YAZARLARIMIZ
Okan Coşgun
Yeminli Mali Müşavir
Eski Hesap Uzmanı
okancosgun@corpusymm.com



Sermaye Tamamlama Fonuna Yönelik Yeni Düzenlemenin Değerlendirilmesi

1. Sermaye Tamamlama Fonu’nun Niteliği

Sermaye şirketlerinde, işletmenin bulunduğu ticari faaliyetler sonucu ortakların koyduğu sermayenin bir kısmı veya tamamı doğan zarar sebebiyle eriyebilmektedir. Bu gibi durumlarda, işletmelerin karar organları tarafından ne tür önlemler alınması gerektiğiyle ilgili düzenlemelere Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesinde yer verilmiştir. Anılan maddenin uygulanmasına ilişkin 15.09.2018 tarihli  Resmi Gazetede yayımlanan TTK’nın 376’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Tebliğ ile düzenlemeler yapılmıştır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesinin 2’nci fıkrasına göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona ermektedir.

15.09.2018 tarihli TTK Tebliği’nin 9’uncu maddesine göre, sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Anılan düzenlemeye göre,  “Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.…

Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir.”

Yapılan ödemeler borç veya sermaye değildir. Aslında sermaye tamamlama fonu, ortaklara dağıtılamayan veya sermayeye ilave edilemeyen, sadece teknik iflas halinden kurtulmak için yaratılan bir donuk hesaptır. Bu haliyle, işletmeye ortaklar tarafından konulan herhangi bir fon tutarından ayrıksı hükümler içermektedir.

Görüleceği üzere, sermaye tamamlama fonu şeklinde şirkete ortaklar tarafından yapılan kaynak aktarımı alalade bir fon koyma işlemi olmayıp, bir takım usuli işlemlerin yanı sıra fonun kullanımına dair kısıtlamaları da içinde barındırmaktadır.

Gerek sermayenin tamamlanması ve gerekse sermayenin arttırılması durumunda, ortaklar tarafından işletmeye kaynak aktarımı yapılmaktadır. Temel fark, sermayenin tamamlanmasında mevcut ödenmiş sermayenin %50’si korunmaya çalışılırken, sermayenin arttırılmasında mevcut sermaye ile yeni eklenecek sermayenin toplamının %50’sinin korunması esastır. İşte bu sebeple, daha düşük bir bedelle teknik iflas halinden kurtulmak için işletmeler, sermayenin tamamlanmasını tercih edebilmektedir.

2. Sermaye Tamamlanması Fonuna Yönelik Vergi İdaresi’nin Bakış Açısı

İnceleme elemanları, yaptıkları incelemelerde “Zarar Telafi Fonu”, “Sermaye Tamamlama Fonu” veya başka adlar altında gelen tutarların TTK’nın aradığı belli prosedüre uyulmadan rasgele yapılan ödemeler olduğu ve öz kaynak hesabında takip edilmek yerine gelir olarak dikkate alınması gerektiğini belirtmişlerdir. İnceleme elemanları, bu gibi ödemelerle ilgili TTK’daki boşluktan da faydalanmış ve aktarılan tutarları öz sermayenin bir cüzi değil bir gelir unsuru olarak değerlendirmişlerdir.

Tanzim edilen Raporlarda; yurt içindeki firmanın zarar etmesine rağmen faaliyetine devam etmesindeki amacın, yurt dışında bulunan ana firmanın bu şirket aracılığıyla Türkiye piyasasına satış yapması ve kazanç elde etmesi olduğu sonucuna varılarak, aktarılan tutarlar, yurt içindeki işletmenin sunduğu pazarlama faaliyetinin karşılığı olarak değerlendirilmiştir. Aslında Fon olarak aktarılan tutarlar, işletmenin yurt dışındaki firma lehine yaptığı pazarlama hizmeti nedeniyle mahrum kaldığı kazanç olarak nitelendirilmiştir. Bu bağlamda, kurumlar vergisi ve KDV eleştirileri yapılmıştır.

