YAZARLARIMIZ
A. Murat Yıldız
Yeminli Mali Müşavir
Eski Gelirler Başkontrolörü
Eski Ankara Defterdar Yrd.
muratyildiz@yildizymm.com



YATIRIM İNDİRİMİNE İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ 2009 YILI KURUMLAR VERGİSİ BEYANINA ETKİSİ

Tarih: 13.04.2010

            I. GİRİŞ 

            Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanunu’nun yatırım indirimini düzenleyen 19. maddesi 01.01.2006 tarihinden itibaren “5479 sayılı Kanun[1]” ile yürürlükten kaldırılmıştır. 

Ancak, aynı Kanun ile kazanılmış hakları kısmen de olsa korunması maksadıyla Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 69. madde ile geçiş dönemi için düzenleme yapılmıştır. Buna göre, mükellefler 31.12.2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile bu tarihten önce başlayıp devam eden komple yatırımlar nedeniyle hesaplanan yatırım indirimi istisnası tutarlarını bazı şartlarla 2006, 2007 ve 2008 yıllarında indirim konusu yapabildiler. 

İşte yazımıza konu geçici 69. madde ile devreden yatırım indirimi haklarının sonraki dönem kazançlarından mahsubunun 3 yılla sınırlandırılmış olması, yasa ile tanınmış haklardan yararlanmaya hak kazanan ve hukuki güvenlik ilkesi uyarınca geleceğe dönük yatırım projeksiyonlarını yatırım indirimi istisnasından yararlanacağı varsayımıyla yapan mükelleflerin kazanılmış haklarına tecavüz olacağı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nde iptal davasına konu edilmişti. 

Anayasa Mahkemesi 15 Ekim 2009 tarihli toplantısında konuyu esastan görüşerek kararını vermiştir. Konuya ilişkin gerekçeli karar ise 08.01.2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış ve beraberinde birçok tartışmayı getirmiştir. Aşağıda, 5479 sayılı Kanun ile yatırım indirimi müessesesine yönelik olarak yapılan düzenlemeler kısaca özetlendikten sonra, Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin iptal kararı ve bu kararın 2009 yılı Kurumlar Vergisi beyanına etkileri açıklanacaktır. 

II. 5479 SAYILI KANUN İLE YATIRIM İNDİRİMİ MÜESSESESİNE YÖNELİK OLARAK YAPILAN DÜZENLEMELER  

Gelir Vergisi Kanunu’nun teşvik belgesi aranmaksızın yatırım indiriminden yararlanılmasını sağlayan 19. maddesi 01.01.2006 tarihinden itibaren 5479 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu istisnayı kaldırmanın kazanılmış hakları ihlal edeceği, hukuki güvenlik ilkesine ve dolayısıyla anayasaya aykırı olacağı şeklindeki yoğun iddiaların da etkisi ile kazanılmış hakları kısmen de olsa koruma altına almak amacıyla[2] Gelir Vergisi Kanunu’na geçici 69. madde eklenmiştir.  

Gelir Vergisi Kanunu’nun anılan geçici 69. maddesi aynen aşağıdaki gibidir. 

“ Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri; 31/12/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile;  

a) 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 1/1/2006 tarihinden sonra yapacakları yatırımları,  

b) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları,  

nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) çerçevesinde sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirebilirler.  

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” 

Görüldüğü gibi, Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 69. madde ile mükellefler 31.12.2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile bu tarihten önce başlayıp devam eden komple yatırımlar nedeniyle hesaplanan yatırım indirimi istisnası tutarlarını bazı şartlarla 2006, 2007 ve 2008 yıllarıyla sınırlı olmak şartıyla indirim konusu yapabildiler. Konuya ilişkin detaylı açıklamalar 3 numaralı 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Sirkülerinde yapılmıştır. 

III. ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI VE KARAR SONRASI UYGULAMA 

            Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 69. maddesinde yer alan “… (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) …” ile “... sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibarelerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemi ile yeteri sayıda milletvekili tarafından 2006/95 Esas Sayısı ile dava açılmıştır. Anayasa Mahkemesi, 15 Ekim 2009 tarihli toplantısında konuyu esastan görüşmüş ve özetle aşağıdaki kararı vermiştir.[3] 

            KONU

VERİLEN KARARIN SONUCU

30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının sonunda yer alan;

- 5479 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının sonunda yer alan;

1- “… (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) …” ibaresinin,

1- “… (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) …” ibaresinin REDDİNE,

2- “... sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibaresinin,

2- “... sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibaresinin İPTALİNE,

 

-Yürürlüklerinin durdurulması isteminin REDDİNE.

Görüleceği üzere, Anayasa Mahkemesi, yatırım indiriminden faydalanılması halinde indirimli gelir veya kurumlar vergisi oranları uygulanmasını engelleyen yasa hükmünü Anayasaya aykırı bulmamıştır. Öte yandan, 31.12.2005 tarihi itibariyle devreden yatırım indirimi ile devam eden bazı yatırımlar nedeniyle en son 2008 yılı için yatırım indiriminden faydalanılabileceğini belirten Kanun hükmünü Anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir.[4] 

            Bu karar ile Anayasa Mahkemesi, yatırım indirimi istisnasından 2009 ve izleyen yıllarda da yararlanılabileceğine, ancak, yatırım indirimi istisnası düşüldükten sonra varsa kalan matrah üzerinden gelir vergisi mükelleflerinin, 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan vergi tarifesini (%20 - %40); kurumlar vergisi mükelleflerinin ise %30 kurumlar vergisi uygulamak suretiyle vergi hesaplayacaklarına hükmetmiştir. 

            Nitekim konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 08.01.2010 tarih ve 27456 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan iptal kararı aşağıdaki gerekçeye bağlanmıştır.

“ (..) Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.

Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Hukuk devleti, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir.

Hukuk güvenliğinin sağlanması bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesini gerekli kılar. Geriye dönük düzenlemelerle kişilerin haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

Anayasanın 73. maddesinde de kamu giderlerini karşılamak üzere mali güce göre ödenmesi gereken verginin yasayla konulup değiştirileceği veya kaldırılacağı belirtilmiştir.

5479 Sayılı Yasayla yürürlükten kaldırılan 193 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde, yatırım indirimi istisnası uygulamasına, yatırımın konusunun oluşturan aktif değerlere ilişkin harcamaların yapıldığı takvim yılından itibaren başlanacağı ve indirimden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar devam olunacağı belirtilmiştir.

Belirli bir vergilendirme döneminde, yararlanılabilecek yatırım indirimi istisnası tutarının tamamının kazanç yetersizliği nedeniyle kullanılamaması durumunda yatırım indiriminden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar, dönem sınırlaması olmaksızın, indirime devam edilecektir.

Bu kapsamdaki yükümlüler, yatırım indirimi tutarlarını kazançlarının elverdiği ölçüde matrahlarından indirebileceklerini bilerek yatırıma başlamışlardır.

Bu yükümlüler indirimin yılla sınırlandırılacağını önceden bilmemektedirler. Yatırım indiriminden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar yapılması gereken indirimin sonradan üç yılla sınırlandırılması verginin genellik, eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında yükümlülere hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir” gerekçesiyle 30.03.2006 tarih ve 5479 sayılı Kanunun 3. maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 69. maddenin birinci fıkrasının sonunda yer alan “ sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline hükmedilmiştir.     

Anayasa Mahkemesi’nin yatırım indirimi istisnası hakkında vermiş olduğu karar, iki temel konuda açıklanması gereken hususları da beraberinde getirmiştir. Bu hususlardan ilki; 2009 yılının 1, 2 ve 3. Geçici Vergilendirme dönemlerinde vergilerini; yatırım indiriminden kaynaklanan haklarını kullanmaksızın ödeyen mükelleflerin hukukî durumlarının ve ödemiş oldukları vergilerin akıbetinin ne olacağıdır[5]. Bu sorunun da, söz konusu vergileri herhangi bir itirazda bulunmaksızın ödeyen mükellefler ile ihtirazi kayıtla ödeyip süresi içinde iptal davası açan mükellefler açısından ayrı ayrı cevaplanması gerekmektedir.  

A)- 2009 YILI GEÇİCİ VERGİ BEYANNAMELERİNİ İHTİRAZİ KAYIT OLMAKSIZIN VEREN MÜKELLEFLERİN DURUMU 

Anayasa Mahkemesi kararının yalnızca dava açmış olan mükellefler için geriye yürümesinin yürürlükte bulunan kanuna ve devlete güvenip dava açmayan, idareyi kendisine hasım görmek istemeyen iyi niyetli mükellefler açısından bir cezalandırma olduğu veya bu mükelleflerin aleyhine bir eşitsizliğin meydana geldiği iddia edilebilir.[6] Ancak, tersi düşünüldüğünde, dava açmak suretiyle idareyi hasım olarak almayı göze alan ve dava sürecinde çeşitli masraflara katlanan mükelleflerin dava açmayanlarla aynı sonuca ulaşması da başka bir eşitsizliğe neden olacaktır. Danıştay’ın görüşü[7] de dikkate alındığında; dava açmamış olan mükelleflerin, yatırım indirimi istisnasını kullanamamalarından ötürü fazladan yaptıkları ödemeleri dava yoluyla almaları mümkün görülmemektedir. Bu noktada, düzeltme ve şikâyet yolunu kullanmak suretiyle dava açılması yolu düşünülebilir. Ancak Danıştay’ın farklı dairelerinin aynı yöndeki kararlarına göre[8]; Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilen kanun hükmüne göre yapılan vergilendirme, hukuki uyuşmazlıktan ibaret olup vergi hatası kapsamına girmemektedir. Bu nedenle bu durumdaki, mükelleflerin dava açma süresi geçtikten sonra düzeltme ve şikâyet yolu kullanmak suretiyle açacağı davalar sonuç vermeyecektir. 

B)- 2009 YILI GEÇİCİ VERGİ BEYANNAMELERİNİ İHTİRAZİ KAYITLA VEREN MÜKELLEFLERİN DURUMU  

Anayasa Mahkemesi’nin, yukarıdaki iptal kararını bekleyen birçok vergi hukukçusu 2009 yılı ilk geçici vergi döneminden itibaren yatırım indiriminden yararlanılma hakkını koruyabilmek açısından beyannamelerin “ihtirazi kayıtla” verilip dava açılması gerektiğini vurgulamıştı. Kanaatimizce 2009 yılının ilk geçici vergi döneminden itibaren bu şekilde beyanname veren mükelleflerin açmış oldukları davaları Anayasa Mahkemesi Kararı’nı emsal göstererek kaybetmeleri olasılığı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu mükellefler 2009 ve izleyen yıllarda da devreden yatırım indirimi ile devam eden madde kapsamındaki yatırımları üzerinden hesaplanacak yatırım indirimi haklarından yararlanabileceklerdir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı verdiği hükümden dolayı yatırım indiriminden faydalanamayarak hak kaybına uğrayan mükelleflerin; dava açmış (veya açabilecek durumda) olmaları halinde, vergi mahkemeleri veya Danıştay nezdinde, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak lehlerine karar verilmesi ihtirazi kayıtla fazladan ödedikleri vergilerin iade edilmesi gerekmektedir. 

IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ GERİYE YÜRÜYEMEME TARTIŞMASI  

Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu iptal kararlarının zaman bakımından etkisi; başka bir ifadeyle, bu kararların geçmişe yönelik olarak etki doğurup doğuramayacağı ile ilgilidir. Anayasa’nın 153. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu “…iptal kararları geri yürümez”. Ne var ki, anılan bu açık hükme karşın, gerek Anayasa hukuku yazınında, gerekse çeşitli Yüksek Mahkeme içtihatlarında ortaya konulan anlayış; söz konusu kuralın mutlak şekilde uygulanması ile hakkaniyete ve hukuk mantığına aykırı sonuçların doğabileceği ve dolayısıyla iptal kararlarının geçmişe yönelik olarak da etki doğurabileceği bazı hallerin bulunduğu yönündedir. 

Bu konuda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ve Danıştay’ın çeşitli dairelerince verilmiş kısa özetleri aşağıda yer alan kararlar konuyu net bir biçimde açıklamaktadır:

“ Anayasa Mahkemesi’nce bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinmesine rağmen, görülmekte olan davaların, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesinin, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğini kabul etmek gerekir.[9]”  

“ Geriye yürümezlik kuralı, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinen yasa hükümlerinin, bu hükümlere dayanılarak tesis edilmiş olan idari işlemlerin iptali istemiyle açılan ve halen görülmekte olan davalarda da uygulanacağı anlamını taşımamaktadır. Aksine bir yorum ‘hukuk devleti’ ve ‘Anayasa’nın üstünlüğü’ ilkeleriyle bağdaştırılamaz.[10] ” 

“ Bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, hak ve menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekmektedir.[11] ”

Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi 5479 Sayılı Kanunun, yatırım indirimi uygulamasını 01.01.2006 tarihinde yürürlükten kaldıran hükmünü de iptal etmiştir. Böylece yatırım indirimi istisnasının yürürlükten kalkma tarihi 5479 Sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 08.04.2006 tarihine taşınmıştır. Bu itibarla; mükelleflerin 08.04.2006 tarihine kadar yapmış oldukları ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 19. maddesi kapsamında bulunan yatırımları, 01.01.2006 tarihinden önce başlayan yatırımlarla bir bütünlük oluşturmasa dahi yatırım indiriminden yararlanır hale gelmiştir.  

V. GELİR İDARESİ KONUYA İLİŞKİN GÖRÜŞÜ VE KURUMLAR VERGİSİ BEYANNAMESİNDE İZLENECEK YOL 

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında 2009 yılında geçici vergi ve kurumlar vergisi beyanlarında yatırım indirimi istisnasından yararlanıp yararlanılamayacağı hususunda Maliye Bakanlığı ısrarla resmi bir açıklama yapmaktan kaçınmış, bu hususta mukteza talep eden mükelleflere cevap verilmemiş, ya da konuya ilişkin tebliğ veya sirküler yayınlanmamıştır. Ancak, iptal kararı sonrasında yatırım indiriminden yararlanmak isteyen mükellefler 2009 yılı 4. dönem geçici vergi beyannamesinin hazırlanması sırasında e-beyanname programında öncelikle yatırım indirimini kazançlarından indirebilecekleri bir satır bulamamışlar, son çare olarak diğer indirimler satırını bu amaçla kullanmak istediklerinde konuya ilişkin Maliye Bakanlığı’nın tek somut tavrı denilebilecek aşağıdaki uyarı mesajıyla karşı karşıya kalmışlardır.

''8/1/2010 tarihli ve 27456 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 2006/95 Esas, 2009/144 sayılı Kararı, Anayasanın 153 üncü maddesi uyarınca, 8 Ocak 2010 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, 2009 hesap döneminde (Geçici vergi dönemleri de dahil) yatırım indirimi istisnasından yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.''

Bu uyarı mesajı Maliye Bakanlığı’nın konuya ilişkin görüşünün mükelleflerin 2009 yılına ilişkin geçici vergi ve kurumlar vergisi beyannamelerinde yatırım indiriminden yararlanılamayacağı yönünde olduğunu zımnen de olsa göstermektedir. Bu görüşün temelini de Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının 2010 yılında yayınlandığından bahisle, 2009 yılı için verilecek olan beyannameleri kapsamadığı hususu oluşturmaktadır.

Bu durumda mükelleflerin ya daha sonra yapılması muhtemel vergi incelemesi sonucunda gündeme gelecek olan cezalı tarhiyatı vergi yargısına götürmeyi göze alarak 2009 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde doğrudan yatırım indirimi istisnasını kurum kazancından düşme ya da ihtirazi kayıtla beyanname vererek şanslarını ödedikleri vergiyi yargı kararına istinaden iade alma alternatiflerinden birini seçmeleri gerekmektedir.     

            Yazımızın önceki bölümlerinde yaptığımız açıklamalar çerçevesinde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı Resmi Gazete’de yayımı ile birlikte yürürlüğe girmiştir. Kanaatimizce bu tarih 2009 gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin verilmesi süresinden önce olduğundan Maliye Bakanlığının aksi yöndeki uygulamalarına rağmen 2010 yılı Mart ve Nisan aylarında verilecek olan gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin “ihtirazi kayıtla” verilerek konunun vergi yargısına taşınması durumunda mükelleflerin bu haklarını kazanacağından gelinen noktada şüphemiz bulunmamaktadır. Nitekim Ankara 2. Vergi Mahkemesinin yatırım indirimi hakkı ile ilgili 2009 yılı geçici vergi ile ilgili görülen bir davada verdiği 28.12.2009 tarih ve E.2009/1206, K. 2009/2356 sayılı kararı da görüşümüzü doğrulamaktadır. Adı geçen kararda Anayasa Mahkemesinin iptal kararına atıfta bulunularak; 

“ ( … ) Dolayısıyla, yasal düzenlemenin değişmeden önceki hükümlerinde mükellefe tanınan herhangi bir süre konulmaksızın yatırım indiriminin mahsubu hakkının elinden alınması önlenmiştir. 

Bu durumda, geçici 69. maddenin birinci fıkrasının sonunda yer alan “sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait” ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, davacının 31.12.2008’den devreden yatırım indirimi istisnasından faydalandırılması sonucunu doğuracağından, iptal edilen anılan yasa hükmü nedeniyle davacının yasa hükmü nedeniyle davacının yatırım indiriminden yararlandırılmaması yönünde tesis edilen işlemin hukuki dayanağı kalmadığından iptali gerekmektedir.”  hükmüne yer verilmiştir. 

VI- İPTAL KARARININ EKONOMİK BÜYÜKLÜĞÜ 

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlamış olduğu 2008 yılı Türkiye Kurumlar Vergisi Beyanname Özetinde yatırım indirimi istisnasına ilişkin bölüm aşağıdaki gibidir.

İNDİRİLEMEYEN YATIRIM İNDİRİMİ

( GVK. GEÇ. 69. MADDE )

MÜKELLEF SAYISI

 TUTAR ( TL )

GVK Mülga Md. 19 Kapsamında İndirilemeyen Yatırım İndirimi

2.079

12.657.451.840,31

GVK Geç. Md. 61'e Göre Tevkifata Tabi İndirilemeyen Yatırım İndirimi

1.625

65.836.990.356,62

İndirilemeyen Toplam Yatırım İndirimi

3.081

78.494.442.196,93

Yukarıdaki özet tabloda yer alan verilere göre; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı 3081 kurumlar vergisi mükellefini ilgilendirmekte olup, bu kapsamda 2008 yılı beyannamelerinde devreden kümülatif yatırım indirimi tutarının ise 78.494.442.196,93 TL’dir. Bu tutarın sadece 12.657.451.840,31 TL’lik kısmı Gelir Vergisi Kanunu'nun mülga 19. maddesi kapsamında stopaja tabi olmayıp, bakiye 65.836.990.356,62 TL’ lik tutar ise Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici 61. maddesi kapsamında neredeyse % 20 olan kurumlar vergisi oranına yakın % 19,8 oranında stopaja tabi tutulacaktır. Diğer taraftan her iki uygulamada da mükelleflerin yatırım indirimi istisnası düşüldükten sonra varsa kalan matrah üzerinden ise % 20 yerine % 30 oranında kurumlar vergisi ödeyecekleri de göz önüne alındığında iptal kararından kaynaklanacak vergi kaybının çok büyük boyutlara ulaşmayacağı söylenebilir. Tabi ki bu hesapları yaparken Gelir Vergisi Kanunu'nun Geçici 61. maddesi kapsamında % 19,8 oranında stopaja tabi tutulan kazançların ortaklara dağıtımının aynı Kanunun Geçici 62/1-c maddesi kapsamında % 15’lik temettü tevkifatından da istisna edildiğini de unutmamak gerekir. 

