BASINDAN YAZILAR
Dernek sandıklarının borcunda sorumluluk paylaşımı nasıl olur / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz - MuhasebeTR

Dernek sandıklarının borcunda sorumluluk paylaşımı nasıl olur / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz

Dernek sandığı için çıkarılan vergi borçlarında, kanuni yöneticiler kendi dönemlerinden sorumlu tutulur. Temsilcinin değişmesi durumunda yeni yöneticinin mal varlığından geçmiş dönem borcunun tahsiline gidilemez.

 

SORU: Bizim (X) Üniversitesi çalışanları olarak bir derneğimiz var. Bu derneğin de alt kuruluşu olan bir sandık. Bu sandık belirli dönemlerde üyelerine faizle kredi vermiş, repo yapmış, ancak bu gelirlerden dolayı vergi dairesine bir ödeme yapmamış. Vergi dairesi borcu tespit etmiş, ödeyin demiş, ancak sandık yönetimi uzlaşmaya yaklaşmamış ve borcu da ödememiş. Daha sonra vergi dairesi bunlara icra işlemi başlatmış, davayı kazanmış, maaşlarından icra işini devam ettirmiş, ancak sandık yönetimi Danıştay'a gitmiş ve orada kazanmış. Danıştay'ın gerekçesinde "parasal işlemleri yapan sandıktır, ancak üst kurul dernek olduğu için vergi borcundan dernek sorumludur" diye karar almış. Buradaki vergi mahkemesi karara direnmemiş ve onaylamış. Bunun üzerine vergi dairesi bu kez borcu dernek yönetiminden alma yoluna gitmiş, şu an dava vergi mahkemesinde. Benim sorum bundan sonra başlıyor.

Ben 22.12.2001- 20.1.2002 tarihlerinde yaklaşık bir ay dernek başkanı olarak görev aldım. Ancak işlerim nedeniyle biraz önce bahsettiğim gibi 20.1.2002 tarihinde bütün görevlerimden ve üyelikten istifa ettim. İstifam karar defterinde ve dernekler müdürlüğü kayıtlarında işli. Ancak vergi dairesi benim bir ay görev yaptığım süreye bakmaksızın 2001 yılına ait 90 (doksan) milyar eski Türk Lirası dönemsel vergi borcu bildirmiş. Şu an maaşımın dörtte birini kesinti olarak elden ödüyorum.

Dava vergi mahkemesinde, burada bilgi aldığım bir kısım kişiler "sen sorumlu değilsin" diyor ama buna rağmen bir kısmı da "sorumlusun" ya da "görev yaptığın süre kadar sorumlusun" diyor. Burada benim öğrenmek istediğim bu olay da benim sorumluluğum ne, bir yıl öncesinin bütün borçları mı, yoksa bir aylık süre mi? Ben istifa edince yerime yeni dernek başkanı seçildi. Bildiğim kadarıyla beyanname verme dönemi nisan ayı. Ben ocak ayında istifa ettim. Beyan zorunluluğum var mı? Bir de en kötü durumda bu vergiyi ben ödeyeceksem, o dönemde dernek üyesi dört bin kişi vardı, onların sorumluluğu ne, bu borcu rücu etme imkânımız var mı?

 

YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 10. maddesi gereği olarak "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır."

Türk Medeni Kanunu'nun 85. maddesi hükmü gereği olarak dernek yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır. Dolayısıyla derneği temsil görevi yönetim kuruluna aittir.

Kanuni temsilciler kendi dönemlerindeki vergi borçlarından sorumludurlar. Bu bağlamda da kanuni temsilcinin vergi ödevlerini yerine getirmediği ortaya çıkarıldığında bazen kanuni temsilci değişmiş olmaktadır. Bu tür (ödenmesi gereken vergi tüzelkişiliğin mal varlığından tahsil edilemediği) durumlarda, vergi ödevlerinin ilişkin olduğu dönemlerdeki kanuni temsilci muhatap olacaktır. (Özyer, M.Ali "Vergi Usul Kanunu" Uygulaması HUD yayınları 4. Baskı sf:58 ) Gerek gelir idaresinin uygulamaları gerek yargının görüşü bu yöndedir.

Örneğin bir Derneğin 1998-1999 yılı hesaplarının 2001 yılında incelenmesi sonucunda bulunan ikmalen tarhiyat konusu matrah farkı ile buna ilişkin cezanın şirketin mal varlığından tahsili mümkün olmamıştır. 30.11.2002 tarihinde düzenlenen ödeme emri şirketin yönetim kurulu üyelerine tebliğ edilmiş ancak bu kişiler tarhiyatın ilgili olduğu dönemde idareci olanların başkaları olduğu gerekçesi ile ödeme emrine itiraz etmişlerdir.

Bu durumda kanuni temsilcilerin değişmiş olması halinde tüzel kişilikten alınmayan vergi ve cezaların yeni idarecilerin mal varlığından tahsili cihetine gidilemez. Burada vergi dairesinin (ödeme emrine) ilişkin tebliği tarhiyatın ilgili olduğu dönemde idareci olanlar adına yenilenmesi gerekmektedir.

Gerçekte sizin yaklaşık bir aylık dernek başkanlığı döneminde eğer herhangi bir vergi kaybına neden olacak bir karara imza atmanız veyahut da bir olayın gerçekleşmesine yönelik alınmış bir kararı imzalamanız söz konusu değilse, derneğin vergisel sorunlarından bu bağlamda sorumlu olmanız da hukuken mümkün olamaz.

Bir başka açıdan "Kanuni temsilcinin takibi için, öncelikle asıl borçlu adına ödeme emri tebliği gerekmektedir. Kaldı ki, tüzel kişiliğin, vergi borçlarının kanuni temsilciden tahsili için, öncelikle alacağın tüzel kişilikten tahsil imkanı kalmadığının saptanması gerekir. (Danıştay 4. Daire E. NO:2005/ 991, K.No:2005/2133)(V. Seviğ)

 

 

Arkadaşa borç vermek tefecilik mi

 

SORU: İstanbul'da bulunduğum mahallede ticari faaliyette bulunan üç arkadaşıma bankalara olan borçları nedeniyle ellerinde bulunan senetleri teminat olarak alarak kendilerine borç para verdim. Ancak yapılan bir ihbar nedeniyle şimdi hakkımda tefecilik soruşturması yapılıyor. Söylendiği kadarıyla hakkımda hapis cezası istemi ile dava açılacakmış.

 

YANIT: Türk Ceza Yasası'nın 241. maddesi gereği olarak "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."

Yasal düzenleme gereği faiz veya başka bir namla da olsa, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi tefecilik suçunu oluşturmaktadır. Tefecilik suçu, günlük yaşamımızda "senet kırdırma" denen usulle de işlenebilmektedir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur. Çünkü bu durumda bononun el değiştirmesi, kişiler arasında doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmamaktadır. Böyle bir durumda bononun kendisi ödeme aracı olmasına karşın, bir mal gibi alım-satım konusu yapılmaktadır.

İzlenen suç politikası gereğince, kazanç elde etmek amacıyla başkasına bir menfaat karşılığı ödünç veren kişi cezalandırılmaktadır. Buna karşılık, ödünç para alan kişi cezalandırılmamaktadır. (V. Seviğ)

 

 

YARGI KARARLARINDA

 

BSMV'de KONU

 

Danıştay 7.Dairesi E.1999/2774 K.2000/2774 T.19.4.2000

Davacının 1996 yılında verdiği borç para karşılığında faiz geliri elde ettiği halde beyanda bulunmadığından bahisle cezalı BSMV tarhiyatı yapılmışsa da; Davacının S'ye 850.000.000 lira borç para verdiği, karşılığında 40.000 mark tutarında senet aldığı, borçlunun vadesi geldiğinde borcunu ödeyememesi üzerine bu borca karşılık olarak H'nin davacıya 6 adet 500 er milyonluk senet verdiği, bu senetlerden bir kısmının ödenmemesi üzerine de bu şahıs ile akrabalık ilişkisi olan E'nin davacıya bir kısım ödemede bulunduğunun anlaşıldığı olayda, davacı ile borçlu S arasında oluşmuş bir borç alacak ilişkisinin bulunması, diğer şahısların olaya kefil sıfatıyla dahil olduğunun anlaşılmış olması, birden fazla şahsa borç vermenin söz konusu olmaması ve 6802 sayılı Yasa'nın 28. maddesi kapsamında ikrazatçılık faaliyeti bulunduğunun kabulü için aranan şartların oluşmamış olması sebepleriyle, yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.

