1.Giriş
Gelişmiş ekonomilerde, farklı alanlarda
ihtisaslaşmış şirketlerin kendi başlarına yapma imkanına sahip
olamadıkları bir takım faaliyetleri başka şirketlerle birlikte
gerçekleştirmelerine sıklıkla rastlanılmaktadır.
Bu kapsamda yeni bir
şirket kuruluşunun oldukça uzun ve külfetli bir süreç olduğu ülkemizde
de, şirketlerce belirli bir süre zarfında ortak gerçekleştirilecek
faaliyetler için adi ortaklık statüsü tercih edilebilmektedir.
Adi ortaklıkların transfer fiyatlandırması
açısından irdelenmesinden önce, bu tür ortaklıkların mevzuatımızda ne
tür hükümlere tabi oldukları ve güncel uygulamada ne şekilde
kuruldukları konusunu ele almak gerekir.
Adi ortaklıklar, Borçlar Kanunu’nun 520.
Maddesi’nde düzenlenmiş olup, söz konusu kanunda kısaca “Türk Ticaret
Kanunu’nda tarif edilen şirketlerin özeliklerine sahip olmayan
şirketler, adi şirketler olarak nitelendirilirler” ifadesine yer
verilmiştir.
İş ortaklıklarının ne surette
vergilendirilecekleri hususu ise Kurumlar Vergisi Kanunu’nda
düzenlenmiştir. Bilindiği üzere 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun
1. maddesinde kurumlar vergisine tabi mükellefler;
a) Sermaye şirketleri,
b) Kooperatifler,
c) İktisadi kamu kuruluşları,
ç) Dernek veya vakıflara ait iktisadi
işletmeler,
d) İş ortaklıkları
olarak sayılmış, Kanunun 2. maddesinin 7.
bendinde iş ortaklıklarının tanımı; “yukarıdaki fıkralarda yazılı
kurumların kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek
kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve
kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan bu şekilde
mükellefiyet tesis edilmesini talep edenler” olarak yapılmış, bunların
tüzel kişiliklerinin olmamasının mükellefiyetlerini etkilemeyeceği
belirtilmiştir.
Kanunun 2. maddesinin 7. bendiyle adi
şirket şeklinde faaliyette bulunan ortaklıklara diledikleri takdirde
belirtilen unsurları taşımaları şartıyla iş ortaklığı olarak
faaliyetlerini sürdürebilme olanağı sağlanmıştır.
Kurulacak olan iş ortaklığının kurumlar
vergisi mükellefi sayılabilmesi için aşağıdaki unsurları taşıması
gerekmektedir:
- Ortaklardan en az birisinin
kurumlar vergisi mükellefi olması,
- Ortaklığı belli bir işi
sonuçlandırmak üzere yazılı bir sözleşmeyle kurulması,
- İş ortaklığı konusunun, belli
bir iş olması,
- Birlikte yapılacak olan işin,
belli bir süre içinde gerçekleştirilmesinin öngörülmesi,
- İşin, birden fazla takvim yılına
yaygın; inşaat, onarma, montaj ve teknik hizmetler olması,
- İş ortaklığı ile işveren
arasında bir taahhüt sözleşmesinin olması,
- Tarafların, müştereken taahhüt
edilen işin, belli bir veya birden fazla bölümünden değil, tamamından
işverene karşı sorumlu olmaları,
- İşin bitiminde kazancın
paylaşılması,
- Birlikte yapılması öngörülen ve
müştereken taahhüt edilen işin bitimi ve Vergi Usul Kanununda belirtilen
mükellefiyetle ilgili ödevlerin tamamının yerine getirilmesiyle
mükellefiyetin sona ermesi.
Görüldüğü üzere, Borçlar Kanunu’nda
düzenlenen adi ortaklıklardan mükellefiyet tesis ettirenler, Kurumlar
Vergisi Kanunu açısından “iş ortaklığı” olarak değerlendirilmektedir.
Makalemizin devam eden bölümünde önce iş
ortaklıkları, daha sonra da diğer adi ortaklıklar transfer
fiyatlandırması açısından incelenecektir.
2.Kurumlar Vergisi Mükellefiyeti Tesis Ettiren Adi Ortaklıkların (İş
Ortaklıkları) Transfer Fiyatlandırması Açısından Değerlendirilmesi
Kurumlar Vergisi mükellefiyeti tesis ettiren
adi ortaklıklar, KVK açısından iş ortaklığı olarak mütalaa edilmekte ve
vergi hukuku açısından bağımsız bir birim olarak dikkate alınmaktadır.
Bu sebeple, tüzel kişiliğe sahip olmamalarına rağmen, Kurumlar Vergisi
mükellefi olarak sicil numarası almakta ve Kurumlar Vergisi
mükelleflerinin tabi olduğu yükümlülükleri yerine getirmektedirler.
Bunun sonucu olarak, ortakların Kurumlar Vergisinden arta kalan kâr
üzerindeki payları, temettü payı sayılmakta; temettünün tabi olduğu
vergilendirmeye tabi tutulmaktadır. İş ortaklıklarında,
sermaye şirketlerinden farklı olarak, ortakların hisselerine düşen vergi
sonrası kârın vergilendirilmesi için ortaklığın kâr dağıtım kararı
alması beklenmemektedir.
Bu kapsamda, Kurumlar
Vergisi Kanunu hükümlerince iş ortaklıkları ve bu ortaklığı meydana
getiren ortaklar ayrı ayrı vergi mükellefi olarak değerlendirildikleri
için aralarındaki ilişki, diğer ilişkili kişiler arasındaki ilişkilerden
farklı değildir. Aşağıdaki şemadan da görüleceği üzere iş
ortaklıklarında, ortaklar gerek kendi aralarında ve gerekse iş ortaklığı
ile ilişkili kişi konumdalardır.
3.Kurumlar Vergisi Mükellefi Olmayan Adi Ortaklıkların Transfer
Fiyatlandırması Açısından Değerlendirilmesi
Kurumlar vergisi
mükellefiyeti tesis ettirmeyen adi ortaklıklarda, vergisel yükümlülükler
(KDV, Muhtasar vb.) adi ortaklık adına tesis edilmekte ancak vergileme,
ortakların üzerlerinden yapılmaktadır.
Bu tür adi ortaklıklar,
kurumlar vergisi mükellefi olmamalarına rağmen KDV mükellefi olmaları
nedeniyle ayrı defter tutmakta ve ortaklar dönem sonunda ortaya çıkan
kar veya zararı, ortaklıktaki pay oranlarına göre paylaşarak kendi
hesaplarına ve beyannamelerine dâhil etmektedirler.
Kurumlar vergisi
mükellefiyeti tesis ettirmeyen adi ortaklıklar, kurumlar vergisi
hükümlerinden bağımsız olduklarından dolayı bu tür ortaklıklar için
doğrudan doğruya Kurumlar Vergisi Kanunu’nun transfer fiyatlandırması ve
örtülü sermaye hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Ancak söz konusu adi
ortaklıkların ortakları açısından ise (bunlar kurumlar vergisi mükellefi
olsa dahi) Gelir Vergisi Kanunu'nun 41/5. maddesi vasıtasıyla Kurumlar
Vergisi Kanunu’nun transfer fiyatlandırması hükümlerinin uygulanması
gerektiği hususu haklı ve hukuki olacaktır.
Her ne kadar bu tür
ortaklıklarda, hesap dönemi sonunda oluşan kar doğrudan ortaklara
yansıtılsa ve ortakların vergilendirilecek kazançlarına aktarılsa da,
ortaklar arasında, adi ortaklık yoluyla kar aktarımı yapılabilmekte ve
bu sayede Hazine zararına yol açılabilmektedir.
Bu noktayı bir örnekle açıklamak gerekirse;
İlaç sektöründe faaliyet gösteren A ve B
firmalarının belirli bir ilacın satışı için C isimli adi ortaklığı
kurduğunu varsayalım. Vergi mükellefiyeti tesis ettirmeyen C, dönem
sonunda oluşan tüm kar veya zararını A ve B şirketlerine yansıtmaktadır.
Her iki şirketin adi ortaklıktaki payları %50 oranındadır. Söz konusu
adi ortaklıkta A tarafından üretilen ilaçlar B’nin satış kadrosu
tarafından pazarlanmaktadır.
Örneğimizdeki 1. durumda ;
A Şirketi, C adi ortaklığı
tarafından 120 TL’ye satılan ilacı 100 liraya imal ederek C’ye 80 TL’ye
satmıştır. Bu işlemde A şirketi 20 TL zarar etmiş, C ortaklığı 40 TL kar
etmiş ve bu karı A ve B şirketlerine dağıtmıştır.
A ve B şirketlerinin 2008
yılındaki yegane işlemlerinin örneğimizde bahsedilen işlemler olduğunu
düşünürsek iki şirketin vergi matrahları aşağıdaki gibi oluşacaktır.
|
|
Mal Satış Kazancı |
Adi Ortaklık Kar Payı |
Matrah |
|
A |
-20 |
20 |
0 |
|
B |
0 |
20 |
20 |
|
TOPLAM |
-20 |
40 |
20 |
Örneğimizdeki 2. durumda ;
A Şirketi’nin aynı ilacı
C’ye 100 TL’ye sattığını düşünelim. Bu işlemde A kar veya zarar etmemiş,
C adi ortaklığı 20 TL kar etmiş ve bu karı A ve B’ye 10’ar TL olmak
üzere dağıtmıştır. Bu kapsamda A ve B şirketlerinin vergi matrahları
aşağıdaki gibi oluşacaktır.
