BASINDAN YAZILAR
Tekerrürde yeni sorunlar / Bumin Doğrusöz - MuhasebeTR

Tekerrürde yeni sorunlar / Bumin Doğrusöz

İdari para cezası ile yaptırıma bağlanmış ve Kabahatler Kanunundan sonra birer kabahat türü olarak karşımıza fiillere uygulanacak yaptırımın tekerrür sebebiyle artırılmasını öngören Vergi Usul Kanunu düzenlemesinden daha önce söz etmiştik. Söz etmemizin sebebi de bu düzenlemenin uygulamasında ortaya çıkan sorunlardı.

Uygulamada tekerrür konusu giderek sorunlu bir hâl almaktadır. Bu günkü yazımızda da bu yeni sorunlara değinmek istiyoruz. Ancak önce tekerrür düzenlemesine kısaca tekrar bakalım.

Tekerrür, bir suçtan dolayı cezanın kesinleşmesinden sonra, tekrar suç işleyenlere, ilk suçun yaptırımının suçu önleyicilik işlevinin yetersiz kaldığı görüşü ile verilecek cezanın artırılması şeklinde tanımlanabilir. Tekerrür müessesesi özünde, suç failinin suç işleme eğiliminin önlenmesinde ve failin suç işlemekten alıkonulmasında verilen önceki cezanın yetersiz kaldığı, bu nedenle sonraki cezanın bu maksatları da gerçekleştirebilmesi için artırılması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Vergi suçlarında tekerrür, Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 339. maddesinde, şu şekilde düzenlenmiştir:

"Vergi ziyaına sebebiyet vermekten veya usulsüzlükten dolayı ceza kesilen ve cezası kesinleşenlere, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere vergi ziyaında beş usulsüzlükte iki yıl içinde tekrar ceza kesilmesi durumunda vergi ziyaı cezası yüzde elli, usulsüzlük cezası yüzde yirmibeş artırılmak suretiyle uygulanır."

Aktardığımız maddeye göre, sonraki fiillerin cezasının tekerrür hükümleri uyarınca artırılabilmesi için, önceki fiilin cezasının da aynı türden olması ve kesinleşmiş bulunması gerekmektedir. 

Kanun hükmü gereği, tekerrür hükmümün uygulanabilmesi için sonraki fiil dolayısıyla kesilen cezanın, önceki fiil için kesilen cezanın kesinleşmesinden sonra kesilmiş olması gerekmektedir.

Burada bir sorunla karşı karşıyayız. Tekerrür uygulaması için, bu koşula uymak yeterli midir, yoksa uygulamada cezaların dönemlerine de dikkate etmek gerekir mi?

Adı bizde saklı bir vergi dairesi, bir mükellefe 2007 yılında sözleşmeden doğan damga vergisi dolayısıyla ceza kesmiş, mükellefte cezanın tutarını dava konusu etmeye değer görmeyerek ve indirim hükümlerinden yararlanarak vergi ve cezayı ödemiştir. Daha sonra 2008 yılında bu mükellefin 2004 ve 2005 yılı hesapları incelenmesi sonucunda hakkında cezalı vergi tarhiyatı yapılmış, ancak cezalar daha önce kesinleşmiş vergi ziyaı cezasının bulunduğu gerekçesi ile tekerrür hükmü uyarınca yüzde 50 oranında artırılarak kesilmiştir.

Burada tekerrür uygulaması ilk bakış itibariyle ve şeklen doğru gibi gözükmekteyse de hem tekerrür müessesesinin ihdas amacına hem de mantığına aykırıdır. Çünkü bu uygulamada 2007 yılında işlenen bir fiile kesilen cezan, 2003 yılında işlenen bir fiile kesilen ceza için artırım sebebi olmuştur. Oysa ki, tekerrür düzenlemesi, yukarıda da belirttiğim gibi, suç failinin suç işleme eğiliminin önlenmesinde ve failin suç işlemekten alıkonulmasında verilmiş ve kesinleşmiş önceki cezanın yetersiz kaldığı, bu nedenle sonraki cezanın bu maksatları da gerçekleştirebilmesi için artırılması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Oysa aktardığım olayda 2007 yılında kesinleşmiş bir cezadan, 2004 ve 2005 yılında işlenen filler için böyle bir işlev yüklenmesi mümkün değildir.

Bu nedenle Kanundaki düzenlemeyi, "Vergi ziyaına sebebiyet vermekten dolayı ceza kesilen ve cezası kesinleşenlere, cezanın kesinleştiği tarihi takip eden yılın başından başlamak üzere, belli süreler içinde işlenen filler dolayısıyla tekrar ceza kesilmesi durumunda cezanın artırılacağı şeklinde anlamak ve uygulamak, Kanun koyucunun amacına hizmet edecektir.

Burada bir sorunu da biz kendiliğimizden ortaya atalım. Bu ikinci cezanın bir yolla kesinleşmesinden sonra mükellef tarafından ödenmezse ve o şirketin hesaplarını tasdik eden Yeminli Mali Müşavirin (YMM) sorumluluğuna gidilirse, YMM tekerrürlü cezadan mı, yoksa tekerrürsüz cezadan mı müteselsilen sorumlu olacaktır.

Bu konuyu çeşitli vergi dairelerinin müdürlerine sorduk. Bir kısmı cezaların şahsiliği ilkesine göre, tekerrür dolayısıyla artırılan kısımdan YMM'nin sorumlu olmayacağı görüşünü, bir kısmı da müteselsil sorumluluk müessesesinin özü gereği YMM'nin mükellefe kesilen toplam ceza tutarı müteselsilen sorumlu olduğunu, bu nedenle tekerrür dolayısıyla artırılan kısmın YMM'den de aranacağını savundular. Demekki burada da uygulamada bir görüş birliği yok.

Bize göre, tasdikin doğru olmaması halinde YMM'lere yaptırım olarak öngörülen müteselsil sorumluluk, zaten akla ve Anayasaya aykırı. Olması gereken sorumluluk, kusur sorumluluğu. Biraz daha ileri gidelim. Cezaların şahsiliği ilkesi, bir Anayasal ilke. Borçlar hukukunda düzenlenen müteselsil sorumluluk müessesesi, Anayasal ilkenin önüne geçemez. Bu nedenle tekerrür artırımlarından YMM sorumlu tutulamaz.

Önceki yazılarımızda tekerrür düzenlemesinin uygulamada yarattığı bir çok sorundan daha bahsederek, burada uygulamayı yönlendirecek bir Genel Tebliğ'e ihtiyaç var demiştim. Bu Genel Tebliğ çıkmadıkça ve uygulama yönetilmekçe, bu konuda daha çok sorun yaşayacağız, anlamsız veya gereksiz pek çok ihtilafla uğraşacağız.

(Referans Gazetesi | 19.01.2009)

GÜNDEM