Dr. Mustafa ALPASLAN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
m.alpaslan@windowslive.com
Yaşar ŞAHİN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
MİMAR, MÜHENDİS, MALİ MÜŞAVİR VE MUHASEBECİ GİBİ BAZI
SERBEST MESLEK ERBABINDA KDV İLE İLGİLİ SORUNLAR - I
Tarih:
18.06.2008
I-ÖN AÇIKLAMALAR
Serbest
meslek kazancı, serbest meslek faaliyetlerinden elde
olunan kazançtır. Serbest meslek faaliyeti ise
sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki
bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette
olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi
sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.
Bu faaliyet, vekâlet, eser veya danışmanlık sözleşmesine
yahut elverişli bir sözleşmeye dayalı olarak, belli bir
edim şeklinde yapılabileceği gibi, danışmanlık gibi
süreklilik de arz edebilir(1).
Serbest
meslek hizmetinin verilmesi karşılığında elde edilen
kazanç Gelir Vergisi Kanunu’na tabi olmaktan başka, bu
hizmet karşılığında alınan bedeller de Katma Değer
Vergisi Kanunu’na tabidir. Bu iki Kanun’da vergiyi
doğuran olayın farklı esaslara göre belirlenmiş olması,
serbest meslek erbapları bakımından uygulamada bazı
sıkıntıların doğmasına neden olmaktadır.
Son yıllarda
bir kısım mimar, mühendis ve benzeri teknik serbest
meslek erbabına KDV yönünden vergi incelemelerinde
cezalı tarhiyatlar yapılabilmektedir. Tarhiyatın nedeni
inşaat mühendisleri odasının ilan ettiği mesleki asgari
tarife üzerinden KDV’nin tahakkuk ettirilmeyişi
gerekçesiyle vergi inceleme raporları düzenlenerek
cezalı vergiler salınmaktadır. Bu tür tarhiyatlarda
eleştiri gerektirir durum sadece KDV boyutuyla
yapılmakta ve gelir vergisi yönünden eleştirel bir
tarhiyat yapılmamaktadır.
Gelir
idaresi tarafından, 2004 ve 2005 yılları ile ilgili
mimarlık ve mühendislik hizmetlerinde asgari ücret-
asgari çizim ve düzenleme konusunda projelerle ilgili
serbest meslek makbuzu ve katma değer vergisi konusunda
cezalı tarhiyatlar yapıldığını görmekteyiz. Söz konusu
yıllarla ilgili düzenlenen vergi inceleme raporlarında
mühendis ve mimarların düzenledikleri projeler ve asgari
ücret ve çizim bedelleri TMMOB- Serbest Mühendislik ve
Mimarlık Hizmetleri hakkında katma değer vergisi kanunun
27/5 hükmü gereğince asgari tarife üzerinden makbuz
düzenlenmesi gerektiği ileri sürülerek cezalı
tarhiyatlar yapılan gelmektedir.
Tarhiyatların dayanağı ise inşaat mühendisleri
tarafından yapılan statik proje hizmetleri belediye
tarafından yapı ruhsatının verilmesiyle hizmetin
tamamlanmış olduğu varsayılarak ve vergiyi doğuran
olayın bu aşamada gerçekleşmiş olduğu iddia
edilmektedir. Diğer taraftan katma değer vergisi matrahı
ise mesleki kuruluş olan inşaat mühendisleri odası
tarafından belirlenen asgari tarifedeki tutarın olduğu
iddia edilmektedir.
II-
TARHİYATIN NEDENİ NEDİR?
Gelir
Vergisi Kanunu serbest meslek kazancının
vergilendirilmesini “fiilen elde etme” koşuluna
bağlamıştır. Yani, serbest meslek kazançları bakımından
elde etme tahsil esasına bağlanmıştır. Tahsil esası,
nakten tahsil ve hesaben tahsili kapsamaktadır.
Buna
karşılık Katma Değer Vergisi Kanunu’nda hizmet
sunumlarında verginin doğumu, hizmetin ifa edilmiş
olmasına bağlanmıştır.
İki Kanun’un
vergiyi doğuran olayı, aynı hizmette aynı kişi için
farklı esaslara bağlaması, uygulamada zaman zaman
duraksamalara ve ihtilaflara yol açmaktadır. Şöyle ki;
özellikle yıllık sözleşme ile defter tutmayı ve mali
tablolar ile döneme ait beyannameleri hazırlamayı belli
bir bedelle (aylık taksitler halinde on iki taksitte)
üstlenen serbest meslek erbabının bazı aylar ücretini
tahsil edememesine rağmen, o aylarda da hizmetin
verildiği gerekçesi ile KDV ödemeleri istenilmekte,
ödemeyenler hakkında da cezalı tarhiyatlar
yapılmaktadır.
İki Kanun
arasındaki vergiyi doğuran olay belirlemesinin
farklılığından kaynaklanan bu uyumsuzluğu giderecek
hareket noktasının, yine bu Kanunlardan birine göre
belirlenmesi gerekir. Bizce burada hareket noktasının
Gelir Vergisi Kanunu olması gerekir. Zira Katma Değer
Vergisi Kanunu serbest meslek hizmetinin ifasını
konusuna almakla birlikte, serbest mesleğin, serbest
meslek erbabının ve serbest meslek hizmetinin tanımını
yapmamış, bu konularda gelir vergisine atıf yapmıştır.
Dolayısıyla hareket noktasının Gelir Vergisi Kanunu
olması gerekir.
Öte yandan
Katma Değer Vergisi Kanunu, öz ve ekonomik gerçeklik
kadar, şekle de önem veren bir Kanun’dur. Nitekim
üstlenilen katma değer vergisinin indirim konusu
yapılması, sağlıklı belgede gösterilmesi (Hatta bu da
yeterli değildir. Belgenin de deftere kaydedilmiş olması
gerekir.) koşuluna bağlanmıştır. Katma değer vergisinin
hesaplanması da belgenin varlığına bağlıdır. Zaten belge
yoksa, katma değer vergisinin yayılı olma özelliği ve
indirim mekanizması çalışmaz.
O halde
serbest meslek erbabında KDV hesaplanabilmesi,
müşterisinde de bu verginin indirim mekanizması
içerisinde değerlendirilebilmesi için, belgenin
düzenlenmiş olması gerekir. Bu durumda cevabı aranması
gereken soru, meslek erbabının belge düzenleme
zorunluluğunun ne zaman doğduğudur.
Serbest
meslek erbabının belgesi, serbest meslek makbuzudur. Bu
belge, tahakkuk ilkesinin bir eseri olan faturadan
farklı bir niteliğe sahiptir ve adı gibi sadece bir
makbuzdur. Makbuz ise bedel tahsil edildiğinde
düzenlenir. Bir başka anlatımla serbest meslek erbabı,
bu makbuzu, gelir vergisi açısından vergiyi doğuran olay
gerçekleştiğinde, tahsil esasında geliri elde ettiğinde
düzenlemek durumundadır. Dolayısıyla serbest meslek
erbabı, hizmetini ifa etmiş olmasına rağmen, gelirini
(hizmetinin bedelini) elde etmedi ise makbuz düzenlemek
zorunluluğu yoktur.
Netice
olarak, serbest meslek makbuzunun yokluğu ve düzenleme
zorunluluğunun bulunmadığı hallerde, katma değer vergisi
de doğmayacağı görüşünü taşımaktayız.
Konuyla
ilgili olarak 3065 sayılı katma değer vergisi kanunun
“emsal bedeli ve emsal ücreti” başlıklı 27. maddesinin
5. bent hükmü aşağıda olduğu gibidir:
“5. Serbest meslek faaliyetleri için ilgili meslek
teşekküllerince tespit edilmiş bir tarife varsa,
hizmetin bedeli, bu tarifede gösterilen ücretten düşük
olamaz.” Hükmü karşısında son zamanlarda mimarlık ve
mühendislik hizmeti veren serbest meslek erbabına pek
çok cezalı tarhiyatlar önerilebilmektedir. Bir kısım
mühendis ve mimarlar bu cezalı tarhiyatlar için tarhiyat
öncesi uzlaşma komisyonlarında uzlaşarak uzlaştıkları
vergi ve cezaları ödeme yolunu tercih etmektedirler.
Diğer taraftan bir kısım mühendis ve mimarlar ise bu
cezalı tarhiyatlar karşısında vergi mahkemesinde dava
açma yolunu tercih etmektedirler.
