Ahmet KUTSAL
Yeminli Mali Müşavir
Erciyes YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.
akutsal@erciyesymm.com.tr
Özkan BASAT
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir - Denetçi
Erciyes YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.
ozkanbasat@turmob.org.tr
SÖZLEŞMELİ AVUKAT BULUNDURMA
Tarih:
28.08.2008
Bu çalışmamızda 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinde yer alan “6762
sayılı Türk Ticaret Kanununun 272. maddesinde ön görülen
esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas
sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz
veya daha fazla olan yapı kooperatiflerinin sözleşmeli
avukat bulundurma zorunlulukları”nın; kapsamı, yasal ve
hukuki dayanakları üzerinde durulacaktır.
A-
Mevzuattaki Konuya İlişkin Yasal Düzenlemeler
1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1238 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle değişik 35. maddesinin üçüncü fıkrasına
02.05.2001 tarih 4667 sayılı Kanunun 22. maddesiyle
eklenen ve 23.01.2008 tarih 5728 sayılı Kanunun 329.
maddesi ile değiştirilerek 08.02.2008 tarihinden
itibaren yürürlüğe sokulan fıkra hükmü aşağıdaki
gibidir.
ESKİ METİN (4667 Sayılı Kanunla Değişik Şekli)
Üzeri çizilen metinler kaldırılan
hükümlerdir.
|
|
YENİ METİN (5728 Sayılı Kanunla Değişik Şekli)
Karartılmış metinler yeni getirilen
hükümlerdir. |
Dava açmaya yeteneği
olan herkes kendi davasına ait evrakı
düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve
işini takip edebilir. Ancak, 29.6.1956
tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret
Kanununun 272 nci maddesinde ön görülen esas
sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas
sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye
sayısı yüz veya daha fazla olan yapı
kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak
zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan
kuruluşlara mahallin en büyük mülkî idare
amiri tarafından sözleşmeli avukat tayin
etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe
çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç
tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin
bir aylık brüt tutarı kadar para cezası
verilir. Verilen para cezalarına dair
kararlar ilgililere Tebligat Kanunu hükümlerine
göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde
yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Bu
cezalar 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre
tahsil edilir ve Hazineye gelir kaydedilir. |
|
Dava açmaya yeteneği
olan herkes kendi
davasına ait evrakı
düzenleyebilir,
davasını bizzat açabilir ve
işini takip edebilir.
Ancak, Türk Ticaret
Kanununun 272 nci
maddesinde ön görülen esas
sermaye miktarının beş katı veya daha fazla
esas
sermayesi bulunan anonim şirketler
ile üye
sayısı yüz veya daha fazla olan
yapı
kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak
zorundadır. Bu fıkra
hükmüne aykırı davranan
kuruluşlara
Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli
avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi
sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük
işçiler
için suç tarihinde yürürlükte bulunan,
asgarî
ücretin iki
aylık brüt tutarı kadar idarî
para cezası
verilir.
|
Metinlerden görüldüğü üzere
5728 sayılı Kanunun 329. maddesi; ceza verme yetkisini
mahallin en büyük mülki idare amirinden alarak
Cumhuriyet savcısına vermiş, ayrıca ceza miktarını da
asgarî
ücretin bir aylık brüt tutarından iki aylık brüt
tutarına çıkarmış, tebligata ve kanun yollarına ilişkin
düzenlemeler 5326 sayılı Kabahatler Kanununda yapıldığı
için metnin devamındaki bu hususlara ilişkin
düzenlemeler metinden çıkarılmıştır.
Böylece 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Yalnız
avukatların yapabileceği işler” başlıklı 35. maddesi
aşağıdaki şekli almıştır.
“Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek,
mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer
organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları
dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu
işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı
avukatlara aittir.
Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında
kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip
edebilirler.
Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait
evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini
takip edebilir. Ancak, Türk Ticaret Kanununun 272 nci
maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı
veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler
ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı
kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak
zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara
Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin
etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan
onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde
yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı
kadar idarî para cezası verilir.
Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usulleri kanunları ile diğer
kanun hükümleri saklıdır”
Bu
durumda; Kooperatiflerden, en az
yüz üyeli Yapı Kooperatifleri
ile Anonim Şirketlerden, Türk Ticaret Kanununun 272.
maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı
veya daha fazla esas sermayesi bulunanlar kapsama dahil
olmaktadır.
(*)
35.
madde topyekun değerlendirildiğinde, maddenin birinci
fıkrasında, yalnız baroda yazılı avukatların
yapabileceği işler;
-
Kanun
işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek,
-
Mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer
organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları
dava etmek ve savunmak,
-
Adli
işlemleri takip etmek ve bu işlere ait bütün evrakı
düzenlemek,
olarak sayılmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, baroda yazılı
avukatların ayrıca resmi dairelerdeki bütün işleri de
takip edebilecekleri belirtilmiştir.
1- Madde
Bu Düzenleme Şekli ile Meclis Görüşmeleri Sırasında
Hedef Alınan Hukuk Müşavirliğini Değil, Avukatın Davada
Bulundurulmasını veya Davaya Tayin Edilmesini
Gerektirmektedir.
Maddenin üçüncü
fıkrasının
birinci cümlesinde,
1086 sayılı HUMK’nun 59. maddesi hükmü tekrarlanarak, dava
açma yeteneği olan herkesin kendi davasına ait evrakı
düzenleyebileceği, davasını bizzat açabileceği ve işini
takip edebileceği belirtilmek suretiyle,
“dava açma”
konusunda açıklamalara yer verilerek, öncelikle genel
kural ortaya konulmaktadır. Fıkranın
ikinci cümlesi
ise
“Ancak”
kelimesi ile başlamaktadır. “Ancak” kelimesi birinci
cümlede yer alan genel kurala bir istisna, sınırlama
getirildiğinin işaretidir. Bu istisna şudur; dava
ehliyeti bulunan herkes kendi davasını açabilir, takip
edebilir, fakat Türk Ticaret Kanununun 272. maddesinde
ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha
fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye
sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri
kendi davasına ait evrakı düzenlerken davasını açıp,
işini takip ederken sözleşmeli bir avukat bulundurmak
zorundadır. Dolayısıyla anılan şirketlerin ve
kooperatiflerin dava açma ve davanın takibi sırasında,
avukat bulundurmaları zorunlu kılınmıştır. Bu hükümden
35. maddenin birinci fıkrasında sayılan ve yukarıda
belirtilen işlerden sadece
“dava etmek ve savunmak”
kapsamındaki işler için kısıt getirildiği
anlaşılmaktadır. Eğer amaç bu olmasaydı, üçüncü fıkrada
“birinci ve ikinci fıkrada sayılan işler için avukat
bulundurmak gerekir” denilmek suretiyle madde
genelleştirilirdi.
Avukatla hukuk müşavirliği sözleşmesi yapmak, “avukat
bulundurmak” tabirinden daha geniş kapsamlı bir kavram
olup, fıkrada geçen avukat bulundurma kavramı, fıkranın
dava açma ile ilgili özel durumuna uygun düşmüştür.
Üçüncü fıkra hükmüne muhalefetin müeyyidesinin
belirlendiği fıkranın devamında ise “sözleşmeli
avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi
sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için
suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgari ücretin iki
aylık brüt tutarı kadar idari para cezası”
verileceği
belirtilmiştir. Burada da
“avukat tayin etmek”
tabiri
“avukat bulundurmak”
tabirinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Yargılama
mevzuatında “avukat tayin etmek” çeşitli durumlarda
karşımıza çıkmaktadır. Ama hepsinde ortak nokta;
görülmekte olan veya görülecek bir dava için bir
avukatın bir merci tarafından görevlendirilmesidir.
Mesela söz konusu Kanunun 41. maddesinde adlî müzaharet
bürosu yahut baro başkanı tarafından tayin edilen
avukatın durumu açıklanmaktadır. Tayin yada bulundurma
için ortada spesifik bir davanın mevcudiyeti gerekir.
Davada bulundurmakla, davaya tayin etmek aynı anlamda
kullanılmıştır. Bu sebeple, yukarıda belirtilen anonim
şirket ve kooperatifler sadece davada avukat
bulundurulmazlarsa/tayin etmezlerse müeyyide tatbik
edilebilecektir.
Maddenin son fıkrasına
“Hukuk
ve Ceza Muhakemeleri Usulleri kanunları ile diğer kanun
hükümleri saklıdır”
hükmü
konularak, bu istisnaya muhalefet etmenin, usul
Kanunlarındaki dava açma ehliyetine ilişkin hükümleri
geçersiz kılmayacağı ortaya konulmuş olmaktadır.
Maddenin doğru yorumu yukarıda açıklandığı gibi
yapılmadığı takdirde, üçüncü fıkranın birinci cümlesi
ile ikinci cümlesi arasındaki ilişkiyi kurmak mümkün
olamayacak, “sözleşmeli avukat bulundurmak”tan kastın,
avukatın davalarda ve dava sürecinde değil de anılan
kurumlarda bulundurulması şeklinde anlaşılacaktır.
“Bulundurma, Tayin Etme tabirlerine takılmayalım, bundan
amaç, avukatla hukuk müşavirliği sözleşmesi yapmaktır”
denilecek olursa bu defa, aşağıda açıklandığı üzere,
karşımıza daha başka sorunlar çıkmaktadır.
2-
Yanlış Yorumlama ve Uygulamaların Ortaya Çıkardığı
Sorunlar
Maddenin yorumu yukarıda açıklandığı gibi yapılmadığı
takdirde Kanunda ön görülmeyen zorlamalara yol
açılmaktadır.
1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 163. maddesinde, avukatlık
sözleşmesinin serbestçe düzenleneceği, yazılı sözleşme
şartı bulunmadığı ifade edilmiştir. Doğal olarak Kanunun
diğer maddelerinde de sözleşmelerin ibrazına ilişkin her
hangi bir düzenleme yapılmamış, her hangi bir makama da
ibraz edilmesini isteme yetkisi verilmemiştir. Yani
avukatlık sözleşmelerinin sözlü yapılması mümkün olduğu
gibi, ibraz veya açıklama mecburiyeti ise yoktur.
Sözleşmelerin gizliliği ticari hayatın da bir gereğidir.
5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Cumhuriyet savcısının
karar verme yetkisi” başlıklı 23. maddesinde, Cumhuriyet
savcısının, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir
kabahat dolayısıyla idari yaptırım kararı vermeye
yetkili olduğu, 25. maddesinde de idari yaptırım
kararına ilişkin tutanakta idari yaptırım kararı
verilmesini gerektiren kabahat fiilinin açık bir şekilde
yazılacağı, ayrıca kabahati oluşturan fiilin, işlendiği
yer ve zamanın gösterileceği belirtilerek, idari
yaptırım kararına ilişkin usul ve esaslar
düzenlenmiştir.
Bütün
bunlara rağmen; ortada avukat tayin edilecek bir dava,
yazılı sözleşme ve ibraz mecburiyeti bulunmadığı halde,
Anadolu’da bazı Barolarca, istihbarat işlemlerine
girildiği, ticaret sicil gazetesinden alınan bilgilerle
bazı anonim şirket ve kooperatiflere yazılı sözleşme
ibraz etmeleri ihtar edildiği, cevap vermeyen kurumların
Cumhuriyet savcılığına bildirildiği, Cumhuriyet
savcılığınca 1136 sayılı Kanunun 35. maddesinin ihlal
edildiğinden bahisle, söz konusu kurumlara, 5326 sayılı
Kanun çerçevesinde idari para cezası tebligatları
yapıldığı gözlenmektedir.
Böylelikle, 1136 sayılı Kanunun 35. maddesi yanlış
yorumlandığı gibi, 163. madde hükmü ile Anayasanın 48.
maddesi de ihlal edilmektedir.
Yanlış olan bu yorum tarzına itibar edildiği takdirde,
gayri faal anonim şirketlerin bile, sadece esas
sermayeleri 250.000 YTL’den fazla olduğu için, hiçbir iş
yaptırılmayan, görev tevdi edilmeyen bir avukata düzenli
ararlıklarla ücret ödemesi sağlanarak maddede hiç
öngörülmeyen sonuçlara yol açılacaktır.
Diğer
taraftan avukatlık mesleğinin artık hukuk branşları
itibariyle ihtisaslaşması sebebiyle sözgelimi
gayrimenkul-imar-inşaat ihtilaflarında müvekkiliniz
olacak avukatla, ceza veya icra davalarında davanızı
takip edecek avukatın aynı avukat olması gerektiği
söylenemeyeceğinden, kanun hükmünde öngörülenin her işi
yapan bir avukatla sözleşme yapılmasını değil davalarda
davanın konusuna göre münferit ve müteaddit avukatlarla
çalışılmasını amir olduğu anlaşılmaktadır.
B-
Sözleşmeli Avukat Bulundurma Zorunluluğunun Anayasaya
Aykırılığı
1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesindeki
düzenlemelerin, yani kapsam dahilindeki anonim şirketler
ile kooperatiflerin davalı veya davacı olduğu durumlarda
bu davalara avukat tayin etmemeleri sebebiyle ceza
uygulanmasının Anayasa hükümleri karşısındaki durumu
nedir?
Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk
devleti olduğu, 10. maddesinde herkesin ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, 11. maddesinde
kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı, 48. maddesinde
ise herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetlerine sahip olduğu belirtilmiştir.
1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin üçüncü
fıkrasında
“Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait
evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini
takip edebilir”
denildikten sonra
“Ancak, Türk Ticaret Kanununun 272 nci maddesinde ön
görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla
esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı
yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli
bir avukat bulundurmak”
zorunda olduğu ifade edilmiştir.
Anayasanın 10. maddesi eşitlik ilkesine vurgu yapıyor.
Bu zorunluluk limited şirketlere, komandit şirketlere ve
kolektif şirketlere getirilmemiş, anonim şirketlerin de
tamamına değil bir kısmına getirilmiştir.
Kooperatiflerde ise sadece yapı kooperatiflerinden üye
sayısı yüz veya daha fazla olanlara getirilmiştir.
Anayasanın 10. maddesinde belirtilen eşitlik, her ne
kadar eşit şartlarda bulunanların eşitliği ise de,
şirket veya kooperatif türleri arasında bir ayrım
yaparak sermaye ve üye sayısı kriteri de koyarak yapılan
bir tasnif objektif, hukuki ve hakkaniyetli değildir. Bu
türden yapılacak bir tasnif yasa koyucunun kamu yararını
gözettiğini değil, toplumdaki bir meslek grubunu
desteklemeyi amaçladığını, bunun finansmanını da bazı
toplum kesimlerine yüklediğini düşünmemek elde değildir.
Yasa koyucu tarafından, bir meslek grubunun
desteklenmesinde kamu yararı görülmüş ise, bu amaca
ulaşmak için yapılacak tasniflerin ve belirlenecek
kriterlerin objektif, adil ve hakkaniyete uygun olması
gerekmektedir. Kaldı ki avukatlık mesleği mensuplarının
toplumun yardıma muhtaç bir kesimi olduğunu söylemek
abesle iştigal olsa gerektir.
Kriterlerin her hangi bir objektif dayanaktan
yoksunluğunu örnekleyecek olursak; 10.000.000 YTL
sermayeye sahip bir limited şirketin avukat bulundurma
zorunluluğu yokken, 250.000 YTL sermayeye sahip anonim
şirket zorunluluk kapsamına alınmaktadır. Diğer taraftan
1.000 üyeli üretici veya tüketici kooperatifinin avukat
bulundurma zorunluluğu yokken, 100 üyeli yapı
kooperatifi zorunluluk kapsamına alınmaktadır.
Anayasanın 48. maddesinde, herkesin dilediği alanda
sözleşme yapma hürriyetine sahip olduğu belirtilmiştir.
Bu sebeple, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35.
maddesinin üçüncü fıkrası ile sözleşme yapma zorunluluğu
getirilmesi Anayasaya aykırıdır. Özel hukuk tüzel kişisi
olan anonim şirketler ile yapı kooperatiflerini, yine
özel hukuk kişisi olan avukatlarla sözleşme yapmaya
zorlamak, Anayasanın 48. maddesine aykırıdır. Sözleşme
serbestisini benimseyen bir hukuk devletinde özel
kişileri sözleşme yapmaya zorlamak, sözleşmenin
taraflarını ve edimlerini belirlemek mümkün değildir.
Zira sözleşme serbestisi, kişilerin; herhangi bir
sözleşmeyi yapıp yapmamak, dilediği kimseyle yapmak ve
tarafların yapacakları sözleşmenin muhtevasını
diledikleri gibi belirlemek unsurlarını kapsamaktadır.
Anayasanın 48. maddesi ile tanınan sözleşme
serbestisinin mutlak bir serbesti olmadığı, sınırlar
getirilebileceği malumdur, ancak bu sınırların; hakkın
özüne dokunmaması ve kamu yararı gerekçesine dayanması
gerekmektedir.
Sözleşme serbestisinin ihtiva ettiği unsurlar 3 genel
başlık altında sınıflandırılabilir;
a)
Sözleşme yapma yada yapmama
serbestisi,
b)
Sözleşmenin muhtevasını
belirleme serbestisi,
c)
Şekil serbestisi.
Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiğimiz madde
hükümleri sözleşme serbestisi kavramının unsurlarını
ortadan kaldırmaktadır. Şöyle ki; anılan kurumlar
sözleşme yapmaya zorlanmakta, anılan Kanunun diğer
hükümleri dikkate alındığında sözleşmenin bedeli tebliğ
ile tespit edilen avukatlık ücret tarifesine bağlanmak
suretiyle, sözleşmenin muhtevası belirlenmektedir. 1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 163. maddesinde avukatlık
sözleşmesinin serbestçe düzenlenebileceği belirtildiği
halde uygulamada “yazılı” sözleşme aranılması da hem
Kanuna hem de Anayasaya aykırılığı ilerleyen bölümlerde
açıklanacaktır. Anılan yasal düzenleme Anayasanın 48.
maddesi ile tanınan sözleşme serbestisi ilkesine
aykırıdır.
Anayasa’nın İkinci Kısmı “Temel Haklar ve Ödevler”
başlığını taşımakta olup, bu kısmın “Birinci Bölüm”ünde
yer alan “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”
başlıklı 13. maddesinde
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”,
aynı kısmın “Üçüncü Bölüm”ünde yer alan 48. maddesinde
ise
“Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetlerine sahiptir”
denilmektedir.
Şimdi
sorgulamamız gereken husus şudur; Anayasanın 48. maddesi
ile tanınan hakkın özüne dokunulmuş mudur? Sözleşme
serbestisinin kısıtlanmasını gerektirecek bir kamu
yararı mevcut mudur?
Anılan Kanun hükmü ile hem sözleşme yapma zorunluluğu
getirilmiş, hem de sözleşmenin muhtevası ve şekli
belirlenmek suretiyle, Anayasal bir hak olan sözleşme
hürriyetinin özüne dokunulmuştur.
Diğer
taraftan demokratik ve özgürlükçü hukuk devleti
zemininde, söz konusu yasal düzenlemenin kamu yararını
gözetmeye yönelik olduğunu iddia etmek mümkün değildir.
Anılan kurumların avukatlar ile sözleşme yapmak zorunda
bırakılması için avukatların bu sözleşme gereği olarak
kamu yararına bir fonksiyon icra ettiğini ortaya
koyabilmek gerekir. Bu düzenlemeye göre; bir avukat
hiçbir faaliyet göstermese, kamu yararı bir yana, anılan
kurumlar yararına dahi bir görev yapmasa da ücretini
düzenli olarak tahsil edecektir. Bu işleyişte kamu
yararının varlığını iddia etmek mümkün değildir.
Türkiye Barolar Birliği temsilcilerinin Anayasa
Mahkemesinde görülmekte olan bir davada 03.04.1996
tarihinde yaptıkları sözlü açıklamada
“Anayasa’nın 48. maddesine göre “Herkes dilediği alanda
çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir” kişilerin
beyanname imzalamasını sağlamak için belli bir meslek
grubuyla sözleşme imzalamaya zorlanması, Anayasa’ya
aykırıdır.
Danıştay 4. Daire kararında da açıkça belirtildiği gibi
“kişi sözleşme hürriyeti çerçevesinde ister odaya
kayıtlı olan meslek mensuplarıyla çalışır, isterse
muhasebeci çalıştırmaz, tercihinin malî külfetine ve
kanuni sonuçlarına kendi isteğiyle katlanır. Kanunda
böyle bir zorunluluğun öngörülmesi, Anayasa’nın 5., 12.
ve 48. maddelerine aykırıdır”
denilmiştir.
Türkiye Barolar Birliği temsilcilerinin de ifade ettiği
gibi Anayasanın 148. maddesi hükmü karşısında, kişilerin
bir meslek grubu ile sözleşme yapmaya zorlanması
Anayasaya aykırıdır.
Anayasa mahkemesi kararlarında da yer aldığı üzere;
Anayasa’nın “Çalışma ve
sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesi, “Herkes
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine
sahiptir” kuralını içermektedir. Buna göre taraflar,
özgür iradeleriyle ilişkilerini sözleşmelerle düzenleyip
biçimlendirebilirler. Bir sözleşmenin ne zaman ve ne
şekilde sona ereceğine ancak sözleşmenin taraflarınca
karar verilebilir. Anayasanın 48. maddesinde koruma
altına alınan bu özgürlük, sözleşme yapma serbestisi
yanında yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını
da içerir. AYM Esas Sayısı : 2001/389 , Karar Sayısı
: 2002/29 , Karar Günü : 13.02.2002
48. maddenin gerekçesinde açıklandığı gibi, özgürlük
temeline dayalı bir toplumda irade serbestliği
çerçevesinde ferdin sözleşme yapma, meslek seçme ve
çalışma özgürlüklerinin güvence altına alınması
doğaldır. Bu özgürlükler ancak kamu yararı amacı ile
kanunla sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde
sayılan nedenlerle yapılabilecek bu sınırlamaların
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmaması
ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılmaması
zorunludur.…
Sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği
ilkesinin Anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. Özel
hukukta irade özerkliği, kişilerin yasal sınırlar
içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki
iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini
ifade etmektedir. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü
ise Devletin, kişilerin istedikleri hukukî sonuçlara
ulaşmalarını sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli
hukukî sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak
tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukukî
sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve
koruması demektir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler,
hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve
sözleşmelerle düzenlemekte serbesttir. Anayasanın 48.
maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü,
sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra, yapılan
sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.
AYM
Esas Sayısı : 1996/70 , Karar Sayısı : 1997/53 , Karar
Günü : 05.06.1997 (R.G. Tarih/Sayı:04.04.2003/25069)
C- Sonuç
ve Değerlendirme
Toplum, kamu vicdanında yer alan hakkaniyet duygusunun
zedelendiği hallerde yasal düzenlemelere karşı tepki
verir. Yapılan yasal düzenlemelerin sonuçlarından
etkilenen kişi ve kurumlar, maddi külfet altına
sokulduklarında, bunun sebep ve gerekçelerinin
açıklanmasını ve ikna edilmeyi bekler.
AB
uyum çalışmalarının gereği olarak mevzuatımızda her
geçen gün yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Kamuoyunda
her düzenlemenin, AB’ne uyumun bir gereği olduğu
izlenimi doğmakta, hikmetinden sual olunması ise
ayıplanmaktadır. Ancak bu fikri atmosfer, art niyetli
veya kamu yararı bulunmayan kimi düzenlemelere de kılıf
oluşturmaktadır.
Avukat bulundurma zorunluluğunu, 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu’nun 35. maddesinin üçüncü fıkrasına ekleyen
02.05.2001 tarih 4667 sayılı Kanunun 22. maddesiyle
ilgili TBMM’de yapılan tartışmalara baktığımızda;
mesleğe yeni başlayan meslek mensuplarının korunduğu ve
kollandığı izlenimi edinilmektedir. 1136 sayılı
Avukatlık Kanununda kapsamlı değişiklikler getiren 4667
sayılı Kanun tasarısında 35. maddeye ilişkin bir
düzenleme yokken, avukat bulundurma zorunluluğu
komisyonda tasarıya konulmuştur. Ne gerekçede ne de
mecliste yapılan tartışmalarda her hangi bir kamu
yararına işaret edilmemiş, mesleki dayanışma havası
içinde Kanun kabul edilmiştir.
İşin
daha da dikkat çekici bir yanı da 23.01.2008 tarih 5728
sayılı Kanunla değişiklik yapan 23.Dönem Meclisinde 92
adet milletvekilinin mesleğinin “hukukçu” olmasına
rağmen, metin üzerinde hem usule hem de esasa dair bu
derece bariz hukuki hatalar yapılabilmiştir.
Avukatlık mesleğinin layık olduğu saygıyı görmesi, hukuk
camiasının da hak etmediği eleştirilerden kurtarılması
için yine hukuka sığınmak dışında bir yol da
bulunmamaktadır.
Anayasa yargısının görevi, yasama organınca çıkarılan
kanunların Anayasaya ve hukuka uygunluğunu
denetlemektir. Bu anlamda anayasa yargısının; yasama
hakkının kötüye kullanımını ve Anayasaya ve hukuka
aykırı olarak kullanımını engellemesi gerekmektedir.
Bu
sebeplerle; müeyyideye muhatap olan şirket ve
kooperatiflerin haklarını öncelikle yargısal yoldan
aramaları, diğer taraftan da, başta hukukçular olmak
üzere, bütün toplum kesimlerinin kamu yararı ve
hakkaniyeti gözetmeyen bu tür yasal düzenlemelere karşı
duruş sergilemeleri gerektiğini düşünmekteyiz.
(*)
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirketlerin
asgari esas sermayesini düzenleyen, 24.06.1995 tarih 559
sayılı KHK’nin 4. maddesiyle değişik 272. maddesinde
“Özel kanunlarda aksine hüküm olmadıkça esas sermaye
miktarı beşmilyar Türk lirasından aşağı olamaz. Bu
miktar, Bakanlar Kurulunca on katına kadar
artırılabilir” denilmiş ve Bakanlar Kurulu yetkisini
kullanarak, 22.12.2001 tarih ve 2001/3500 sayılı
kararıyla bu tutarı 10 kat artırıp Elli milyar TL olarak
belirlemiştir. Kanun Hükmünde Kararnameler hariç,
Bakanlar Kurulu Kararlarının kanun hükümlerini
değiştirmesi mümkün değildir. Bu sebeple “Kanuni” esas
sermaye miktarı halen beşmilyar Türk Lirasıdır.
Dolayısıyla bu maddeye yapılacak atıflarda esas sermaye
miktarının beşmilyar Türk Lirası olarak dikkate alınması
gerekir. Ancak 1136 sayılı Kanunun 35. maddesinde
yapılan atıf “272
nci maddesinde ön görülen” şeklinde olduğundan,
“ön görülen” tabiri “maddede yer alan” tabirinden daha
geniş bir anlam ifade ederek, Bakanlar Kurulunca
belirlenmiş tutarı da kapsamaktadır. Dolayısıyla
ikiyüzelli milyar TL (250.000 YTL) ve üzeri esas
sermayesi bulunan anonim şirketler kapsama dahildir.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)