Bilindiği üzere, Bireysel Emeklilik Sistemi kişilerin çalışma
döneminde gelirlerinin bir kısmını gönüllü katılım esasına dayalı olarak
biriktirdiği ve sosyal güvenlik sistemine ilave olarak emeklilik döneminde ise
yapılan birikimlerin meyvesini topladıkları güzel ve Hazine Müsteşarlığı
güvencesinden dolayı en güvenilir uzun vadeli yatırım araçlarından birisidir.
Bankalardaki
mevduat belli bir limite kadar garanti altında olmasına rağmen bireysel
emeklilik sistemindeki paranın tamamı devlet güvencesi altındadır.
Bu sistemde
katılımcılar emeklilik şirketleri
nezdinde bireysel emeklilik hesaplarına sözleşmeyle belirlenen miktarlarda katkı
payı ödemekte ve işverenler de isteğe bağlı olarak sisteme çalışanları adına
katkı sağlayabilmektedirler. Katılımcılar ve varsa işverenleri tarafından
sağlanan katkı payları, emeklilik şirketleri tarafından kurulan çeşitli
emeklilik yatırım fonlarında katılımcıların istekleri doğrultusunda
değerlendirilmektedir. Sistemden emekli olmak için her bir katılımcının 10 yıl
boyunca sistemde kalması ve 56 yaşını tamamlaması gerekmektedir. Emekliliğe hak
kazanıldıktan sonra, bireysel emeklilik hesaplarındaki birikimlerin bir kısmı
veya tamamı toplu olarak ya da katılımcının isteğine bağlı olarak ömür boyu maaş
şeklinde de alınabilmektedir.
Bordrolu çalışanlar veya yıllık gelir vergisi
beyannamelerinde bireysel emeklilik prim ödemelerini gösterenler bireysel
emeklilik sistemine yatırdıkları paranın bir kısmını devletten vergi avantajı
olarak da geri almaktadırlar.
Burada sorun emekli olarak veya 10 yıllık süreden önce
sistemden çıkışta katılımcıya yapılacak geri ödeme üzerinden, geri ödeme
tutarının ana para ve nema kısmının ayrıştırılmadan tevkif edilecek gelir
vergisinin hesaplanmasından ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu şekilde hesaplama
Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. ve 94. maddesi hükümlerinden kaynaklanmaktadır.
GVK’nun 75. maddesinin 15. bendine göre;
Tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım
sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından;
a) On yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden
ayrılanlara yapılan ödemeler,
b) On yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla birlikte
bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile diğer
sandık ve sigortalardan on yıl süreyle prim veya aidat ödeyenlere ve vefat,
malûliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,
c) Bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı
kazananlar ile bu sistemden vefat, malûliyet veya tasfiye gibi zorunlu
nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemeler,
Menkul sermaye iradı sayılmış ve aynı Kanunun
94.maddesinin 15. bendine göre de ödeme esnasında;
-75 inci maddenin ikinci fıkrasının (15) numaralı
bendinin (a) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından 2003/6577
sayılı B.K.K. ile %15,
-(b) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından
2003/6577 sayılı B.K.K. ile %10 ve
-(c) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından
2003/6577 sayılı B.K.K. ile %5 oranında Gelir Vergisi Stopajı yapılması hükme
bağlanmıştır.
(GVK’nun
22.maddesindeki istisna hükümlerinin de ayrıca dikkate alınması gerekmektedir.)
Burada görüleceği
üzere, tevkifata konu matrahın belirlenmesinde emeklilik şirketinin yapacağı
ödeme için ana para ve nema (faiz vs.) ayrımı yapılmamış ve ödemenin tamamı
üzerinden tevkifatın yapılması öngörülmüştür.
Konu ile ilgili olarak
İstanbul 3.Vergi Mahkemesinin 30.01.2009 tarihli bir kararında, “…maddede
ödemelerden kastedilen davacıya ödenen tutarın (anapara dahil) tamamı değil,
elde edilen gelir olduğu, dolayısıyla elde edilen gelirin menkul sermaye iradı
olduğu kabul edilmesi ve tevkifatın bu miktar üzerinden yapılması gerektiği
anlaşıldığından….yapılan tevkifatın davacının ödediği prim tutarına isabet eden
kısmının iadesine..”şeklinde karar vermiş ve bu karar Bölge İdare Mahkemesine
itiraz edilmediğinden kesinleşmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı 18.09.2009
tarihinde Danıştaya müracaat ederek kararın kanun yararına bozulmasını
istemiştir.
Danıştay Dördüncü
Dairesi’nin 08.04.2011 tarihli ve 27899 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Esas
No: 2009/8882 ve Karar No: 2011/269 sayılı kararına göre de, “yürürlükteki
hukuka aykırı bir sonuç ifade etmeyen İstanbul 3.Vergi Mahkemesi kararının kanun
yararına bozulmasının hukuken olanaklı olmadığına ve kanun yararına bozma
isteminin reddine” oybirliği ile karar verilmiştir.
Bu itibarla GVK’nun
94.maddesinin 15.bendine göre yapılacak vergi tevkifatı matrahlarının tespitinde
emeklilik şirketleri anapara dahil tutarları esas almaya devam etmekle birlikte,
(her ne kadar daha önce vergi avantajından yararlanan katılımcılar için
hakkaniyete uymasa bile) bütün katılımcılar Danıştayın yukarıda belirttiğimiz
kararını emsal göstererek kendilerine yapılan ödemelerden anaparaya isabet eden
kısmından kesilen vergi tevkifatlarının geri iadesini dava yoluyla
isteyebileceklerdir.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)