YAZARLARIMIZ
Mahmut Sayın
Vergi Başmüfettişi
E. Gelirler Başkontrolörü
sayinms@hotmail.com



Vergi Sistemi ve Toplumsal Ahlâk

“Haksızlığa yönelip bütün insanların senin peşinden gelmesi yerine, adaletli olup yalnız kalman daha iyidir.” (M. Gandi)

Bir ülkede “Vergi Sistemi”nin uygun, dengeli, güzel ve adaletli olmamasının, o toplumun ahlâki değerlerinin bozulmasına da sebep olduğu görülmektedir. Vergilemede önemli bir unsur olan adaletin sağlanabilmesi; aynı durumdakilerin eşit muameleye tabi tutulması, verginin ödeme gücü ile orantılı olması, gelir ve servetlerin belli bir düzen içinde o toplumun refahının artmasını sağlayıcı şekilde yeniden dağılımının gerçekleştirilmesiyle büyük ölçüde yakından ilgilidir.

Günümüzde birçok vergisel işlemimiz maalesef gerçekte olduğundan daha farklı bir şekilde belgelendirilip beyan edilmektedir. Diğer bir ifade ile pek çok işlemimizle ilgili olarak düzenlenen faturalar, tapular vb. belgeler, gerçekleşen işlemleri aynısıyla ve doğru olarak yansıtmamaktadır. Bu da toplum olarak büyük bir çoğunluğumuzu, ahlâki değerlerimizin aşınması yönüyle olumsuz olarak etkilemektedir. Söz konusu hususlar, maalesef çoğumuzun güncel olarak yaşadığı ve de iradesi dışında kaçınamadığı ahlâki bir yozlaşma durumuna sebep olmaktadır. Bu suretle, birçoğumuz da istemeye istemeye gerçeğe aykırı vergi beyanı yapan bireyler konumuna düşmekteyiz.

Nasıl mı? Konuyu biraz daha açarsak; mesela bir gayrimenkul almak istiyorsunuz. Gerçek bedelini faturada veya tapuda gösterecek şekilde bir alım işlemi gerçekleştirmeniz, siz isteseniz de mümkün olmayabiliyor. Öncelikle vergi ve harç ödeme sistemi olarak, metrekare maliyet bedeli ve arsa bedeli üzerinden asgari bir belirleme yapıldığından, işlem yapılan gerçek bedel bu bedelin genelde üzerinde oluyor. Siz muhatabınızdan gerçek bedeli gösteren bir belge isteseniz de satıcı yüksek vergi ve harç ödememek için, sistemin müsaade ettiği asgari yöntemi tercih ederek, bunu size vermekten imtina edebiliyor. Hatta size gerçek bedelli bir fatura verirse bunun diğer satışları için de emsal teşkil edeceğini ve rayici yükselteceğini söyleyerek gayrimenkulü satmaktan bile vazgeçebiliyor. Ya düşük bedelli belgelerle satış işlemi ve beyanı taraflarca kabul ediliyor ya da nadiren alıştan vazgeçenlere şahit oluyoruz. Uygulamanın genellikle böyle olduğunu hepimiz bizzat yaşıyor ve gözlemliyoruz.

Bu olaylar belki de yaygın olarak geniş bir kesim tarafından yaşandığından, genellikle çoğu kimse tarafından önemsenmez bir duruma geliyor. Ancak, toplumsal olarak söz konusu gerçeğe uygun olmayan işlem ve beyanların, ahlâki değerlerde büyük bir aşınma, yozlaşma ve tahribat yaptığını gözlemliyoruz. Toplumsal olarak kazanılması ve nesillere özenle aktarılarak devam ettirilmesi gereken doğruluk, dürüstlük gibi çok çok önemli ahlâki değerlerin ve anlayışların aşındığı, içlerinin boşaltıldığı ve önemsiz hale geldiğini görüyoruz. Yaygınlaşan bu alışkanlıklar yeni nesillere de kolayca sirayet ederek “yalan fiil ve söylemler”, “sıradan ve normal” olaylar olarak kabul görmeye başlıyor. İşte işin en önemli noktası ve bam teli de burasıdır. Maalesef bu alışkanlık, davranış kodlarımızı tahrip ederek hayatımızın diğer yönlerine de aynen yansıyor. Birçok fiil ve söylemlerimizdeki “gerçek dışı beyan ve yalan”lar da “normal bir davranış” olarak algılanıyor. Bu ciddi durumlar, aslında toplumsal bir hastalığın ve ciddi bir ahlâki bozulmanın işaretleridir.

Oysa bu tür davranışlar ile toplumumuzun büyük bir kısmı, çok ağır bir suçlama olan “yalancı” durumuna düşmektedir. Ayrıca toplumda belirli bir mevkide olanlar, muhalifleri tarafından “gerçeğe aykırı beyan verdiği ve vergi kaçırdığı” yönünde kolayca suçlanabilme riski taşımaktadır. Nitekim birçok siyasi şahsiyetin, yüksek bedelli gayrimenkullerini düşük bedelle gösterdikleri yönünde zaman zaman basında muhtelif haberlere rastlıyoruz.