Belirtmek gerekir ki, Zarar Telafi Fonuna yönelik tarhiyatlar kimi zaman transfer fiyatlandırması eleştirisinin ikamesi olarak kullanılmıştır. Fon tutarını aktaran firmayla yapılan işlemlerde emsal fiyat mukayesesi yapmak yerine Fon şeklinde gelen tutarlar, ortak lehine yapılan işlemler nedeniyle mahrum kalınan kazanç olarak dikkate alınmıştır.

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen 01.06.2012 tarih ve 11 sayılı özelgede; “Sermaye tamamlama fonunun ödendiği iştirakin ise söz konusu tutarların sermayeye ilave edilmemesi ve vergi mevzuatında bir istisna hükmü bulunmaması nedeniyle, bu tutarları kurum kazancına dâhil etmesi gerekmektedir.” değerlendirmesine yer verilmiştir. Bu ifadenin mefhum-u muhalifinden, sermaye tamamlama fonunun sermayeye ilave edilmesi veya doğrudan sermaye arttırımı yapılması halinde, aktarılan tutarın kurum kazancıyla ilişkilendirilmeyeceği sonucu çıkmaktadır.

Söz konusu özelgenin gerekçesi ise, özelge metninde şu şekilde ifade edilmiştir: Türk Ticaret Kanununda zarar telafisi fonu ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı gibi bu ad altında yurt dışından gelen paraların yedek akçe olarak kabul edileceğine dair bir hüküm de bulunmamaktadır.”

3. TTK Tebliği’nin Vergi İdaresi’nin Görüşleri Kapsamında Değerlendirilmesi

Bahsedilen tarihsel gelişmelerin tamamı 15.09.2018 tarihli TTK Tebliği’nin yayımlanmasına kadarki sürece ilişkindir. Zira TTK Tebliği’ne kadar, teknik iflas halinden kurtulmak için sermayenin tamamlanması kapsamında aktarılan tutarların öz sermayenin bir cüzi olduğuna dair bir düzenleme bulunmamaktaydı. Nitekim, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen özelgede de bu duruma işaret edilmiştir.

Vergi İdaresi TTK’nın alanına müdahil olup, aktarılan tutarlar için re’sen tanımlama yapma gereğinde bulunmamıştır. Bunun yerine, aktarılan tutarın karşılıksız olmasından hareketle gelir olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bir farkla, aktarılan tutarların sermayeye ilave edilmesi halinde, TTK’nın tanımladığı şekilde bir öz sermaye unsuru doğduğundan vergi idaresi de verdiği özelgede bu gibi durumlarda aktarılan tutarların kurum kazancına ilave edilmemesi gerektiğine hükmetmiştir.

Böylece, TTK Tebliği’ndeki düzenlemenin ardından, sermaye tamamlama fonuna yönelik hukuki boşluk ortadan kalkarken, artık fon şeklinde gelen tutarların hizmet karşılığı elde edilen bir gelir değil, işletme sahipleri tarafından işletmeye konulan değerin karşılığı olduğu ve bu sayede öz sermayenin bir cüzi olduğunu belirtmek mümkün hale gelmiştir.

Bu durumun doğal sonucu ise, sermaye tamamlama fonu şeklinde gelen tutarların işletme sahipleri tarafından işletmeye konulan bir değer olmasından hareketle GVK’nın 38’inci maddesi gereği kurum kazancına dahil edilecek bir gelir unsuru olmadığı ve herhangi bir hizmetin karşılığı olmadığından KDV’ye tabi tutulmaması gerektiğidir. Yani, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın sermaye tamamlama fonuna yönelik görüşündeki gerekçesi ortadan kalktığından artık yeni bir değerlendirme yapılması gereği ortaya çıkmıştır.

4. 7394 Sayılı Kanunla Yapılan Düzenleme

7394 sayılı Kanun’la sermaye tamamlama fonu şeklinde aktarılan tutarların kurumlar vergisinden istisna olduğuna dair düzenleme yapılmış ve TBMM tarafından Kanun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanı’na gönderilmiştir.. Hatırlatmak gerekir ki, bu istisna, alalede şekilde oluşturulan fonlar için değil, TTK Tebliği’nde tanımlanan bir takım usuli şartlara ve kısıtlamalara tabi olarak eklenen fon tutarları içindir. Nitekim, ilgili maddenin gerekçesinde, doğrudan sermaye tamamlama fonuna ilişkin TTK Tebliği’nde yer alan kısıtlamalara ve düzenlemelere atıf yapılmıştır. Bunun dışında, işletmeye aktarılan fon tutarlarının benzer eleştirilerle karşılaşma ihtimali hala mümkündür.