            VII. SONUÇ     

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında 2009 yılında geçici vergi ve kurumlar vergisi beyanlarında yatırım indirimi istisnasından yararlanıp yararlanılamayacağı hususunda Maliye Bakanlığı ısrarla resmi bir açıklama yapmamış olması bu haktan yararlanmak isteyen mükellefler için yargıya gitmeyi zorunlu kılmıştır.  

Bu çerçevede açılacak olan yüzlerce dava hem mükellefler hem de mali idare açısından gereksiz zaman ve kaynak israfına yol açacaktır. Yazımızın VI. Bölümünde yer alan hesaplamalara bakıldığında Maliye Bakanlığı’nın Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrası mükelleflerin lehine bir düzenleme yapması bütçeye ciddi bir yükte getirmemektedir. 

Bu noktada en ideal olanı Maliye Bakanlığı’nca ivedilikle Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının 2009 yılı beyanlarını da kapsadığı yönünde bir düzenleme yapılması hem  gereksiz ihtilafların doğmasını önleyecek, hem de Anayasa ile güvence altına alınan verginin genellik, eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında yükümlülere hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine uygun olacaktır. Böylece 2009 yılı geçici vergi ve kurumlar vergisi beyannamelerini “ihtirazi kayıtla” veren ya da vermeyen mükellefler arasında doğması muhtemel eşitsizliğin de önüne geçilmiş olacaktır.

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır .)
 

 


DİNOTLAR:

[1] 08 Nisan 2006 tarih ve 26133 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] DOĞRUSÖZ, Bumin; Yatırım İndiriminde Hak Kullanımı, Referans Gazetesi, 07.05.2009.

[4] Anayasa Mahkemesi, yatırım indirimiyle ilgili iptalin, kararın Resmi Gazete’de yayımıyla birlikte yürürlüğe girmesine hükmetmiştir.

[5] Ali Ersoy KONTACI-Y.Burak ASLANPINAR, “Yatırım İndirimi İstisnasını Yeniden Canlandıran Anayasa Mahkemesi İptal Kararının Getirdikleri”, Yaklaşım, Aralık 2009, Sayı:204

[6] A. Volkan ÖZGÜVEN, Türk Vergi Hukukunda Geriye Yürümezlik İlkesi, Maliye ve Hukuk Yayınları, Ankara, 2007, s. 207

[7] DVDDK’nın, 22.04.1994 tarih ve E. 1993/195, K. 1994/191 sayılı Kararı.

[8] Dn. 3. D.’nin, 05.04.2001 tarih ve E. 2000/254, K. 2001/1202 sayılı; Dn. 4. D.’nin, 13.05.1991 tarih ve E. 1990/2917, K. 1991/1745 sayılı;  Dn. 7. D.’nin, 12.02.2001 tarih ve E. 2000/1580, K. 2001/378 sayılı Kararları.

[9] Dn. İDDK’nın, 26.06.2008 tarih ve E. 2007/2326, K. 2008/1714 sayılı; Dn. 7. D.’nin, 13.12.1999 tarih ve E. 1999/1192, K. 1999/4113 sayılı Kararları

[10] Dn. 2. D.’nin, 12.01.2005 tarih ve E. 2004/3749, K. 2005/87 sayılı; Dn. 5. D.’nin, 17.09.2003 tarih ve E. 1999/3664, K. 2003/3509 sayılı Kararları.

[11] Dn. 10. D.’nin, 20.01.2004 tarih ve E. 2001/2335, K. 2004/319 sayılı Kararı.


Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır .)
 

GÜNDEM