1.
Giriş:
Bilindiği üzere
13.01.2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 6102 sayılı Yeni
Türk Ticaret Kanunu (TTK) 14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun bazı istisnalar hariç 01.07.2012
tarihinde yürürlüğe girecektir. Öte yandan
yeni TTK uyarınca 01.01.2013 tarihinden itibaren tüm işletmeler artık
finansal tablolarını Türkiye Finansal Raporlama Standartları ile Türkiye
Muhasebe Standartlarına (TFRS/TMS) göre hazırlamak zorunda olacaklardır.
Bu kapsamda hiç vakit kaybetmeden
2012 yılının başından itibaren
işletmelerin TFRS/TMS’ye geçmek üzere çalışmalarına başlaması, bu
bağlamda gerek ilgili personel ve yöneticilerin TFRS/TMS hakkında
kapsamlı eğitimler almasının sağlanması, gerekse de başta
muhasebe-finans alanında işletmelerin kullandığı yazılımlar olmak üzere
işletmelerin tüm teknik alt yapılarının yeni getirilen düzenlemelere
uyumunun sağlanması konusunda çalışmaların yapılması yerinde olacaktır.
Öte yandan hiç kuşkusuz işletmeler kadar konu ile ilgili başta Vergi
İdaresi olmak üzere diğer ilgili birimlerin de Kanuna geçiş sürecinin
sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için gerekli çalışmaları yapması
gerekmektedir. Literatürde yapılan çalışmalar TFRS/TMS seti ile Muhasebe
Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerimiz ve Vergi Usul Kanunu başta olmak
üzere Vergi Mevzuatımız arasında önemli farklılıklar bulunduğunu, bu
farklılıkların giderilerek, TFRS/TMS seti ile mevzuatımız arasında
yakınsama çalışmalarının ivedi bir şekilde yapılması gereğini ortaya
koymaktadır. Bilindiği üzere TMSK tarafından, Uluslararası Finansal
Raporlama Standartları ve Uluslararası Muhasebe Standartları (UFRS/UMS)
ile birebir uyumlu olarak yayımlanan TMS/TFRS seti, muhasebe
kaygıları ile hazırlanmakta olup, herhangi bir işletme ile ilgili olan
tarafların
şeffaf, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir ve güvenilir bilgi ihtiyacını
giderme amacını gütmektedir. Oysaki 213 sayılı Vergi Usul Kanunumuz (VUK)
vergi matrahının tespit ve takdiri ile ilgili konuları düzenlemekte,
doğal olarak da vergi odaklı bir yaklaşımı temsil etmektedir. Her ne
kadar 16.01.2005 tarih ve 25702 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan
“Finansal Tabloların Hazırlanma ve Sunulma Esaslarına İlişkin Kavramsal
Çerçeve Hakkında 1 Sıra Nolu Tebliğ”in “Vergi Mevzuatı ile İlişki”
başlığını taşıyan 6. Maddesi ile TFRS/TMS setine göre belirlenecek
ticari bilançodan VUK hükümlerine göre belirlenecek mali kar/matraha
ulaşma konusunda düzenlemeler yapılsa da, mevcut durum mevzuatımızın,
tüm dünyada geniş olarak kabul gören uluslararası muhasebe
standartlarına uyumu için yeterli değildir. Başta Vergi Usul Kanunu,
Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri ve Tek Düzen Hesap Planı
olmak üzere tüm vergi ve muhasebe mevzuatımızda gerekli değişikliklerin
bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
(Aslanertik ve
Yapan, 2010: 71)
Her
ne kadar literatürde TMS 2 Stoklar Standardı hükümleri ile Vergi Usul
Kanunu hükümleri arasında önemli paralellikler olduğu ifade edilse de,
yukarıda ifade ettiğimiz üzere üzere başta Vergi Usul Kanunumuz olmak
üzere genel olarak Vergi Mevzuatımız verginin hesaplanmasında esas
alınacak matrahın belirlenmesine odaklandığından Standart hükümleri ile
VUK hükümleri ve Tek Düzen Hesap Planı çerçevesinde yerleşik muhasebe
uygulamalarımız arasında bazı önemli farklılıklar da söz konusu
olabilmektedir. Bu çalışmamızda çeşitli başlıklar altında TMS 2 Stoklar
Standardı ile yerleşik vergi ve muhasebe uygulamalarımız arasındaki bazı
farklılıklar irdelenecektir. Çalışmamızda karşılaştırmalı analiz tekniği
kullanılmıştır.
2. TMS 2 Stoklar Standardı Hükümleri ile VUK Hükümleri Arasındaki Bazı
Farkların Değerlendirilmesi
2.1. Net Gerçekleşebilir Değer:
TMS
2’ye göre stoklar mali tablolarda, kullanılmaları veya satılmaları
sonucunda elde edilmesi beklenen tutardan daha yüksek bir bedelle
izlenemez. Maliyetlerin kullanım veya satış sonucu elde edilecek
tutardan yüksek olması durumunda, stok değer düşüklüğü karşılığı
ayrılır. Stok maliyetlerinin net gerçekleşebilir değere indirgenmesi,
stokların maliyet veya net gerçekleşebilir değerden düşük olanı ile
değerlenmesi ilkesi ile uyumludur. Vergi Usul Kanunu’na göre de belirli
şartlara bağlanmış olmakla birlikte dönem sonu envanter işlemlerinin
yapılması esnasında, stokların piyasa değeri ile değerlenmesi söz konusu
olabilmektedir. Birçok akademisyen net gerçekleşebilir değerin Kanundaki
piyasa değeri kavramını karşıladığı görüşündedir. (Demir, 2000: 144;
Karakaya, 2007: 162) Kanun, satış değeri piyasa değerinin altına düşen
stokların maliyet değeri yerine piyasa değeri ile değerlenmesini mümkün
kılmaktadır ancak maliyet ve piyasa değerinden düşük olanı ile değerleme
yapılabilmesi, Kanunda emsal bedeli ölçüsünün uygulanmasına
bağlanmıştır. Vergi Usul Kanunu’nun 274. maddesinde “Emtianın maliyet
bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri % 10 ve daha fazla
bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellef, maliyet bedeli yerine 267.
maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere emsal bedeli ölçüsünü
tatbik edebilir.” denilmektedir. Bu ölçü hem ticari mal niteliğindeki
hem de mamul niteliğindeki stok kalemleri için uygulanabilecektir. Vergi
Usul Kanununun 267. Maddesine göre emsal bedel, gerçek bedeli belli
olmayan veya bilinmeyen veya doğru olarak tespit edilemeyen bir malın
değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı
değerdir. Emsal bedeli sıra ile aşağıdaki esaslara göre tayin olunur.
Birinci sıra: (Ortalama fiyat esası) Aynı cins ve nevideki mallardan
sıra ile değerlemenin yapılacağı ayda veya bir evvelki veya bir daha
evvelki aylarda satış yapılmışsa, emsal bedeli bu satışların miktar ve
tutarına göre mükellef tarafından çıkarılacak olan "Ortalama satış
fiyatı" ile hesaplanır. Bu esasın uygulanması için, aylık satış
miktarının, emsal bedeli tayin olunacak her bir malın miktarına nazaran
% 25'ten az olmaması şarttır.
İkinci sıra: (Maliyet bedeli esası) Emsal bedeli belli edilecek malın,
maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması mümkün olursa, bu takdirde
mükellef bu maliyet bedeline, toptan satışlar için % 5, perakende
satışlar için % 10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini bizzat belli
eder.
Üçüncü sıra: (Takdir esası) Yukarıda yazılı esaslara göre belli
edilemeyen emsal bedelleri, ilgililerin müracaatı üzerine takdir
komisyonunca takdir yolu ile belli edilir. Takdirler, maliyet bedeli ve
piyasa kıymetleri araştırılmak ve kullanılmış eşya için ayrıca yıpranma
dereceleri nazara alınmak suretiyle yapılır. Takdir edilen bedellere
mükelleflerin vergi mahkemesinde dava açma hakkı mahfuzdur. Ancak, dava
açılması verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmaz. (VUK 267. madde)
Buna göre stoklarda
emsal bedel uygulaması birinci sırada yer alan ortalama fiyat esası ile
üçüncü sırada yer alan takdir esasına göre gerçekleştirilebilecektir.
Öte yandan Kanunun 278. Maddesinde: “Yangın, deprem ve su basması gibi
afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak çatlamak, paslanmak
gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki
olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve
döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.”
ifadesi yer almaktadır. Bu hüküm de büyük ölçüde Standardın, stokların
kısmen veya tamamen kullanılmaz hale gelmesi ya da satış fiyatlarının
düşmesi nedeniyle maliyetlerinin geri kazanılamaması durumunda stokların
net gerçekleşebilir değere indirgeneceğini öngören 28. Paragrafı ile
uyumludur. Böylece TMS 2 Stoklar Standardındaki ilgili hükümlere kısmen
benzese de Türk Vergi Mevzuatı da belirli sınırlama ve şartlar altında
stokların maliyet ve net gerçekleşebilir değerden düşük olanı ile
değerleme yaklaşımını kabul etmektedir. (Karakaya, 2007: 162-163)
Buradaki temel fark, VUK’un 274. Maddesine göre emsal bedeli ölçüsünün
tatbik edilebilmesi, değerlemeye tabi tutulacak emtianın maliyet
bedeline nazarına değerleme günündeki satış bedelleri %10 ve daha fazla
düşüklük gösterdiği hallerde mümkün iken,
TMS 2’de herhangi bir oranın belirtilmemesi ve net gerçekleşebilir değer
ile maliyetten düşük olanın değerleme ölçüsü olarak dikkate alınacağının
hükmolunmasıdır. (Demir, 2000: 145) Ayrıca VUK’un ilgili maddesinin
lafzından emsal bedel ile değerlemenin mükellefler açısından bir zorunlu
uygulamadan ziyade bir seçimlik hak olduğu anlaşılmaktadır. Aslında
yapılan değerleme işlemi ile mükellefe bu dönemin ödenecek gelir veya
kurumlar vergisini diğer hesap dönemlerinde ödeme imkânı
getirilmektedir. (Çakmakçı, 2006) Oysaki TMS 2’ye göre net
gerçekleşebilir değer maliyetin altına düşmüşse, stok kaleminin maliyet
ile değerlenme ihtimali bulunmamakta, zorunlu olarak ilgili stok kalemi
için değer düşüklüğü ayrılarak, stokun net gerçekleşebilir değeri
üzerinden bilançoda yer alması gerekmektedir. Burada üzerinde durulması
gereken bir diğer nokta da Vergi Usul Kanununun 278. Maddesinde
belirtilen hallerden birinin gerçekleşmesi neticesinde kıymeti düşen
stok kalemi için ayrılan stok değer düşüklüğü karşılığının kanunen kabul
edilen bir gider olabilmesi için mutlaka takdir komisyonunun değer
takdiri yapmış olması gerekir. Aksi durumlarda ayrılan karşılık kanunen
kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınır ve böylece vergi matrahına
eklenir. Böyle bir durumda yine TAS 12 Gelir Vergileri Standardı
uyarınca Ertelenmiş Vergi Varlığı veya Ertelenmiş Vergi Borcu söz konusu
olabilir. (Yapan, 2010)
TMS
2 Stoklar Standardında değişiklik yapılmasına ilişkin 11.04.2006 tarih
ve 38 Numaralı Tebliğ ile Standardın 34. Paragrafı değiştirilmiştir. Söz
konusu Paragrafa göre stokları net gerçekleşebilir değerine indirgeyen
stok değer düşüklüğü karşılık tutarları ve stoklarla ilgili kayıplar,
indirgemenin ve kayıpların oluştuğu dönemde gider olarak
muhasebeleştirilecektir. Net gerçekleşebilir değerin artışından dolayı
iptal edilen stok değer düşüklüğü karşılık tutarı, iptalin gerçekleştiği
dönemin tahakkuk eden satış maliyetini azaltacak şekilde
muhasebeleştirilir. Tek Düzen Hesap Planı Çerçevesinde mevcut muhasebe
uygulamalarımızda net gerçekleşebilir değerin artışından dolayı iptal
edilen stok değer düşüklüğü karşılığı o dönemde karşılık gideri olarak
muhasebeleştirilen tutardan mahsup edilir. İptal edilen karşılık tutarı,
hesap dönemi içinde ayrılan karşılık giderinden fazla olmamak koşuluyla,
“644 Konusu Kalmayan Karşılıklar” hesabına gelir kaydedilir. (Gürdal,
2007: 71) Birçok akademisyene göre Standarda getirilen yeni düzenleme
ile değer düşüklüğü oluştuğunda da karşılık giderlerinin artık “654
Karşılık Giderleri” hesabı yerine Satışların Maliyeti” hesap grubu
altında açılacak yeni bir hesap adı altında muhasebeleştirilmesi
gerekmektedir. Örneğin, Akdoğan ve Sevilengül (2007) bu amaçla Tek Düzen
Hesap Planına “62 Satışların Maliyeti” grubu altında “627 Stok Değer
Düşüklüğü Karşılık Giderleri” hesabının açılmasını önermektedir. Benzer
görüşlere literatürde rastlanmaktadır. (Gençoğlu, 2007: 196; Gürdal,
2007: 71)
Örnek 1:
Çaykara A.Ş. stoklarında kayıtlı değeri 80.000 TL olan dijital kameralar
için önceden 7.000 TL tutarında stok değer düşüklüğü karşılığı ayırmış
bulunmaktadır. Bu malların net gerçekleşebilir değerinin içinde
bulunulan hesap döneminde 75.000 TL’ye yükseldiği saptanmıştır.
Buna
göre net gerçekleşebilir değerin yükselmesi nedeniyle 2.000 TL
tutarındaki stok değer düşüklüğünün iptal edilmesi gerekmektedir.
Standardın hükümleri uyarınca Tek Düzen Hesap Planında yapılması
önerilen değişiklikler de dikkate alınarak iptal edilen bu tutar içinde
bulunulan hesap döneminin satılan mallar maliyetini azaltacak şekilde
dikkate alınacaktır.
--------------------------- / ----------------------------------------
158
Stok Değer Düşüklüğü Karşılığı 2.000
627 Stok Değer Düşüklüğü Karşılık
Giderleri 2.000
----------------------------------------------------------------------
2.2. Tam Maliyet Yöntemi - Normal Maliyet Yöntemi
Maliyet hesaplama sistemlerini oluşturan yöntemler
incelendiğinde giderlerin kapsamına göre, giderlerin gerçekleşme
durumuna göre, giderlerin dağıtımında esas alınan temele göre ve mamul
maliyetinin hesaplanma şekline göre çeşitli sınıflandırmalara gidildiği
görülmektedir. Giderlerin kapsamına göre maliyet yöntemleri öğretide
genelde beşe ayrılmaktadır: Tam maliyet yöntemi (absorption costing
method), normal maliyet yöntemi (normal costing method), değişken
maliyet yöntemi (variable costing method), direkt maliyet yöntemi (direct
costing method), ve son olarak süper değişken maliyet yöntemi (throughput
costing method). Bu sınıflandırmada işletme kullandığı yönteme göre bazı
giderleri mamul maliyeti olarak kabul ederken bazı giderleri de dönem
gideri olarak kabul ederek, gelir tablosu hesaplarına aktarır. (Boyar ve
Güngörmüş, 2006: 84; Karakaya, 2007: 324)
Bu yöntemlerden
ilki olan tam maliyet yöntemi, üretimle ilgili giderlerin tamamını mamul
maliyetine dâhil eden bir yöntemdir. Yani bu yöntemde sabit ve değişken
genel üretim gideri ayrımı yapılmaksızın genel üretim giderlerinin
tamamı ve ayrıca direkt ilk madde malzeme ve direkt işçilik giderleri
mamul maliyetine eklenmektedir. (Karakaya, 2007: 325)
Normal maliyet yöntemi ise tam maliyet yönteminden farklı olarak sabit
genel üretim giderlerinin sadece bir kısmını mamul maliyetine dâhil eden
bir yöntemdir. Mamul maliyetine dâhil edilecek sabit nitelikteki genel
üretim giderleri işletmenin o dönemdeki kapasite kullanım oranına göre
belirlenir. Kullanılan kapasiteye isabet eden sabit üretim giderleri
mamul maliyetine dâhil edilirken kullanılmayan kapasiteye isabet eden
kısım ise dönem gideri olarak doğrudan sonuç hesaplarına aktarılır.
Sonuç olarak bu yöntemde mamul birim maliyeti, direkt ilk madde malzeme
giderleri, direkt işçilik giderleri, değişken genel üretim giderleri ve
kullanılan kapasiteye isabet eden sabit genel üretim giderlerinden
oluşur. (Karakaya, 2007: 325)
Değişken maliyet yöntemi sadece değişken nitelikteki
giderleri mamul maliyetine dâhil eden bir yöntemdir. Bu yöntemde sabit
nitelikteki giderler doğrudan dönem gideri kabul edilerek sonuç
hesaplarına aktarılır. Bu nedenle birim mamul maliyeti, direkt ilk madde
ve malzeme giderleri, direkt işçilik giderleri ve değişken genel üretim
giderlerinden oluşur.
Direkt maliyet yönteminde ise sadece direkt nitelikte olan üretim
giderleri mamul maliyetine eklenir, endirekt nitelikte olan maliyet
unsurları ise dönem gideri olarak sonuç hesaplarına aktarılır. Bu
nedenle bu yöntemde mamul birim maliyeti sadece direkt ilk madde ve
malzeme giderleri ile direkt işçilik giderlerinden oluşur. (Karakaya,
2007: 326)
Süper değişken maliyet yöntemi ise sadece direkt ilk madde ve malzeme
giderlerini mamul maliyetine dâhil eden, bunun dışındaki giderleri ise
dönem gideri olarak gelir tablosunda muhasebeleştiren bir maliyet
yöntemidir. (Boyar ve Güngörmüş, 2006: 84; Çakmakcı, 2006)
Vergi Usul Kanunumuz ve Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri
incelendiğinde vergi mevzuatımızın giderlerin kapsamına göre dönüştürme
maliyetlerinin hesaplanmasında tam maliyet yöntemini benimsediği
görülmektedir. Oysaki TMS 2 Stoklar Standardında giderlerin kapsamına
göre yüklenmesinde normal maliyet yöntemi esas alınmıştır. Normal
maliyet yönteminde normal kapasitenin altında yapılan üretimlerde
olumsuz kapasite sapması, üzerinde yapılan üretimlerde de olumlu
kapasite sapması söz konusu olmaktadır. Standart açısından olumlu
farklar sonuç hesaplarına aktarılmazken, olumsuz kapasite farkları dönem
gideri olarak sonuç hesaplarına aktarılmaktadır. (Karakaya, 2007:
683-684) Yalnız mevcut Muhasebe Sistemi Uygulamamız ve Tek Düzen Hesap
Planı açısından bu olumsuz kapasite sapmalarının hangi sonuç hesabına
aktarılacağı konusunda bir netlik söz konusu değildir. Ülkemiz
uygulamalarında, maliyetlere verilmeyen sabit giderlerin, Tek Düzen
Hesap Planı çerçevesinde genellikle Olağandışı Giderler grubunda “680
Çalışmayan Kısım Gider ve Zararları” hesabında muhasebeleştirildiği
görülmektedir. (Akdoğan, 2004: 34) Ancak
1 Sıra
Nolu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği’nin “Muhasebe Usul ve
Esasları” başlığını taşıyan ekinin “Tekdüzen Hesap Çerçevesi, Hesap
Planı ve Hesap Planı Açıklamaları” başlığını taşıyan 5. Bölümünde ilgili
hesabın açıklaması: “Bu hesap
üretimle ilgili giderlerden çalışılmayan döneme ve çalışmayan kısımlara
ait giderleri içerir.” şeklindedir. Hesabın açıklamasından normal
maliyet yöntemini esas almadığı anlaşılmaktadır. Çünkü normal maliyet
yönteminde söz konusu olan olumsuz kapasite sapması daha önce
açıklandığı üzere normal kapasitenin altında yapılan üretimle ilgilidir.
Oysaki bu hesap üretimin yapılmadığı durumlarda veya faaliyeti
durdurulan birimlere ait ortaya çıkan üretim giderlerinin sonuç
hesaplarına aktarılması için kullanılmaktadır. Normal veya beklenen
kapasiteyi esas alarak bir hesaplamaya dayanmamaktadır. (Karakaya, 2007:
684) Öte yandan TMS 1 Finansal Tabloların Sunuluşu Standardının 85.
Paragrafında: “İşletme, hiçbir gelir veya gider kalemini ne gider
tablosunda ne de dipnotlarda olağandışı kalemler olarak
göstermeyecektir.” denilerek olağandışı raporlama kaldırılmıştır. Boyar
ve Güngörmüş’e (2006: 88) göre burada ortaya çıkan kapasite sapması
işletmenin esas faaliyeti ile ilgilidir. Tek Düzen Hesap Planı açısından
63 numaralı “Faaliyet Giderleri” grubu işletmenin esas faaliyeti ile
ilgili bulunan ve üretim maliyetlerine yüklenmeyen giderlerden
oluştuğuna göre, ortaya çıkan kapasite sapması 63 numaralı Faaliyet
Giderleri grubunda gösterilmelidir. Onlara göre bu grubun altında “634
Genel Üretim Giderleri Kapasite Sapmaları” adı altında yeni bir hesap
açılarak Standardın uygulamaları ile muhasebe sistemimizde uyum
sağlanabilir. Kanaatimizce bu yaklaşım yerindedir. Ancak muhasebe
sistemimiz açısından sağlanacak bu uyum Vergi Mevzuatımız açısından
yeterli olmayabilir. Çünkü olumsuz bir kapasite sapması nedeniyle dönem
gideri (634 Genel Üretim Giderleri Kapasite Sapmaları) olarak
muhasebeleştirilen bu tutarlar, Vergi Mevzuatımızda tam maliyet yöntemi
benimsendiğinden, vergi matrahının hesabında kanunen kabul edilmeyen
gider niteliğinde değerlendirilecektir. Eğer stok kalemi satılmışsa
herhangi bir problem olmayacaktır ancak ilgili stoklar satılamamışsa söz
konusu gider düşülemeyeceğinden vergi mevzuatımız ile uyumlaştırma kaydı
yapılması gerekecektir. Bu durumda TMS 12 Gelir Vergileri Standardına
göre ertelenmiş vergi borcu veya varlığı ortaya çıkabileceği gibi,
kalıcı bir farklılık durumunda ticari kardan mali kara geçişi sağlayacak
şekilde bir takım hesaplamaların yapılması gerekebilecektir. (Dağdemir,
2008)
Örnek 2:
Zeytindağ A.Ş., X mamulünün üretim ve satış faaliyeti ile iştigal
etmektedir. 2010 yılı Aralık ayına ilişkin üretim ve satış bilgileri
aşağıdaki gibidir:
Direkt İlk Madde ve Malzeme Gideri: 70.000 TL
Direkt İşçilik Gideri : 60.000 TL
Genel Üretim Gideri : 50.000 TL
Sabit: 38.000 TL
Değişken: 12.000 TL
Üretim Miktarı : 15.000 adet
İşletmenin normal kapasitesi 19.000 adet olup, işletme normal
kapasitesinin altında bir üretim gerçekleştirmiştir.
Sabit Genel Üretim Gideri Yükleme Oranı:
38.000 TL / 19.000 birim= 2 TL birim başına
Mamul Maliyetine Eklenecek Sabit Genel Üretim Gideri:
2
TL x 15.000 birim= 30.000 TL
Olumsuz Kapasite Sapması (Dönem Gideri Yazılacak Sabit Genel Üretim
Gideri) : 2 TL x 4.000 birim= 8.000 TL
Bu
bilgiler ışığında yevmiye kayıtları şu şekilde olacaktır:
--------------------------------------/--------------------------------
151 Yarı Mamüller 172.000
711 Direkt İlk Madde Malzeme Giderleri Yansıtma H.
70.000
721 Direkt İşçilik Giderleri Yansıtma Hesabı
60.000
731 Genel Üretim Giderleri Yansıtma Hesabı
42.000
----------------------------------------------------------------------
----------------------------------/------------------------------------
711
Direkt İlk Madde Malzeme Giderleri Yansıtma H. 70.000
721
Direkt İşçilik Giderleri Yansıtma Hesabı 60.000
710
Direkt İlk Madde Malzeme Giderleri 70.000
720
Direkt İşçilik Giderleri 60.000
----------------------------------------------------------------------
--------------------------------/--------------------------------------
731
Genel Üretim Giderleri Yansıtma Hesabı 42.000
634
Genel Üretim Giderleri Kap. Sapmaları 8.000
730 Genel Üretim Giderleri 50.000
----------------------------------------------------------------------
---------------------------------/-------------------------------------
970
Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler 8.000
971 Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler Alacaklı
Hesabı 8.000
----------------------------------------------------------------------
--------------------------------/--------------------------------------
283 Ertelenmiş Vergi
Varlığı
1.600
693 Ertelenmiş Vergi Gelir Etkisi
1.600
----------------------------------------------------------------------
2.3. Hizmet Sunan İşletmelerde Stok Maliyeti
TMS
2 Stoklar Standardının 19. Paragrafında: “Verilen hizmetle ilgili
hâsılatın mali tablolara gelir olarak yansıtılamadığı durumlarda ilgili
giderler stok
hesabına yansıtılır.” ifadesi yer almaktadır. Böylece Standarda göre
stok kavramı sadece ticari mal, mamul ya da ilk madde ve malzeme
şeklindeki kalemleri değil henüz bir hâsılat ile eşleştirilecek aşamaya
gelmemiş hizmet maliyetlerini de kapsamaktadır. Standardın böyle bir
hüküm getirmesinde kuşkusuz dönemsellik ilkesi etkilidir. Bu temel
muhasebe ilkesine göre döneme ait gelir ve giderlerin karşılaştırılması
esastır. Bu ilke gereği maliyetlerin sonuç hesaplarına yansıtılmadığı
durumlarda aktifleştirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, maliyetler
faydası tükendikçe gidere dönüştürülmekte ve sonuç hesaplarına
aktarılmaktadır. Mevcut muhasebe sistemimizde ise yıllara yaygın inşaat
taahhüt ve onarım işletmeleri dışındaki hizmet işletmeleri için üretim
maliyetlerinin stoklanabilmesi öngörülmediğinden Tek Düzen Hesap
Planında da bununla ilgili bir hesap akışı öngörülmemiştir. (Boyar ve
Güngörmüş, 2008a; Akdoğan ve Sevilengül, 2007) Mevcut sistemde, hizmet
üretimi ile ilgili maliyetler 740 Hizmet Üretim Maliyeti hesabında
toplanmakta, dönem sonunda dönemsellik ilkesi dikkate alınmaksızın 741
Hizmet Üretim Maliyeti Yansıtma Hesabı ile 622 Satılan Hizmet Maliyeti
hesabına aktarılmaktadır.
Oysaki Standardın yukarıda açıklanan hükümleri uyarınca hizmet
işletmelerinde hâsılatla eşleştirilemeyen maliyetlerin stoklanabileceği
öngörüldüğünden Tek düzen Hesap Planında “15 Stoklar” hesap grubunun
altında açılacak yeni bir hesap ile Standart ile uyum sağlanabilecektir.
Örneğin Boyar ve Güngörmüş (2008a) “154
Hizmet Stokları” hesabının açılmasını önermektedir. Böylece dönem
sonunda 740 Hizmet Üretim Maliyeti hesabında toplanan tutarlar, 741
Hizmet Üretim Maliyeti Yansıtma Hesabı aracılığıyla, hâsılatın mali
tablolara gelir olarak yansıtılmayan kısmına ait giderler, 154 Hizmet
Stokları hesabına aktarılırken, kalan kısmı 622 Satılan Hizmet Maliyeti
hesabına aktarılabilir ve böylece Standart ile uyum sağlanmış olur.
Literatürde farklı önerilere de rastlanabilmektedir. Örneğin Akdoğan ve
Sevilengül (2007) hizmet stoklarına ilişkin olarak iki yeni hesabın
açılmasını uygun bulmaktadır: “154 Tamamlanmamış Hizmet Maliyetleri”
hesabı ve “155 Tamamlanmış Hizmet Maliyetleri” hesabı. Önerdikleri
sistemde 740 Hizmet Üretim Maliyeti hesabında toplanan giderler, dönem
sonlarında hizmet işletmesi tarafından sağlanan hizmet henüz
tamamlanmamışsa 741 Hizmet Üretim Maliyeti Yansıtma Hesabı aracılığıyla,
154 Tamamlanmamış Hizmet Maliyetleri Hesabına borç yazılmakta daha sonra
bu hesaba alınan maliyet hizmet tamamlandığında, bu hesaba alacak ve 622
Satılan Hizmet Maliyetleri Hesabına borç yazılmaktadır. Hizmet
tamamlandıktan sonra gelirle eşleşmenin ileriki hesap dönemlerinde
olacak olması durumunda ise maliyet 154 Tamamlanmamış Hizmet Maliyetleri
Hesabının alacağı karşılığında 155 Tamamlanmış Hizmet Maliyetleri
Hesabına aktarılır. Kanaatimizce iki öneri de Standarda uyumu
sağlamaktadır. Akdoğan ve Sevilengül’ün önerisinin hayata
geçirilmesinin; bu yaklaşım finansal tablolarda ve raporlarda daha
detaylı bir sunum arz ettiğinden; anlaşılabilirlik, şeffaflık, tam
açıklama gibi temel muhasebe değerleri üzerine inşa edilen Muhasebe
Standartlarının doğasına daha uygun olacağı görüşündeyiz.
2.4. Diğer Maliyetler
1 Sıra
Nolu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği’nin “Muhasebe Usul ve
Esasları” başlığını taşıyan ekinin “Tekdüzen Hesap Çerçevesi, Hesap
Planı ve Hesap Planı Açıklamaları” başlığını taşıyan 5. Bölümünde genel
yönetim giderlerinin; işletmenin genel yönetim fonksiyonu ile ilgili
olarak yapılan ve üretimle ya da satılan mal maliyeti ile doğrudan
ilişkisi kurulamayan endirekt malzeme, endirekt işçilik, personel
giderleri, dışarıdan sağlanan fayda ve hizmetler, çeşitli giderler,
vergi resim ve harçlar ve amortisman giderlerinden oluştuğu hükme
bağlanmıştır. Vergi Usul Kanunumuzun 275. Maddesine göre işletmelerin
genel yönetim giderlerinden mamullerin maliyetine hisse vermeleri
mecburi olmayıp, isteğe bağlıdır.
TMS
2’ye göre stokların maliyeti satın alma maliyetleri, dönüştürme
maliyetleri ve diğer maliyetlerden oluşmaktadır. Genel yönetim giderleri
diğer maliyetler kapsamındadır. Standardın 15. paragrafına göre diğer
maliyetler ancak stokları mevcut konum ve duruma getirdikleri ölçüde
stok maliyetine dâhil edilebilmektedir. Buna göre genel yönetim
giderlerin dönem sonunda stoklara pay verilmesini işletmelerin tercihine
bırakan Vergi Usul Kanunundan farklı bir şekilde Standart stokları
mevcut konum ve duruma getirmeyen genel yönetim giderlerinin hiçbir
şekilde mamul maliyetine eklenemeyeceğini, bunların doğrudan dönem
gideri olarak muhasebeleştirilmesi gerektiğini düzenlemektedir.
Normalde dönem gideri olarak kabul edilen, araştırma-geliştirme, tasarım
giderleri, Standardın ilgili hükümleri uyarınca özel bir sipariş ile
doğrudan ilişkisinin kurulabilmesi durumunda, üretim maliyetine dâhil
edilebilmesi imkânı tanınmıştır. Mevcut muhasebe uygulamalarımızda bu
giderler faaliyet gideri şeklinde dönem gideri olarak
muhasebeleştirilirken, Standart bu giderlerin stokları mevcut konum ve
durumuna getirdikleri ölçüde stok maliyetine dâhil edilebileceğini
öngörmüştür. (Boyar ve Güngörmüş, 2008b)
3.
Sonuç:
Bu
çalışmamızda ayrıntılarıyla açıklamaya çalıştığımız üzere TMS 2 Stoklar
Standardı hükümleri ile vergi ve muhasebe mevzuatımız ve bu mevzuat
çerçevesinde şekillenen mevcut uygulamalar arasında benzerlikler
bulunmakla birlikte, özellikle Tek Düzen Muhasebe Planı olmak üzere
yakınsama çalışmalarını gerektiren farklılıklar da vardır. Başta Türkiye
Muhasebe Standartları Kurulu olmak üzere Maliye Bakanlığı ve diğer
ilgili birimlerin, ülkemizde muhasebe alanında kurumsallaşmanın
sağlanmasında çok önemli rol üstlenecek muhasebe ve finansal raporlama
standartlarının, Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümlerinin yürürlülük
tarihinin de yaklaşması dikkate alındığında, mevzuatımız ile uyumunun
sağlanması konusunda gerekli çalışmaları hızlandırarak devam ettirmesi
yerinde olacaktır.
Kaynakça:
Akdoğan, N. (2004). Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının
Türkiye Muhasebe Uygulamalarına Getireceği Değişiklikler ve Vergi
İlişkisi.
Muhasebe Bilim Dünyası.
6(3):
19-59
Akdoğan, N. ve Sevilengül, O. (2007). Türkiye Muhasebe Standartlarına
Uyum İçin Tekdüzen Hesap Planında Yapılması Gereken Değişiklikler.
Mali Çözüm. Sayı 84
Aslanertik, E. Ve Yapan, A. (2010). TMS 23 Borçlanma Maliyetleri
Standardı Uygulamaları ve Standardın Vergi Usul Kanunu ile
Karşılaştırılması. Vergi Raporu. Sayı 130
Boyar, E. ve Güngörmüş, A. H. (2006). TMS-2 Stoklar Standardında Maliyet
Yöntemi ve Bir Uygulama Önerisi. Muhasebe-Finansman Araştırma ve
Uygulama Dergisi ANALİZ, Cilt 7. Ekim 2006.
Boyar, E. ve Güngörmüş, A. H. (2008a). TMS 2 Stoklar Standardında Hizmet
İşletmeleri İçin Stok Maliyeti ve Bir Uygulama Önerisi. Vergi Dünyası.
Sayı: 319
Boyar, E. ve Güngörmüş, A. H. (2008b). TMS 2 Stoklar Standardında, Diğer
Maliyetler Bölümünün, Tek Düzen Hesap Planı Çerçevesinde Ele Alınması.
Dayanışma.101:
41-44
Çakmakçı, A. (2006). Üretim İşletmelerinde Yan Mamul Sorunu ve Yan
Mamullerin TMS Çerçevesinde Kayıtlara Alınmasına İlişkin Usul ve
Esaslar. www.tmsk.org.tr/.../uretım%20ısletmelerınde%20yan%20mamul%20soru
(15 Ocak 2010)
Dağdemir, S. (2008). Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe
Standartlarına (TMS-2) Göre İşletmelerdeki Emtianın (Stokların)
Değerlemesi. Yaklaşım Dergisi. Sayı: 183
Demir, Ş. (2000). US GAAP, IAS ve Muhasebe Sistemimizde Stok Değerleme
Ölçü Ve Yöntemleri. Yaklaşım Dergisi. Sayı 93
Gençoğlu, Ü. G. (2007). Türkiye Muhasebe Standartları ve Uygulamalar.
Türkmen Kitabevi
Gürdal, Kadir. (2007). TMS-2 Stoklar Standardı Uygulama Rehberi.
Ankara: Türmob Yayınları
Karakaya, M. (2007). Maliyet Muhasebesi. Ankara: Gazi Kitabevi
Örten, R., Kaval, H. ve Karapınar, A. (2007). Türkiye
Muhasebe-Finansal
Raporlama Standartları TMS-TFRS.
Ankara
Yapan, A. (2010). TAS 23 Borrowing Costs ve TAS 2 Inventories: The
Comparison of the Standarts with the Turkish Tax Procedural Law.
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)