Söz konusu düzenleme Kanun hükmüyle yapıldığı için ve Kanun da yayım tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği için, Kanun’un yayım tarihinden önce TTK Tebliği’nde tanımlanan şekilde işletmeye fon şeklinde aktarılan tutarların istisnaya tabi olup olmayacağı hususu tartışmaya açılmaktadır. Yani, sermaye tamamlama fonu şeklinde işletmeye aktarılan tutarlar kurumlar vergisine tabiymiş de, yeni Kanuni düzenleme sayesinde kurumlar vergisinden istisna kılınmış.

5. Kanuni Düzenleme Öncesinde Sermaye Tamamlama Fonu Şeklinde Yapılan Aktarımlar İstisna Kapsamı Dışında mıdır?

Baştan belirtmek gerekir ki, herhangi bir yeni düzenleme yapmaya gerek olmaksızın, TTK Tebliği sonrası, Tebliğde belirtilen şekildeki sermaye tamamlama fonu olarak yapılan aktarımların kurumlar vergisine tabi olmadığı düşünülmektedir. Zira TTK Tebliği sonrası,  teşebbüs sahibi tarafından işletmeye ilave edilen bir öz sermaye unsuru olduğu tescillenen fon bedelinin GVK’nın 38’inci maddesi kapsamında kurumlar vergisi matrahına dahil edilmemesi gerekir. O yüzden, daha önce Vergi İdaresi’nin özelge marifetiyle yorum şeklindeki bir uygulamasını bertaraf etmek için Kanunla düzenleme yapmaya gerek var mıydı sorusu akla gelmektedir. Yeni bir Tebliğ ile bu durum halledilemez miydi?

Anayasa’nın 73’üncü maddesi gereği, vergi mevzuatında istisnalar Kanunla konulmaktadır. Anayasa’nın amir hükmünden dolayı, yeni düzenleme Kanunla yapılmış  olabilir. Fakat, burada, klasik anlamda bildiğimiz şekilde bir istisna uygulaması bulunmamaktadır. Şöyle ki, sermaye tamamlama fonu bir gelir unsuru değil, teşebbüs sahibi tarafından işletmeye konulan değerdir. İşte bu sebeple, yeni düzenleme, KVK’nın “İstisnalar” başlığını taşıyan 5’inci maddesinde değil, “Safi Kurum Kazancı” başlığını taşıyan 6’ncı maddesine eklenmiştir.

Nitekim, KVK’nın 6’ncı maddesindeki atıfla, GVK’nın 38’inci maddesi gereği teşebbüs sahibi tarafından işletmeye konulan unsurlar safi kurum kazancının hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır. Kanuni düzenlemeye gerek olmaksızın, Vergi İdaresi, Tebliğ düzenlemesiyle, sermaye tamamlama fonu için bu şekilde bir tanımlama yapabilirdi.

Vergi İdaresi tarafından verilen özelgelerde de kabul edildiği üzere, alalede aktarılan bir fonun sermayeye ilave edilmesi halinde, söz konusu tutar kurumlar vergisine tabi olmamaktadır.  Yani, en başta veya daha sonra TTK tarafından tanımlanan bir öz sermaye hesabı (örneğin sermaye) içine dahil edilen kaynak aktarımı artık gelir unsuru olarak kabul edilmemekte, kurumlar vergisine tabi olmamaktadır.

Öte yandan, burada bahsi geçen fon (sermaye tamamlama fonu), TTK Tebliği’nde tanımlandığı üzere, sermaye ilave edilemeyen, işletme ortakları tarafından çekilemeyen donuk bir öz sermaye hesabıdır. Yani, bu fon tutarının sermayeye ilavesi teknik olarak mümkün olmadığı gibi, işletmeden çekilmesi de söz konusu olamaz. Fakat, sermaye tamamlama fonunun 15.09.2018 tarihinden itibaren, belirtilen usuli şartlar ve kısıtlamalar dahilinde öz sermaye hesabı olarak tanımlandığı aşikardır.  

Kaldı ki, taşıdığı özellikler itibariyle, sermaye tamamlana fonu, sermayeden daha fazla işletmeye özgülenmiş gözükmektedir. Öyle ki, sermayenin kar payı şeklinde bir karşılığı olup, istenildiği zaman azaltım yoluyla ortak tarafından geri alınabilme şansı varken; bu fonun ne karşılığı bulunmaktadır, ne de ortaklara iadesi mümkündür.  O yüzden, Vergi İdaresi’nin diğer şekillerde işletmeye aktarılan ve sermayeye eklenebilen fonlar için yaptığı yorumun, sermayeye ilavesi teknik olarak mümkün olmayan sermaye tamamlama fonları için de geçerli olması gerekir.

Nitekim, Vergi İdaresi tarafından verilen özelgelere göre, zarar telafi fonunun, sermayeye ilave edilmemesi halinde kurumlar vergisine tabi olmasının sebebi, TTK’da buna yönelik bir tanımlama yapılmamış olmasıdır. Oysa, 15.09.2018 tarihli Tebliğle bu tanımlama yapılarak, fonun öz semayenin bir cüzi olduğu kabul edildiğine göre, artık Vergi İdaresi’nin bu konudaki görüşünün de değişmesi şarttır. Aksi bir yorum veya uygulama, TTK Tebliği’nin hiçe sayılması ve Vergi İdaresi’nin kendi yorumlarının inkarı anlamına gelecektir. Söz konusu durum, yeni Kanuni düzenlemeden önce, TTK Tebliği’nin yayımlandığı tarihten beri bulunmaktadır.

Vergi İdaresi, vermiş olduğu özelgelerde, sermaye tamamlama fonu şeklindeki işletmeye ortaklar tarafından yapılan aktarımların hizmet karşılığı olduğundan bahisle KDV’ye tabi olması gerektiğini belirtmiştir. Yeni Kanuni düzenleme sadece kurumlar vergisi istisnasını içermektedir. Oysa ki, KDV açısından herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. O halde, sermaye tamamlama fonu olarak aktarılan tutarlar için KDV eleştirisinin halen cari olduğunu söylemek mümkün müdür? Tek kelimeyle “değildir!”.

TTK Tebliğinde de belirtildiği üzere, bilanço açıklarının kapatılması için sermaye tamamlama fonu şeklinde yapılan ödemeler herhangi bir mal veya hizmet karşılığı değildir, zira karşılıksızdır. Bu sebeple, anılan düzenleme kapsamında aktarılan tutarlar için KDV hesaplanmasına gerek bulunmamaktadır. Vergi İdaresi’nin özelgeleri ortadayken, sermaye tamamlama fonu şeklinde yapılan aktarımları KDV’nin konusu dışına çıkaran unsur, TTK Tebliği’ndeki fonun karşılıksız olduğuna dair belirlemedir. Tam da bu sebeple, Vergi İdaresi, TTK Tebliği’ni hiçe sayamaz. TTK Tebliği, vergi mevzuatı karşısındaki etkisini yayımlandığı tarihten itibaren göstermektedir.

O halde, sermaye tamamlama fonu şeklinde yapılan kaynak aktarımının, işletme ortakları tarafından işletmeye karşılıksız konulan bir öz sermaye kalemi olduğu açıktır. Bu haliyle, bir kanuni düzenlemeye gerek olmaksızın, GVK’nın 38’inci maddesi gereği  bu fon kurumlar vergisine tabi olmadığı gibi, karşılıksız olmasından hareketle KDV’ye de tabi değildir.

Bu sebeplerle, Kanuni düzenleme öncesinde de, 15.09.2018 tarihinden sonra, TTK Tebliği’nde bahsedilen şekilde oluşturulan sermaye tamamlama fonları kurumlar vergisi matrahına dahil edilmemeli ve KDV’ye tabi olmamalıdır.

6. Diğer Hususlar

6.1. Sermaye Tamamalama Fonunun Nakit Sermaye Teşviki Karşısındaki Durumu

Sermaye tamamlama fonu olarak aktarılan tutar ticaret siciline tescilli nakit sermaye artışı olmadığından, KVK’nın 10’uncu maddesinde yer alan nakit sermaye teşvikinden faydalanmak mümkün değildir. Fon, sermayeye de ilave edilememektedir. Esasında, Ticaret Bakanlığı’nın bu durumu yumuşatacak bir düzenleme yaparak fonun sermayeye ilavesine izin vermesi yerinde olacaktır. Böyle bir ihtimalin varlığında nakit sermaye teşvikinden yararlanabilme hususu tartışılabilir hale gelecektir.

6.2. Fon Aktarımı Yapan Ortak Aktarılan Kaynağı Gider/Maliyet Kaydedebilir mi

Sermaye Tamamlama Fonu, Türkiye’deki ortak tarafından aktarıldığında, sermayede vukua gelen eksilmenin tamamlanması mahiyetindedir. Nitekim, sermaye avansı olarak da değerlendirilememektedir. Bu kapsamda, fon bedeli, sermayeye ilave edilemediği müddetçe, iştirak hisselerinin alış bedeline dahil edilmeksizin KKEG olarak dikkate alınmalıdır. Gerçek kişi ortak açısından ise, sermayeye ilave edilmediği müddetçe, fon bedeli alış bedeli içerisinde değerlendirilemeyecektir.

6.3. Fonun Geçmiş Yıl Zararlarına Mahsubu

Fon tutarının geçmiş yıl zararından mahsup edilebilirliği konusunda bir kısıt olmadığından, bu işlemin yapılmasında sakınca olmamalıdır.

6.4. Ortaklara Borçlar Hesabı Sermaye Tamamlama Fonu Kapsamında Değerlendirilebilir mi?

Yeni TTK Tebliği’nin 9’uncu maddesine göre, sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Bu bağlamda, ortaklar tarafından bilanço açıklarının kapatılması için işletmeye nakit şeklinde bir aktarım yapılması gerekmektedir.

Öte yandan, İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nün 27.09.2013 tarihli ve 7326 sayılı Genelgesinde; ortaklara borçlar hesabının sermayeye ilavesi ayni sermaye artışı olarak nitelendirilmiş, fakat alacağın varlığının YMM raporuyla tespitinin yapılabileceğine değinilerek, bilirkişi tarafından hazırlanacak raporun mutlak şart olmadığı kabul edilmiştir. Nitekim, bu sebeple, ortaklara borçlar hesabının kullanılması sebebiyle yapılacak sermaye artışları vergi uygulamasında nakdi sermaye artışı olarak dikkate alınmamaktadır.

Ancak, ortaklara borçlar hesabının, tevsik edilmesi kaydıyla nakit olduğunun tespiti mümkündür. Kaldı ki, teknik iflas halindeki işletmede yer alan ortaklara borçlar hesabı büyük ihtimalle örtülü sermaye kapsamındadır. Vergi uygulamasında zımnen öz sermeyenin bir unsuru sayılan bu tutar böylece bilançoda gerçekten ait olduğu bölüme aktarılacak ve öz sermayenin bir parçası haline gelecektir. Karşılıksız hale geldiği için üzerinden faiz hesaplanmasına da gerek kalmayacak ve vergi güvenlik müessesesinin amacına da ulaşılmış olunacaktır.

Bu haliyle, kaynağı nakit olan ortaklara borçlar hesabının söz konusu düzenlemeden yararlandırılması gerekir. Bu konuda, Vergi İdaresi’nin muhakkak bir düzenleme yaparak, tereddütleri gidermesinde fayda bulunmaktadır.

6.5. Sermaye Tamamlama Fonu Düzenlemesine Aykırı Davranışların Yaptırımı

TTK’nın ilgili hükmü gereği, sermaye tamamlama fonu, sermayeye ilave edilemediği gibi, işletmeden de çekilememektedir. Peki, sermaye tamamlama fonu, sermayeye ilave edilir veya işletmeden çekilirse, kurumlar vergisi istisnası ve KDV konusunda nasıl bir sonuç ortaya çıkacaktır?

Sermaye tamamlama fonu konusunda, gerek vergi incelemelerinde gerekse Gelir İdaresi Başkanlığı özelgelerinde, fon olarak aktarılan tutarın hizmet karşılığı olduğundan bahisle KDV hesaplanması gerektiği eleştirileri yapılmıştır. Öte yandan, söz konusu hizmet, somut bir şekilde ortaya koyulamamış, pazarlama hizmeti sunulduğu varsayımına dayandırılmıştır. Bu konuda Danıştay da benzer görüşü benimsemiştir.

Yeni TTK Tebliğiyle beraber, ortak tarafından işletmeye aktarılan fon, mal veya hizmet karşılığı olmadığı için KDV’ye tabi değildir. Söz konusu fonun sermayeye ilave edilmesi veya işletmeden çekilmesi durumu değiştirmez. Şarta bağlı olmayan işlemlerde, vergiye ilişkin yükümlülükler vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği andaki duruma göre değerlendirilmelidir. Ortak tarafından ilk kez fona aktarım yapıldığında, yapılan işlem mal veya hizmet karşılığı değilse, bu fonun sermayeye ilavesi veya işletmeden çekilmesi, fonun mal veya hizmet karşılığı olmasına neden olmaz. Yani, halen işlem KDV’nin konusuna girmemektedir. Burada, şarta bağlı bir KDV istisnası da söz konusu değildir.

Sermaye tamamlama fonu sermayeye ilave edilirse, Vergi İdaresi’nin özelgelerinde benimsediği görüşe göre, fon bedeli kurumlar vergisine tabi olmayacaktır. Ticaret sicilin fonun sermayeye ilavesine izin verip vermeyeceği ayrı bir tartışma konusu olup, ticaret sicilin uygulama alanındadır.

Sermaye tamamlama fonu, işletmeden çekilirse ise, ortak aktardığı kaynağı işletmeden iade almış olacaktır. Yapılan işlemi kurumlar vergisi istisnasını zedeleyen bir unsur olarak değerlendirmek yerine, ortak tarafından işletmeye finansman hizmeti verildiği şeklinde değerlendirme yapmak gerekir. Aksi takdirde, fonun işletmeden çekilmesi işlemi için bir de kar dağıtımı değerlendirmesi yapılacaktır. Oysa, yapılan işlem özünde işletmeye finansman aktarmak ve geri çekmekten ibarettir. Ortağın işletmeye koyduğu parayı geri çekmesi ise kar dağıtımı olarak değerlendirilemez.

7. SONUÇ

İşletmelerin, teknik iflastan kurtulmak için sermaye arttırmak yerine sermaye tamamlama fonu seçeneğini kullanması, daha ucuz bir kaynak aktarımıyla bunun mümkün olmasından doğmaktadır.

Kurumlar vergisi istisnası tanınan düzenleme, işletmeye herhangi bir şekilde yapılan fon aktarımı olmayıp, TTK Tebliği’nde tanımlanan şart ve kısıtlamara tabi olan fon aktarımlarıdır. Sermaye tamamlama fonu, sermaye ilave edilememesi ve işletmeden çekilememesi gibi çok ciddi kısıtlamara tabi tutulmaktadır. Ayrıca, halihazırda fonu aktaran şirketin bu bedeli gider yazması veya iştirak hissesinin alım bedeline dahil etmesi mümkün gözükmemektedir. Yine fon bedeli için nakit sermaye teşvikinden faydalanmak da mümkün gözükmemektedir. Bu haliyle, teknik iflastan daha ucuz kurtulma seçeneği vermekle beraber, bir çok dezavantajı da beraberinde getirmektedir. O yüzden, işletmelerin teknik iflastan kurtulmak veya işletmeye para aktarmak için öncelikle sermaye ekleme seçeneğini göz önünde bulundurmaları tavsiye edilmektedir.

13.04.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM