Levent EMRE
Vergi Denetmeni
Trabzon Vergi Dairesi Başkanlığı
levent.emre@hotmail.com
CİRO PRİMİ UYGULAMASINDA VERGİSEL
BOYUT VE CİRO PRİMLERİNİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
Tarih: 23.04.2010
I-GİRİŞ
Bilindiği üzere, günümüzün rekabetçi ekonomik ortamında, firmaların rekabet
güçlerini, pazar paylarını ve satışlarını artırabilmek amacıyla çok çeşitli
pazarlama tekniklerine başvurduklarını görmekteyiz. Kuşkusuz bu pazarlama
teknikleri içerisinde önemli bir yer tutan uygulama da “ciro primi”
uygulamasıdır. Ciro primi uygulaması ile firmalar belirli dönemlerde alıcılarına
ayni veya nakdi ödül şeklinde bir takım teşvik imkanları sağlamaktadırlar.
Makalemizin ilerleyen bölümlerinde ciro primi kavramının ne anlama geldiği, ciro
primi uygulaması neticesinde vergisel boyutun, yani ciro primlerinin gelir,
kurumlar ve katma değer vergileri karşısındaki durumunun ne olduğu ve ciro
priminin muhasebeleştirilmesinin nasıl olması gerektiği konuları üzerinde
durmaya çalışacağız.
II-CİRO
PRİMİ KAVRAMI
Ciro primi; bayilere
ve sürekli mal alımında bulunanlara belli bir sürede, belirli bir miktarın
üzerinde mal alımı şartına bağlı olarak yıl içinde yapılan alımların belli
oranında sağlanan nakit, mal ve benzeri şekildeki menfaatlerdir. Bayilerin ve
sürekli mal alanların daha fazla mal almalarını sağlamak amacıyla kullanılan bir
pazarlama yöntemidir. Burada ana satıcı firmanın amacı, mallarının satışının
istenen seviyeye çıkarılmasıdır. Özellikle rekabetin yoğun olduğu sektörlerde bu
uygulama çok sıklıkla başvurulan bir pazarlama yöntemidir. Bu yöntemle, bayilere
rekabet etmede hareket serbestliği kazandırılmaya çalışılmakta ya da sağlanan
diğer çeşitli avantajlarla söz konusu malın satış düzeyi artırılmaya
çalışılmaktadır. (1)
Nitekim
burada bayilerin veya sürekli mal alımında bulunanların (makalemizin ilerleyen
bölümlerinde bayiler veya sürekli mal alımda bulunan firmalar alt firma şeklinde
adlandırılacaktır.) ana firmaya vermiş oldukları bir hizmet söz konusudur. Elde
edilen ciro primi de verilen bu hizmetin, bu ek çalışmanın, çabanın bir
ürünüdür. Dolayısıyla ana firma ile alt firmalar arasında yazılı ya da sözlü
olarak düzenlenmiş olan bir sözleşme ve bu sözleşmenin şartlarının yerine
getirilmiş olmasına binaen gösterilmiş olan belli bir çabanın, belli bir
hizmetin neticesinde hak kazanılan bir menfaat söz konusudur.
III-
CİRO PRİMİ UYGULAMASINDA VERGİSEL BOYUT
a)
Gelir veya Kurumlar Vergisi Açısından Ciro Primi:
Makalemizin II. bölümünde de bahsetmiş olduğumuz üzere ciro primi uygulamasında
alt firmaların ana firmaya vermiş oldukları bir hizmet ve bu hizmet karşılığında
da ana firma tarafından alt firmaya sağlanmış olan bir menfaat söz konusudur.
Dolayısıyla her iki firma açısından da bir ticari faaliyetten bahsetmek
mümkündür.
193 sayılı Gelir
Vergisi Kanunu (GVK) nun 1.maddesinde gelir vergisinin mevzuuna değinilmektedir.
