Ali ÖZBEK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Marka ve Patent Vekili
aliozbek68@gmail.com
VERGİ HUKUKU UYUŞMAZLIĞI VEKİLLİĞİ ve MALİ
MÜŞAVİRLİK MESLEĞİ
Tarih: 17.08.2010
Bundan 5-10 yıl önce “Vergi
Avukatlığı” mesleği terimini zikrettim. Her tarafta ve hatta makale bile yazdım.
Bir çok Avukat arkadaşım kızdı. Ama bugün bir çok genç avukat kardeşim, bu
mesleki ünvana sahip çıkıyor. Ve biz vergi avukatlığı yapabilmek için ne
yapabiliriz diye soruyorlar. Vergi avukatlığı ile ilgili ilk makalemi
okumuşsunuzdur. Lütfen Bu makalemi okumadan önce
www.muhasebetr.com'da yayımlanmış olan
ilk makalemi bir kez daha okuyunuz diyorum. Ve hukuk düzenimizde ki karmaşıklığı
göz önüne sermek istiyorum.
A – Yargı Ayrılığı (Adli Yargı – İdari Yargı Ayrımı)
Kamu hukuku-özel hukuk ayırımının, sınırları kesin olarak belirlenebilir bir
ayırım olmadığı ve bu iki kategori arasında geçişkenlikler bulunduğu doğru olsa
da, toplumsal olay ve ilişkilerin çözümlenmesi, kamu hukukuna ait farklı bir
yaklaşımın varlığını ve yararını kanıtlamaktadır. Bunun temel nedeni, “kamu
hukuku bakışı”nın, hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları gibi, bugün için
evrensel değere ve yaşamsal öneme sahip olduğu kabul edilen kavramların
gelişiminde oynadığı belirleyici roldür.
Gerçekten, kamu hukukunun, konu
edindiği “devlet”e ilişkin en önemli sorun, devlet kudretinin/iktidarının
sınırlanması ve bireyin özgürlüklerinin devlet karşısında korunması olmuştur. Bu
anlamda, insan haklarının olumlulaştırılması ve hukuk devleti ilkesinin
yerleştirilmesi, kamu hukukunun (özellikle de idare hukukunun) gelişimiyle
koşuttur.
“Hukuk devleti kavramı,
varlığını idare hukukunun doğuş ve gelişimine borçludur. Denebilir ki hukuk
devletinin tarihi idare hukukunun tarihiyle aynı yaştadır. Hukuk devleti
ilkesinin birinci ve en önemli öğesinin idarenin kanuniliği ve yargısal
denetiminden oluşması, bu gerçeği ortaya koymaktadır. Bunun nedeni açıktır:
idare, devletin, toplumsal ve kişisel yaşama – olumlu ve olumsuz anlamda – en
yoğun biçimde müdahale etmek zorunluluğunda olan işlevidir ve bu nedenle kişi
hak ve özgürlükleri bakımından şöyle veya böyle tehlikeli sayılabilecek
yetkileri de içermektedir. Bu olgu, idarenin hukuk kurallarıyla sınırlanması ve
bu sınırlara uyup uymadığının da yargı yoluyla denetlenmesi zorunluluğunu
birlikte getirmiştir ki, idare hukukunun temel konusunu da bu husus
oluşturmaktadır.(Kaynak:Salih Er ve Özlem Erdem Karahanoğulları ’nın İdari
yargıda hakim ve savcıların eğitimi adlı ders notları)
B– İdari
Yargıda ve Adli Yarıda Hakimlik Kavramı ve Adalet Mülkün Temelidir Kavramı
Çelişkisi
Gerek idari yargı hakimlik
mesleği,gerekse adli hakimlik mesleği’nin kaynağı 2802 sayılı Hakimlik Savcılık
yasasıdır.
Yasanın 8.maddesi ise adli veya
idari hakim olabilmenin şartlarından bahsetmektedir.
Mezkur maddenin (c)bendi ise
aşağıdaki gibidir.
c) Adli yargı adayları için;
hukuk fakültesinden mezun olmak veya yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de
Türkiye 'deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava
girip başarı belgesi almış bulunmak, İdari yargı adayları için, hukuk veya hukuk
bilgisine programlarında yeterince yer veren “siyasal bilimler, idari
bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış
veya bunlara denkliği Milli Eğitim Bakanlığınca kabul edilmiş yabancı öğretim
kurumlarından mezun olmak,” hükmünü koyarak,
Sadece hukuk fakültelerinden mezun olanların değil Siyasal Bilgiler,idari
bilimler,iktisat ve maliye bölümlerinden mezun olanlarında idari yargı hakimi
olabileceği açık ve seçik belirtilmekte dir.
Buraya kadar her şey adildir.Ancak gel gelelim emekli olunduğun da veya istifa
edildiğinde adli yargı hakimi veya hukuk fakültesi mezunu idari yargı hakimi
avukatlık yapabilirken,Siyasal,İdari bilimler,iktisat ve maliye mezunu hakimlik
görevi süresince hukuk fakültesi mezunu arkadaşı veya meslektaşı ile aynı
statüye sahip bir idari yargı hakimi avukatlık yapamamaktadır.
İlk bakışta bu durumun aslında T.C.Anayasasının 10.ve 70. maddesine aykırı
olduğu azıcık hukuk bilgisine sahip herkes tarafından tespit edilebilinir.Bende
aynı kanaati taşıyorum.
Ancak; Siyasal Bilgiler
Fakültesi’nden mezun ve idari yargı hakimi olarak görev yapan
davacının,avukatlık mesleğine kabul için Diyarbakır Barosu Başkanlığı’na yaptığı
başvuruya süresinde cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesine ilişkin işlemin
iptali istemi ile açtığı davada, Mahkeme, 1136 sayılı avukatlık Kanunu’nun 3.
maddesinin (b) bendinde yer alan avukatlığa kabul edilebilmek için hukuk
fakültesinden mezun olma şartını arayan hükmün,anayasa’ya aykırılığı savını
ciddî bularak iptali için başvurmuştur.Ama ne yazıktır ki 2003/47 karar sayısı
ile;
“Anayasa’nın 70. maddesinde,
“Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmektedir.
Bu madde ile güvence altına
alınan kamu hizmetine girme hakkı idare hukuku esaslarına göre devlet
memuriyetine girme hakkını ifade etmektedir. Serbest meslek olan avukatlık bu
anlamda bir kamu hizmeti değildir. Her ne kadar Avukatlık Yasası’nın 1.
maddesi, avukatlığın kamu hizmeti olduğuna işaret ediyor ise de, yasa koyucunun
herhangi bir serbest meslek faaliyetini kamu hizmeti olarak tanımlaması onun
Anayasa’nın 70. maddesi anlamında bir kamu hizmeti olduğunu göstermez.
Bu nedenle, iptali istenilen
kural Anayasa’nın 70. maddesine aykırı değildir.”denilerek reddedilmiştir.
Bu hüküm anlaşılır gibi
değildir.Bir yandan 1136 sayılı avukatlık yasasında kamu hizmeti olduğundan
bahsediyor.Diğer yandan verilen karar “hayır” kamu hizmeti değildir.diyor.Avrupa
insan hakları mahkemesine gidilip gidilmediğini bilmiyorum ama,umarım oraya da
gidilmiştir.Sonuç alınır kanaati taşımaktayım.
Yine 5134 sayılı Noterlik
kanununun 6.maddesinde değişiklik ile ilgili yasada bahsi geçen 6.maddenin son
hali şöyle olmuştur;
“Adlî veya askerî yargı hâkimlik
yahut savcılıklarına veyahut hukuk fakültesi mezunu olup, idarî yargı hâkimlik
veya savcılıklarına atanmış veya avukat unvanını kazanmış olan veya Avukatlık
Kanununa göre staj ve avukatlık sınavı şartlarından bağışıklı olarak avukatlığa
kabul olunmaya hak kazanmış bulunanlar, noterlik stajına tâbi değildirler.”hükmü
ise hukuk fakültesi mezunu olmayan idari yargı hakim veya savcılarını bu kapsam
dışında bırakmaktadır.Bu durumda yine son derece adil olmayan bir durumu ortaya
koymaktadır.
Bizim mesleğimize yani Mali
müşavirlik mesleğine baktığımız da ise ;aynı bizlerin mezun olduğu bölümlerden
mezun olan idari yargı hakim ve savcılarının kapsam dışı kalmalarına benzeyen
durumlar aslında bizler için de mevcuttur.Bu yüzdendir ki;gerek meslek yasamızı
ve gerekse mesleki mevzuat kapsamımız içinde yer alan kanunların her maddesi
didik didik edilip incelenmek zorundadır.
Örnek verecek olursak;
1) 213 sayılı VUK.mükerrer
378.maddesinden yer alan;
“Danıştay ve Vergi
Mahkemelerinde yapılacak duruşmalarda, iddia ve savunmanın gerekli kıldığı
hallerde, mahkeme vergi davasına konu olan tarhiyatın dayanağı incelemeyi yapmış
bulunan inceleme elemanları ile, mükellefin duruşmada hazır bulundurduğu mali
müşaviri veya muhasebecisini de dinler.”
Bu hükümde belirtilen mali
müşaviri veya muhasebecisini dinler sözcükleri ne demektir?Böyle bir hüküm
olabilir mi? Biz şahit miyiz? Taraf mıyız? yoksa mükellefi savunabilecek yegane
kişiler miyiz? Şayet son söylediğim ise neden kaçamak hükümlere mahkum
ediliyoruz.
Arkadaşlar;Vergi hukuku bizim
işimizdir.Avukatlar Vergi hukuku nu bilemezler.Bizim ceza hukukunu bilmediğimiz
kadar doğaldır bu durum.Sırf avukatların her zaman sığındığı “hukuk nosyonu”
denilen şeyi almadığımızsa sorun,biz onu da halledebilecek zeka ve bilgiye sahip
meslek mensuplarıyız.Bir kişiyi Vergi hukukunu ihlal edici bir fiil sebebiyle
savunmak hukuk nosyonu almakla değil vergi hukukunu bilmek ve uygulamakla olur.
2) Tarhiyat öncesi uzlaşma
yönetmeliğinin 10. maddesinde ise;
“Mükellefin veya resmi
vekaletini haiz vekilinin uzlaşma davetiyesinde belirtilen yer, tarih ve saatte
toplantıya katılması halinde uzlaşma görüşmelerine başlanır. Mükellef, uzlaşma
görüşmelerinde, bağlı olduğu meslek odasından bir temsilci ve 1/6/1989
tarihli ve 3568 sayılı Kanuna göre kurulan meslek odasından bir meslek mensubu
bulundurabilir. Bu kişiler uzlaşma komisyonu toplantısına görüşlerini açıklamak
üzere katılabilirler. Uzlaşma ile ilgili tutanaklara imza atamazlar.”Neyse ki
05.01.2008 gün ve 379 sayılı tebliğle en azından tutanaklara ismimiz yazılacak.
Hükmü o kadar canımı acıtıyor ki
anlatamam. Bu altı çizili kelime ler bir araya gelmişler ne anlatmak istiyorlar
arkadaşlar, üstatlar. Sevinelim mi? Üzülelim mi? Karar veremiyorum. Neymiş
efendim;bizden birisi komisyonda bulundurulabilinecekmiş. Görüşlerimizi
açıklayacakmışız. Ama tutanaklara imza atamayacakmışız. Yani biz imza
atamıyoruz. Sayın avukat buyrun siz atın ve para kazanın diyecekmişiz.
Yoook. Beyler, Bayanlar. Mali
Müşavirlik mesleği bu kadar pasifize edilemez. Bizler mesleğimizin, bilgimizin,
değerini bilmeliyiz. Bizler hem müşavir hem de birer Vergi avukatıyız. Avukat
kelimesi belki bu adı alan meslek örgütünün hoşuna gitmeyebilir. O zaman bizde
Vergi hukuku Vekiliyiz deriz. Adli Mali vekiliz deriz. Hatta Vergi temsilcisiyiz
deriz.
3) Bir diğer can sıkıcı mevzuu
ise asıl beni can evimden vuran,beni içten vuran,3568 sayılı,artık iflasın
eşiğine gelmiş meslek yasamızın 5.maddesidir ki;Orada da Avukatlar yani hukuk
fakültesi mezunları karşımıza çıkmaktadır.Hem de madde hükmünün en başında.
İnanasım gelmiyor. Bu yasayı hazırlayan üstatlarım buna nasıl cevap verdiler.
“Serbest muhasebeci malî müşavir
olabilmenin özel şartları
Madde 5 - A) Serbest muhasebeci
malî müşavir olabilmek için aşağıdaki özel şartlar aranır.
a) Hukuk, iktisat,
maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler
dallarında eğitim veren fakülte ve yüksekokullardan veya denkliği Yükseköğretim
Kurumunca…….
Bugün hukukçulara sorduğumuz da bundan hiç bahset mezler.Ama Biz Vergi
avukatlığından yada Vergi Hukuku vekilliği mesleğinden bahsettiğimde hemen
adaletten,hukuk nosyonundan bahsetmeye başlıyorlar.feryadı figanın bini bir.Ama
bizim mesleğimiz dört bir koldan kendilerince kuşatılmış..Biz cılız da olsa ses
çıkaramıyoruz.Hani bazen rüyalarımızda kabuslar görürüz de bağırmak isteriz
sesimiz çıkmaz.Sonun da ter içinde uyanırız.Oh be rüyaymış deriz.
Elbet bir gün hepimiz
uyanacağız.Bu sesi çıkmazlığımız sona erecek amma oh be rüyaymış
diyemeyeceğiz.Ah bee gitti güzelim mesleğimiz diyeceğiz.
4) Diğer konu 4884 sayılı
Kanun'un 6. Maddesinde yer alan Avukatlık Kanunu ile ilgili olanıdır.
Avukatların herhangi bir ticari işletmenin özellikle de gerçek kişilerin
faaliyete geçmesinin bildirimi ile ne alâkasının olduğudur. Avukatlara yeni iş
alanları mı yaratılmak isteniyor? Avukat vergi dairesine gidip mükellefiyet
kaydı mı yaptıracak? İşe Başlama/Bırakma Formlarında bundan sonra Meslek
Mensubu'nun yanında bir de Avukat imza yeri mi açılacak? Bundan sonraki adım
avukatlarında ticari defterleri tutabilecekleri yönünde mi olacaktır?
Daha, 31 nolu VUK.sirkülerini,4
nolu genel tebliği,mük. 227.maddeyi falan saymayacağım.Bunların hepsi
mesleğimizin alanını daraltmayı sağlayacak fırsatlar doğurmaktadırlar.
Sonuç olarak;Bugün ve Bugüne
kadar görev yapmış olan tüm temsilcilerimiz maalesef uyumuşlardır.Pek tabiiki
bizlerde uyumuşuz dur.Yukarda bahsettiğim konular bizim can damarlarımızı
tıkayan hususlardır.Eğer ki bizler Vergi avukatlığı veya benim tabirimle VERGİ
HUKUKU VEKİLLİĞİ mesleğini alacaksak ki ben alacağımıza canı gönülden
inanıyorum.Bu yasa maddeleri üzerinde çalışmalar yapıp ve derhal mecliste
bulunan temsilcilerimize iletip değiştirilmesi yönünde çalışmalara
başlamalıyız.İdari yargı hakimlerinin %90 nının bizim mezun olduğumuz
bölümlerden mezun olması büyük bir güçtür bizim için.Önceki yazımda da
belirttiğim gibi Türmob’un 2007 yılı Vergi raporun da belirttiği hususları
desteklememiz ve bunun arkasında durmasını sağlayacak gücü ve desteği vermemiz
gerekmektedir.Bakın ilk adım İstanbul odasından geldi.”Adli muhasebecilik.”Bunun
devamı Vergi hukuku vekilliğidir.
“Kendisinden sonra gelenleri
düşünmeyenler, mesleğinin ve meslektaşlarının yaşama ve büyüme şansını elinden
alırlar.”
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)