BASINDAN YAZILAR
Şirket birleştirme harcamaları aktife eklenebilir / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz - MuhasebeTR

Şirket birleştirme harcamaları aktife eklenebilir / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz

Kurumların birleşmeye yönelik olarak yaptıkları giderleri ilk tesis ve taazzuv giderleri olarak kabul etmeleri ve dolayısıyla aktifleştirmeleri mümkündür.

Ekonomik kriz nedeniyle holding bünyesinde yeniden yapılanmaya gitmek zorunda kaldık. Bu amaçla bazı şirketlerimizi birleştirdik. Birleşme işlemlerinin gerçekleşmesi aşamasında yapılan harcamaları aktifleştirip aktifleştiremeyeceğimiz konusunda tereddüde düştük. Çünkü Vergi Usul Kanunu'nun 282. maddesinde konuya ilişkin açık bir hüküm yok.

Kurumlar Vergisi Yasası'nın 8. maddesi uyarınca ticari kazanç gibi hesaplanan kurum kazancının tespitinde mükellefler; birleşme, devir, bölünme, fesih ve tasfiye giderlerini, ticari kazanç gibi hesaplanan kurum kazancının tespitinde, hasılatlarından indirebilmektedirler.
Vergi Usul Yasası'nın 282. maddesi uyarınca da "Kurumun tesis olunması (kurulması) veya yeni bir şubenin açılması veyahut da işlerin devamlı bir suretle genişletilmesi için yapılan ve karşılığında maddi bir kıymet iktisap olunmayan giderler, ilk tesis ve taazzuv gideri olarak kabul edilmiştir.
Kurumlar Vergisi uygulaması ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan (1) seri numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "Genel kurul toplantıları için yapılan giderler ile birleşme, devir, bölünme, fesih ve tasfiye giderleri" başlıklı 8.3 numaralı bölümünde de ifade edildiği üzere "birleşme, devir, bölünme, fesih ve tasfiye aşamalarında yapılan giderler" kurum kazancının tespitinde giderleştirilmektedir. Ancak söz konusu yasa maddesinde de öngörüldüğü üzere bu tür giderlerin aktifleştirilmesi mükelleflerin tercihine bırakılmış olup, söz konusu yasa maddesinde "ilk tesis ve taazzuv giderlerinin aktifleştirilmesi ihtiyaridir." Şeklinde hükme bağlanmıştır.
Maliye Hesap Uzmanları Derneği tarafından yayımlanan Beyanname Düzenleme Kılavuzu'nda konuya ilişkin olarak yapılan açıklamalara göre faaliyet halindeki kurumlarda;


* Sermayenin artırılması için yapılan giderler,
* Tahvil ve benzeri borçlanma senetlerinin ihraç edilmesi,
* Birleşme, devir, şekil değiştirme dolayısıyla yapılan giderler,
* Yeni şube açılması için yapılan giderler,
* İşlerin devamlı surette genişletilmesi için yapılan giderler


İlk tesis ve taazzuv giderleri olarak kabul edilmiştir.
Bu harcamalar; söz konusu işlerin yapılabilmesi için gerçekleştirilen genel kurul giderlerini de kapsamaktadır.
Bu açıklamalar çerçevesinde kurumların birleşmeye yönelik olarak yaptıkları giderleri ilk tesis ve taazzuv giderleri olarak kabul etmeleri ve dolayısıyla aktifleştirmeleri mümkündür.
Diğer yandan kurumların birleşmeye yönelik genel kurul toplantıları için yapacakları harcamaların giderleştirilmesinde, söz konusu giderler; ilan ve ortakların genel kurul toplantısından haberdar edilmesi için yapılan benzeri nitelikteki duyuru giderleri ile, toplantı salonu kira bedeli ve benzeri giderler ile sınırlıdır. Bu bağlamda genel kurula katılan ortakların yol giderleri bu tür giderler arasında değildir. Bu tür giderler kurum tarafından karşılansa bile giderleştirilemez. Çünkü genel kurula katılmak için yapılan yol giderleri kuruma ait gider olmayıp, ortakların kuruma koydukları sermayelerin idaresi ile ilgili giderlerdir. (Vural, İrfan "Yorum ve Açıklamalarla Kurumlar Vergisi Kanunu" Gelirler Kontrolörleri Derneği, Ocak 2009, sf: 431)
Kurumlar ilk tesis ve taazzuv giderlerini doğrudan gider olarak kayıtlarına intikal ettirmeyerek aktifleştirmeye karar vermeleri halinde yapılan bu tür giderler mukayyet (muhasebedeki kayıtlı) değerleri ile aktifleştirilmesi halinde, aktifleştirilen giderlerin beş yıl içinde eşit tutarlarda itfa edilmesi mümkündür. (V.Seviğ)


İŞYERİNİ TERK İÇİN ÖDENEN PARA
Serbest Meslek faaliyetimi idame ettirdiğim yerde, söz konusu binanın yıkılarak iş merkezi yapılması kararının alınması dolayısıyla, bizlere buradaki faaliyetlerimize son vermemiz ve kiracısı bulunduğumuz yeri terk etmemizi sağlamak üzere 2008 yılında 25.000 lira tazminat ödendi. Bize ödenen bu para işyerini terk etmemizi sağlamak için verilen bir tazminattı. Şimdi terk ettiğimiz bina yıkıldı. Bizim almış olduğumuz işyerini terk etme bedeli 25.000 TL vergiye tabi olacak mıdır? Eğer vergiye tabi ise ne yapmamız gerekmektedir?

Gelir Vergisi Yasası'nın 82/2. maddesi uyarınca "Ticari veya zirai bir işletmenin faaliyeti ile serbest meslek faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesi, henüz başlanmamış olan böyle bir faaliyete hiç girişilmemesi, ihale, artırma ve eksiltmelere iştirak edilmemesi karşılığında elde edilen hasılat" arızi kazanç olarak tanımlanmıştır.
Yasa maddesinde sözü edilen "hasılat"dan anlaşılması gereken "alınan para ve ayınlarla diğer suretlerle elde edilen ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.
Yasal düzenleme gereği olarak ticari veya zirai bir işletmenin faaliyetiyle serbest meslek faaliyetinin durdurulması veya terk edilmesinden sağlanan hasılatın 2008 yılında 16.000 YTL'yi aşması halinde, elde edilen bu miktarın arızi kazanç olarak beyan edilip vergilendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu tür kazançların vergilendirilmesinde yasa maddesinde yer alan 16.000 TL'lik kısmı aşan miktarın dikkate alınması gerekmektedir. Diğer yandan bu tür hasılattan yine kanıtlanmak suretiyle varsa yapılan giderler indirilecektir. (V.Seviğ)




YARGI KARARLARINDA

TİCARİ KAZANÇ


Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2005/48 K.2005/105 T.22.4.2005
Davacı hakkında, ivazsız olarak iktisap ettiği arsa üzerine inşa ettiği binada yer alan bağımsız bölümlerin kat irtifakı halinde satılmasından elde ettiği ticari kazancını beyan dışı bıraktığından bahisle cezalı tarhiyat yapılmışsa da; üzerine konut veya işyeri inşa edilen gayrimenkulün davacı tarafından veraset yoluyla iktisap edilmiş olması, davacının bunun dışında başka gayrimenkul alım satım ve inşa işiyle uğraşmaması, devamlılık taşımayan bu faaliyetin 193 sayılı GVK'nun 37/2. fıkrasının 4.bendinde yer alan düzenleme uyarınca vergiye tabi tutulmasına olanak bulunmaması, ayrıca inşaatın yapıldığı gayrimenkulün iktisabında ticari amaç bulunmadığı ve servetin değerlendirilmesi amacıyla arsa üzerine inşaat yapılmış olması ve bu yolla servet biçim değiştirdiğinden ticari nitelik taşımayan faaliyetin arızi ticari kazanç olarak da vergilendirilemeyecek olması sebepleriyle, davacı hakkında yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2004/190 K.2005/46 T.11.3.2005
Davacı hakkında, arsası üzerine inşa ettiği gayrimenkulü 1998 yılında satması sonucu elde ettiği ticari kazancını beyan etmediğinden bahisle cezalı tarhiyat yapılmışsa da; davacının ihtilaflı dönemde inşaat taahhüt işinden dolayı mükellefiyetinin bulunmaması, davacının inşa ettiği ya da alıp sattığı başka gayrimenkullerin olduğu yolunda bir tespit ve iddianın olmaması, davacının 1990 yılında satın almış olduğu arsa üzerine, yönetici olduğu şirketleri bir araya toplamak amacıyla 1991 yılında iş hanı inşasına başladığı, ancak ekonomik zorluklar nedeniyle 1998 yılında bir holding bünyesindeki iki ayrı şirkete satmış olması ve gayrimenkul alım satım ve inşa işiyle sürekli olarak uğraşılmadığından faaliyetin devamlı nitelik taşıdığının ve ticari kazanç elde edildiğinin kabul edilemeyecek olması, diğer yandan anılan gayrimenkulün inşası ve satışında ticari nitelik taşımayan bu faaliyetin arızi olarak yapılmasından sağlanan kazancın, arızi kazanç olarak da vergilendirilemeyecek olması, inşaatın bitim ve iktisap tarihi ile satış işlemi arasında geçen süre dikkate alındığında değer artış kazancının da doğmamış olması sebepleriyle, davacı hakkında yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.

Danıştay 4.Dairesi E.2002/3259 K.2003/407 T.18.2.2003
2000 yılı işlemleri incelenen davacı adına özel inşaat işi ile ilgili kayıt dışı hasılatı olduğu ileri sürülerek cezalı tarhiyat yapılmışsa da; Gelir Vergisi Kanunu'nun 37/4.maddesinde ticari kazanç, Geçici 56.maddesinin G bölümünde ise arızi kazanç tanımlanmış olup, bu maddeler uyarınca gayrimenkullerin alım satım ve inşaat işlerinin ticari faaliyet sayılıp ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilebilmesi için bu muamelelerin öteden beri yapılıyor olması yani devamlılık arz etmesi gerektiği, İdarece, daire ve dükkan satışının birden çok olması nedeniyle olayda devamlılık olduğu iddia edilmekte ise de, arızi kazancın tanımlandığı Geç. 56.mad. G bölümündeki "arızi olarak ticari muamelelerin icrasından" şeklinde çoğul düzenleme yapılmış olması, devamlılığın bir inşaatta birden fazla daire satışı olarak değil, birden fazla inşaat yapılması olarak anlaşılması gerekmesi ve davacı tarafından söz konusu inşaattan başka yapılmış veya yapılmakta olan bir inşaatının bulunduğu hususunda bir tespitte bulunulmamış olması sebepleriyle, davacı adına daire ve dükkan satışlarından elde edilen kazancın ticari kazanç olduğu ileri sürülerek yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.


ÖZELGELERDE


Motorlu Taşıtlar Vergisi

1. Kayseri Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 26.1.2008 tarih ve 238 sayılı özelgesi;
"Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu'nun (MTVK) 4/c maddesinde, sakatlık derecesi %90 ve daha fazla olan malul ve engellerlilerin adlarına kayıtlı taşıtları ile durumlarına uygun hale getirilmiş özel tertibatlı taşıtların motorlu taşıtlar vergisinden istisna olduğu düzenlenmiştir. Kişilerin bu istisnadan yararlanabilmeleri için 21 seri no'lu MTVK Genel Tebliğ düzenlemesi gereğince, sağlık durumlarına ilişkin tam teşekküllü devlet hastanesinden alınacak sağlık raporunu, mevcut araçlarında kullanımlarına uygun tertibatlar yapılmış ise taşıtların bu durumunu belirten ‘Motorlu Araç Tescil Belgesi', ‘Araçlar İçin Teknik Belge' ve ‘Proje Raporu'nun aslını veya noter onaylı örneğini, vergi dairesine ibraz etmesi gerekir. Malul ve engellerinin kullanıma uygun olarak özel tertibatlı olarak hazırlanmış aracın ithalatının gerçekleştiği gümrük idaresince "Malul ve Sakat Araçlarına İlişkin Toplantı Tutanağı" düzenlenmesi halinde, istisnadan yararlanmak için ayrıca ‘Araçlar İçin Teknik Belge' ve ‘Proje Raporu'nun ibrazına gerek yoktur.

2. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 11.8.2008 tarih ve 2930 sayılı özelgesi;
"197 sayılı MTVK'nın 4/a maddesinde, genel ve özel bütçeli idareler, sosyal güvenlik kurumları ile il özel idareleri, belediyeler, köy tüzel kişilikleri ve Türkiye Kızılay Derneği adına kayıt ve tescil edilen taşıtların (bu idarelere bağlı olup, ayrı tüzel kişiliği olan işletmeler ile özel kanunlarında malları Devlet malı sayılmış olan kuruluşların taşıtları hariç), vergiye tabi olmadığı hükmüne yer verilmiştir. Bu kurum ve kuruluşlar arasında vakıflar sayılmadığından, vakfınıza ait aracın motorlu taşıtlar vergisine tabi tutulması gerekir."

3. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 21.7.2008 tarih ve 2708 sayılı özelgesi;
"Gelir İdaresi Başkanlığının 18.10.2007 tarihli ve 61/6153-1/91336 sayılı genel yazısında, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 7.6.2007 tarihli genel yazısında yer alan açıklamalar belirtilerek 5.7.2003 tarihinden önce çalınan taşıtların trafik tescil kayıtlarının ilgili trafik tescil bürosu tarafından 5.7.2003 tarihi itibarıyla re'sen silinerek durumun ilgili vergi dairesine bildirilmesi üzerine anılan taşıtlardan dolayı motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetinin tescil kaydının silindiği dönemi takip eden dönemin başından itibaren (01.01.2004) sona erdirilmesi gerektiği açıklamasına yer verilmiştir. Mukteza talepli yazıda, … İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Büro Amirliğinin Haziran 2008 tarihli yazısının tetkikinden, aracın dosyasına Haziran 2003 tarihinde çalıntı şerhinin konulmuş ise de bu şerhin 2008 tarihinde de çalıntı şerhinin kaldırıldığı, 5.7.2003 tarihi itibariyle de taşıtın tescil kaydının silindiğine ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu sebeple, 1.1.2004 tarihi itibariyle motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetinin sona erdirilmesine ve bu tarihten itibaren motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk ettirilmemesine Kanunen imkân bulunmadığından, vergi, tahakkuk ettirilmesi yerinde bir işlemdir."

4. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 3.9.2008 tarih ve 3146 sayılı özelgesi;
"Mükellef adına kayıtlı araca Mahkeme Kararı ile 2000 yılında el konularak söz konusu aracın 2005 yılı içinde mükellefe iade edilen ve kullanılmaz halde olan araç için, araca mahkeme kararı ile el konulmuş olması hali motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetini terkin sebebi olmadığı için, 2000 yılında 2005 yılına kadar tahakkuk etmiş olan vergilerin gecikme zammı ile tahsil edilmesi gerekir."

(Referans Gazetesi | 18.02.2009)

GÜNDEM