Mesela gerçekte 500.000.TL’ye alınan bir gayrimenkulle ilgili olarak, 250.000. TL fatura kesilmek suretiyle Tapuda da bu düşük tutarın beyan edilmesi durumunda, gerçeğe aykırı beyannameler verilmek suretiyle fiilen yalan söylenmiş oluyor. Bu örneği lütfen tüm gayrimenkul alım ve satımı yapanlar için bir düşünelim. Acaba yüzde olarak alım satımların ne kadarı gerçekte olduğu gibi aynen belgelendirilip, bunların matrahları vergi ve harçların konusu olmaktadır? Acaba kendi işlemlerimize ilişkin gerçek durumlar nasıldır? Gayrimenkullerimizin gerçek bedeli ile beyan bedelleri arasındaki farklar için herhangi bir suçlama ile karşılaşma durumumuz var mı, yok mu? !!!

Yurt dışındaki bir görevim sırasında, bir vatandaşımızın ikinci el olarak ABD’de 4.000. $’a sattığı aracı için, alıcıya vergiyi daha az ödemesini ima ederek, “isterseniz satış belgesine 2.000. $ yazabilirsiniz” teklifi üzerine, ABD’li şahsın ters ters bakarak 4.000. $’ı eksiksiz olarak ve göstere göstere, alıcı ve satıcı arasında düzenlenen “Title” belgesine yazdığını gözlemlemiştim. Bu olay çarpıcı bir örnek olarak hafızamda kaldı. Yurt dışında, “insanların beyanlarının doğruluğunu kabul etme”nin genel bir kural olduğunu görüyoruz. Peki, neden böylesine bir davranış kalıbı ABD’de yerleşmiştir?

- Bunun birinci nedeni, yıllar içinde, insanların doğruluk konusundaki eğitim ve pratiklerinin uyuşmuş ve yerleşmiş olmasıdır. Diğer bir ifade ile eğitim ve öğretimle kazanılan doğruluk, bir davranış olarak pratik hayata geçirilmektedir.

- İkinci ve önemli bir husus da uygun, makul, adaleti sağlayan ve katlanılabilir bir vergi oranının belirlenmiş olmasıdır. Zira ABD’de satışta % 5 gibi bir vergi oranı olduğundan, insanlar böylesine makul ve uygun bir vergiden kaçınma ihtiyacı hissetmemektedir.

Acaba bizde de bu dürüst davranış kalıpları topluma nasıl kazandırılabilir? Yukarıda belirtildiği gibi, ülkemizde de insanların yaptığı işlemlere ilişkin doğru belgeler düzenlenmesi ve bunların aynen beyan edilmesinin öncelikle eğitim ve öğretimle sağlanarak, buna paralel olarak da insanların katlanabileceği uygun ve adaleti sağlayıcı makul bir vergi oranının belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu süreç toplumsal bir zihniyet ve anlayış değişikliği gerektireceğinden, bu amaca ulaşmanın belli bir zaman alacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.

“Bir toplumda öz-yönetim için gerekli vasıflar doğuştan gelmez. Bunlar alışkanlıkların ve uzun süreli eğitimlerin sonucudur ve bu sebepten zaman ve muhtemelen çokça zahmet gerektirir.” (Thomas Jefferson)

Ancak, toplumdaki ekseri çoğunluğun “doğru” olması ve “yalancı” olarak nitelenmemesi için, kanaatimizce konu çok önemli olduğundan, belli bir zaman planlaması yapılarak, toplumu yüksek ahlâki değerlere sahip kılacak olan doğru söylemeyi ve gerçeğe uygun beyanda bulunmayı sağlayacak, uygun ve makul oranları tespit etmek suretiyle vergi adaletini sağlamak da dâhil mümkün olan tüm tedbirler alınmalıdır.

Diğer taraftan, yüksek olan vergi oranlarının daha makul ve katlanılabilir seviyelere düşürülmesinin, insanların risk almadan gerçek matrahları beyan etmeleri yönündeki eğilimlerini artıracağından şüphe yoktur.

Daha yüksek ahlâklı bir toplum yapısı oluşturmak için; yapılan her ticari işlemin, gerçekte olduğu gibi aynen belgelere yansıtılması ve beyanların da buna göre sağlanması, insanların yalancılıkla suçlanma riskinden kurtarılması büyük bir önem taşımaktadır. Bunun için de konunun hem eğitim ve öğretim, hem de vergi adaletini gerçekleştirmede makul oranları belirleme gibi diğer yönlerinin, başta Gelir İdaresi Başkanlığı olmak üzere ilgili otoritelerce ciddi bir şekilde dikkate alınarak, gerekli düzenlemelerin önümüzdeki zaman sürecinde yapılmasının ve diğer tedbirlerin alınmasının gerektiği kanaatindeyiz.

“Toplumun dönüşmesi bireylerin dönüşmesi anlamına gelmiyorsa aldatmacadan başka bir şey değildir.” (Julia Kristeva)

NOT: Makalemiz www.vergisorunlari.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

28.06.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM