Muhsin KOÇAK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Hukukçu
kocak@hotmail.com
AVUKATLAR, İCRA DAİRELERİNDEN TAHSİL
ETTİKLERİ VEKALET ÜCRETLERİ İÇİN BORÇLU ADINA SERBEST MESLEK MAKBUZU
DÜZENLEYECEKLER
Tarih: 25.10.2007
Maliye Bakanlığı
23.2.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımladığı 356 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel
Tebliği'nde icra dairelerince alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen
vekalet ücretlerinin belgelendirilmesine (B maddesi) ilişkin olarak bir uygulama
getirmiştir.
Bu genel tebliğ maddesinde bakanlık, uygulamada icra dairelerince borçludan
alınarak, müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine
karar verilen avukatlık (vekalet) ücretlerinin belgelendirilmesi hususunda
tereddüde düşüldüğü gerekçesi ile bu konuda uyulması gereken kuralları
açıklamış.
Söz konusu genel tebliğ açıklamasına göre, "İcra dairelerince borçludan alınarak
müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen
avukatlık (vekalet) ücretinin avukata ödendiği anda, avukat tarafından borçlu
adına en az 2 nüsha serbest meslek makbuzu düzenlenecek ve makbuzun avukatta
kalan nüshasına da icra dairesince ödemenin yapılmış olduğuna dair bir şerh
düşülerek, ödemeyi yapan memur tarafından (sicil numarası da yazılarak)
imzalanacaktır. Bu belirtilen şekilde yetkili memura imzalattırılmadığı tespit
edilen her bir serbest meslek makbuzu için ayrı ayrı Vergi Usul Kanunu'nun
352-II/7'nci maddesine göre söz konusu avukat adına usulsüzlük cezası
kesilecektir."
Bu uygulama bazı barolar tarafından iptal davasına konu edilmiştir. Danıştay 4.
Dairesi E. 2006/2026 sayılı dosya kapsamında 20.6.2006 tarihli ara kararı ile
356 sayılı genel tebliğin konumuza ilişkin (B) maddesinin yürütülmesini
durdurmuştur.
Ara Kararda özetle; "213 sayılı kanunun 238 ve 237. maddelerinde serbest meslek
makbuzlarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, serbest meslek
makbuzunun hangi şartlarda kime ve nasıl düzenleneceği açıkça gösterilmiş,
ihtiva etmesi gereken bilgiler tek tek sayılmıştır. Buna göre serbest meslek
makbuzu, ancak müşteri adına düzenlenebilecek ve sadece avukat tarafından
imzalanması yeterli olacaktır. Maliye Bakanlığı'na kanunla açıkça düzenlenmiş
olan bu konuda yeni bir düzenleme yapması konusunda yetki verilmiş olduğu
düşünülemez. Bu durumda, serbest meslek makbuzuna ilişkin yasal düzenlemeler
arasında yer almayan ve kanunda belirtildiği şekilde avukatın müşterisi olmayan
karşı taraftan icra kanalı ile tahsil ettiği paralar için serbest meslek makbuzu
düzenlemesi ve bunun icra memuru tarafından imzalanması zorunluluğu getirilmesi
ve bu uygulamanın yaptırımı olarak usulsüzlük cezası öngörülmesi, kanunla
idareye tanınan yetkinin aşılması anlamına geldiğinden, 356 sıra nolu Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliği'nin dava konusu edilen bölümünde yasaya uyarlık
görülmemiştir" şeklinde gerekçe oluşturulmuştur.
Danıştay 4. Dairesi'nce verilen bu yürütmeyi durdurma kararına Maliye
Bakanlığı'nca yapılan itirazı görüşen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu,
2006/14 sayı ve 16.8.2006 tarihli kararı ile itirazı kabul ederek, yürütmeyi
durdurma kararını kaldırmıştır. İtirazı kabul eden Dava Daireleri Kurulu
kararının gerekçesinde, esasa ve konuya ilişkin bir tartışmaya girilmemiş,
sadece yürütmeyi durdurma kararının verilebilmesi için idari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 27. maddesinde aranan koşulların davada oluşmadığı gerekçesine yer
verilmiştir. Ancak kararda, bu sebeplerin oluşmadığı yargısının ne gerekçeye
dayandığı da açıklanmamıştır.
Ayrıca 4.Daire 2006/2007Esas ve 2007/850 sayılı kararı ile İstanbul barosunun
iptal talebini de reddetmiştir.
