinde, bu fatura müşterinin borçlandığı meblağı
göstermektedir. Yani bedeli satıcı tarafından tahsil edilmemiştir. Piyasa
düzenindeki ifadesi ile bu fatura, açık faturadır.
Faturanın alt kısmının satıcı veya adına yetkili
kimselerce imzalanması müessesenin kaşesinin vurulması ve bedeli alınmıştır
ifadesinin yazılarak tarih atılması ile faturanın bedelinin satıcı tarafından
tahsil edilmesi hali oluşmuştur. Bu durumdaki fatura, kapalı faturadır.
Kapalı fatura, diğer bir anlamı ile makbuz niteliği de taşımaktadır. Satıcı,
satmış olduğu malın veya sunmuş olduğu hizmetin bedelini aldığını beyan
etmektedir.
Teamül Kararı,
Ankara Ticaret Odası tarafından alınan 21.12.1948
tarih ve 6 no.lu teamül kararı özeti aşağıya çıkarılmıştır.
“Ticarethane tarafından satışı yapılan mallara
ait fatura muhteviyatı alıcı tarafından ödendiğinde, bayi tarafından faturanın
altına damga pulu yapıştırılarak tarih, ticarethane klişe ve mührü ile birlikte
selahiyattar olan tarafından imza edilerek pul iptal olunur. Bu şekildeki
faturaya bedeli alınmış (kapanmış, akide edilmiş) fatura denir. Bedeli
alınmıştır kaydını ihtiva etmeyen faturada damga pulu üzerine ticarethane klişe
veya mührü ve selahiyetli olanın imzası mevcut olduğu takdirde, bu kaydın mevcut
olmaması bir hüküm ifade etmez. Yani fatura bedeli ödenmiş, akide edilmiş
sayılır.”
Ankara Ticaret Odası tarafından 1948 yılında
alınan bu karar ile açık/kapalı fatura konusunda bir teamül oluşmuştur.
Sayın Vehbi KOÇ’un (1934-36,1938-54)
Başkanı olduğu Ankara Ticaret Odası 1948 yılında bu sorunu görüp, piyasaları
düzenleyici bir karar ile uzun yıllar geçerliliğini koruyacak teamüle imza
atmıştır.
Burada Sayın Vehbi KOÇ’un ileri görüşlülüğüne
hayran kalmamak olanaksız.
Ankara Ticaret Odası tarafından 1948 yılında
alınan bu karar Türk Ticaret Kanunu’nun Ticari Örf ve Adet başlıklı 2. Maddesine
dayanmaktadır.
Ticari Örf ve Adet
6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 2. Ticari Örf
ve adet başlıklı 2. Maddesinde örf ve adet “Kanunda aksine bir hüküm yoksa
teamül, ticari örf ve adet olarak kabul edildiği tesbit edilmedikçe hükme esas
olamaz. Şu kadar ki; irade beyanlarının tefsirinde teamüllerin dahi nazara
alınması esası mahfuzdur.
Bir bölgeye veya bir ticaret şubesine mahsus
olan ticari örf ve adetler umumi olanlara tercih olunur. İlgililer aynı bölgede
bulunmadıkları takdirde, kanun veya mukavelede aksine hüküm olmadıkça, ifa
yerindeki ticari örf ve adet tatbik olunur.
Tacir sıfatını haiz olmıyanlar hakkında ticari
örf ve adet, ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde
tatbik olunur.”
Şeklinde açıklanmaktadır.
13.01.2011 tarihinde kabul edilen 6102 sayılı
Yeni Türk Ticaret Kanun’unda da Ticari Örf ve Adet gene 2. Maddede yer
almaktadır. Ve, “ (1) Kanunda aksine bir hüküm yoksa, ticari örf ve
âdet olarak kabul edildiği belirlenmedikçe, teamül, mahkemenin yargısına esas
olamaz. Ancak, irade açıklamalarının yorumunda teamüller de dikkate alınır.(2) Bir
bölgeye veya bir ticaret dalına özgü ticari örf ve âdetler genel olanlara üstün
tutulur. İlgililer aynı bölgede değillerse, kanunda veya sözleşmede aksi
öngörülmedikçe, ifa yerindeki ticari örf ve âdet uygulanır.(3) Ticari örf
ve âdet, tacir sıfatını haiz bulunmayanlar hakkında ancak onlar tarafından
bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde uygulanır.”
Şeklinde açıklanmaktadır.
Açık/Kapalı fatura konusunda Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı’nın görüşü;
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel
Müdürlüğü tarafından İstanbul Ticaret Odası’na hitaben yazılan 03.04.2009 tarih
ve 1879 sayılı yazıda
“Bilindiği üzere, Türk Ticaret Kanununda
'"açık fatura" ve "kapalı fatura" konuları hakkında herhangi bir hüküm
bulunmamaktadır. Bu kavramlar "ticari örf ve adet" hukukunun gelişimiyle
doğmuştur. Buna göre, peşin olan satışlarla veresiye satışları birbirinden ayırt
etmek üzere başlatılan "açık fatura" ve "kapalı fatura" uygulamaları zaman
içerisinde bir örf ve adet kuralı halini almıştır,
Bu kapsamda. Bakanlığımıza yapılan
başvurularda; açık faturadan. fatura bedelinin
ödenmediği, kapalı faturadan ise; fatura
bedelinin ödendiği anlaşılması gerektiği hususundaki örf ve adet talepleri
Bakanlığımızca uygun görülmüştür. Nitekim, Yargıtay'ın bir çok kararında açık
fatura - kapalı fatura kavramı kabul edilmiş, açık faturanın bedelinin
ödenmediğine, kapalı faturanın da bedelinin ödendiğine karine teşkil edeceği
görüşü benimsenmiştir.“ görüşüne yer verilmektedir.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın söz konusu
yazısında belirttiği görüşler çok açık ve hiçbir yoruma ihtiyaç göstermeyecek
kadar netdir. Bakanlık burada Türk Ticaret Kanunu’nun “Örf ve Adet” hükümleri
çerçevesinde konuyu açıklık getirmenin yanında Bakanlığında kendisine yapılan
başvurularda açık faturadan, fatura bedelinin ödenmediği, kapalı faturadan ise
fatura bedelinin ödendiğini kabul ettiği ve bu kendisine yapılan müracaatları
kabul ettiği belirtmektedir.
Yargıtay Kararları;
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin
31.01.2005 tarih ve E: 2004/12416, K: 2005/1100 sayılı kararının özeti şu
şekildedir. “İcra takibine dayanak faturanın incelenmesinde faturanın kapalı
fatura niteliğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Faturanın kapalı olarak
düzenlenmesi, faturaya konu mal ve hizmetin bedelinin tahsil edildiğine karine
teşkil eder. Faturanın kapalı olarak düzenlenmesi ve davalının savunması
birlikte değerlendirildiğinde fatura konusu bedelin ödenmediğini ispat etmek
yükümlülüğünün davacıda bulunduğunun kabulü zorunludur. İspat yükü davacıda
olduğu için de, kendisine ispat yükü düşmeyen davalının teklif ettiği yeminde
hukuki sonuç doğurmaz.”
Kaynak: http://www.diaport.com.tr/PublicPages/DiaDetails.aspx?diaf=0090213_021320051241601100as&vType=0
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin
15.09.1997 tarih ve Esas No: 1997/5184Karar No: 1997/5705 sayılı kararının özeti
şu şekildedir. “ Davacı satıcı, davalı alıcının almış olduğu ekmek bedelini
ödemediğini ileri sürmüş ve davalı da, faturalarla bedelin ödendiğini
savunmuştur. Taraflar delillerini ibraz etmiş ve incelenen belgelerin suret
olduğu anlaşılmıştır. Taraflar bu delillere dayanmış olmasına göre,delillerin
asılları getirtilmeli ve faturaların kapalı olup olmadığı belirlenmelidir.
Kapalı fatura ibrazı halinde, bu faturaların davalı alıcı tarafından ödendiğinin
kabulü gerekir. Aksi halde, yani faturalar açık ise,bu taktirde de, satış
bedelinin ödenmediğinin kabulü ile ispat külfetinin davalıya düştüğünün kabulü
zorunlu olur.”
Kaynak:
http://www.diaport.com.tr/PublicPages/DiaDetails.aspx?diaf=0090211_021119970518405705as&vType=0
- Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin
04.07.2005 tarih ve E: 2004/12464, K: 2005/7503 sayılı kararının özeti şu
şekildedir. “ Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. Davacı, mal sattığını,
ancak bedelinin ödenmediğini savunmuştur. Davalı ise, bedeli ödediğini, bunun
kanıtının da kapalı fatura olduğunu savunmuştur. Kapalı fatura var ise ödemeye
karine teşkil eder. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan yazılı gerekçe ile
davanın reddi hatalıdır.”
Kaynak:
http://www.diaport.com.tr/PublicPages/DiaDetails.aspx?diaf=0090219_021920051246407503as&vType=0
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin
17.03.2003 Tarih ve E: 2002/10276, K: 2003/2400 sayılı kararının özeti şu
şekildedir. Davacı vekili, müvekkili şirketin işleteni bulunduğu aracın,
05.01.2000 - 20.01.2000 tarihleri arasında davalı şirkete konfirme usulüyle
kiralandığını, aracın davalının kiraya verdiği Metin C. isimli şahsın
kullanımında iken maddi hasarlı trafik kazası yaparak hasarlandığını belirterek,
araç hasar bedeli, araç kiralama bedeli, kazanç kaybı tutarı ile değer kaybı
olmak üzere, 2.057.674.000.-TL toplam alacağın olay tarihinden itibaren
işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava
etmiştir. Taraflar arasındaki 102.000.000.-TL'lik araç kira sözleşmesine ilişkin
kiralayan davacı tarafından kiracı davalı adına düzenlenen 07.02.2000 tarihli
fatura kapalı olarak düzenlenmiş olup, ödendiğine karine teşkil etmektedir. Bu
durumda ispat külfeti davacıya düşmekte olup ödenmediğini davacı kanıtlamalıdır.
Mahkemece yukarıda açıklanan husus gözetilerek davacı tarafa söz konusu
faturanın ödenmediği iddiasını ispat olanağı tanınarak sonucuna göre bir karar
verilmek gerekirken, taraf ticari defterlerinin sahipleri leh veya aleyhlerine
delil olma nitelikleri dahi değerlendirilip tartışılmadan, noksan inceleme
sonucu araç kiralama bedelinin de hüküm altına alınması doğru görülmemiştir.
Kaynak :
http://www.diaport.com.tr/PublicPages/DiaDetails.aspx?diaf=0090211_021120031027602400as&vType=0
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun
18.02.2004 tarih E: 2004/11 – 69, K: 2004/91 sayılı kararı yukarıya özetini
aldığımız, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 17.03.2003 Tarih ve E: 2002/10276, K:
2003/2400 sayılı kararı ile ilgili bulunmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
tarafından bozulan karara karşı olarak yerel Mahkeme kararında direnmiştir. Konu
Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gitmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun
18.02.2004 tarih E: 2004/11 – 69, K: 2004/91 sayılı kararının özeti şu şekilde
dir. Taraflar arasındaki araç kira sözleşmesine ilişkin kiralayan tarafından
kiracı adına düzenlenen fatura kapalı olarak düzenlendiğinden, bu durum fatura
bedelinin ödendiğine karine teşkil eder. Bu itibarla ispat külfeti kiralayana
düşmekte olup faturanın ödenmediğini kiralayan kanıtlamalıdır. Ayrıca taraf
ticari defterlerinin sahipleri leh veya aleyhlerine delil olma nitelikleri de
değerlendirilip tartışılmalıdır.
Kaynak :
http://www.diaport.com.tr/PublicPages/DiaDetails.aspx?diaf=0090299_0299200400091as&vType=0
TİCARİ HAYATIMIZDAKİ UYGULAMA
Ticari hayatımızda hala bir açık/kapalı fatura
sorunu devam etmektedir. Müesseseleşmiş, teşkilat yapılarını tamamlamış
firmalarda bu kaidelere uyulmasına karşın, ticari hayatımızın adet olarak
çoğunluğunu oluşturan işletmeler tarafından açık/kapalı fatura konusunda oluşan
bu teamüle uyulmamaktadır.
Ankara Ticaret Odası tarafından alınan ve çok
uzun yıllardır uygulamada bulunan bu teamül kararının hala birçok küçük tacir
tarafından duyulmamış olması,
Küçük sermayeler ile oluşan ve çoğunluğunu tek
şahıs işletmelerinin KOBİ’lerin oluşturduğu ticari dünyanın büyük olması,
Küçük işyeri sahiplerinin ticari hayatın usul ve
kurallarına hakim olmamaları,
Şirketleşmenin oldukça yaygın olmasına karşın, bu
şirketlerin de gene küçük işletmeler görünümünden kurtulmamış olması,
Ticari hayatın çoğunluğunu oluşturan işletmelerin
müstakil muhasebe düzenlerinin bulunmaması nedeni ile faturaları kendilerinin
düzenlemeleri,
Ticari hayatımızı oluşturan işletmelerin aile
işletmesi hüviyetinden kurtulmamış olmaları dolayısıyla müesseseleşmemiş
olmaları,
Gibi birçok sebep açık/kapalı fatura düzeninin
oturmamasına etken olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.
Bu uygulamanın ticari hayatta oturmaması
sonucunda küçük işletme sahipleri, KOBİ görünümünde ki firmalar çok büyük
zararlara uğramaktadır.
Mahkemelerimizde çok fazla açık/kapalı fatura
sorunundan doğan davalar bulunmaktadır. Yukarıya aldığımız birkaç Yargıtay
Kararında da bu husus açıkça belli olmaktadır.
SONUÇ
Yukarına belirtmiş olduğumuz
- Ankara Ticaret Odasının 1948 tarihli
teamül kararı,
- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın
İstanbul Ticaret Odası’na hitaben yazdığı 03.04.2009 tarih ve 1879 sayılı yazı,
- Yargıtay’ın açık /kapalı fatura ile
ilgili kararları
Doğrultusunda ,
Bir faturanın tanzimi sırasında fatura sahibinin
veya yetkilendireceği kişinin faturanın üst kısmını imzalaması ve damgalaması
durumunda bu faturanın ödenmemiş fatura olduğu ve açık fatura olarak
nitelendirildiği,
Bir faturanın tanzimi sırasında fatura sahibinin
veya yetkilendireceği kişinin faturanın alt kısmını imzalaması ve damgalaması
durumunda bu faturanın ödenmiş fatura olduğu ve kapalı fatura olarak
nitelendirildiği,
Hususu oturmuş olup uygulamada da geçerlidir.
Ancak bu hususlar yurdumuzun her yerinde ticaret
ile uğraşanlar tarafından duyulmamış ve tam anlamı ile uygulanmamaktadır.
Yapılması gereken açık / kapalı fatura ayırımının
bütün ticari kesimlere duyurulması ve uygulanmasının sağlanmasıdır.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem
yapılacaktır.)