YAZARLARIMIZ
Ozan Uslu
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bilim Uzmanı
info@uslumusavirlik.com



Vergi Adaleti

Atalarımız konuşmayı dedikodu yapmak, yazıyı vergi toplamak için buldular.

Tarım Devriminin hemen öncesinde çok karmaşık topumlar gelişmeye başladığında çok önemli ve yeni bir bilgi türü ortaya çıktı.  Sayılar.

Avcı ve toplayıcı topumlar çok büyük miktarda matematiksel veriyi saklama gereği duymamışlardı. Hiçbir avcı toplayıcının, mesela ormanda her ağaçta kaç meyve olduğunu bilmesi gerekmiyordu. Ancak büyük bir krallığı idare etmek için sayılar hayati önem taşıyordu; yasalar çıkartmak ve koruyucu tanrılar hakkında hikayeler anlamak yeterli değildi, vergilerin de toplanması gerekiyordu. Yüz binlerce kişilik bir nüfusu vergilendirmek için insanların meslekleri ve gelirleri hakkında bilgi toplamak; yapılmış ödemeleri, bakiyeleri, borçları, cezaları ve indirimleri ve istisnaları belirlemek gerekiyordu. Tüm bunlar, saklanıp işlenmesi gereken milyonlarca ufak tefek veri ortaya çıkardı. Böyle bir veri depolama ve işleme kapasitesi olmadan devlet, elindeki kaynakların neler olduğunu ve daha başka hangi kaynaklarını işletebileceğini asla bilemezdi. Bu miktarda bilgiyi hafızasında tutmaya çalıştığında çoğu insanın beyni ya aşırı yüklenir ya da uykuya dalar.

Belirli bir toplumda insan ve mülk miktarı kritik bir eşiği geçtiğinde büyük miktarda matematiksel veriyi depolama ve işleme ihtiyacı doğdu, insan beyni bunu yapamayacağı için de sistem çöktü.

Sorunun üstesinden gelmeyi ilk başaranlar Güney Mezopotamya’da yaşayan Sümerlilerdi.

MÖ 3.500 le 3.000 yılları arasında bazı Sümerli dehalar, bilgileri beyinleri dışında bir yerde tutmak ve işlemek için uygun bir sistem icat ettiler. Böylece toplumsal düzenlerini insan beyninin sınırlarından kurtarıp büyük şehirlerin, krallıkların ve imparatorlukların önünü açmış oldular.  Sümerliler tarafından yaratılmış bu veri sistemine YAZI diyoruz.

Tarihteki ilke metinler felsefi bir düşünce, şiir, efsane, yasa hatta savaş zaferinden bile değil, vergi ödemelerinden, borç birikimlerinden ve mülkiyet sahipliğinden bahseden sıkıcı ekonomik belgelerdi.

Yani atalarımız  “konuşmayı dedikodu yapmak için ( buna bir gün değiniriz) yazıyı ise muhasebe kaydı tutmak ve adil vergi toplamak için”  bulmuşlardır demek çok da yanlış olmayacaktır.

Muazzez İlmiye Çığ, “Sümerli Şair Ludingirra’nın Öyküsü” adlı kitabında Sümerler ’in evlenme, boşanma ve ölümden bile vergi aldıklarını anlatmakla kalmıyor, bir Sümer tabletinde şu uyarının yapıldığını yazıyor:

 “Bir beyiniz, bir kralınız olabilir; ancak asıl korkulacak olan bir vergi memurudur.”

Vergilendirmede Kanunilik ve Adalet;

Arapça bir sözcük olan hukuk “haklar” anlamına gelir. Toplumun genel yararını sağlamak için konulan ve kamu gücüyle desteklenen kaide, hak ve kanunların bütünüdür.

Vergi hukuku, hukukun bir bütünü içerisinde yer alır ve onun bir dalını oluşturur.

Vergi, devlet veya vergilendirme yetkisine sahip kamu tüzel kişilerince, egemenlik gücüne dayanılarak, mali, ekonomik, sosyal ve siyasi amaçlarla, yükümlülerden mali güçlerine göre, bireysel karşılığı olmaksızın, kanunlara uygun olarak ve hukuki cebir altında alınan parasal ödemelerdir

İngiliz Kralı John Fransızlara kaybettiği toprakları geri almak için orduyu güçlendirmek ister. Bunun için de mali yapının sağlamlaştırılması gereklidir.  Bu sebeple vergileri arttırır. 1214 de Fransa Kralı II. Philip’le girdiği savaşı kaybeder. Savaş sonrası İngiliz soyluları krala Büyük Özgürlük Belgesini (Magna Carta Libertum) imzalatırlar.

Tarihteki ilk demokrasi belgesi olan Magna Carta da en önemli 3 madde şunlardır;

  • hiçbir hür insan, yürürlükteki kanunlara başvurulmaksızın tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez veya herhangi bir şekilde yok edilemez.
  • adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir hür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz
  • kanunlar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan meydana gelen bir kurula danışılmadan, haciz yoluyla veya zor kullanılarak toplanılamaz

Vergilerin belirli bir düzene bağlanmasını sağlayan bu belge  “vergilemede kanunilik ” ilkesinin referans noktası niteliğindedir.

Osmanlı devletinde şer’i vergiler (zekat, öşür, haraç, cizye) yanında padişahın sınırsız vergilendirme gücüne dayanarak koyduğu “örfi vergiler” vardı. 1804 yılında Magna Carta’ya benzerlik gösteren “sened-i ittifak” ile padişahın vergilendirme gücü ayanlar yararına sınırlandırıldı.

1856 da ilan edilen “ıslahat fermanı” ve “1875 de ilan edilen “adalet fermanı” ile vergilendirme konusunda padişah belli ilkelere uyma sözü vermiştir. 1876 da “kanun-u esasi” yasaya dayanmadıkça vergi ve diğer mali yükümlülükler konulmasını yasaklıyordu.

Kapitülasyonlar ve dış borçlanmalar yüzünden devlet giderek mali egemenliğini yitirmiş, bunun sonucu önce 1881 yılında “muharrem kararnamesi” ile bazı vergilerin tarh ve tahsil yetkileri alacaklı temsilcilerinden oluşan ve devlet içinde ikinci bir maliye bakanlığı gibi görev yapan “duyunu Umumiye idaresi”ne verilmiştir. Daha sonra 1920 yılında imzalanan Sevr anlaşması ile diğer gelirlerde Fransız, İngiliz ve İtalyan’lardan oluşan “mali komisyona” bırakılarak mali egemenlik tümüyle kaybedilmiştir.

Türkiye mali egemenliğini Lozan anlaşması (1923) ile yeniden kazanmış ve 1949-1950 yılında “Gelir Vergisi”, “Kurumlar Vergisi” ve “Vergi Usul” kanunları kabul edilmiştir. 1953 de “Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Kanunu” çıkarıldı. Bu tarihten sonra en önemli vergi uygulaması, 1985 yılında uygulanmaya başlayan “Katma Değer Vergisi”dir.

Anayasamızın Vergi Ödevi başlıklı 73. Maddesi aşağıdaki gibidir.

Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Buna maddeye göre anayasal vergilendirme ilkeleri;

  • Vergi gelirlerinin kamu giderlerinin karşılığı olması ilkesi,
  • Vergi adaleti ilkesi,
  • Vergilerin kanuniliği ilkesi

Yani; a- Vergi ödemek ödevdir, b- herkes bu ödevi mali gücüne göre yerine getirir ve c- vergi yükü adil dağıtılmalıdır.

Vergi adaletinin temel ilkesi vergi yükünün mükelleflere adil ölçülerde dağılımıdır.  Bu doğrultuda ana prensip çok kazanandan çok, az kazanandan az, hiç kazanamayan hatta sadece temel fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak kadar kazanandan hiç vergi alınmaması olmalıdır.

Vergileri dolaylı vergiler ve dolaysız vergiler olmak üzere iki ana guruba ayırabiliriz.

Dolaysız vergiler vergi mükellefi tarafından aracısız olarak devlete ödenir. Dolaylı vergiler ise mal ve hizmetin fiyatı üzerinde eklenerek tüketiciden alınır.

Bir ülkenin toplam vergi gelirlerinin dolaylı – dolaysız vergiler arasındaki dağılımı, o ülkede uygulanan vergi politikasının ne kadar adil olduğunun göstergesidir. Dolaylı vergilerin payı ne kadar yüksekse vergilendirmedeki adalet o kadar düşük demektir.

Dolaylı vergilerin vergi geliri içerisindeki payının yüksek olması iki ana sebepten kaynaklanabilir. Birincisi ekonomik faaliyetlerin büyük bölümünün kayıt dışı olarak gerçekleşmesidir. Gelir ve kurumlar vergisi gibi dolaysız vergiler yeterli ölçüde alınamadığı için toplamda dolaylı vergilerin oranı yüksek olur. İkincisi ise KDV ve ÖTV gibi dolaysız vergilerin oranı yüksektir. 

OECD ülkelerinde dolaylı vergilerin vergi geliri içerisindeki payı % 30’larda iken ülkemizde % 60’lardadır.

Dolaylı vergiler gelir durumu göz önüne alınmaksızın tüm tüketiciler tarafından ödenir. O mal ya da hizmeti tüken, gelir düzeyi en düşük olan ile gelir düzeyi en yüksek olan kişi aynı vergiyi öder. Genellikle tüketici bu vergiyi ödediğinin farkında bile değildir. Vergi yükseldiğinde tüketilen şeyin fiyatı artar.

