YAZARLARIMIZ
Musa İnci
Yeminli Mali Müşavir
inciymm@gmail.com



Vergi - SMMM İkilemi

Vergilendirmenin en önemli temel ilkesi olan kanunilik ilkesine göre vergi, resim ve harç ve diğer benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir ve kaldırılır. Toplumun hemen hemen tamamını ilgilendiren vergi gibi mali konuların sadece yasama organınca düzenlenebileceği kuralı pek çok ülke anayasasında yer aldığı gibi ülkemiz anayasasının da 73 üncü maddesinde yer almaktadır. Verginin kanunla konulmasındaki amaç, vergilerin halkı temsil eden kişiler tarafından (parlemento) konulması ve bununda halkın iradesini yansıtıyor olmasıdır.

Bir verginin yasayla konulmuş sayılabilmesi için onun ana, temel öğelerinin yasa ile belirlenmiş ve saptanmış olması gerekmektedir. Böylece vergi konusu, yükümlüsü, vergiyi doğuran olay, matrah, oran (tarife), istisnalar, muafiyetler, indirimler ile vergi ödevine ve vergi yöntemine ilişkin tüm düzenlemelerin yasalarda yer alması gerekecektir. Öyle ki, yasalar ile belirlenecek bu ana öğelere ilişkin olarak yürütmeye ve idarenin takdirine ilişkin hiçbir açık nokta bırakılmamalıdır. Bu bağlamda yürütme organına “esasa” ilişkin düzenleme yetkisi verilmesi mümkün değilken, ancak “usule” ilişkin düzenleme yetkisi verilmesi mümkün olabilecektir.

Ayrıca Bakanlar Kurulu’na oranlar ve tutarlar konularında yetkiler tanınırken ve bunlar kullanılırken, münhasıran yasama organına tanınmış olan vergi koyma ve vergi kaldırma yetkilerinin kullanılması sonuçları ortaya çıkmamalıdır. Dolayısıyla yasayla Bakanlar Kuruluna, vergi oranını “sıfır”a kadar indirebilme yetkisi verildiğinde, söz konusu verginin alınmaması ya da kaldırılması maddi sonucu ile karşılaşılmaktadır. Hukuki prosedür gereği var olan bir verginin sıfır oranda alınmasına karar verilmesi demek, uygulamada “alınmamasının” tercih edilmesi demektir.

Vergi kanunlarının hazırlanması teknik bilgi ve uzmanlık gerektirmekte olup, yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar ayrıntıları içermesi ve vergi idaresine fazla takdir yetkisi bırakmaması önem arz etmektedir.

Vergilendirme yetkisinin kanunla kullanılması, vergi kanunlarını, vergi hukukunun en önemli kaynağı haline getirmiştir. Bu sebeple, kanunların hangi hazırlık aşamalarından geçtiği, hangi usul ve esaslarla hazırlandığı, kanunların dili, sistematiği,  anlaşılırlığı ve sağlıklı bir şekilde yürürlüğe girip girmediği önemlidir.

Kanun yapım süreci, kanun önerisinin hazırlanması aşamasından başlayarak, yürürlüğe girmesine kadar olan süreci kapsar. Kanun yapma tekniği de, kanun yapımı sürecinde kullanılan tüm yöntemleri,  uyulması gereken usul ve esasları, izlenmesi gereken yolları kapsayan bilimsel bir süreçtir.

Kanun yapma sürecinde,  yürürlükteki mevzuatı, toplumdaki siyasi, ekonomik ve sosyal dengeleri iyi bilerek, ekip çalışmasıyla, basit ve açık kanunlar hazırlayabilmek önem arz etmektedir. Bu süreçte, usul ve esaslara uygun davranılmaması ve/veya acele edilerek yürütmeye bırakılan yetkilerin arttırılması, uygulanabilirliği düşük vergi kanunlarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Vergi kanunları hazırlanırken parlamento içinden ve dışından konunun uzmanlarından oluşan bir ekipçe tüm ihtimallerin değerlendirilmesi ve konulacak kanunun uygulanabilirliğinin iyi etüd edilmesi faydalı olacaktır.

Vergi kanunları hazırlanmadan önce konunun mutlaka akademisyenlerden, uygulayıcılardan ve konuyla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından, sivil toplum kuruluşlarından ve uzmanlarından oluşan bir ön komisyona sevki, bu ön komisyonun hazırladığı metnin Maliye ve Hazine Bakanlığı uzmanlarından oluşan bir komisyona verilmesi ve bu komisyonca hazırlanan metnin kanun tasarısı olarak, genel kurulun görüşüne sunulması gerekmektedir.

 Uygulamada kanun yapımı süreci içinde bulunması gereken tarafların yeterince yer almadığı ve/veya yer alsa bile etkinliklerinin olmadığı ya da yeterince dikkate alınmadıkları görülmektedir. Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 5. Maddesinin “görüş alma” başlıklı 6. maddesinde, konu ile ilgili bakanlıkların görüşünün alınması zorunlu tutulmuş, ancak zorunlu olmamakla birlikte, konuyla ilgili mahallî idareler, üniversiteler, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinden faydalanılması gerektiği belirtilmiştir. Görüş bildirmeden daha öte, bu kurum ve kuruluşların kanun yapım sürecinin içinde yer alması gerektiği düşüncesindeyiz.

Halkın katılımının sağlanması için sivil toplum kuruluşlarının, mesleki kuruluşların vb. görüşlerinin alınması son derece hayatidir. Demokrasilerde meclisler kanun yaparken sivil toplum ile müzakere yapmak zorundadırlar ve bunun için yaratılan araçlara da önem vermelidirler. Sadece halkın temsilcilerinin tartışma yapması demokrasinin gerçek anlamda yürütülmesini sağlamamaktadır. Akademisyenlere, uzman uygulamacılara ve sivil toplum kuruluşlarına bugün için yeterince söz verilmemektedir

Vergi kanunlarının yapım aşamasında amaç iyi belirlenmeli, maliyet/fayda analizi yapılmalı, ön hazırlık çalışmaları yukardaki gibi yapılmalı, toplumsal beklenti ve gereksinim göz önünde bulundurulmalı ve kanun katılımcı bir anlayışla oluşturulmalıdır.

 Vergi kanunlarında yapılan sık değişiklikler, mevzuatı takip edilemeyecek boyuta getirmiştir. Özellikle son yıllarda vergi kanunları o kadar gereksiz ve sık değiştirilmektedir ki kanunun bilinmemesinin mazeret olamayacağı kuralını tartışılabilir hale getirmiştir. Nitekim vergi hukukunda çok sayıda kanun bulunmakta ve sayısı yüzleri bulan başka kanunlarda da vergi hukukuna ilişkin hükümler yer almaktadır.

Vergi kanunlarının dilinin sade, açık, anlaşılır ve yorum farklılığı yaratmayacak şekilde olması gerekir. Bu kanunların metinlerinin kötü kaleme alınması sonucunda uygulamada sıkıntı yaşanmakta, özellikle mükellefler idare ile sıkça ihtilafa düşmektedir. Kullanılan dilin açık olmaması yorum farklılıklarına neden olmakta bu da vergi ihtilaflarına sebep olmaktadır.

 Özellikle karışık, uzun, birbiri ile bağlantı kurulmasında zorluk çekilen, “gibi” “ve benzeri” şeklindeki edatlarla tamamlanmaya çalışılan, aynı konuda farklı terimler kullanarak olayları açıklamaya çalışan kanuni düzenlemelerin uygulanması zordur ve yorum farklılığı yarattığı açıktır.

 Kanun yapma tekniği ile de ilgili ve bunun bir sonucu olarak vergi hukukunda yapılan uygulamalardan birisi de, sık mevzuat değişikliği konusudur. Sıkça yapılan kanuni değişiklikler, özellikle uygulama açısından büyük sorun yaratmaktadır. Konunun uzmanları dahi mevzuatı izlemekte zorlanmakta, mükelleflerin hata yapma olasılığı artmakta ve en önemlisi vergi hukukunun kalıcı kurallardan uzaklaşılmasına neden olmakta ve içtihatların gelişmesine engel olunmaktadır. Gerçekten ihtiyaç olduğunda, amaca uygun, toplumun desteklediği kanunlar yürürlüğe sokulmalıdır.

Vergi kanunlarının yapım süreci kadar uygulama süreci de önemlidir. Vergi kanunlarının uygulanmasında en önemli aktör olan SMMM ler kanunların hazırlık aşamasında tamamen gözardı edilmektedir. Uygulamada çıkacak zorluklar ve ihtilafları en iyi bilebilecek olan SMMM lerin vergi kanunlarının yapım sürecinde ciddi olarak dikkate alınmaları, görüşlerine ve fikirlerine itibar edilmesinin mutlaka gerekli olduğu düşüncesindeyiz.

Mali anlamda tutulması gereken bütün kanuni kayıtların tutulması ve verilmesi gereken bütün beyannamelerin sorumluluğu SMMM lere yüklendiği halde; hastalık, tutukluluk vb. gibi hiçbir mücbir sebepleri vergi idaresince kabul görmemektedir.

Ayrıca uygulamayı yapan SMMM ler devletin ücretsiz tahsilat memurları konumuna gelmiş bulunmaktadır. Mali alanda yapılan bütün düzenlemelerin uygulanması bu meslek mensuplarının üzerine yıkılmasına rağmen bunları maddi veya manevi olarak teşvik edici hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Meslek mensupları iş yoğunluğundan dolayı sürekli değişen mevzuatı ve teknolojik değişiklikleri takip edemez hale gelmiştir.

SMMM lerin belli alanlarda ihtisaslaşmaları sağlanmalı ve mali müşavirlik mesleği mükellef nezdindeki katiplik konumundan çıkarılmalıdır.

Meslek mensuplarını teşvik etmek ve korumak adına, ücretlerin meslek odaları veya vergi idaresi tarafından tahsili ve gönderilen beyannameler üzerinden devlet tarafından belli bir ücret ödenmesinin faydalı olacağını ve vergi tahsilatını da artıracağını düşünmekteyiz. Ücret yönünden mükellefe bağımlı hale gelmiş meslek mensuplarının bağımsız hareket edebileceğini düşünmek mantıktan uzaktır.

Bu konularda Türmob ve Maliye ve Hazine Bakanlığının el ele vererek çözüm bulması vergi tahsilatını artıracak ve sayısı yüzbinleri aşmış olan meslek mensuplarının çalışma şartlarını kolaylaştıracaktır.

22.02.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM