YAZARLARIMIZ
Prof. Dr. N. Semih Öz
E. Gelirler Başkontrolörü
Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi
semih.oz@gmail.com



Gelir İdaresi Başkanlığı Vergi Toplama Oranlarının Düşüklüğü Üzerine

Türkiye’de vergiler; 2005 yılına kadar Gelirler Genel Müdürlüğü (GGM) tarafından toplanırken, bu tarihten sonra farklı bir idari yapıya yapılanmaya gidildi ve GGM kapatılarak yeni kurulan Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından toplanmaya başlandı.

GİB in yeni organizasyon yapısının GGM’den temel farkı, yarı özerk bir kurum olması ve özellikle taşrada il vergi dairelerinin Valilik ve Defterdarlığa bağlı olmaksızın vergi dairesi başkanlığı şeklinde yapılandırılarak doğrudan merkeze bağlı olmalarıydı. GİB, merkezde ise doğrudan Bakana bağlı kuruluş olma özelliğindeydi.

Bu yeniden yapılanma kapsamında, GGM ikiye bölünmüş ve GİB yanında ayrıca Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü (yeni adıyla Gelir Düzenlemeleri Genel Müdürlüğü) kurulmuştu. GİB, sadece vergi tahsilatıyla uğraşan kurum olma özelliğindeyken vergi politikasının belirleyicisinin ise Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü olması öngörülmüştü.

Geçen 15 yıllık dönem deneyimi içerisinde, vergi tahakkuk ve tahsilatına ilişkin bazı veriler GİB yapılanmasının başarılı bir model olup olmadığının sorgulanmasına yönelik sonuçlar ortaya çıkardı.

Bu verilerden birincisi gelir idaresinin kayıt dışı ekonomiyi ne kadar kavradığı ve vergi gelirlerinin GSYH’ye olan oranının, bu süreç içerisinde artıp artmadığına ilişkindir. Bu oran, devletlerin bir yıl içerisinde GSYH’nin ne kadarını vergi olarak topladığına yanıt vermektedir. İkincisi ise mükelleflerin beyan ettikleri vergilerin ne kadarını ödediklerine ilişkin olan ve kısaca tahakkuk/tahsilat oranı olarak tanımlanan orandır.

Bu iki ölçütle ilgili Türkiye’de 1970- 2018 yıllarına ait veriler, aşağıdaki Tabloda verilmiştir.

YIL

Tahakkuk/Tahsilat Oranları

Vergi Geliri/ GSYH

 

YIL

Tahakkuk/Tahsilat Oranları

Vergi Geliri/ GSYH

 1970

88,5

9,3

 

 1995

85,6

16,8

 1971

89,9

10,7

 

 1996

88,1

18,9

 1972

88,7

10,8

 

 1997

89,8

20,7

 1973

89,6

11,3

 

 1998

89,5

21,1

 1974

82,3

10,5

 

 1999

86,8

23,1

 1975

89,2

11,9

 

 2000

90,5

24,2

 1976

91,0

12,1

 

 2001

90,3

26,1

 1977

87,1

12,7

 

 2002

91,4

24,6

 1978

84,0

12,4

 

 2003

92,5

25,2

 1979

81,2

11,7

 

 2004

93,0

23,3

 1980

82,5

13,3

 

 2005

92,0

23,4

 1981

81,5

14,1

 

2006

92,2

23,6

 1982

79,0

13,7

 

2007

91,1

23,1

 1983

81,1

12,8

 

2008

89,7

23,1

 1984

81,8

10,7

 

2009

87,4

23,5

 1985

84,9

11,5

 

2010

86,2

24,8

 1986

88,0

13,0

 

2011

85,6

25,9

 1987

89,6

14,0

 

2012

86,4

24,9

 1988

90,7

13,2

 

2013

86,8

25,3

 1989

87,9

13,9

 

2014

85,2

24,6

 1990

85,9

14,9

 

2015

84,7

25,1

 1991

82,5

15,6

 

2016

81,2

25,3

 1992

81,7

16,7

 

2017

82,3

24,9

 1993

81,3

16,9

 

2018

81,4

 -

 1994

82,8

16,5

 

 

 

 

Kaynak: Tahakkuk/tahsilat oranları GİB, Vergi geliri/GSYH oranları OECD’den alınmıştır.

Tablodaki verilere göre vergi gelirlerinin GSYH’ye olan oranı; 1970’lerin başında % 10’lar seviyesinde iken, bugün itibariyle %25’ler dolayına gelmiştir. Bu oldukça başarılı bir gelişmedir. OECD üyesi ülkeler içerisinde en iyi ilerleme oranlarından birisidir. Bu oranın diğer taraftan GİB’in kurulduğu yıl itibariyle % 23,4 olduğunu vurgulamakta fayda var.

Bu oranın artmasında, gelir idaresinin teknoloji kullanımındaki olağanüstü başarısı, önce vergi kimlik numarası daha sonra TC Kimlik Numarası kullanımı uygulamalarının yaygınlaşması, üçüncü kişilerden elde edilen bilgilerin mükellef beyanlarının doğruluğunun kontrolünde kullanılması, vergi bilincinin artması gibi etmenlerin önemli olduğu değerlendirilebilir.

Buna karşılık aynı başarıyı, tahakkuk/tahsilat oranlarının gelişiminde görmek mümkün görünmüyor. Bu oran, 1970 yılında % 88,5. Daha sonra 1980 ve 1990’ların başlarında % 81’lere düşüyor. Buna karşılık 1995 yılından 2006 yılına kadar dönemde ise sürekli bir artış gözlemleniyor. Bu oran; GİB’in kurulduğu yılda % 92 seviyesinde iken GİB kurulmadan önceki yıl inceleme dönemi içerisinde en yüksek oran olan % 93 seviyesinde gerçekleşiyor. Buna karşılık GİB’in kurulduğu yılı izleyen 2006 yılından sonra bu oranın sürekli ve düzenli olarak düştüğü gözlemleniyor.

2018 yılında ise tahakkuk tahsilat oranı son 50 yılın en düşük oranlarından biri olan % 81,4 oranında gerçekleşti. Diğer bir ifadeyle mükellefler beyan ettikleri 100 TL verginin yaklaşık 20 TL’sini vergi dairesine ödemediler ya da ödeyemediler. Bu gelir idaresi açısından, tartışmasız başarısız bir sonuç olarak kabul edilmelidir.

Borçlu mükelleflerin malvarlığı araştırmalarının eski klasik yazışmalarla yapılması yerine kurumlar arası elektronik bağlantılar yoluyla yapılmasına, e-tahsilat ve e-haciz gibi yöntemlerin kullanılmaya başlanmasına rağmen, bu oranın sürekli olarak düşmesinin ve 2018 yılında tarihi olarak en düşük seviyelerinden birisinde gerçekleşmesinin nedenlerinin üzerinde durulması gerekiyor.

 Bunun çeşitli nedenleri olabilir. İlk neden, gelir idaresinin yeni GİB şeklindeki organizasyon yapısının, başarılı bir model olmadığı seçeneğidir. Çünkü özellikle GİB’in ilk kurulduğu yıllarda Türkiye’de iktisadi genişleme dönemleri olduğu için mükelleflerin vergi ödeme konusunda zorlanmamaları gerekirdi. 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığı İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun daha sonrasında sıkça değiştirilmek zorunda kalınması örneğin merkezi organizasyon yapısının sürekli yasalarla değiştirilmesi bu görüşü desteklemektedir.

Buna karşılık bu oranın düşüklüğünü sadece GİB organizasyon yapısına bağlamak yeterli ve/veya doğru olmayabilir. Gelir Politikaları Genel Müdürlüğünün yeterince etkin olmaması ve GİB’in hala vergi politikasının belirleyicileri arasında temel aktör rolüne devam etmesi, yeni Vergi Dairesi Başkanlığı Modeli 30 ilde kullanılırken geri kalan 51 ilde hala 2005 yılı öncesi uygulamasının sürdürülmesi diğer nedenler arasında sayılabilir.  

Vergi denetim birimleriyle ilgili 2011 yılında gerçekleştirilen yeniden yapılanmanın, bu oranın düşüklüğü üzerinde etkisinin olup olmadığının da ayrıca araştırılması gerektiği değerlendirilmektedir. Çünkü 2011 yılından sonra vergi gelirlerinin GSYH’ye olan oranında da % 1 oranında düşüş gözlemleniyor.

Bu dönemde sıkça vergi afları ve/veya ödeme kolaylarına ilişkin düzenlemeler yapılması, sıkça yapılan seçim ya da referandumlar dolayısıyla borçlu mükelleflerin üzerine gidilmesinde ihtiyatlı davranılması, bu oranın düşük olmasının diğer etmenleri olarak kabul edilmelidir.

Tahakkuk/tahsilat oranının düşme eğiliminin devam etmesi ve bu konuda Gelir İdaresi Başkanlığının yeniden yapılandırılması seçeneği dahil yukarıda belirtilen nedenlere ilişkin önlemler alınmaması durumunda, mali göstergelerin daha kötüye gideceğinin ve toplanamayan vergiler yerine borçlanmanın artacağının ve bununda uzun dönemde kamu hizmetlerinin sunum kalitesine yansıyacağının dikkate alınması gerekiyor.

NOT: Makalemiz www.vergisorunlari.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

22.07.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM