Dr. Mustafa ALPASLAN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
m.alpaslan@windowslive.com
ÖZEL İNŞAAT İŞLERİ VE YAP-SATÇI MÜTEAHHİTLERDE DÖNEMSONU
İŞLEMLERİ NELERDİR?
Tarih:
17.11.2008
Özel inşaat
işletmeleri, gelir ve kurumlar vergisi yasalarına uygun
bir şekilde kendi nam ve hesaplarına daire veya iş yeri
olarak kullanıma mahsus yapılar inşaa eden ve bunları
ticari bir organizasyonla pazarlayan firmalardır. Esas
itibariyle bu işletmelerin, inşaat taahhüt
işletmelerinden ayıran en önemli özelliği, yapıları
kişisel nam ve hesabına yaparak yürütmeleridir. Bu
durum, söz konusu işletmelerin yapının inşası için
gerekli temel girdi olan arsanın da alınarak inşaata
başlanmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak bunun da çeşitli
yapım ve uygulama şekilleri bulunmaktadır. Özel inşaat
işletmeleri inşa ettikleri yapıları daire (mesken) veya
dükkan (iş yeri) olarak inşaa edip, pazarlamak
suretiyle satmakta ve bu satıştan elde ettikleri
hasılat kendilerinin ticari kazancının
oluşturulmasında göz önünde bulundurulmaktadır.
İnşa edilen dükkan ve daireler, satılıncaya kadar
işletmenin ticari stoklarını oluşturmakta; bu nedenle
bilançoda (152) veya (293) Nolu hesaplarda
gösterilmektedir.
İnşaat
taahhüt işletmeleri ile nam ve hesabına yapı inşa
edilen iş sahibi arasında “istisna akdi”
hükümleri geçerli olmakla beraber, özel inşaat
işletmelerinde böyle bir akit bulunmamakta; bu
işletmelerde ise işletme ile müşteri arasında satış
akdi hükümleri geçerli olmaktadır.
Özel inşaat
işi yapanlarda, genel olarak vergileme ile ilgili
yıllık olarak faaliyet sonuçlarını tespit
etmektedirler. Çünkü vergileme yapabilmek için vergiyi
doğuran olayın meydana gelmesi gerekmektedir. 193 sayılı
GVK hükümlerine göre, vergiyi doğuran olay ise genel
olarak “gelirin elde edilmesi” veya ticari kazancın
tahakkuk etmesidir.
Gelirin elde
edilmesinde, yine Türk vergi sisteminde çeşitli gelir
türlerine göre “tahakkuk” ve “nakit”
esasları geçerlidir. Bu gelir türlerinden biri olan
ticari kazançta ise, “tahakkuk esası”
geçerlidir. Tahakkuk esası, sadece gelirlerde değil,
giderlerde de esas alınmaktadır. Buna göre, bir dönemde
tahakkuk eden gelir ve giderler o dönemin kar veya
zararının tespitinde karşılaştırılırlar.
Tahakkuk
esası, tahsilat esasının tersi olduğundan, gelirin elde
edilmiş olmasında satış bedelinin tahsil edilmesi önem
taşımayacaktır. Bu sebeple vadeli satışlarda, peşinat
alınmış olsun veya olmasın satış bedeli, geliri
oluşturacaktır. Taksitli satışlarda da yine aynı durum
söz konusudur. Diğer bir ifade ile, satış bedelinin
önceden tahsil edilmiş olması veya satış bedelinin
vadeye veya takside bağlanması gelirin elde edilmesinde
rol göstermektedir.
Borçlar
Kanunu md. 182’de yer alan satış akdinin (satış
sözleşmesinin) tanımında da, tarafların karşılıklı
edimlerinden bahsedilmiş ve satıcıya satılan malın
teslimi ve mülkiyetini nakletme, alıcıya da bedeli
ödeme edimi üzerinde söz edilmektedir. Diğer bir ifade
ile, alıcıya aldığı malın bedelini ödeme mükellefiyeti
belirtilmiş; bu borcun ne zaman ödeneceği üzerinde
durulmamıştır. Satış akdinin bu tanımı, taraflardan
birinin bu edimlerini yerine getirmediği takdirde akdin
fesh olunması sonucunu doğuracağı temasını
kapsamaktadır; bu sebeple satış akdinin doğumunda
edimlerin ne zaman yerine getirileceği önem taşımaz. Bu
sözleşmenin yazılı olarak yapılması da koşul değildir.
