BASINDAN YAZILAR
Meğer 1.700 değil 60-70 imiş! / Deniz Gökçe - MuhasebeTR

Meğer 1.700 değil 60-70 imiş! / Deniz Gökçe

Döviz kurları son günlerde risk algılamasının artması nedeni ile yükseldi. Dalgalı kur sisteminde her şey olabilir, ama kimse kurların nereye gideceğini bilemez.
Ancak ülkemizde birçok uzman kur hareketinin nedenini, yani risk algılamasının neden değiştiğini, derhal ve detaylı (?) açıkladığı gibi, müthiş gelecek kur hareketi tahminlerinde de bulunmakta. Hatta 1.9672394 - 2.13527458 aralığı türü (?)  müthiş (?)  ve kesin (?)  tahminler ortalığa dökülmekte. Bizce bu tahminlerin değeri kahve falı kadar. Ama medya böyle tahminleri sevmekte.
Uzun zamandır çeşitli faktörler ülkemizdeki kur hareketliliğinin nedeni olarak ortaya atılmakta. Mesela birkaç hafta Doğu Avrupa'daki AB ve euro sistemi adayı ülkelerin cari denge açıkları, paralarının değer kaybı, dış borç sorunları ve bankalarının iflasları gibi konular gündeme gelmişti. Sonra ABD banka devletleştirilmesi, General Motors iflası, Citibank ABD borsa değerinin hisse başına 1 doların altına düşüşü, ABD ve dünya borsalarında genel sinirlilik ve değer kaybı gibi faktörler gündeme getiriliyor.
Burada biraz açıklama getirelim, mesela  Doğu Avrupa ülkelerinin riskini biraz inceleyelim. Dünya Bankası  her üç ayda bir, bir Doğu Avrupa 10 ülkesi raporu çıkartır, bu ülkelerin sorunlarını 'EU 10 Regular Economic Report February 2009' raporundan elde edebilirsiniz. Dolayısı ile  ülke analizlerine girmiyoruz. Ama banka ve borç konusuna gireceğiz. EU 10 ülkeleri Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya, Slovenya ve son ek olarak Hırvatistan olarak alınıyor. Medyada bu ülkelere  Ukrayna, Rusya ve hatta Kazakistan da ekleniyor. Türkiye de, üzücüdür ki, coğrafi nedenlerle bazıları tarafından bu gruba dahil ediliyor (Rusya ve Kazakistan, benzer sorunlar yaşamakla beraber kendi sorunlarını kendileri çözebilecek kadar döviz rezervleri var).      
Peki AB adayı ve euro adayı bu ülkelerde ne oluyor? Bu ülkelere kriz başlamadan evvel yüksek miktarda sermaye girişi olurken, şimdi sermaye çıkışı olmakta, likidite ve kredi sorunu yaşanmakta. Bu nedenle de özellikle bankalar  ciddi şekilde sorun yaşamakta. Zaten cari denge açıkları var, bir de kurlar hızla oynayınca, dış borç servisinin yapılamayacağı tezi gündeme geldi. Özellikle de bankaların dış borç riskinin çok büyük olduğu ve toplam 1.700 milyar dolar boyutunda olduğu ve bu nedenle de Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa Kalkınma Bankası kanalı ile AB ülkeleri tarafından sağlanan (cari kurlarla) 31 milyar dolarlık yardım paketinin çok küçük kaldığı  gündeme getiriliyor ve başta Almanya ve Fransa olmak üzere tüm AB ülkeleri, AB'nin çözülmesine neden olabilecek bir kayıtsızlıkla itham ediliyorlardı.
Ancak EBRD kısa adı ile anılan Avrupa Kalkınma Bankası başiktisatçısı Erik Berglof, Financial Times gazetesine yazdığı bir mektupla gazetenin
28 Şubat ve 2 Mart tarihlerinde verdiği 1.700 milyar dolar dış borç baskısı bilgisinin tamamen yanlış olduğunun altını çiziyor. İncelenirse bulunabileceği gibi bu ülkelerin banka sisteminin yüzde 80 kadarı yabancı bankaların temsilcilikleri, şubeleri veya lokal olarak kurdukları bankalara ait. Bu nedenle, 1.700 milyar dolar rakamı, BIS denen Bank For International Settlements verilerinden alınmış ve kabaca toplam banka bilançolarının toplam değeri.
Halbuki bakılması gereken sayı bu ülkelerden derhal yenilenmesi veya acilen geri ödenmesi gereken  'dış aleme dış borç' sayısı. Merkez Bankalarından derlenen verilere göre, bu sayı tüm Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden dışa ödenecek veya yenilenecek kısa vadeli dış kredi toplamı 200 milyar dolar civarında. Rusya ve Kazakistan dışarıda bırakılırsa da toplam acil kredi sayısı 160 milyar dolar civarında. Ancak bunun yarısı da Batı bankalarının yavrularının ana bankaya olan borçları. Yani dış borç baskısı 60-70  milyar dolar civarında olarak görülmeli. Ancak Batı  bankaları 'kendi yavrucuk bankalarına  kredi vermeyi keserlerse' sorun daha büyür. Yani 1.700 aslında 60-70 milyar dolar!
Dikkat ederseniz parmak medyaya döndü!
ŞİMDİ SORALIM: Citibank  hisselerinin ABD  borsa değeri 1 dolara düşer ve ABD devleti bankaya ortak olursa, ben neden bundan sinirlenmeli ve döviz almalıyım?
n ABD veya herhangi bir diğer ülkede borsalar spekülatörlerin eylemleri nedeniyle düşerken, biri ucuza satıp kaybederken, diğeri ucuza alıp kazandığı zaman, ben niye endişelenmeliyim ve döviz almalıyım?
n Ülkemizde Merkez Bankası'ndaki 70 milyar doları aşkın döviz rezervi ve banka sistemindeki 50 milyar dolara dayalı döviz rezervi uçtu, gitti ve bitti mi ki, gözler Tahtakale'ye çevrildi, oradaki yüz-iki yüz milyon dolarlık karaborsa piyasa yeniden gündeme getiriliyor ve döviz alınıyor?
n Dalgalı kur dalgalanacak, aynen altının on beş gün önce tırmanarak 1.000 dolar ons başına çıktığı ve sonra da geri düştüğü gibi!
n Bu ülkede bir kere daha 2001 yılında olduğu gibi 'Anayasa atılırsa' veya 1994 yılında olduğu gibi faiz zorla aşağıya bastırılmaya kalkılırsa (bunlar  önceden tahmin edilemez intihar olaylarıdır) o zaman tabii ki kurlar farklı şekilde değerlendirilmek zorunda kalınır. Bizim iç sorunlarımız her zaman çok  önemlidir!

(Akşam Gazetesi | 07.03.2009)

GÜNDEM