 

Danıştay 7.Dairesi E.1999/2471 K.2000/3901 T.13.12.2000

Sermaye piyasası araçlarının alım satımına aracılık eden X Menkul Değerler A.Ş.'nin acentesi olarak faaliyet gösteren davacı şirket adına cezalı BSMV tarhiyatı yapılmıştır. Olayda davacı, her ne kadar menkul kıymetlerin geri alma ve satma taahhüdü ile alımı hususunda faaliyette bulunulmadığı, saklama hizmeti verilmediği ve aracı kurumların faaliyet konuları kapsamına giren diğer konularda işlem yapılmadığı için aracı kurum niteliğinde bulunmadıklarını, öte yandan sermaye piyasası araçlarının alım satımına aracılık etmekten doğan BSMV'nin de aracı kurum olan X Menkul Değerler A.Ş.'ce ödenmesi sebebiyle, kendilerine ödenen komisyonlar üzerinden BSMV alınmasının, vergide mükerrerliğe yol açacağı iddialarını ileri sürmüşse de; 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 28. maddesinde, banka ve sigorta şirketlerinin her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine, her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paraların BSMV'ye tabi olduğu, aynı maddenin 2. fıkrasının parantez içi hükmünde de, kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymet alım satımı ve alım satıma tavassutun da verginin kapsamına gireceği belirtilmiş olup, aracı kurum acentesi olarak faaliyet gösteren davacı şirketin bu faaliyetinden elde ettiği komisyon dolayısıyla yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık yoktur.

 

Danıştay 7.Dairesi E.1998/450 K.1999/1794 T.27.4.1999

Davacı adına, ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle cezalı BSMV tarhiyatı yapılmışsa da; ikrazatçılık dolayısıyla bir kimse adına vergi salınabilmesi için, bu kimsenin bir yılda birden fazla kişiye veya bir kişiye birden fazla yılda borç para verdiğinin ve bu borca karşılık faiz geliri elde ettiğinin somut delillere dayanılarak saptanmasının gerekmesi, uyuşmazlık konusu dönemde davacının faiz karşılığında borç para verdiğine ilişkin herhangi bir tespitin yapılmamış olması, borç verilen para karşılığında düzenlenen bonoların alacaklısının davacı olmayıp 18 yaşını doldurmuş kızı olması, öte yandan aynı olay ve aynı dönemden dolayı davacının kızı F adına vergi yükümlülüğü tesisine ait işlemin iptali istemiyle açılan dava dosyasının incelenmesinden, davacının geçimini çocuklarının yardımı ile sağladığı ve borç paranın kızı F'nin bankadaki hesabından çekilerek borçluya verildiğinin anlaşılmış olması sebepleriyle, borç para verilmesiyle ilgili olmayan davacı adına yapılan tarhiyatta yasal isabet yoktur.

 

 

ÖZELGELERDE

 

GAYRİMENKUL SERMAYE İRADI

 

1. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 29.8.2008 tarih ve 7279 sayılı özelgesi;

"Mülkiyeti şirket ortağına ait işyeri için ilgili şirket tarafından herhangi bir kira ödemesinde bulunulmaması dahi, şirket ortağının Gelir Vergisi Kanununun 73 ve 86/1. Maddeleri gereğince, emsal kira bedelini nazara alması ve söz konusu emsal kira bedeli tutarının 960 YTL'yi (2008 yılı için geçerli tutardır.) aşması halinde, emsale göre belirlenen gayrimenkul sermaye iradını beyanname ile beyan etmesi gerekir. Ayrıca, şirket ortağının söz konusu işyeri için şirketten herhangi bir kira bedeli almamış olması nedeniyle yani şirketin gider kaydı olmadığından, 268 seri no'lu Genel Tebliğ kapsamında bir tevsik zorunluluğu yoktur. Ayrıca emsal kira bedeli üzerinden tevkifat yapılması da söz konusu değildir."

2. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 18.11.2008 tarih ve 9587 sayılı özelgesi;

"İşyeri ve konut kiralama işlemlerinde tahsilât ve ödeme usullerine ilişkin düzenlemeler içeren 268 seri no'lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan açıklamalar gereğince, işyeri kiralamalarında hem işyerini kiraya veren gayrimenkul sahiplerinin hem de kiracıların, kiralamaya ilişkin tahsilat ve ödemelerini banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunludur. Tebliğin tevsik zorunluluğu kapsamında olmayan tahsilat ve ödemelere ilişkin açıklamalarının yer aldığı 3. bölümünde gayrimenkul sahibinin hukuki statüsüne göre (kamu kurum ve kuruluşları, Belediyeler vs.) herhangi bir ayrıma gidilmediğinden, belediyeler tarafından kiraya verilen işyerlerine ilişkin olarak yapılan tahsilat ve ödemelerin de 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir."

3. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 18.6.2008 tarih ve 13560 sayılı özelgesi;

"GVK'nın 72. Maddesi düzenlemesi gereğince, gelecek yıllara ait olup peşin tahsil edilen kiralar, ilgili bulundukları yılların hâsılatı sayılır. Yine GVK'nın Vergi Tevkifatının Mahsubu' başlıklı 121. Maddesinde ise, yıllık beyannamede gösterilen gelire dâhil kazanç ve iratlardan bu kanuna göre kesilmiş bulunan vergilerin beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca, ticari kazancı dolayısıyla beyanname vermek ve bu beyannamede gayrimenkul sermaye iradını beyan etmek mecburiyetinde olan kişinin 2005 yılı Kasım ayında tahsil ettiği 2005 yılı Kasım-Aralık ile 2006 yılı Ocak-Şubat kira bedellerinin ilgili yılların geliri olarak vergilendirilmesi gerektiğinden, bu yıllara ait kira bedeline isabet eden vergi tevkifatının yine ilgili yıllarda beyan edilen matrah üzerinden hesaplanacak vergiden mahsubu gerekir. Kiracı açısından ise, tevkifatın yapılması için kira bedelinin nakden veya hesaben ödenmesi yeterlidir. Ödeme 2005 yılının Kasım ayında (2005/Kasım-Aralık ve 2006/ Ocak-Şubat) yapıldığından tamamı üzerinden 2005 yılında tevkifat yapılması ve beyanı gerekmektedir. Ayrıca 2005 ve 2006 yıllarında elde edilen kira ödemeleri üzerinden tevkif edilerek ödenen vergilere ilişkin alacağın 10.000 YTL'ye kadar olan kısmının nakden iadesinde 252 seri no'lu GVK Genel Tebliği açıklamaları gereğince söz konusu yıllara ilişkin kira kontratlarının onaylı suretlerinin de ibrazı gerekir."

4. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 13.11.2008 tarih ve 23980 sayılı özelgesi;

"Gayrimenkul sermaye iradında safi iradın tespiti için indirilebilecek giderlerin belirtildiği Gelir Vergisi Kanununun 73/10. maddesi uyarınca, sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konuta ait kira bedelini safi iradın tespitinde gider olarak indirilebilecekleri düzenlenmiştir. Bu hüküm gereğince, bu gider kaydı imkânından yararlanabilmek için başka bir konutta kira bedeli karşılığında ikamet ediliyor olunması gerekmektedir. Bu sebeple, mükellefin halen kalmakta olduğu (…) A.Ş. bakımevinin konut olmaması, buraya yapılan ödemenin de kira mahiyetini taşımaması ve ödemelere ilişkin faturaların da bakım hizmet bedeli için düzenlenmiş olması ve sağlık harcaması niteliğinde de olmaması sebebiyle, kiraya vermiş olduğu gayrimenkulden elde edilen iradın beyanında bakımevi için yapılan ödemelerin gider olarak indirim konusu yapılması mümkün değildir."

(Referans Gazetesi | 07.01.2009)

GÜNDEM