İlgili maddede; gerçek kişilerin gelirlerinin gelir vergisine tabi olduğundan
bahsedilmiş, ayrıca gelirin tanımı yapılmıştır. Buna göre; “gelir, bir gerçek
kişinin bir takvim yılı içerisinde elde ettiği kazanç ve iratların safi
tutarıdır.” Yine GVK’nın 2.maddesinde gelirin unsurları sayılmış ve ticari
kazancın da bu unsurlardan birisi olduğu belirtilmiştir. Ticari kazancın
tarifini de GVK’nın 37. maddesinde bulmak mümkündür. Maddeye göre; ticari
kazanç, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançtır. GVK’nın
38.maddesinde bilanço esasında ticari kazancın tespitine, 39.maddesinde ise
işletme hesabı esasında ticari kazancın tespitine değinilmiştir.
Ticari kazancın
tespitinde elde etme ölçülerinden tahakkuk esası geçerlidir. Zira hukuki ve
ekonomik tasarrufun tahakkuka nazaran çok daha hassas bir ölçü olması, ticari
faaliyet çerçevesinde yapılan gelir doğurucu muamelelerin tahakkuk esasına göre
değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Tahakkuk; geliri doğuran muamelenin
takvim yılı içinde tam olarak gerçekleşmesi dolayısıyla gelire hak kazanılmış
olmasını ve gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinlik kazanmasını ifade
etmektedir. Mahiyet ve tutar itibariyle kesinlik kazanma ise, ticari hayatın
gereği olarak yazılı veya şifahi bir sözleşmeye hatta örf ve adete bağlı olarak
meydana gelebilir. Diğer yandan tahakkuk esasına göre elde edilmiş sayılan
gelirin daha sonra tahsil imkanı kaybedildiği veya kısıtlandığında yani değersiz
ya da şüpheli hale geldiğinde karşılık ayrılması suretiyle zarar yazılması,
vergi kanunlarında yer alan düzenlemelerdir. Dolayısıyla ticari kazançta
tahakkuk esası vergi kanunlarında düzenlenmiş olmakla birlikte gelirin elde
edilmiş sayılması için tahsil edilmiş olması şartı ayrıca aranmamıştır. Buna
göre gerek muhasebe sisteminde dönemsellik ilkesi, gerekse ticari kazancın
tespitinde tahakkuk esasının gereği olarak, geliri doğuran muamelelerin takvim
yılı içinde eksiksiz olarak gerçekleşmiş olması, gelirin ilgili yılda elde
edilmiş sayılması için yeterli olacaktır.(2)
5520 sayılı
Kurumlar Vergisi Kanunu(KVK) nun 1.maddesinde sermaye şirketleri, kooperatifler,
iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş
ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisine tabi olduğu, kurum kazancının
da gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğundan
bahsedilmektedir. Aynı Kanunun 6.maddesinde de kurumlar vergisinin,
mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı
üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde de Gelir Vergisi
Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Yukarıda
bahsetmiş olduğumuz kanun maddeleri ve açıklamalar çerçevesinde; alt firmaların
ana firmaya ciro primi uygulaması bünyesinde vermiş oldukları hizmet neticesinde
ana firmadan sağladıkları menfaatlerin elde eden gerçek kişi mükellef açısından
faaliyetlerin gerçekleştirilmiş olduğu dönemin geliri olarak değerlendirilmesi
ve ticari kazanç olarak vergilendirilmesi; menfaati elde eden alt firma kurumlar
vergisi mükellefi ise, elde edilen menfaatin kurum kazancı olarak
değerlendirilmesi ve bu şekilde vergilendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca burada
şunu da belirtmeliyiz ki alt firmalar tarafından ana firmaya verilen bu hizmet
neticesinde alt firmanın ana firmaya 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
229.maddesi gereğince fatura düzenlemesi gerekmektedir. Nitekim, ilgili kanun
maddesi faturanın satılan emtia veya yapılan iş karşılığında düzenlenmesi
gereken ticari bir vesika olduğunu belirtmektedir.
Konuya
ana firmanın alt firmaya sağladığı menfaat açısından baktığımızda ise, ciro
priminin ana firma açısından “bir pazarlama gideri” olduğunu söylemek mümkündür.
Nitekim, yapılan bu gider, GVK’nun “İndirilecek Giderler” başlıklı
40/1.maddesinde sayılan “Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için
yapılan genel giderler” içerisinde değerlendirilmektedir.
b)
Katma Değer Vergisi Açısından Ciro Primi:
3065
sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK) nun “Verginin konusunu teşkil eden
işlemler” başlığını taşıyan 1/1.maddesinde Türkiye’de ticari, sınai, zirai
faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin
katma değer vergisi (KDV) nin konusuna girdiği belirtilmektedir. Yine KDVK’nın
4.maddesinde hizmetin tanımının yapıldığını görmekteyiz. İlgiyi maddeye göre
hizmet; teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan
işlemlerdir. İlgili maddeye göre bu işlemler; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana
getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak,
değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde
gerçekleşebilir.
KDVK’nın
20/1-2’nci maddesinde; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın bu işlemlerin
karşılığını teşkil eden bedel olduğu belirtilmiş; aynı maddede bedel deyimi ise;
malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veya bunlar adına hareket
edenlerden, bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya
bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil
edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir.
Yine aynı kanunun 24/c maddesinde; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi
çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat,
hizmet ve değerler KDV matrahına dahil unsurlar içerisinde sayılmıştır.
26 Seri
No’lu KDVK Genel Tebliği (3) nin L/2 bölümünde: “Fatura ve benzeri belgelerde
ayrıca gösterilmeyip, yıl sonlarında, belli bir dönem sonucunda ya da belli bir
ciro aşıldığında (satış primi, hasılat primi, yıl sonu iskontosu gibi adlarla)
yapılan ödemeler ise katma değer vergisine tabi olacaktır. Zira, bu tür bir
iskonto doğrudan satılan malla ilgili değildir. Burada söz konusu olan iskonto,
firmanın yaptığı ek bir çalışmanın ya da bir çabanın sonucu olarak doğmaktadır.
Dolayısıyla, yapılan iş, ana firmaya karşı verilen bir hizmettir. Çünkü, ana
firma ile satıcı firma arasında düzenlenen sözleşmeye göre (yazılı veya sözlü),
satıcı firma sözleşmenin hükümlerine uygun olarak belli bir çabayı göstermiştir
ki (belli bir hizmeti vermiştir ki) ek ödemeye (iskontoya) hak kazanmıştır. Bu
nedenle, yukarıda belirtilen şekilde uygulanan ve Katma Değer Vergisi Kanunu’nun
4. maddesi çerçevesinde “hizmet” kapsamına giren bu işlemlere ait iskontolar,
aynı Kanun’un 1/1. maddesi uyarınca vergiye tabi tutulacaktır.” şeklinde
açıklamanın yapıldığını görmekteyiz.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerinden çıkan sonuca göre alt firmanın ana firmaya
vermiş olduğu ciro primi uygulamasından kaynaklanan hizmetin KDV’nin konusuna
girdiği, alt firmanın bu işlem karşılığında ana firmaya fatura düzenlemesi ve
KDV hesaplaması gerektiği sonucuna ulaşmamız mümkündür.
Burada
belirtilmesi gereken diğer bir konu da ciro primi uygulamasında KDV oranının ne
olması gerektiği hususudur. Konu ile ilgili olarak 26 Seri No’lu KDV Genel
Tebliği’nin L/2 bölümünde açıklandığı üzere, fatura veya benzeri belgelerde
ayrıca gösterilmeyip; yıl sonlarında, belli bir dönem sonucunda ya da belli bir
ciro aşıldığında yapılan ödemelerin doğrudan satılan malla ilgili olmadığı, bu
tür iskontoların, firmanın yaptığı ek bir çabanın sonucu olarak doğduğu
belirtilmektedir. Dolayısıyla ciro primi uygulamasında yapılan iş, ana firmaya
karşı verilen ayrı bir hizmettir. Bundan dolayı burada, ciro primine hak
kazanılan malın tabi olduğu orandan bağımsız olarak, hizmet teslimlerinin tabi
olduğu genel KDV oranı olan %18 oranında KDV hesaplanması gerekmektedir. Burada
bir örnek vermek gerekirse;%1 KDV oranına sahip ekmeğin üretimini ve satışını
yapan X Ekmek Fırınının bayiine belli bir cironun üzerine çıkması halinde
bedelsiz olarak ekmek vermesi uygulamasında, ilgili bayiinin ciro primini hak
kazanmak için verdiği ayrı bir hizmet söz konusu olduğundan ilgili hizmet için X
Ekmek fırınına fatura düzenlemesi ve ilgili faturada KDV’yi de %18 olarak
göstermesi gerekmektedir.
IV-
CİRO PRİMİNİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
Uygulamada en çok karşılaşılan durum, ciro priminin nakit ya da mal şeklinde
ödenmesidir. Öncelikli olarak elde edilen ciro priminin nakit olması halinde
muhasebe kaydının nasıl olması gerektiği, daha sonra da mal karşılığı olması
halinde muhasebe kaydının nasıl olması gerektiği konularına ayrı ayrı bakacağız.
a)
Ciro primi ödemesinin nakdi olması durumu:
Burada
ciro primini elde eden alt firma, ana firmaya bir hizmet verdiği için hizmet
faturası düzenleyecek ve KDV hesaplayacak, ana firma da netice de satışlarını
artırmak amacıyla bu hizmeti aldığı için, aldığı bu hizmeti pazarlama satış ve
dağıtım gideri şeklinde muhasebeleştirip KDV’ni indirecektir. Burada bir örnek
vererek muhasebe kayıtlarının nasıl olması gerektiğine bakalım.
Örnek:
Beyaz eşya üretimi yapan X A.Ş., bayilerine belli bir ciroyu aşmaları halinde
10.000,00-TL ciro primi vereceğini bildirmiş olsun. Y Bayii de bu ciroyu aşarak
10.000,00-TL’ye hak kazanmış olsun. Böyle bir durumda ilgili firmaların muhasebe
kayıtları şu şekilde olacaktır:
Y
Bayiinin Muhasebe Kaydı:
------------------------/-----------------------------------------------------
100
KASA 11.800
602 DİĞER GELİRLER 10.000
391 HESAPLANAN KDV 1.800
Ciro
primi faturası
-----------------------/-------------------------------------------------------
X
A.Ş.’nin (Ana Firma) Muhasebe Kaydı:
------------------------/------------------------------------------------------
760
PAZARLAMA SATIŞ VE DAĞITIM GİDERLERİ 10.000
191
İNDİRİLECEK KDV 1.800
100 KASA 11.800
Alt
firma tarafından düzenlenen ciro priminin ödenmesi
------------------------/-------------------------------------------------------
b)
Ciro primi ödemesinin ayni (bedelsiz mal verilmesi şeklinde) olması durumu:
Burada
da yine ciro primini elde eden alt firma, ana firmaya bir hizmet verdiği için
hizmet faturası düzenleyecek ve KDV hesaplayacaktır. Ana firma da ciro primi
ödemesini ticari mal vermek suretiyle yaptığından yurtiçi satışlar hesabından
malın çıkışını yapacaktır. Ana firmanın alt firmaya vermiş olduğu mal bedelinin
ciro primi tutarı ile aynı olduğunu farz ederek, yukarıdaki örneği burada
uygulayalım.
Örnek:
Beyaz eşya üretimi yapan X A.Ş., bayilerine belli bir ciroyu aşmaları halinde
tanesi 2.500,00 TL olan (KDV hariç) 4 adet buzdolabını ciro primi şeklinde
vereceğini bildirmiş olsun. Y Bayii de bu ciroyu aşarak ilgili buzdolaplarını
almaya hak kazanmış olsun. Böyle bir durumda ilgili firmaların muhasebe
kayıtları şu şekilde olacaktır:
Y
Bayiinin Muhasebe Kaydı:
------------------------/-----------------------------------------------------
153
TİCARİ MALLAR 10.000
(4 adet
buzdolabı 4X2.500)
191
İNDİRİLECEK KDV 1.800
602 DİĞER GELİRLER 10.000
391 HESAPLANAN KDV 1.800
Ciro
primi faturası ve hizmet karşılığı mal alımı
-----------------------/-------------------------------------------------------
X
A.Ş.’nin (Ana Firma) Muhasebe Kaydı:
------------------------/------------------------------------------------------------------
760
PAZARLAMA SATIŞ VE DAĞITIM GİDERLERİ 10.000
191
İNDİRİLECEK KDV 1.800
600 YURTİÇİ SATIŞLAR
10.000
391 HESAPLANAN KDV
1.800
Alt
firma tarafından düzenlenen ciro priminin mal karşılığı
ödenmesi
------------------------/--------------------------------------------------------------------
V-
SONUÇ
Günümüzün rekabetçi ekonomik ortamında firmalar, diğer firmalar ile rekabet
edebilmek amacıyla çok çeşitli pazarlama tekniklerine başvurmaktadırlar. Bu
pazarlama teknikleri içerisinde de “ciro primi” uygulaması önemli bir yer teşkil
etmektedir. Fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilmeyip, yıl sonlarında,
belli bir dönem sonucunda ya da belli bir ciro aşıldığında (satış primi, hasılat
primi, yıl sonu iskontosu gibi adlarla) yapılan ödemeler şeklinde
tanımlayabileceğimiz ciro priminde; alt firmaların ana firmaya verdiği bir
hizmetten söz etmek mümkündür. Çünkü bu tür bir ödeme, satılan malla ilgili
olmayıp, firmanın yaptığı ek bir çalışmanın sonucu olarak doğmaktadır. Ciro
primi ödemesi uygulamada ayni veya nakdi olabilmektedir. Elde edilen bu menfaat,
elde eden alt firma açısından bir gelir niteliğinde olup, ciro primini elde eden
alt firma eğer gerçek kişi mükellef ise elde edilen menfaat ticari kazanç
olarak, kurumlar vergisi mükellefi ise elde edilen menfaat kurum kazancı olarak
vergilendirilecektir. Ana firma açısından olaya baktığımızda da alt firmaya
yapmış olduğu ciro primi ödemesinin pazarlama satış ve dağıtım gideri
niteliğinde olduğunu söylememiz mümkündür. Yine ciro primi uygulamasında alt
firmanın ana firmaya verdiği bir hizmet söz konusu olduğundan verilen bu hizmet
KDV’ye de tabi olmaktadır. Dolayısıyla alt firmanın bu işlem neticesinde ana
firmaya fatura düzenlemesi ve ilgili faturada KDV’yi hesaplaması gerekmektedir.
Ciro primi uygulamasında KDV oranı da ciro primine hak kazanılan malın tabi
olduğu orandan bağımsız olarak, hizmet teslimlerinin tabi olduğu genel KDV oranı
olan %18 oranında uygulanacaktır.
DİPNOTLAR
(1)
ÇİLİNGİR Fazlı, “Ciro
Primi ve Katma Değer Vergisi Kanunu”,Vergi Dünyası, Şubat 2007,Sayı 306
(2)
KÜÇÜKTOP Sema, KÜÇÜKTOP
Muzaffer, “Ciro Primi Gelirinin Hangi yılın Kazancı İle İlgilendirileceği
Sorununun Vergi Kanunları Açısından İrdelenmesi”,Vergi Dünyası; Mart 1995,Sayı
163.
(3)
31.12.2007 tarih ve
19681 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Yararlanılan Kaynaklar:
1-
ÇİLİNGİR Fazlı,
“Ciro Primi ve Katma Değer Vergisi Kanunu”,Vergi Dünyası, Şubat 2007/Sayı 306
2-
KÜÇÜKTOP Sema,
KÜÇÜKTOP Muzaffer, “Ciro Primi Gelirinin Hangi yılın Kazancı İle
İlgilendirileceği Sorununun Vergi Kanunları Açısından İrdelenmesi”,Vergi
Dünyası; Mart 1995,Sayı 163.
3-
26 Seri No’lu KDV
Genel Tebliği (31.12.2007 tarih ve 19681 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
4-
213 Sayılı Vergi
Usul Kanunu
5-
193 Sayılı Gelir
Vergisi Kanunu
6-
5520 Sayılı
Kurumlar Vergisi Kanunu
7-
3065 Sayılı Katma
Değer Vergisi Kanunu.
Not: Bu makale Vergi Raporu dergisinin Nisan/2010 (sayı 127) sayısından
yayımlanmıştır.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)