KONU HAKKINDA GÖRÜŞ VE AÇIKLAMALARIMIZ:
Her ne kadar bu Konu Hukukçular arasında tartışma ve rahatsızlık uyandırdıysa da
verilen karar doğru ve yerinde bir bakardır bence.
"Bence" nin gerekçesini sorgulayacak olursak, VUK 3'üncü maddesinde " Vergi
kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde
vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun
yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak
uygulanır. " hükmü ile gelir vergisi kanununun kazanç ve iratların mükellefi,
kazancının tespit şekilleri ile birlikte kanunun serbest meslek kazancı ile
ilgili 65 ve 68'inci maddelerini bir hukukçu olarak Vergi Hukukunun özünden yola
çıkarak olayı yorumlayalım, serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak alınan
ücreti vekalet müvekkilden tahsil edilir Burada kanun maddelerini tek tek saymak
yerine olayın sadece gerekçesini oluşturacak "özü" üzerinde görüşlerimi
belirtmek istiyorum
kanun emriyle borçlu ya da davalı ayrıca haksız hareketinden dolayı vekalet
ücretini ödemeye hükmedilmekte, dolayısıyla müvekkil ile kurulan vekalet
sözleşmesinden bağışık olarak bir alacak doğmuş olur bu alacağı hakkeden bir
serbest meslek erbabı ve bu kazanç da da serbest meslek kazancıdır.
VUK'da düzenlenen serbest meslek makbuzu, serbest meslek erbabına ödemeyi yapan
kişi adına düzenlenir, bunlardan birisi iradi olarak vekalet aktiyle bağlı
olduğu müvekkili, müşterisi ya da serbest meslek faaliyetinden yararlanan her
hangi bir kişi ya da kurum, tartışma konusu olan ikincisi ise, Avukatların dava
veya icra takiplerinde haklı çıkmaları dolayısıyla ihtilafın karşı tarafından
yasalar uyarınca tahsil ettikleri meblağlar vardır ki o da icra dairelerine
ödenmiş ve kaynağı kanun emri olan, haksız ya da aleyhine sonuçlanan davadan
dolayı karşı taraf vekiline ödemekle yükümlü tutulan davalının ödeyeceği
ücrettir.
Netice itibariyle bir gelir niteliğini taşımakla birlikte, müvekkil ile
anlaşılan ücret haricinde bir ücret niteliğini taşımaktadır. vergi
kanunlarımızdaki özün önceliği ilkesinden hareketle, bu geliri sağlayan kaynak
her kim olursa olsun ödeme yapılan ( tahsil eden ) kişinin mamelekinde bir değer
artışı sağlayacaktır. Tam tersi olarak ödemeyi yapanın kendi mamelekinde bir
değer azalması olacaktır.
Gelir vergisi kanununda " kazanç ve iratlar gelirin tespitinde gerçek ve safi
değerleri ile nazara alınırlar" ( GVK Md 2 Son fıkra), şayet itiraz edildiği
üzere makbuz müvekkil adına düzenlenmiş olsa, müvekkilin ödemediği, mamelekinde
bir eksilmeye neden olmadığı bir gider belgesine istinaden haksız şekilde bir
gider kaydı elde etmiş olacak ve yapmadığı bir harcamayı kazancından indirmiş
olup kazancın gerçek değerinden uzaklaşmış olacak ve şahsında bir vergi kaybına
sebebiyet vermiş olmakla birlikte mamelekinde bir artış meydana gelmiş
olacaktır.
Böyle bir uygulama vergi hukukunun özüne aykırılık teşkil edecektir. Henüz
Danıştayın kararını görmemiş olmamla beraber muhtemelen bu ve benzeri gerekçeler
detayları ile ileri sürülmüştür.
İşte bu ve benzeri ifadelerden hareketle de olsa karşı tarafa Geliri sağlayan,
ödeme veya harcamayı yapan her kim olursa olsun mamelekindeki azalışı gider
olarak indirimine izin verilen niteliklerde ise, yani iş ile ilgili olmak
şartıyla kanun emrine istinaden ödenen zarar ziyan ya da tazminat hükmünde bir
ödeme olması halinde ise (GVK Md 40 ) kayıtlarına gider olarak alması
gerekecektir, şayet vergi mükellefiyeti olmayan,vergiden muaf bir kişi ise
mamelekinde meydana gelen bir azalma ve ödemeyi bizzat yapan ve avukata geliri
sağlanan kaynak olduğundan dolayı ,ödemeyi yapan kişi ya da kurum adına serbest
meslek makbuzu düzenlenmesi gerekir. Bu yönden Danıştayın verdiği kararın doğru
bir karar olduğunu düşünüyorum işimize gelmezse de...
Bence sorun şimdilik bu değil.
Sorun, vergi idaresinin bu uygulamadan dolayı meydana çıkabilecek aksaklıkları
nasıl gidereceğidir.
Zira, icra dosyasına ödemekle yükümlü tutulan miktarın net mi brüt mü kabul
edileceği hususu, gelir vergisi kanununun 94 maddesinin tevkifat yapma
noktasındaki hükmünün uygulaması bakımından yaşanacak sıkıntılarla ilgili
olacaktır. Serbest Meslek Makbuzu adına düzenlenecek gerçek kişi ya da kurum
şayet vergi mükellefi ise, bu ücret üzerinden GVK 94 maddesine göre vergi
tevkifatının yapılması için,
Tutar netten brüte iblağ edilerek brüt tutarın GVK 94 maddesi hükmüne göre vergi
tevkifat ve KDV matrahını teşkil etmek suretiyle brüt tutar üzerinden hem KDV
hem de Gelir vergisi stopajı hesaplanması ve net tutarı teşkil eden dosyadaki
miktarın tahsil edilmesi gerekecek.
Avukatın vergi mükellefi olan kişi ya da kurum adına düzenleyeceği serbest
meslek makbuzunda aldığı ücret üzerinden GVK 94 Maddesi hükmüne istinaden vergi
kesintisi yapılmaması halinde, olası bir incelemede tenkit edilecektir. gerçi
anılan kanun maddesinde kimlerin vergi kesintisi yapmak zorunda olduğu tadadi
olarak sayılmıştır. Ancak avukatların almış oldukları serbest meslek
faaliyetleri karşılığı bedel üzerinden ödemeyi yapan kişi ya da kurumun sorumlu
sıfatıyla kesinti yapması kanun hükmüdür.
Bu noktada sorumlu sıfatıyla vergi kesintisi yapmakla yükümlü olan avukat
olmayıp ödemeyi yapan kişi olduğu tartışmasız, icra dosyasına yatırılan tutar,
net tutar sayılması gerekeceğinden sorumlu sıfatıyla icra dosyasına para yatıran
kişi sorumlu sayılması gerekecektir.
İşte bu gibi sorunlarla karşılaşmamız muhtemeldir.
Peki, tevkif suretiyle kesilecek bu vergiyi kim ve nasıl ödeyecek,
ödenmemesinden ziyade tahakkuk ettirilmemesi halinde kanunun 121 maddesinde
mahsup işleminin idare tarafından kabul edilip edilmeyeceği, beyanname üzerinden
vergi tevkifatının mahsub edilebilmesinde her hangi bir belge aranmamakla
beraber (sadece tevkifat listesi yeterli görülmekte), doğacak olan mahsup
fazlalığının iade veya diğer borçlara mahsubunun talep edilmesi halinde idare
tarafından vergi tevkifatına ilişkin tahakkuk belgeleri istenmektedir. tanzim
edilip icra memurluğu nezdindeki dosyada ibraz edilen belgenin, adına düzenlenen
kişi ya da kuruma verilip verilmediğinin anlaşılması ve şayet verilmiş ise bu
serbest meslek makbuzunda belirtilen gelir vergisi kesintisinin tahakkuk ettirip
ettirilmediği ancak vergi dairelerindeki verilen muhtasar beyannamelerden tespit
edilmesi ile mümkündür. Borçlu kişi ya da bu ödemeyi yapan kişinin tevkif
edilen/edilmesi gereken vergiyi, vergi dairesine bildirmemesi, tahakkuk
ettirmemesi halinde Serbest Meslek Makbuzunu düzenleyen serbest meslek erbabının
mahsup ya da nakden iade talepleri nasıl ve hangi şartlarla kabul ya da
reddedilecek .
Maliye idaresinin konu ile ilgili tebliğde gerek düzeltme ve gerekse kanunun 94
'üncü maddesinde belirtilen vergi oranını " sıfır" olarak tespitine ilişkin
Bakanlar Kurulu kararıyla sorunu çözebileceği düşüncesindeyim.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)