YAZARLARIMIZ
Mehmet Akif Güldalı
Vergi Müfettişi
E. Gelirler Kontrolörü
Vergi Denetim Kurulu E. Grup Başkanı
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı E. Grup Müdürü
Bilim Uzmanı
akifmail@gmail.com



İşten Atılan veya Ayrılanları Bekleyen Vergi Sürprizi - 4

Yazı dizisi şeklindeki yazılarımızbu platformda yayımlanmış olup “Modern Vergicilik-Vergi İdaresiyle Mektuplaşma ve Randevulaşma” başlığı ile ilki yayımlanmış olup anılan yazımızda Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından birden fazla işverenden elde edilen ücret gelirine ilişkin olarak Gönüllü Uyum kapsamında mükelleflere hitaben yazılan mektup ve devam eden süreçten bahsedilmiştir. “Hikmet-i Hükumetten Sual Olunmaz Ama Kanun Neden Böyle Diyor?” başlıklı aynı yazı dizimizin ikinci bölümünde ise bu kapsamda yapılan idari düzenleme ve uygulamaların hukuki ve pratik gerekçelerinden bahsedilmiştir. “Peki Çözüm Ne? Ne Yapılabilir” başlıklı üçüncü bölümde ise gerek idarenin gerekse de mükelleflerin çözüm sürecinde neler yapabileceğine değinmiştik. Konunun yaklaşık 40 bin mükellefi ilgilendirdiğine dönük haberlerin ortada dolaşması ve mağduriyet durumlarının da oluşması nedeniyle konunun “kurbanları”; avukat, müşavir ve yeminli mali müşavirlerin kapılarını aşındırmaya başladılar. Bu yazımızda bu konularla ilgili olacak.

ESKİ KÖYE YENİ ADET Mİ GELDİ!...?

Konuya ve mevzuata tam olarak vakıf olamayan çalışanlarımız, “yıllardır bu şekilde biz, eşimiz-dostumuz iş değiştiriyor böyle bir durumla ilk kez karşılaştık. İdare durup dururken bizi mağdur ediyor. Madem böyle bir Kanun var bu şimdiye kadar niye kimsenin aklına gelmedi?”şeklinde soruları olabiliyor. Aslında bu mükelleflerimiz de kendi penceresinden haklı, ancak bu cihetle haklı olmak kendilerine maalesef hukuken bir hak kazandırmıyor. Özellikle de emekçi olarak para kazanmanın zor olduğu şu dönemde şimdiye kadar vergi dairesine hiç yolu düşmemiş bir çalışanın böyle tatsız ve haksız bir durumla karşılaşması bu kişiler üzerinde bir mağduriyet psikolojisi oluşturuyor.

PHISHING NEDİR KAÇA AYRILIR?

Bunun sonucunda yolları umut tüccarlarının kapısına düşüyor. İşini düzgün yapan hukuki danışmanları tenzih ederek yazıyorum emekçinin bu mağduriyet psikolojisini kullanarak “Bu davayı kesin alırız, ortada gözle görünür bir mağduriyet var, Anayasa mahkemesine kadar gideriz. Bana güven. Yalnız şu kadar ücret alırım.” vs. yaklaşımlara mükelleflerimiz umarız aldanmaz. Çünkü ilgili müşavir açısından bu kadar potansiyel bulunan ortamda davaya gitmek ve yaygın bir konuda 3-5 sene sonra isim yapabilmek ihtimali önemli bir prestij kaynağını içerisinde barındırıyor. Onun için mükelleflerimiz bu noktada “idare tarafından mağdur edildik bu adam bizim işimizi çözer, eli kolu uzundur. Çok da uygun fiyata yapıyormuş vs.” düşünürken mahkeme sürecinde potansiyel faiz giderleri ve bu sürecin sonunda davayı kaybetmeleri durumunda üstüne bir kat dacezasıyla birlikte çıkacak faizi de üstüne eklersek mevcut bir borcu ödemek şöyle dursun 3 katı bir rakamla karşı karşıya kalmaları mümkün.

BURADAN BİZE EKMEK ÇIKAR MI?

Emekçilerimizin bu noktada son derece dikkatli davranmaları ve olayın maliyetini küçültelim derken daha büyük zararlara girmemeleri için dikkatli davranmaları lazım dedik. Bunun bir de hukukidanışman boyutu var. Onlarda sonuçta idarenin bu tarz hatalarını ortaya çıkarıp güzel bir hukuki görüş veya mahkeme savunması ile sorunları çözüp kendi geçimlerini sağlıyor. Bu bağlamda yazımızın bu bölümünü de onlara ayırdık. Buradan ekmek çıkar mı?

Cevap: 40 bin kişinin söz konusu olduğu yerde illaki bir değil pekçok ekmek çıkar. Yazımızda da bahsettiğimiz üzere olay çok boyutlu ve her bir mükellefin kendi özelliklerinin profesyonel hukuk ve vergi bilgisi olanlarca ayrı ayrı değerlendirilmesi lazım. O bakımdan idare tarafından yapılan genel işlemin yanlış olduğunu iddia etmek kolay yoldan para kazanırken mağdurun bir kez daha mağdur edilmesine yol açabilir. Onun için neye ve neden dava açılabileceği veya açılamayacağı hususlarının doğru analiz edilmesinde fayda var.

İYİ AMA BU UYGULAMA HUKUKUN ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK VS. BENZERİ GENEL PRENSİPLERİNE AYKIRI?

Toplumun çoğunluğunun ücretli olduğu mevzubahis onbinlerce “mağdurun” olduğunu düşününce bu durumu görecek hakim ve dolayısı iledava kazanma ihtimali yüksek…?

Vergi hukuku çok teknik bir konu ve aynı zamanda da kendine özgü kural, mekanizma ve işleyişin olduğu özel bir kamu hukuku alanıdır. Bundan dolayıdır ki bizim ülkemizde hem adli mahkemelerden ayrı vede diğer idare mahkemelerden farklı bir vergi mahkemesi örgütlenmesi vardır. Onun için yargı önüne giden bir konuda hukukun temel ilkelerinden yola çıkılarak bir değerlendirme yapılıyorsa dünya uygulamaları, bu verginin tarihsel gelişimi, ülkedeki diğer vergi uygulamaları ve ilgili gelir unsurunun vergilendirme mantık ve tekniğinin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir.Aksi halde ülkemizde uygulanmakta olan tüm dolaylı vergilerin Anayasaya ve hukukun genel prensiplerine aykırı olduğunun iddiası ve külliyen yürürlükten kaldırılması sonucuna varılabilir ki, bu durumda gayet güzel hukuki temellere oturtulabilir.

DEĞERLENDİRELİM O ZAMAN

Özellikle kıta Avrupası ve Amerika’da son yüzyılda vergilendirme sisteminin idarenin takdirinden beyan esasına geçmesi ile birlikte herbir vergi türü için mükelleflerin ilgili kanuna göre kendi durumlarını değerlendirerek kazançlarını hesaplaması, beyanname vermesi ve bu beyana göre çıkan verginin ödenmesi yöntemi benimsenmiştir. Yani vergilendirmede temel prensip mükellefin gelirini kendisinin hesaplayıp bir beyanname ile yine kendisinin beyan etmesidir.

İYİ DE ÜCRETTE TEVKİFAT VAR, BİR DE NEDEN BEYAN EDİLSİN Kİ?

Tevkifat müessesesi sadece gelir vergisi içerisinde ücrette değil, Ticari Kazanç, Serbest Meslek Kazancı, Menkul Sermaye İradı, Gayrimenkul Sermaye İradı’nda,Kurumlar Vergisinde hatta Katma Değer Vergisi’nde dahi yer almaktadır.Ticari kazanç elde eden herhangi bir mükellef “beyanname niye veriyorum?” diye sorgulamazken ücret geliri elde eden bir mükellefin aynı durumda sorgulaması anlamsız hale geliyor.

Sadece bizim ülkemizde değil dünyanın diğer pekçok ülkesinde ücret geliri elde edenler prensip olarak aynı şekilde tevkifatlı olarak kazancını alırken herhangi bir beyan sınırı veya 2. işveren olmaksızın zorunlu olarak ve isteyerek beyanname vermektedir.

AMA BİZİM ÜLKEMİZİN KENDİNE ÖZGÜ DURUMU VAR?