Dolaylı vergilerdeki artışın kırılma noktası vardır. Vergi artışı belirli bir noktaya kadar vergi gelirine müspet etki eder. Ancak belirli noktadan sonra kayıt dışılığa yol açar. Kaçak içki, kaçak sigara satışındaki yaygınlık bu duruma örnek teşkil eder.

Ülkemizde 2018 yılında vergi gelirlerinin (tahsilat) dağılımı aşağıdaki gibidir.

 (BİN TL)

TUTAR

ORAN

VERGİ GELİRLERİ  TOPLAMI

738.180.401

100,00

GELİR VERGİSİ

175.420.074

23,76

KURUMLAR VERGİSİ

84.132.155

11,40

VERASET VE İNTİKAL  VERGİSİ

968.549

0,13

MOTORLU TAŞITLAR  VERGİSİ

12.887.066

1,75

DAHİLDE ALINAN KDV

128.359.938

17,39

ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ

135.133.359

18,31

BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ  VERGİSİ

18.195.918

2,46

ŞANS OYUNLARI  VERGİSİ

1.155.080

0,16

ÖZEL İLETİŞİM  VERGİSİ

3.447.265

0,47

GÜMRÜK VERGİLERİ

15.734.432

2,13

İTHALDE ALINAN KDV

122.301.655

16,57

DİĞER DIŞ TİCARET GELİRLERİ

707.582

0,10

DAMGA VERGİSİ

17.381.264

2,35

HARÇLAR

22.157.348

3,00

BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAYAN  VERGİLER

198.716

0,03

Gelir ve kazanç üzerinden alınan vergilerle mülkiyet üzerinden alınan vergiler toplamının tüm vergi geliri içerisindeki payı % 37dir.

2018 yılı vergi gelirleri içerisinde Kurumlar Vergisinin payı % 11,40 tır. Kurumlar Vergisinin büyük çoğunluğunu içerisinde bankalar vb’lerin bulunduğu büyük şirketler ödemektedir.

2017 yılında ödenen Kurumlar Vergisinin % 40,7 sini en çok vergi ödeyen ilk 100 şirket ödemiştir.

Gelir Vergisinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı %23,76’dır.  Gelir Vergisinin %94’ünü kesinti suretiyle toplanmakta ve çok büyük kısmı ücretliler tarafından ödenmektedir.

4760 Sayılı Kanun ile 12.06.2002 yılında vergi mevzuatımıza giren Özel Tüketim Vergisi  % 18,31’lik pay ile vergi gelirlerinde önemli bir yer tutmaktadır.

Söz konusu kanunun genel gerekçesinin ilk paragrafı şöyledir;

“Tüketim vergileri, tüm mal ve hizmetler üzerinden alınan katma değer vergisi ve benzeri genel tüketim vergileri ve sadece belirli bazı mallan konu edinen özel tüketim vergileri olarak ikili bir yapı göstermektedirler. Dünya uygulamalarına bakıldığında, genel tüketim vergileri yanı sıra sözü edilen özel tüketim vergilerinin, bir yandan gelir toplama diğer yandan ise tüketicilerin harcama kalıplarını etkileme açısından giderek önem kazandığı ve bu türden vergilerin toplam vergi hâsılatları içerisinde önemli bir yer tutmaya başladığı görülmektedir. İyi tasarlanmış özel tüketim vergileri ile fiskal amaçların sağlanması yanı sıra enerji tasarrufundan taşımacılığa ve çevreye kadar çok geniş bir alanda tüketici tercihleri etkilenebilmektedir.”

Yani Özel Tüketim Vergisi özel tüketilen “lüks” ürünler için çıkarılmıştır.

Yazımıza son vermeden bu özel ürünlerden bazılarını sıralamak isterim.

“Limonata ve meyve suları, meyve nektarları, meyveli içeceklerenerji içecekleri, sporcu içecekleri, soğuk çay, soğuk kahve,  makaron, güneş kremi, tıraş köpüğü”

Yine 2019 senesinde cep telefonunun ne denli özel olduğu tartışmaya açıktır diye düşünüyorum.

Son söz yerine;

En genel anlamıyla vergilemede adalet, vergi yükünün toplumca uygun ve kabul edilebilir biçimde dağılımını ifade eder.

Adaletli bir vergi veya vergi sistemi hem yatay hem de dikey adalete uygun olmalıdır.

Benzer durumda olan kişilerin eşit işleme tabi tutulması yatay adalet, benzer durumda olmayan, farklı koşullar altındaki kişilere, farklılıkları ölçüsünde işlem yapılması ise dikey adalet şeklinde nitelendirilmektedir.

Alman, şair, yazar ve filozof Friedrich NOVALİS’in “  İnsan vergisini, sevgilisine bir buket çiçek uzatıyor gibi ödeyebilmelidir” sözünde kast ettiği gibi gönüllü vergi uyumunun arttığı güzel günler dilerim.

23.09.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM