Ahmet KUTSAL
Yeminli Mali Müşavir
Erciyes Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş.
akutsal@erciyesymm.com.tr
Özel Sektör Kuruluşlarında Saydamlığın Artırılması ve
Yolsuzluğun Önlenmesi
Tarih:
22.10.2010
2010/56 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı ile
Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin
Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014),
22 Şubat 2010 tarihli resmi gazetede yayımlanarak
yürürlüğe konulmuştur.
(1)
Yolsuzluğun, kamu gücü ve kaynakları ile özel
kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların toplumun
zararına olarak özel çıkarlar için kullanılması
olarak tarif edildiği karar ekindeki belgede, temiz
toplum yapısını tehdit eden yolsuzluklarla mücadele bir
toplum projesi haline getirilerek, eğitim ve medya
kurumlarında süreklilik arz edecek şekilde gündemde
tutulmasını sağlayacak tedbirlerle desteklenmek
suretiyle, merkezi idarede, yerel yönetimlerde, sivil
toplum kuruluşları ile özel sektör kuruluşlarında alınan
ve alınması gereken önlemlere yer verilmiştir.
Belgede son yıllarda
yolsuzlukla mücadele alanında, kamu kaynaklarının
israf edilmesini önleyen,
ekonominin adil işleyişin önündeki engelleri kaldıran düzenlemelerden,
kamu ihalelerinde
açıklığın ve rekabetin sağlanması, kamu bütçelerinin
iç kontrol ve denetiminin uluslararası standartlarda
yapılması, bilgi edinme hakkının geliştirilerek
medya organlarının ve kişilerin kamuya ait bilgilere
daha kolay ulaşabilmeleri, kamu görevlilerinin etik
davranış ilke ve standartlarının belirlenmesi,
sivil toplum kuruluşlarına yönelik olarak dernek ve
vakıfların kuruluşları ve faaliyetleri ile
denetimlerindeki kısıtlamaların kaldırılarak yersiz
kamusal güç ve kaynak kullanımlarının önlenmesi gibi
alanlar ile her türlü yolsuzluk ve kaçakçılıkla
mücadelede ceza kanunlarının etkinliğinin
artırılmasında, bankacılık, sosyal güvenlik ve
yabancı yatırımları ile ilgili mevzuatta yapılan
değişiklikler belirtilerek, bundan sonra yapılacak
işlere dair açılan (18) başlıkta
kamu denetimlerinin etkinleştirilmesi,
sivil toplum kuruluşları ile özel sektör kuruluşlarında
saydamlığın artırılması ve yolsuzlukların önlenmesi
için alınması gereken
tedbirlerin tespit çalışmalarının başlatıldığı
belirtilmiştir.
Bu yazıda özel sektör
kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun
önlenmesi için alınabilecek tedbirlerin bir kısmı
hakkında önerilerde bulunulmuştur. Özel sektör
kuruluşları, girişimci güç ve kabiliyetleri ile refahın
ve gelişimin dinamikleri olarak el üstünde tutulurken,
kurucularına, çalışanlarına ve faaliyet konuları
itibariyle alım satım ilişkilerini sürdürdükleri
kesimlere ve devlete karşı görev ve sorumlulukları
giderek kurumsal, doğal çevre ve toplumsal sorumluluk
kavramlarını da kapsayacak şekilde yeniden
tanımlanmaktadır. İşletmelerin bu görev ve
sorumluluklarının denetlenebilmesi için sağlanacak
saydamlıkla, hem işletme içi yolsuzlukların önüne
geçilecek, hem de tasarruf edilen ülke kaynaklarının
etkin bir şekilde amaçlara tahsis edilmesi
sağlanacaktır. Ancak öncelikle işletmelerde saydamlık
sağlanacak veya artırılacak hususlar ve engeller tespit
edilmelidir.(2)
Gizlilik ve Ticari Sır Tanımlarının Kapsam ve
Sınırlarının Yeniden Değerlendirilmesi
Saydamlık, aydınlatılacak
alanlarla sağlanabileceğinden hemen ilk adımda karşımıza
karartılmış alanların varlığını kabul eden ticari sır
kavramı çıkmaktadır. Halen tasarı halinde bulunan ticari
sır, banka sırrı ve müşteri sırrı hakkında kanun
kapsamında, aydınlatılması halinde kişilik haklarının
zarar göreceği hususlarla, aydınlatılamayan alanlar
sebebiyle gerek yolsuzluklarla, gerekse kamusal
kayıplarla yol açılan olumsuzlukların kesiştiği
alanların belirlenerek dengeli bir uygulama
sağlanmalıdır.
Bu çerçevede “ticari sır”
kavram ve kapsamı yeniden değerlendirilerek,
işletmelerin ortaklık yapıları ve faaliyet konuları
itibariyle tescile bağlı hususlardaki bilgilenmenin
nitelik ve nicelik olarak arttırılması suretiyle
kurucuların ve ortakların ortaklık payları ve tutarları
ve bunlardaki değişikliklerle birlikte, ortakların
ticari tecrübe ve birikimlerinin, faaliyetlere ilişkin
izin, yeterlik, ruhsat, kapasite, tescil, muafiyet,
teşvik belge ve bilgilerinin, bayilik, acentelik,
temsilcilikler ve bağlı diğer ilişkilerde ana firma ve
gerçek kişilere ulaşıncaya kadar ortaklık zincir
bilgilerinin, Kullanılan patent, marka, telif hakları
gibi maddi olmayan hak ve mükellefiyet bilgilerinin,
işletmeye ait gayrı menkullerin tapu bilgilerinin, üçer
aylık faaliyet sonuçlarını gösteren bağımsız denetimden
geçmiş mali tabloların ve taraf olduğu davaların
davacısı, davalısı ve konusu ile sonuçlarının gizlilik
kapsamından çıkarılarak kamuya açıklanması ileri bir
adım teşkil edecektir.
Halen vergi levhası
uygulaması ile kamuya açıklandığı kabul elden
bilgilendirmenin de kapsamı ve yöntemi yeniden
düzenlenmelidir. Vergi levhası kapsamına resmi/özel
bütün iktisadi işletmeler, sivil toplum kuruluşları da
alınmalıdır. Kurumlar/gelir vergi matrahı, matrah
oluşmamışsa indirim sebebi ve zarar tutarı belirtilmeli,
aylık KDV-ÖTV-BSMV ve Muhtasar beyan icmalleri de,
kapsama alınmalıdır. Çalışan sayısı ve bunlara yapılan
brüt ücret ödemeleri toplamı ile bu ödemelere ait gelir
vergileri, sosyal güvenlik prim tutarlarına da yer
verilerek, bu bilgiler bağımsız denetimden geçmiş mali
tablolarla birlikte hem firmaların internet sitelerinde,
hem de bu bilgilerin tescil edildiği merciler
tarafından elektronik ortamlarda kamuya açıklanmalıdır.
Kayıt
Dışılık
Saydamlığın önündeki
engellerden ikincisi kayıt dışılıktır.
Saydamlığın sağlanabilmesi için faaliyetlerin gerçek
şekli ile kayıt altına alınması ve kayıt dışına çıkma
eğilimlerinin önlenmesi gerekmektedir. Toplumda kamu
adına alınan paylarla ilgili düzenleyici mevzuatın makul
ve âdil olduğuna dair ekonomik muhayyile işlemlerin
kayıt altına alınabilmesinin sınırlarını tayin
etmektedir. Bu muhayyiledeki vergi düzenlemelerine karşı
oluşan direnç bariyerlerinin bugünden yarına aşılması
mümkün olmamakla birlikte, İşletmelerde saydamlığın
artırılması için, kayıtlı işlem yapmanın önündeki
engellerin kaldırılarak, kayıt dışının caydırılması,
denetimi ve müeyyidesi ile ilgili ihdas edilecek
düzenleyici kural ve işlemler açık, çelişkisiz ve uyum
içerisinde sevk ve idare edilmelidir.
(3)
Asıl amaç özel sektör
kuruluşlarında işlemlerin, gerçek işlem değerleri
üzerinden kayıtlara alınması ve bu kayıtlar üzerinden
denetlenmesinin sağlanmasıdır. Her ne sebeple olursa
olsun tamamen kayıt altına alınamayan işlemler sebebiyle
ikinci bir kayıt ortamı oluşmakta ve böylece hem
mali mevzuatın en ağır müeyyidelerden birinin konusunu
teşkil eden
çift kayıt tutma
suçu yaygın olarak işlenmekte hem
de zemin yolsuzluklar için uygun bir ortam teşkil
etmektedir.
Sırf işletmelerin içine
düşürüldükleri bu vahim ortamın ıslah edilebilmesi için,
bütçe uzmanlarının hemen kâğıda kaleme sarılarak, “KDV
de bir puan, on üç milyar”, “asgari ücret seviyesinde
bir vergi muafiyeti yirmi üç milyar” gibi hesaplarla,
memleketin kayıt düzeninin ıslah edilmesinin önüne
geçmelerine itibar edilmemelidir. Zira ekonomide gerçek
işlem kayıt düzeninin sağlanması bir devrim olup, bunun
aritmetik maliyetleri, ancak geometrik artışlı faydaları
olacaktır.
Özel
Sektör Kuruluşlarını Kayıt Dışına İtici Sebeplerin
Başında Gelen Vergi Yükleri İle Uygulamaları Alanında
Alınabilecek Bir Kısım Tedbirler
Ülke işletmelerimizin
sayısal olarak çok büyük bir kesimini teşkil eden esnaf
faaliyetleri ile küçük işletmelerde, işlemlerin resmi
kayıt altına alınamamasının temel sebebi, ağır vergi
yüküdür. Gerçekten yoksulluk veya açlık seviyesi olarak
ifade edilen ve geçmişte en az geçim indirimi olarak
ifade edilerek vergilendirme dışında bırakılan tutarlar
dahi bugün matrah kapsamındadır. Yoksulluk seviyesinde
bir gelir elde ederek geçimini sağlamaya çalışan bir
esnafın bile, Gelir Vergisi ödeme mükellefiyeti altına
alınması, sermaye kazançları tarifesinden
vergilendirilmemesi gereken ücret gelirlerinin ayırma
kuramı gereğince farklı tarifeye tabi tutulurken,
asgari ücrete değil de aylık 6.000,- TL. nin üzerinde
kazancı olanlara düşük tarife uygulanması ve bu yolla
ayırma kuramının gerçekleştiğine inanılması adeta bir
kara mizah teşkil etmektedir.
En az geçim indirimini etkin
bir biçimde uygulayarak bu dilimdeki vergilendirmeyi
kaldırmak, hem devletin sosyal devlet vasfını öne
çıkaracak, hem de ekonomik hayatın temel
göstergelerinden birisi olan işsizlik sorununun
çözümünde güçlü bir rol oynayacaktır.
Küreselleşen bilgi ve pazar
paylaşımının etkisi ile aşağı çekilen fiyatlar
içersindeki kâr payları minimize olmakta iken, mal ve
hizmetlere yaygın olarak %18 oranında KDV uygulamasının
fiyatlardaki ağır yükü, pazarlıkların bu tutar üzerinde
yapılmasına yol açan ve işlemleri kayıt dışına iten
başlangıç sebeptir. Bu oranın kanunda genel oran
olarak tanımlanan %10 oranına çekilmesi
gerekmektedir. Devlet gelirlerinin %70 ‘ inin dolaylı
vergilerin teşkil ettiği bir ortamda, orta ölçekli bir
özelleştirme işlem bedelini bile karşılamayan
milyonlarca esnaf ve küçük işletmenin beyana dayanan
vergilendirme işlemleri için ihdas edilen defter belge
ve kayıt düzenlerindeki zorunluluklar kaldırılmalıdır.
Bu kesimin vergisel mükellefiyetleri mal ve hizmet
alımları sırasında kaynakta tevkifat yöntemi ile
yapılarak, gerçek işlemlerini diledikleri gibi kayıt
altına almaları sağlanmalıdır.
İşlemlerin kayıt dışına
itildiği bir vergi uygulaması da şirket kâr paylarının
dağıtılması sırasında yapılan vergi tevkifatıdır. Gelir
üzerinden alınan vergilerde, kurum kazançlarının tamamen
kurum bünyesinde veya kurumda vergilendirme yapmadan
gerçek kişi nezdinde vergilendirme seçeneklerinden,
halen uygulanmakta olan vergilendirme sistemi, karma bir
yöntem olan, kısmen kurum bünyesinde, kısmen de gerçek
kişi nezdinde olmak üzere (3) aşamada yapılmaktadır. Bu
sebeple % 20 oranında kurumlar vergisi tahakkuku ile
kurum bünyesinde yapılan birinci aşama vergilendirme
yoluyla kurum kazancı üzerinden ödenmesi gereken
verginin %35’ e ulaşan nihai vergi yükünün 2/3
oranındaki kısmı zaten kaynakta, hatta geçici vergi
uygulaması ile kaynağın başında tahsil edilmektedir.
Dağıtılan kâr payları üzerinden ikinci aşama
vergilendirme işlemini teşkil eden %15 oranındaki
tevkifatla mükellef tepkilerine yol açılmakta ve büyük
bir kesimi aile şirketlerden oluşan işletmelerde kâr
dağıtım işlemi kayıt dışı olarak gerçekleştirilmektedir.
Bu sebeple gerçek kişilerce elde edilen kâr paylarının
yıllık beyanı üzerinden yapılacak olan üçüncü aşama
vergilendirme de yapılamamaktadır. Şirket kâr paylarının
elde edenlerce yıllık beyannamelerle beyan edilecek
olması sebebiyle, dağıtım sırasında yapılan tevkifatın
kaldırılması ile herhangi bir vergi kaybına da yol
açılmadan kayıtlı işlem ortamı desteklenecektir. Bu
uygulama kâr paylarının beyana dâhil edilme, vergi
hesaplama ve tevkifatın mahsubu işlemlerinde yapılan
varsayımları da kaldırmak ve vergi beyanlarının gerçek
tutarlar üzerinden yapılmasını sağlamak suretiyle halen
kâr paylarının yarısının beyana dâhil edilmesi
uygulamasını da düzeltecektir. Ayrıca son yıllarda,
kayıt dışı dağıtıldığı için kasada gözüken tutarlar ve
ortaklar cari hesapları üzerinde yapılan vergi
incelemeleri ile yol açılan zaman ve kaynak israfı da
önlenecektir.
İşletme faaliyetlerinin
yazılı sözleşmelerle yapılmasını veya yazılı
sözleşmelerin kayıt altına alınmasını önleyen bir faktör
de damga vergisidir. Kaldırılması hükümet programlarına
da alındığı halde bir türlü vazgeçilemediği gibi,
giderek oranları da yükseltilen bu vergi sebebiyle,
yazılı sözleşme yapılmasından veya yazılı sözleşmelerin
kayda alınmasından kaçınılmakta veya sözleşme bedelleri
düşük gösterilmek suretiyle de işlemin ilk adımında
kayıt dışı serüveni başlatılmaktadır. Pek çoğu ihtilafla
sonuçlanan bu sözleşmeler sebebiyle yargıya taşınan
işlemler, yargının bloke edilmesinde ve zaman ve kaynak
israflarında önemli bir yer tutmaktadır.
Gayrimenkullere ilişkin bir
kısım mevzuat düzenlemelerinin yol açtığı kayıt dışılık
hakkında yayınlanan yazımızda belirtilen hususlar burada
tekrar edilmeyerek söz konusu yazıya işaretle
yetinilmiştir. (www.muhasebetr.com
28.01.2010)
İhbar
ve Muhbir İkramiyesi
İşletmelerdeki kayıt
dışılığın yol açtığı çift kayıtlar sebebiyle, işletme
içinden gelen şantajlara boyun eğilmekte, işletme içinde
halledilemeyen durumlarda da ihbarlar sonucu verilen
mahkeme kararları ile yapılan aramalarla başlayan vergi
inceleme süreçlerinde, işletmelerin maddi manevi bütün
birikimleri ziyan olmaktadır.
Halen işletmelerdeki bir
kısım işlemlerin hangi amaçlarla kayıt dışı kaldığını
bilen çalışanların, işlemlere muhatap ve muttali
olanların gerek şahsi, gerekse kamusal hakların ihlal
edilmesini önlemek üzere faziletli bir yurttaş gibi
davranmalarının önünü açan Muhbir İkramiyesini
Düzenleyen 1905 Sayılı Kanun yeniden gözden geçirilerek
güncellenmelidir.
Sonuç
itibariyle, özel sektör kuruluşlarında saydamlığın
artırılması ve yolsuzlukların önlenmesi için aşağıdaki
düzenlemelerin yapılması önerilmektedir.
1-
Halen meclis
gündeminde bulunan, ancak yasalaşmasının zaman alacağı
anlaşılan Ticaret Kanunu tasarısının mali tabloların
bağımsız denetimi ve yayınlanması ile ilgili maddeleri
haricen ve öncelikle görüşülerek uygulamaya alınmalıdır.
2-
Ticari sır kanun
tasarısı yasalaştırılırken aşağıdaki hususlar gizlilik
kapsamından çıkarılarak, kamuya açıklanmalıdır.
* Kurucuların ticari tecrübe
ve birikimleri ile ortaklık payları ve pay
değişiklikleri.
* Faaliyetlere ilişkin izin,
yeterlik, ruhsat, kapasite, tescil, muafiyet, teşvik
belgeleri, bayilik, acentelik, temsilcilikler ve bağlı
diğer ilişkilerde ana firma ve alt ortaklık ilişkileri
ile patent, marka, telif hakları gibi maddi olmayan hak
ve mükellefiyet bilgileri.
* İşletmeye ait gayrı
menkullerin tapu bilgileri.
* Üçer aylık faaliyet
sonuçlarını gösteren bağımsız denetimden geçmiş mali
tablolar.
* taraf olunan davaların
davacısı, davalısı, konusu ile sonuçları.
3-
Kamuya ihbar ve muhbir ikramiyesini
düzenleyen 1905 sayılı kanun güncellenmelidir.
4-
Esnaf ve küçük
işletmelerin vergisel mükellefiyetleri mal ve hizmet
alımları sırasında kaynakta tevkifat yöntemi ile
yapılmalıdır.
5-
KDV, kanunda yazılı
%10 genel orana çekilmelidir.
6-
Asgari ücret ve bu
ücret seviyesine tekabül eden diğer gelirler vergi
dışına çıkarılmalıdır.
7-
Kayıt dışılığı
özendiren Damga Vergisi kaldırılmalıdır.
8-
Şirketlerdeki kâr
payları dağıtımı üzerindeki tevkifat kaldırılmalıdır.
9-
Vergi levhası
uygulamasının kapsamı ve yöntemi yeniden
düzenlenmelidir.
DİPNOTLAR
(1)
Kararın
başlığındaki milletler arası andlaşma ibaresi içerikle
bağdaşmamaktadır
(2)
Sivil
toplum kuruluşlarının bağımsız denetim kapsamına
alınması hakkında yeminli mali müşavir Nizamettin Temel
tarafından yapılmış bir çalışma yayımlanmıştır.
(3)
Ekonomik
muhayyile kavramı, geçmişte yaşanan ekonomik olaylardan
toplumsal hafızaya kaydedilen, kabulleri ifade etmek
üzere kullanılmış olup, söz gelimi toplumdaki özellikle
iş adamlarının enflasyon ile vergi oran ve
uygulamalarını birlikte içselleştirerek ifade ettikleri
“Dürüst olursan batarsın” algısı yaygın kabul
görmektedir. Bu algının ortadan kaldırılabilmesi için ne
tür tedbirlerle, ne kadar süreye ihtiyaç olduğu
düşünülürse, ekonomik muhayyilenin kamu düzenlemelerine
direnç gücünün farkına varılır.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)