Elbette ki ülkemizin kendine özgü durumu var ancak ülkemizin bu kendine özgü durumu, kendine özgü kılan durum ve kanunlardan bağımsız olarak değerlendirilemez.

Pekçok ülke ücret gelirlerinin yılsonunda prensip olarak beyan edilmesi zorunluluğunu getirirken gelişmekte olan ekonomi grubunda yer alan ülkemizde bunun uygulama sıkıntıları ortaya çıkaracak olması nedeniyle tersi bir anlayış benimsenerek ücret konusunda“asıl olan tevkifat müessesesi, istisna olan beyan” şeklinde bir sistem benimsenmiştir. Örneğin tek işverenden tevkifata tabi gelir elde eden mükelleflerimiz isteseler dahi bu gelirleri için beyanname veremez çünkü bizim kanunlarımız bu şekilde düzenlenmiştir. Yani her ücretliye beyanname zorunluluğu getirilmesi dahi dünya uygulamasına göre mümkün iken ülkemizde iki işverenden elde edilen ve belirlenen sınırı geçen ücretlerin beyan edilmesi prensibi belirlenmiştir. Eğer ki bu mükellefimiz birden fazla işverenden gelir elde ettiyse ve örneğin ikinci işverenden aldığı ücret 40 bin TL’nin (2019 yılı için) altında olmak koşuluyla beyanname yine vermemektedir. Ancak konun koyucu ikinci işverenden elde edilen gelir 40 bin TL’yi geçiyorsa artık beyanname verme sistemine geçerek genel geçer prensibe geri dönmektedir.

ANLADIK MANTIKLI OLABİLİR AMA İDARE NEDEN KAFASINA GÖRE İŞ YAPIYOR?

Burada yine atlanılan temel husus yukarıda açıklanan hukuki düzenlemeyi idare kendisine verilen yetkiye istinaden değil doğrudan doğruya kanunla yapmıştır. Yani Gelir VergisiKanunumuzda yer alan artan oranlı vergi ve tevkifat sistemine istinaden idare kendi kafasından “Ama bak burada ikinci işveren olunca vergi kaybım var, o yüzden ben şu durumda beyanname zorunluluğu getiriyorum.” deseydi burada kanuna aykırılık yönüyle bir hak iddia edilmesi mümkün idi denilebilir. Ancak burada idare tarafından yapılan işleme esas kanun hükmü her ne kadar cümlesi garip kurulsa da lafız ve anlam olarak çok açık ve net olarak tam da uygulanan bu durumu kast ve ifade etmektedir. Kanun koyucu açısından ülkemizin kendine özgü dinamikleri nedeniylebeyan sistemini bu şekilde kurması mantıklı ve gerekliyken ve bunu da kanuna açık olarak yazmışken herhalde kimse bunun Anayasaya da yazılması lazım idi diyemeyecektir.

ÖNERDİĞİNİZ ŞEKİLDE BİR SİSTEM KURULSAYDI O ZAMAN..

Gelir İdaresi Başkanlığı mükelleflerin gönüllü uyumunu sağlamak ve buna teşvik bakımından dünyanın pekçok ülkesinden ileridedir. Bu bakımdan her zaman için önceden hazırlanmış ücret beyanı, uyarı vb. alternatif pek çok sistemin kurulması mümkün ve gereklidir. Ayrıca eminiz ki idare de bu ve benzeri durumlardan sonra kamuoyundan gelen tepkileri gözeterek daha az mağduriyete sebep olabilecek teknik imkân ve düzenlemeler üzerinde çalışılacaktır. Ancak idareye “bu işi daha kolay yapman lazımdı” diyerek bir hukuk davasının açılması veya kazanılması mümkün değildir. Çünkü tüm vergi uygulamalarında belirli zorluklar vardır ve zamanla kolaylaştırılmaktadır. Bugünden kalkıp“E-defterimde idarenin elinde benim beyannamemi oluşturup bana borcumu söyleyecek diye bekliyordum, o yüzden kurumlar vergisi beyannamesini vermedim. Online mağazam da herkese açık vergi dairesinin gelip mükellefiyet tesis etmesini bekliyordum.” demekle aynı mantık ve anlamdadır.

NOT: Makalemiz www.vergisorunlari.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

17.10.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM