YAZARLARIMIZ
Gökhan Korhan
Vergi Müfettişi
gkorhan@hotmail.com



Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı Uygulamasında Özellikli Durumlar  

Tarih: 14.11.2014

I.GİRİŞ :

Mevzuatımızda ticari kazancın ve kurum kazancının tespitinde tahakkuk esası benimsenmiş olup buna göre firmalar alacaklarını tahsil etmeseler de mal ve hizmet satışını gerçekleştirdikleri anda bunların bedellerini gelir olarak kaydetmektedirler. Alacaklarının tahsilatlarında sorun yaşanması durumunda ise tahsil etmedikleri bir tutar üzerinde vergi ödemek durumunda kalmaktadırlar. Mükelleflerin tahsil edemedikleri alacakları için vergi ödemelerinin önüne geçmek ve mali tabloların gerçek durumu yansıtmasını sağlamak amacıyla V.U.K.'nun 323. maddesinde şüpheli alacaklar karşılığı müessesesi düzenlenmiştir. Şüpheli alacak karşılığı tahakkuk esasını düzelten bir müessesedir. Tahsil edilememesine rağmen tahakkuk etmesi nedeniyle gelir olarak kaydedilen ve karın oluşumunu etkileyen alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmesi durumunda pasifte bu miktar kadar karşılık ayrılarak daha önce yapılan bu gelir kaydının sıfırlanması olanağı sağlanmıştır. Bu çalışmamızda şüpheli ticari alacak karşılığı uygulamasında karşılaşılan özellikli durumlardan bahsederek dönem sonu muhasebe işlemlerini üzerinde örneklerle açıklamaya çalışacağız.

II- ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAK KARŞILIĞI

Şüpheli Ticari Alacak Karşılıkları, 1 seri no ’lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğin’ de ise belirtilen muhasebenin temel kavramlarından İhtiyatlılık Kavramı ve Dönemsellik kavramı gereğince ayrılmaktadır. Bu kavram uyarınca işletmeler karşılık ayırabilecekler, ancak dönem karını düşürmek amacına yönelik olarak gereğinden fazla karşılık ayıramayacak yahut iyi niyetli üçüncü kişilerin işletmeyle ilgili kararlarını etkileyecek şekilde dönem karını daha yüksek göstermek amacıyla da daha düşük oranda karşılık ayıramayacaklardır.,

A-    Vergi Usul Kanunu’nda Şüpheli Ticari Alacak :

213 sayılı Vergi Usul Kanununda işletmelere,  alacaklarının çeşitli nedenlerle tahsilinin şüpheli hale geldiği durumlarda belirli şartlarla karşılık ayırma imkanı tanınarak, işletme için zarar niteliğinde olan alacaklardaki kayıpların bu şekilde telafi edilmesi sağlanmıştır. Şüpheli alacak müessesesi VUK’un 323. maddesinde düzenlenmiştir.

Buna göre;

“Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar ile yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar, şüpheli alacak sayılır.


Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

             Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar - zarar hesabına intikal ettirilir.” 

Buna göre bir alacağın şüpheli alacak sayılarak karşılık ayrılabilmesi için alacağın, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerekmektedir. Alacak işletmenin normal faaliyetleri dahilinde doğmuş olmalı ve işletmenin sonuç hesaplarını etkilemelidir. İşletmenin sonuç hesaplarını etkilemeyen daha açık bir ifade ile daha önce kârın oluşumunu etkilememiş bir alacağın karşılık ayırmak suretiyle zarar yazılması mümkün değildir.

Şüpheli alacak karşılığı uygulaması ihtiyari bir uygulamadır. Bunu. VUK 323.Maddesinde  “…değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.” Hükmünden anlamaktayız. Ayrıca VUK 264. Madde hükmünde de tasarruf değeri tanımı da mükellefe bu ihtiyariliği sağlamaktadır. Dolayısıyla alacağın şüpheli hale geldiği dönemde karşılık ayrılamadığı durumda ihtiyariliğin karşılık ayırmama yönünde kullanıldığı kabul edilerek, daha sonraki dönemlerde bu alacak için karşılık ayrılması söz konusu olamaz. Bu durum, amortisman uygulamasına benzemektedir. Zaten şüpheli alacaklar Vergi Usul Kanunun da “Alacaklarda ve sermayede amortisman” bölümünde düzenlenmiştir. Dolayısıyla bir tür amortismanı göstermektedir.

1-Şüpheli Alacak Karşılığı Ayırmanın Koşulları

-
         
Bilanço Usulüne Göre Defter Tutulmalıdır

Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesindeki “... değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir” hükmünden hareketle, bir alacağın şüpheli sayılarak zarar hesabına nakli, ancak karşılık ayrılması ile mümkündür. Başka bir deyişle, şüpheli alacaklar doğrudan doğruya gider yazılamayacağından, karşılık ayrılması sadece bilanço esasına göre defter tutulması halinde söz konusu olacaktır.

-
         
Alacak, Ticari veya Zirai Kazancın Elde Edilmesi ve Devamı İle İlgili Olmalıdır

Alacaklara şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için bu alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerekir. Yani alacak ticari veya zirai kazançlarla ilgili faaliyetlerin normal gerekleri kapsamında doğmuş olmalıdır. Bu bakımdan şüpheli hale geldiği iddia edilen bir alacağın mal satışı veya hizmet ifasından kaynaklandığının fatura ile belgelenmesi gerekmektedir. İşletme faaliyetleri dışında herhangi bir nedenle doğmuş alacağın tahsili şüpheli hale gelmiş bile olsa karşılık ayrılamayacaktır.

-
         
Alacak Değerleme Günü İtibariyle Teminatsız Olmalıdır

V.U.K.'nun 323. maddesinde şüpheli alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayırırken teminatlı alacaklarda bu karşılığın teminattan geri kalan miktara inhisar edeceği hüküm altına alınmıştır. Alacağın tamamı teminatlı ise bu alacağa karşılık ayrılamaz. Ancak teminat alacağın tamamını karşılamıyorsa alacağın teminatsız kısmı için karşılık ayrılabilir.

-
         
Alacak Değerleme Günü İtibariyle Şüpheli Hale Gelmiş Olmalıdır 

Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ile ilgili olan ve bu faaliyetler çerçevesinde elde edilen belgeli ve belgesiz alacaklara karşılık ayrılması için alacağın dava ve icra safhasında olması gereklidir. Ayrıca dava ve icraya verilmeyecek kadar küçük alacaklara karşılık ayrılabilmesi için de borçlu protesto edilmeli ya da borçluya birden fazla taahhütlü isten yazısı gönderilmelidir. Ancak alacağın dava ve icra safhasına intikal olayı şüpheli alacak sıfatının kazanılması ve karşılık ayrılması için tek başına yeterli değildir. Kanun koyucu şüpheli alacaklar için karşılık ayırıp bu karşılıkların gider olarak yazılabilmesi için gerekli kanuni çabaların gösterilmesini şarta bağlamıştır. Yoksa şeklen dava yoluna gidilip olayın bu aşama takipsiz bırakılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün olmayacaktır.

Dava takibinin ciddi ve inandırıcı olması ve davaya devam edilmesi gerekmektedir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, şekli bir başvurunun alacağın şüpheli sayılması için yeterli olmayacağıdır. Bir alacağın şüpheli niteliğini kazanması için başvurudan sonra davanın mahkemede görülmekte olması gerekmektedir.

2- Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılacak Dönem :

Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi çerçevesinde; borçlusu tarafından vadesinde ödenmeyen alacaklar kanuni yollara hangi dönemde başvurulmuşsa alacak o dönemde şüpheli hale geleceğinden, karşılık da söz konusu dönemde ayrılacaktır. Alacağın vadesi ile kanuni yollara başvurulması farklı dönemlere rastlarsa, karşılık vadenin dolduğu yılda değil, gerekli kanuni şartın sağlandığı yılda ayrılacaktır.

Dönem içinde şüpheli hale gelen alacaklar için dönem sonuna kadar haciz işlemi yapılmışsa yine şüphelilik ortadan kalkmış olacaktır. Ancak daha önceki dönemlerde karşılık ayrılmış olan alacaklarla ilgili olarak bu dönem içinde haciz işlemi yapılsa dahi ayrılmış olan karşılık düzeltilmez. Söz konusu karşılık tahsilat aşamasına kadar bekletilir.

III- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMASINDA ÖZELLİKLİ DURUMLAR

-     Faturalarda Yer Alan KDV’de Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı

Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinde bir alacağın şüpheli alacak olarak değerlendirilmesinde Katma değer vergisi, ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletmenin alışları sırasında ödediği, işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve doğrudan doğruya mal veya hizmet tesliminden kaynaklanan bir alacaktır. Uzun yıllardan beri tereddütlere neden olan bu konuda mali idare tarafından yayımlanan 334 nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile son nokta konmuştur. 334 sayılı VUK Genel Tebliği’ne[1] göre, Vergi Usul Kanunu’nun 323. Maddesindeki şartların sağlanması koşuluyla alacağın ilgili dönem kayıtlarına girmiş olması ve KDV beyannamelerinde beyan edilmiş olması şartıyla, KDV içeren şüpheli alacaklarda katma değer vergisi için de karşılık ayrılabilecektir. Asıl alacak ile birlikte tahsil edilemeyen KDV’nin şüpheli alacak olarak kabulü ve karşılık ayrılarak gider yazılmasına olanak sağlanması, mükellefleri tahsil etmediği halde beyan ettiği ve ödemek zorunda kaldıkları KDV yüküne çözüm getirmiştir.

-
         
Yabancı Para Cinsinden Olan Alacaklarda Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı

Yabancı para cinsinden alacaklar V.U.K. 280. maddesine göre borsa rayicine göre değerlenmesi gerekmektedir. Ancak ülkemizde henüz yabancı paraların alım ve satım işlemlerinin görüldüğü serbest döviz piyasası kurulmadığından yabancı para cinsinden senetsiz alacak ve borçların değerlenmesinde, Maliye Bakanlığı'nca ilan edilen kurlar esas alınacaktır. 130 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'ne[2] göre; nakit yabancı para cinsinden alacak ve borçların, mektup ve senetler ile banka hesaplarında tutulan yabancı paraların değerlemesinde, döviz alış kuru esas alınacaktır. Yabancı para cinsinden alacakların şüpheli hale gelmesi halinde bu alacaklar için o günkü döviz alış kuru ile değerleme yapılmakta ve ortaya çıkan kur farkı kambiyo kar veya zararı hesabına aktarılması gerekmektedir. Şüpheli hale gelen bu alacak için ise dönem sonunda şüpheli alacak karşılığı ayrılmaktadır.

-
         
Yurt Dışından Olan Alacaklar İçin Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı

Yurt dışından olan alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için ticari iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya icra takibinde bulunulması gerekmektedir. Yurt dışından olan alacakların dönem sonunda değerlemesi nedeniyle oluşacak kur farkları da asıl alacağın akıbetine tabi olduğundan asıl alacak şüpheli hale geldikten sonra bu alacağa bağlı olarak oluşan kur farkları için de şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Buna göre, yurt dışından olan alacaklar için iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya ilgili ülkenin icra mevzuatı uyarınca icra takibine başlanılması halinde alacağın Vergi Usul Kanununun 323. maddesine göre şüpheli hale geldiği kabul edilebilecektir.

Bununla birlikte Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen bir kararda yurt dışından olan bir alacağa yurt dışında icra takibi veya dava açılmaksızın Türkiye’de başlatılacak icra takibiyle de karşılık ayrılacağına hükmetmiştir.[3]

-
         
İflas Halinde Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı

İflas halinde borçlunun, haczi mümkün olan tüm malları, alacaklarının tamamı için iflasın konusu oluşturur. İflasın açılması, İİK’nin 193. maddesine göre iflas, haciz, rehin, paraya çevrilme ve teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesi ile takipler düşer. Alacaklıların bu durumda borçluyu dava etmeleri veya icra yoluyla takip yoluna gitmeleri yasal olarak mümkün değildir. Alacaklıların bu durumda yapabilecekleri iflas masasına kaydolmaktır.[4]

VUK’nun 323. maddesinde bir ayrım yapılmaksızın dava ve icra safhasında bulunan alacaklar için karşılık ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır. Mükelleflerin alacaklısı oldukları müşterilerin iflası halinde, alacaklarını iflas masasına kaydettirmek koşuluyla, bu alacakları için karşılık ayırmaları mümkündür. Ancak yine bu durumda da karşılığın, alacağın iflas masasına kaydının yapıldığı dönemde ayrılması gerekir.

-
    
Karşılıksız Çeklerde Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı              

Çekin karşılığının olmaması alacağı sakat hale getirmemekle birlikte yasal sürecin başlamasına neden olmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus karşılıksız çek tutarı için dava ve icra takibine başlanmasıdır. Söz konusu alacak için dava ve icra takibine başlanması durumunda karşılık ayrılmasında sakınca bulunmamaktadır. Konuyla ilgili Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen bir özelge de "Karşılıksız çıkan çekin karşılıksız çıktığına ilişkin kaydın yapıldığı dönem itibariyle dava veya icra takibine başlanılması gerekmekte olup, bu dönemde karşılık ayrılmayan alacaklar için müteakip yıllarda karşılık ayrılması mümkün bulunmadığı “bildirilmiştir. [5]

Hatır Senetlerinde Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı

Hatır senedi ve çeklerinin gerçek amacı işletmelerin finansman ihtiyacını karşılamaktır. İşletmenin faaliyeti sonucu doğmazlar. Her ne kadar işletmenin muhasebe kayıtlarında görünse de işletmenin ticari ve zirai kazancının elde edilmesi için yapılan bir mal satışı veya hizmet ifası sonucu doğmamıştır. Bundan dolayı bu tür alacaklara şüpheli alacaklar karşılığı ayrılması mümkün değildir.

-
         
Kamudan Olan Alacaklarda Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı 

Mükelleflerin kamu kurumları ile ticari kapsamda yaptıkları işlemler karşılığında alacaklarını tahsil edememeleri söz konusu olamayacağından bu alacakların şüpheli alacak uygulamasına konu edilmesi mümkün değildir. Konu ile ilgili verilen bir özelge de;" Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasındaki temel unsur oluşması beklenen bir zararın varlığıdır. Kamu idare ve müesseselerinden kaynaklanan bir alacağın zamanında tahsil edilememesi durumunda, bu alacağın tahsilinin imkansız hale geldiği düşünülerek ya da tahsili mümkün olamayacağı kanaati ile dönemsellik ilkesi gereği söz konusu alacakların şüpheli alacak olarak değerlendirilip karşılık ayrılması kamu idare ve müesseselerinin borçlarını ödememesi düşünülemeyeceğinden söz konusu olamaz." görüşüne yer verilmiştir.[6]

-
         
Şirketlerin Ortaklarına Verdikleri Borç Paralardan Kaynaklanan Alacaklarda Şüpheli Alacak Karşılığı