Ancak gayrimenkullerin satışında sözleşme yapılmasına
dikkat gösterilmelidir.
O halde özel
inşaat işletmelerinde, gelirin elde edilmiş olması hangi
şartlarda gerçekleşecektir? Bu konuyu şu şekilde
incelemek gerekmektedir:
a) Satış
vaadi sözleşmesi, bir satış akdi değildir. Bu sözleşme,
ihtilaf halinde sorunun çözümünde ve üçüncü şahısların
haklarının korunmasında bir delil sistemi
oluşturmaktadır. Satış vaadi sözleşmesi ile satış akdi
yapılmış olmamaktadır. Dolayısıyla satış yoktur; satış
olmadığı için de gelirden söz edilemez.
b) Yazılı
olarak yapılmış bir satış sözleşmesi de gelirin elde
edilmiş olması için yeterli değildir; bu sözleşme
tarafların edimlerini yerine getirmek için karşılıklı
olarak taahhüt altına girdiklerini göstermektedir.
Taraflar ancak karşılıklı olarak birbirlerinden
edimlerini yerine getirmeyi isteyebilirler; edimini ifa
etmeyen taraftan diğer taraf edimin ifasını veya
sözleşmesinin zarar ve ziyan tazminatı talebi ile
feshini talep edebilir. Bu ilişkiler içinde gelirin
elde edildiğini gösteren bir yön bulunmamaktadır. Ancak
bu süreç içinde gelir doğmuş bulunabilir. Sözgelişi
satıcı edimini kanuni şekle uyarak yerine getirmiş ise
gelir doğmuş sayılır, ancak bu elde etmenin tanımı
satış sözleşmesinin yapılması ve sözleşme yapıldıktan
sonra işleyen süreç içinde sözleşmesinin yapılması ve
sözleşme yapıldıktan sonra işleyen süreç içinde belli
bir safhaya göre tanımlanamaz. Kaldı ki, gelir
vergisinde elde etme olayını, karşılıklı hukuki
ilişkileri düzenleyen Borçlar Kanunu hükümlerin göre
tanımlamak mümkün değildir.
c) Gayrimenkul
satışlarında, satış keyfiyetinin tapu siciline tescil
ettirilmesi, mülkiyetin ve hukuki tasarruf hakkının
devrini gösteriri. Bu, hem bir satış akdinin varlığını,
hem de satıcının edimini yerine getirdiğini gösterir.
Ancak tapuda kayıtlı olmayan gayrimenkullerin de
satıldığı bilinmektedir. O halde, tapuya tescil yoluyla
mülkiyet hakkının devri, tescil edilmiş olan
gayrimenkullerin satışı açısından gelirin elde
edildiğini göstermekle birlikte, gelirin elde edilmiş
sayılmasında her zaman geçerli olacak tek kural
değildir.
d) Gayrimenkulün
iktisadi tasarruf hakkının devri, gelirin elde
edilmesinde her zaman geçerli olacak bir kural olarak
görünmektedir. İktisadi tasarruf hakkının devri, tapuya
tescil işleminden önce de gerçekleşebilir. Satıcı,
satış akdine dayanarak iktisadi tasarruf hakkını
devredilir; daha sonra hukuki tasarruf hakkının ve
mülkiyet hakkının devrini sağlamak üzere tapuda tescil
işlemi yaptırabilirler. İktisadi tasarruf hakkının
devredildiği anda, gayrimenkulün teslim edildiği ve
gelirin elde edilmiş olduğu kabul edilmelidir. Bu andan
itibaren 7 gün içinde faturanın tanzim edilmesi gerekir.
Bu durumda, gayrimenkulün inşa halinde devri (satışı)
bile mümkündür ve gelirin elde edilmesi için yeterlidir.
Ancak satış sözleşmesinde gayrimenkulun tamamlanmış
olarak teslimi öngörülmüş ise, inşa halinde iken
teslimden söz edilemeyecek, dolayısıyla satış bedeline
mahsuben bir tutar tahsil edilmiş ise bu tahsilat
avans olarak işlem görecektir. Başka deyişle, tapuda
satış sebebiyle devrin tescili işlemi yapılsa bile,
inşaat tamamlanmadan evvel yapılan satışlar karşılığında
alınan paralar avans olarak kaydedilecek ve inşaatın
tamamlanarak hukuki tasarruf hakkının devredildiği
dönemde gelir doğmuş olacaktır. Faturanın da bu tarihte
(veya en geç 7 gün içinde) düzenlenmesi gerekir.