|
|
Mal Satış Kazancı |
Adi Ortaklık Kar Payı |
Matrah |
|
A |
0 |
10 |
10 |
|
B |
0 |
10 |
10 |
|
TOPLAM |
0 |
20 |
20 |
Örneğimizdeki 3. durumda
ise;
A Şirketi’nin söz konusu
ilacı C’ye 120 TL’ye sattığını düşünelim. Bu işlemde A 20 TL kar etmiş,
C ortaklığı zarar veya kar etmemiştir. Bu kapsamda A ve B şirketlerinin
vergi matrahları aşağıdaki gibi oluşacaktır.
|
|
Mal Satış Kazancı |
Adi Ortaklık Kar Payı |
Matrah |
|
A |
20 |
0 |
20 |
|
B |
0 |
0 |
0 |
|
TOPLAM |
0 |
0 |
20 |
Bu kapsamda her üç durumda
da A ve B şirketlerinin toplam vergi matrahları 20 TL’dir.
|
|
Matrah (A) |
Matrah (B) |
Toplam Matrah |
|
1.Durum |
0 |
20 |
20 |
|
2.Durum |
10 |
10 |
20 |
|
3.Durum |
40 |
-20 |
20 |
Ancak yukarıdaki tablodan
da görülebileceği üzere, adi ortaklığın tarafları vergi pozisyonlarına
göre ödenecek toplam vergiyi aralarında manipüle edebilmektedirler.
Bu sebeple bizce, kurumlar
vergisi mükellefiyeti tesis ettirmeyen adi şirketlerin ortaklarının
ilişkili kişi olarak değerlendirilmeleri, transfer fiyatlandırması
mevzuatının amacına ve kanun hükümlerine aykırı olmayacaktır.
4.Konsorsiyumların Transfer Fiyatlandırması Açısından Değerlendirilmesi
Gerek Borçlar Kanunu’nda ve gerekse Kurumlar
Vergisi Kanunu’nda adi ortaklıklar ile ilgili yer alan hükümler dikkate
alındığında, her ortağın işin belli bir bölümünün yapımı taahhüt ettiği
konsorsiyumlar, adi ortaklık tanımı dışında kalmaktadır. Bu tür
ortaklıklarda (konsorsiyum) her bir ortağın yapacağı işin taahhüt
sözleşmesinde açıkça belirtilmesi zorunludur.
Konsorsiyumlarda
gerek yasal ve gerekse ticari anlamda bir ortaklıktan söz etmek mümkün
değildir. Konsorsiyum üyeleri hak ve sorumluluklarını ayırarak işin
kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili kısımlarını yapmak üzere belirli bir
işi beraberce gerçekleştirirler. Bu nevi konsorsiyumların, tek hesap
numarası alması, ortak defter tutması, kendi adına KDV, muhtasar ve
kurumlar vergisi beyannamesi vermesi söz konusu değildir.
Bu itibarla kanaatimizce, konsorsiyum
üyeleri, sadece bu konsorsiyuma iştirak etmeleri sebebiyle Transfer
Fiyatlandırması mevzuatı açısından ilişkili kişi olarak telakki
edilmemelidirler. Aksi takdirde ilişkili kişi tanımı herhangi bir
ticareti faaliyeti birlikte gerçekleştiren tüm ilişkisiz kişileri
kapsayacak şekilde genişletilmiş olacaktır. Kaldı ki, konsorsiyumlarda
her ortak işin belirli bir bölümünü kendi hesabına gerçekleştirdiği için
ilişkili kişilere kar aktarımı da zaten mümkün değildir.
5. Sonuç
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile
vergi mevzuatımıza dahil edilen Transfer Fiyatlandırması, ülkemizde
oldukça yeni bir uygulama olduğundan bir çok husus belirsizliğini
korumakta ve korumaya da devam edecek gözükmektedir.
Çalışmamızda öncelikle kurumlar vergisi
mükellefi olan iş ortaklıkları üzerinde durulmuş ve bu iş
ortaklıklarının transfer fiyatlandırması mevzuatı kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Kurumlar vergisi
mükellefiyeti olmayan adi ortaklıkların taraflarının da transfer
fiyatlandırması mevzuatının dışında kalamayacağı şeklindeki kişisel
kanaatimiz ifade edilmiştir.
Çalışmamızda ayrıca, özellikle inşaat
sektöründe sıklıkla görülen konsorsiyumlar transfer fiyatlandırması
mevzuatı açısından değerlendirilmiş, konsorsiyum ortaklarının ilişkili
kişi olarak değerlendirilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kaynaklar:
ErdoğanÖCAL “Vergilendirme Açısından Adi Ortaklık, İş Ortaklığı Ve
Konsorsiyum”
Yaklaşım Dergisi / Kasım 2006 / Sayı: 167
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)