Şüpheli alacağın karşılık ayrılarak zarar yazılabilmesi için kârın oluşumunu etkilemesi, yani daha önce tahakkuk esasına göre hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerekmektedir. Bu kapsamda değerlendirildiğinde, ortaklardan olan alacakların ticari faaliyetin elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgisi bulunmadığından, diğer bir ifadeyle söz konusu alacaklar daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmemiş olduğundan, bu alacaklar için şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, şirket ortaklarından olan alacaklara hesaplanan adat faizleri gelir ve dolayısıyla hasılat hesaplarına intikal ettirildiğinden, gerek bu faizler ve gerekse bu faizlerin KDV’si için yukarıda belirtilen şartların yerine getirilmesi şartıyla şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.[7]

Konu hakkında Maliye Bakanlığı da aynı görüşte olup, verdiği bir özelgede; “Ortaklardan olan alacaklarınızın ticari faaliyetin elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmaması nedeniyle bu alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmamaktadır. Şirketinizin ortaklardan olan alacaklarına aylık dönemler itibariyle hesaplanan adat faizleri için Kanunda yer alan şartların yerine getirilmesi durumunda şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.” Şeklinde görüş bildirmiştir. [8],

-          Grup Şirketlerinin Birbirinden Olan Alacaklarında Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı

Şirketlerin ortaklarına ve grup şirketlerine verdikleri borç paralardan veya ticari işlemlerden kaynaklanan alacakları için dava ve icra yoluna başvurmaları halinde, bu alacakların şüpheli alacak olarak değerlendirilerek karşılık ayrılıp ayrılamayacağı konusunda uygulamada bir takım tereddütlerle karşılaşılmaktadır. Holdingler ve kendisine bağlı kuruluşları ve iştirakleri arasında, faaliyetleri gereği, borç-alacak ilişkisi bulunmaktadır. Holdinglerin üçüncü şahıs ve şirketlerden olan alacakları ile, iştirakleri ve kendisine bağlı şirketlerinden olan alacakları arasında bir fark yoktur. Hukuken aynı statüde alacaklardır. Bu bakımdan holdingler bağlı kuruluşları ve iştiraklerinden doğan alacakların da şüpheli hale geldiği dönemde karşılık ayırmak suretiyle zarar yazabilirler.

Diğer şirketlerde müşterilerle olan ilişkiler, holdinglerde iştirakleri olan ilişkiler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Holdinglerin bu maksatla ve ana sözleşmeleri ile belirlenen konulan dahilinde iştirakleri ile olan ilişkilerinin ticari nitelik taşıdığı açıktır. Bu sebeple, holdinglerin iştiraklerinden olan alacaklarının, iştiraklerinin müşterilerinden olan alacaklarından hiç bir farkı yoktur, iştiraklerinden olan alacaklarının ticari nitelik taşıdığının açık olması dolayısıyla, yukarıda aktardığımız diğer şartların da gerçekleşmesi durumunda, holdingleri şüpheli alacak karşılığı ayırmaktan mahrum etmek için hiç bir hukuksal sebep yoktur.[9]

Konu ile ilgili olarak Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen kararda[10]: “… holding şirketlerin temel ticari gayelerinin iştirakleriyle olan münasebetlerinden oluştuğu, bu ilişkiler ticari olduğuna göre bu işlemler dolayısıyla hak kazanılan alacakların da ticari nitelikte alacaklar olduğundan kuşku duyulamayacağı, ihtilaf konusu olayda davacı holding şirketin üçü iştiraki olan müflis dört şirketten, bu şirketler adına yaptığı ödemeler dolayısıyla alacaklı olduğu ve bu alacaklarının mezkur şirketlerin iflasları nedeniyle tahsil edilemediği ve iflas masalarına kaydettirildiği hususlarının tartışmasız bulunduğu, buna göre holdingin iştiraki olan üç işletmeden olan alacaklarının, ticari nitelikli alacaklar olması ve Vergi Usul Kanunu'nun 323. maddesinde öngörülen koşulları taşıması nedeniyle şüpheli alacak olarak karşılık ayırmasında yasalara aykırılık bulunmadığı, ancak holdingin iştiraki olmayan …. A.Ş.  adına kefalet nedeniyle yaptığı ödemelerin ticari kazancın elde edilmesiyle ilgili nitelikte bulunmaması sebebiyle, alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılmasında isabet yoktur.”  Danıştay'ın kararından da anlaşılacağı üzere, grup şirketlerinin birbirlerinden olan alacaklarında, takibin semeresizliği halinde şüpheli alacak karşılığı ayırabilecekleri kabul edilmiştir.

SONUÇ :

Vergi Usul Kanunu’nun 323. Maddesinde yer alan şüpheli alacak karşılığı müessesesi ile mal ve hizmet bedelinin şüpheli hale geldiği anda zarar yazılması esası getirilmiş ve daha önceden yazılmış karın fiktif olarak artmasının önlenmesi amaçlanmıştır.  Bu yönüyle şüpheli alacak karşılığı uygulaması, ticari ve zirai kazancın tespitinde tahakkuk esasını düzelten ve mali tabloların gerçeği yansıtması açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Yazımızda şüpheli ticari alacak uygulamasından ana hatları ile bahsederek karşılaşılan tereddütlü konularda  mali idarenin ve yargının kararları doğrultusunda açıklık getirmeye çalıştık.

KAYNAKÇA:

-
        
  Vergi Usul Kanunu

-          130 Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

-         
334 Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

-          Danıştay 4. Dairesi’nin 27.05.2010 tarihli E.2008/399 ve K.2010/3271 sayılı kararı

-          Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'’nın 28/03/2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.35.18.02-1741-366 sayılı muktezası

-          Gelir İdaresi Başkanlığı''nca verilen 21/02/2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.18.02-32323-7986-282 sayılı özelge

-          M. Kemal GÜNDÜZ-Necati PERÇİN, Amortisman ve Yeniden Değerleme, Yaklaşım Yayınları, Şubat 1997, s.208

-          Sezer, Yılmaz, Ortaklardan Olan Alacaklar Şüpheli Alacak Sayılarak Karşılık Ayrılabilir mi? gunceldenetim.com.tr

-          Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 20/06/2013 tarih ve 70280967-105[323-2012/12]-111 sayılı muktezası

-          Doğrusöz, Bumin, Şüpheli Alacak Karşılığı ve Holdinglerin İştiraklerinden Olan Alacakları, Yaklaşım Dergisi, Ağustos 1994

-          Danıştay 4. Dairesi'nin 25.11.1992 tarih ve E.1992/ 839, K.1992/ 5015 sayılı kararı


 

[1] 05.05.2004 Tarih ve 25453 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

[2] 20.04.1976  tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] Danıştay 4. Dairesi’nin 27.05.2010 tarihli E.2008/399 ve K.2010/3271 sayılı kararı

[4] M. Kemal GÜNDÜZ-Necati PERÇİN, Amortisman ve Yeniden Değerleme, Yaklaşım Yayınları, Şubat 1997, s.208

[5] Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'’nın 28/03/2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.35.18.02-1741-366 sayılı muktezası

[6] Gelir İdaresi Başkanlığı''nca verilen 21/02/2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.18.02-32323-7986-282 sayılı özelge

[7] Sezer, Yılmaz, Ortaklardan Olan Alacaklar Şüpheli Alacak Sayılarak Karşılık Ayrılabilir mi? http://www.gunceldenetim.com.tr

[8] Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 20/06/2013 tarih ve 70280967-105[323-2012/12]-111 sayılı muktezası

[9] Doğrusöz, Bumin, Şüpheli Alacak Karşılığı ve Holdinglerin İştiraklerinden Olan Alacakları, Yaklaşım Dergisi, Ağustos 1994

[10] Danıştay 4. Dairesi'nin 25.11.1992 tarih ve E.1992/ 839, K.1992/ 5015 sayılı kararı

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır .)
 

GÜNDEM