Müteahhitler
tarafından tamamlanmış yani bitirilmiş işyeri ve
konutların tesliminde
KDV söz
konusudur. Bu faaliyetin ticari bir faaliyet olması
dolayısıyla KDVK’nun 1/1. md. hükmüne göre konut
teslimlerinde %1 KDV söz konusudur. İnşaat devam
ederken konut ve işyeri satışlarında ise 150 m2 kadar
konut teslimleri %1 KDV’ye tabidir. Net alanı 150
m2’den büyük konutlar ile m2 sınırlaması olmaksızın
işyeri teslimlerinde ise genel oran %18 oranında KDV
nispeti söz konusudur.
(Bkz. 2007/13033 sayılı kararname eki (I) sayılı liste
11 sıra). Diğer taraftan, inşaat bitmeden önce özel
sözleşme veya satış vaadi ile ya da arsa payı üzerinden
yapılan satışlarda daha bir teslim veya hizmet mevcut
bulunmadığından ve alınan bedellerde “avans”
niteliği oluşturduğundan dolayı fatura kesilmesine gerek
yoktur.
Özel inşaatlarda satılan kısımların tapuya tescili daha
evvelki bir tarih olsa bile, inşaatın bitim tarihinin
vergiyi doğuran olay olarak kabul edilmesi ve inşaat
bitmeden yapılan satış işlemlerinden elde edilen
gelirin ise avans olarak değerlendirilmesi gerekir.
İnşa aşamasında bulunan bir binadaki bağımsız bölümlerin
ancak inşaat bittikten ve yapı kullanma izni alındıktan
sonra teslimi söz konusu olacağından, inşa halinde
satılan ancak henüz teslim edilmemiş olan bağımsız
bölümler dolayısıyla vergiyi doğuran olay realize olmuş
sayılacaktır.
Özetle, özel
inşaat işletmelerinde kazancın beyanı, “yapının
satıldığı dönemde
yapılır” şeklindeki ifadelerde “satışın
yapılması” keyfiyetini yukarıdaki gibi
değerlendirmek gerekir. Başka deyişle özel inşaat
işletmelerinde kazanç, gelirin yukarıda açıklandığı
şekilde elde edildiği dönemde beyan edilmelidir. Böyle
olunca, özel inşaat işletmelerinde inşaat işinin
bitmesine rağmen hiçbir satış yapılamamış ise,
beyannamede gösterilecek gelir de olmayacaktır. Fakat
yapının bazı kısımları satılmış ise bunlara ait satış
karı beyana dahil edilecektir. Söz gelişi 10 dairelik
bir apartman inşa eden işletme bu dairelerin işin
bittiği yıl 4, gelecek yıl 3 ve daha sonraki yıl 3 daire
satmış ise, işin bittiği yıl sadece 4 daireden elde
ettiği karı, sonraki yıllarda da üçer daireden elde
ettiği karı beyan edecektir.
Özel inşaat işletmelerinde en önemli üretim maliyeti
arsadır. Arsanın tedarik şekline bağlı olarak, gerek
maliyet gerekse hukuk ilişkileri bakımından açıklanması
gereken hususlar bulunmaktadır.
Arsanın satın alınması halinde, satın alınan arsa
maliyet bedeli ile stok hesaplarına kaydedilir. Maliyet
bedeli, alış bedeli ile buna müteferri giderlerin
toplamından oluşur. Müteferri giderlerden kasıt, alımın
gerçekleşmesinde ortaya çıkacak, alış bedeli dışında
kalan giderlerdir. Ancak, VUK md. 270’de, noter,
mahkeme, kıymet takdiri, komisyon, emlak alım vergisi
gibi giderlerin maliyete alınmasının veya genel
giderlere alınmasında ihtiyarilik tanımıştır. Ancak bu
kalemler tartışmasız maliyetin bir unsuru olduğundan,
arsanın maliyetine dahil edilmelidir.
Satın alınan arsanın tesviyesi, tesviye hafriyatı,
üzerinde bulunan bir binanın yıkılması ve benzeri
giderlerin de maliyet bedeline eklenmesi gerekir.
Yapının inşaatına başlanmasıyla, arsanın maliyet bedeli,
ilk madde gideri olarak maliyet hesaplarına (710 veya
790 Nolu hesaplar) kaydedilir.
NOT: Bu makale DENETÇİ EDA KAYA ile birlikte
yazılmıştır.