Gerçekten
de uygulamada bir çok mühendis ve mimar yaptıkları
proje ve çizim bedelleri konusunda fiyat verilmesi ve bu
fiyatların müşteriler tarafından kabul edilip/edilmemesi
konusunda sıkıntıya düşmektedirler. Gelir idaresi
mühendis ve mimarlara KDVK nun 27/5 madde hükmüne göre
makbuz düzenleyerek KDV tahakkuk ettirilmesini
istemektedir. Uygulamada ise pek çok mimar ve mühendis
bırakınız tarifeden makbuz düzenlemeyi, tarifenin
neredeyse yarısı kadar bir ücretle makbuz düzenlemeye ve
proje çizmeye razı gelebilmektedirler. Geçmişe yönelik
olarak da bu vergi incelemelerinin olması sıkıntıları
bir kat daha artırmaktadır. Tarhiyatların salt KDV
yönünden yapılması, gelir vergisi ile ilgili bir
tarhiyatın yapılmaması da sevindirici bir durum olmasına
karşılık geçmiş dönemle ilgili KDV yönünden cezalı
tarhiyatlar sektörde hakim olan durgunluğu olumsuz yönde
tetikleyebilmektedir.
III-
REKABET KURULU KARARI VE OLAYA MAHKEMELERİN BAKIŞ
AÇISI
Geçmişte,
Danıştay 11. Dairesi de yerleşik içtihadında soruna
yukarıda kısaca açıkladığımız görüşümüze paralel yönde
yaklaşmış ve serbest meslek erbabınca hizmetin bedeli
tahsil edilmedikçe katma değer vergisinin doğmayacağına
karar vermiştir.
Bu görüş,
sağlıklı bir belge düzeninin kurulması açısından da
yerindedir. Zira bedel tahsil edilmeden KDV’nin doğacağı
kabul edilirse KDV belgesiz beyan edilecek, ancak
müşteri tarafından indirim konusu yapılamayacaktır. Bu
noktada serbest meslek erbabı belge düzenleyip
müşterisinin defterine de işleyemez. Çünkü böyle bir
durumda alacağı için icrai takip ve tahsil yeteneğini
kaybeder. İleride tahsilat yapıldığında belgenin KDV’siz
düzenleneceği görüşü de savunulamaz. Çünkü bu durumda da
müşteri söz konusu vergiyi indirim konusu yapamaz.
Ayrıca belge düzenlenmesi ile birlikte stopaj sorunu da
doğar.
Buna
karşılık, 2006 yılında Danıştay Vergi Dava Daireleri
Kurulu’nda hem de oybirliği ile verilen bir Kararla aksi
görüş benimsenmiştir. Kurul özetle; “KDV Kanunu’nda
hizmetin ifası vergiyi doğuran olay olarak belirlenmiş
olup, serbest meslekle ilgili özel bir düzenleme yer
almamıştır. Gelir Vergisi Kanunu’nda serbest meslek
gelirinin tahsil esasına bağlanması, bu hukuki durumu
değiştirmez. KDV açısından vergiyi doğuran olay,
hizmetin yapılması ile oluşur. Bu nedenle mahkemece,
serbest muhasebecilik faaliyetinde hizmetin yapıldığı
tarihin araştırılması ve vergiyi doğuran olayın hizmetin
yapıldığı tarihte -bedel tahsil edilmese de- meydana
geldiği nazara alınmalıdır.” demiştir. Bu Karar’a
katılma olanağı bulamamaktayız(2).
Rekabet Kurulunun yayınlayarak yürürlüğe koyduğu
22/1/2002 tarih ve 02-04/40-21 sayılı kararında da
TMMOB’nin asgari ücret tarifesi yayımlayamayacağı
kararına varılmıştır. Diğer taraftan bir çok inşaat
mühendisleri odası yukarıda yer verilen Rekabet Kurulu
kararına atıfta bulunarak, üyelerine proje fiyatı
belirlemekte serbest olduklarını belirtmektedir. Kamu
kurumlarının açmış olduğu pek çok proje ihale
şartnamelerinde de belirli bir serbesti tanınmaktadır.
Bütün kamu kuruluşları tarafından ihale koşullarında
“ekonomik açıdan en avantajlı teklif, en düşük fiyat”
ilkesine göre fiyatlar belirlenebilmektedir. Ayrıca
proje tekliflerinde de karşılıklı teklifler götürü bir
bedel üzerinden verildiği sık sık rastlanılmaktadır.
Böyle bir ortamda vergi idaresinin TMMOB İnşaat
Mühendisleri Odasının Proje ve Fenni Mesuliyet Hizmet
Bedelleri Tablosuna göre serbest meslek makbuzu
düzenlenmesini zorunlu kılması hukuki bir zemine dayalı
bir uygulama olmadığı görüşündeyiz. Uygulamada inşaat
mühendisleri tarafından statik proje hizmetlerinde proje
rayiç ücretleri günün koşullarına göre değişken olup pek
çok statik proje hizmetleri karşılıklı teklifler usulü
ile veya pazarlık usulü ile belirlenebilmektedir. Bu
konuda en gerçekçi yaklaşım karşılıklı olarak mühendis
ve iş sahiplerinin teklifleri sonucu piyasa ekonomisi
kurallarına göre oluşan fiyat üzerinden makbuz
düzenlenmesinin gerektiğidir.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanuna göre, “mal ve hizmet
piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya
kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya
hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye
kullanmalarını önlemek bunun için gerekli düzenleme ve
denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak”
amacı hedeflenmiştir(3).
IV- SORUN
NASIL ÇÖZÜMLENEBİLİR
Daha önce de
defalarca dile getirdiğimiz ve en az 10 yıldır pek çok
ihtilafa yol açan, ancak meslek odalarınca pek
sahiplenilmese de bütün serbest meslek erbaplarını
ilgilendiren bu konunun, artık kanunda yapılacak bir
değişiklikle çözülmesi zorunludur.
Halen yasama
organında Katma Değer Vergisi Kanunu’nda da değişiklik
öngören bir tasarı vardır. Ayrıca, doğrudan doğruya
işaret ettiğimiz sorunun çözümüne yönelik teklif TBMM’ye
sunulmuştur. Teklif, KDV Kanunu’nun 10. maddesinin (a)
bendinin şu şekilde değiştirilmesini öngörmektedir:
“Mal teslimi
ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin
yapılması; serbest meslek erbabı için mal veya hizmet
karşılığı bedelin tahsil edilmesi” şeklinde
değiştirilmesini öngörmektedir.
Teklifin
yasalaşması veya tasarının da önergelerle teklifteki
düzenlemeyi içerecek şekilde yasalaşmasıyla bu sorun
kökünden çözülmüş olacaktır.
Böylesi bir
düzenlemenin yapılması, yüzbinlerce serbest meslek
erbabını ilgilendiren bu sorunu çözmekle kalmayıp aynı
zamanda, bu konudaki ihtilafları da ortadan
kaldıracaktır. İhtilafların ve dava dosyalarının
azaltılması yolu uzlaşma kanunları değil, sorunu
kökünden çözecek hukuki düzenlemelerdir.
Uygulamada 2004 ve 2005 yılları ile ilgili İnşaat
Mühendisleri Odaları Proje ve Fenni Mesuliyet Hizmet
Bedelleri Tablosu Resmi Gazetede yayımlanmadığı halde
ayrıca bu tablolar mimar ve mühendislere tebliğ
edilmediği halde bu tutarların vergi incelemelerinde baz
alınması hukuken geçerli değildir. Diğer taraftan
Rekabet Kurulunun kararlarında proje fiyatı tespiti
hakkında taraflara tam bir serbestlik tanınmıştır. Gelir
idaresinin rekabet kurulu kararını dikkate almadan proje
ve hizmet bedelleri tablosundaki ücretleri baz alarak
işlem yapması gerçekçi bulunmamaktadır. Diğer taraftan
bu incelemelerde piyasadaki oluşan reel ücretler yerine
asgari ücretlerin esas alınarak, müşterilerin beyan ve
ifadelerine başvurulmayarak tek taraflı bir listeye ve
tarifeye dayalı tarhiyat önerilmesi Anayasanın 10.
maddesine aykırıdır. Kamu kurumları tarafından proje
ihalelerinde temel yaklaşım ekonomik açıdan en avantajlı
teklif, en düşük fiyat ilkesi esas alınarak
şartnamelerde buna göre düzenlemektedir(4).
Diğer taraftan 213 sayılı VUK’nun 236,237.
md hükümleri ve 193 sayılı GVK’nun 65-67. madde
hükümleri birlikte ele alındığında tahsil edilmeyen
hiçbir ücretin serbest meslek makbuzu düzenlenemez
hükmü de ayrı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
DİPNOTLAR :
(1)
DOĞRUSÖZ A. Bumin, “Serbest Meslek Kazançlarında KDV
Sorunu”, Yaklaşım Dergisi, Yıl:16, Sayı:184, Nisan,
2008, s.42-43
(2)
DVDDK’nın 14.4.2006 tarih ve E:2006/19-K:2006/92 sayılı
kararı.
(3)
7/12/1994 gün ve 4054 sayılı yasa, Bkz. 13/12/1994 gün
ve 22140 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
(4)
9/8/2005 günlü konumuzla ilgili Bayındırlık Bakanlığı
Teftiş Kurulu müfettişlerinden, Ayhan Uz- Kenan Tekin’in
konuyla ilgili görüş ve öneri raporları problemlere ışık
tutar nitelikte olduğundan söz konusu görüş ve öneri
raporunun tetkikinde yarar vardır.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)