BASINDAN YAZILAR
Reddi mirasçılar vergi borcundan sorumlu tutulmaz / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz - MuhasebeTR

Reddi mirasçılar vergi borcundan sorumlu tutulmaz / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz

Mirasçılar, murisin vergi borçlarından sorumlu olmak istememeleri halinde mirasın reddi için üç ay içinde sulh hukuk mahkemesine başvuruda bulunabilir. Mirasın reddedilmesi halinde tarh edilen vergilerle ilgili ihbarnamelerin vergi dairesi tarafından tereke hakimliğine tebliğ edilmesi gerekmektedir.

SORU: Babamın sahibi bulunduğu iş yeri inceleme aşamasındayken, hayatını kaybetti. Bir süre sonra inceleme sona erdi. İncelemeyi yapan görevli bize, daha açıkçası bana konuyu anlatarak, bu konuda ortaya çıkan verginin mirasçılar tarafından ödenmesi gerektiğini ifade etti. Bana ve kardeşim ile anneme salınan vergi karşısında kanuni haklarımızı kullanabilir miyiz? Hakkımızda yapılan bu işlem doğru mudur?

YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 12'inci maddesi hükmü uyarınca "ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer." Bir başka açıdan Vergi Usul Yasası, mükelleflerin ödevlerini yerine getirmelerinin mümkün olamayacağı durumlarda boşluk bırakmamak için söz konusu yükümlülükten kimlerin sorumlu tutulacağını belirlemiş bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 495'inci maddesi hükmü gereği olarak "Miras bırakanın birinci derece mirasçıları onun altsoyudur. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar."
Aynı kanunun 499'uncu maddesinde hükme bağlandığı üzere sağ kalan eş de birlikte bulunduğu zümreye göre miras bırakanın altsoyu (çocukları) ile birlikte mirasın dörtte birine sahip olmaktadır. Altsoyun olmaması halinde bu pay miras bırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa mirasın yarısıdır.
Mirasçıların murisin vergi borçlarından sorumlu olmak istememeleri halinde mirasın reddi için Medeni Kanun uyarınca ölüm tarihinden itibaren Medeni Kanun'un 606'ıncı maddesi hükmü gereği olarak üç ay içinde sulh mahkemesine başvurarak mirası reddedebilirler.
Ancak bu bağlamda mahkeme kararının ölüm tarihinden itibaren üç ay içinde alınıp alınmamasının bir önemi yoktur. Burada önemli olan ölüm tarihinden itibaren üç ay içinde red için mahkemeye başvurulmuş olunmasıdır. Bu aşamada mirasın reddedilmesi halinde tarh edilen vergilerle ilgili ihbarnamelerin vergi dairesi tarafından tereke hakimliğine tebliğ edilmesi gerekmektedir.
Eğer mirasın reddi söz konusu değilse mirasçılar miras payları oranında miras bırakanın vergi borçlarından sorumlu olacaklardır.
Oluşan bir yargı kararına göre de mükellef adına düzenlenen ihbarnamelerin mirasçıların birine tebliği, murisin malvarlığının ölümden sonra bölünüp mirasçıların kişisel malvarlığı niteliğini kazanıncaya kadar geçen safhada mevcut olan miras şirketinin (mirasçıların tümünün) ölenin borcundan haberdar olup bu tutarı borçlanması, böylece vergi alacağının tahakkuku sonucunu doğurmaktadır.
Söz konusu ihbarnameler ile ilgili olarak varsa yapılan incelemede sözü edilen ve sizce mevcut yasal düzenleme ile örtüşmeyen hususlar hakkında yargı yoluna başvurma hakkınız bulunmaktadır. (V. Seviğ)

ÇALINTI MALA GİDER PUSULASI
SORU: Dükkanımdan servis yapılabilmesi için bir şahıstan satın almış olduğum motosiklet yüzünden hırsızlık suçlaması ile hakkımda dava açıldı. Bir süredir faaliyette bulunduğum yerde tanıştığım bir kişiden satın alarak servis yapmak üzere kullandığım motosikletin çalıntı olduğunu ben nasıl anlayabilirdim. Şimdi bu motosikleti bana satanı da bulamıyorum.

YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 234. maddesi hükmü gereği olarak birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir. Bu belge birinci ve ikinci sınıf tüccarların, zati eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de tanzim edilir.
Yasal düzenleme gereği gider pusulası işin mahiyeti, emtianın cins ve nev'i ile miktar ve bedelini ve iş ücretini ve işi yaptıran ile yapanın veya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadlarını (Tüzel kişilerde ünvanlarını) ve adreslerini ve tarihi ihtiva eder ve iki nüsha olarak tanzim ve bir nüshası işi yapana veya malı satana tevdi olunur.
Gider pusulası, seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir.
Vergi Usul Yasası'nda yer alan bu düzenleme uyarınca vergi mükellefi olamayan ve özellikle sattığı mal için fatura veremeyen kişilerden ticari kazanç sahiplerinin satın almış oldukları malları gider pusulası ile kanıtlamaları gerekmektedir.
Gider pusulası düzenlenirken gerek görüldüğü takdirde malı satanın kimliğini de tespit ederek işlem yapılması, yapılan işlemin güvenilir halde olması için zorunludur.
Size mal satanın kim olduğunu belirlemeden ve Vergi Usul Yasasında yer alan düzenlemeyi dikkate almadan yapmış olduğunuz işlem dolayısıyla ortaya çıkan sorunun çözümü için mutlak suretle sizin yargı önünde bu malı satın aldığınızı ispat etmeniz gerekmektedir. Bu durumda dahi çalıntı malı satın almak suretiyle ortaya çıkan hukuki durumdan dolayı da ayrıca sorumlu tutulmanız mümkündür.
Gider pusulasında bulunması gereken asgari bilgiler yasa maddesinde sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Bu bilgilerin eksik olması veya hiç bulunmaması halinde gider pusulası aynı yasanın 353. maddesinin (1) numaralı bendine göre hiç düzenlenmemiş sayılarak özel usulsüzlük cezasına konu edilmektedir.( V. Seviğ)


YARGI KARARLARINDA

KANUNİ TEMSİLCİLERİN ÖDEVİ

Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.2006/9 K.2006/119 T.26.5.2006
1998 ve 1999 yıllarının çeşitli dönemlerine ait olup X Anonim Şirketi'nden tahsil imkanı bulunmadığı ileri sürülen muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlenmişse de; olayda 14.7.1997 tarihli yönetim kurulu kararıyla davacının da aralarında bulunduğu altı kişiye şirketi temsil yetkisi tanınmasına rağmen 8.11.1997 tarihli yönetim kurulu kararıyla temsil yetkisinin değiştirildiği ve bu kararla temsile yetkili kılınanlar arasında davacının bulunmadığının anlaşılmış olması, ödeme emirlerine konu amme alacağının 1998 yılının ocak dönemi ve sonrasına ait olması ve davacının, şirketin kanuni temsilcisi olmadığı dönemlere ilişkin amme alacaklarından sorumlu tutulmasına olanak bulunmaması sebepleriyle, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uygunluk yoktur.

Danıştay 4.Dairesi E.2005/1472 K.2006/187 T. 16.2.2006
Yönetim Kurulu üyesi olduğu X A.Ş'nin vadesinde ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla davacının teminat olarak gösterdiği gayrimenkulün satış işleminin iptali istemiyle açılan dava yerel mahkemece reddedilmişse de; Vergi Usul Kanununun 10 ve 6183 Sayılı Kanununun 57. maddeleri hükümlerine göre, şirket borçlarından dolayı kanuni temsilcilerin takip edilebilmesi için öncelikle borçlu şirketin takip edilmesi ve bu takip sonucu borcun şirket tüzel kişiliğinden tahsilinin imkansız hale gelmesi ve ancak bundan sonra kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlenip borcun tahsiline çalışılması gerekmekte olup, olayda borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davalar kesinleşmemiş dolayısıyla şirket hakkındaki yasal takip yolları tamamlanmamıştır. Bu durumda borcun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiği açıkça ortaya konulup kanuni temsilci olan davacı adına da ödeme emri düzenlenerek takip edilmeden, davacının şirket borçları nedeniyle teminat olarak gösterdiği gayrimenkule uygulanan haciz sonrası satış işleminde ve bu işleme karşı açılan davayı reddeden yerel mahkeme kararında yasal isabet yoktur.

Danıştay 4. Dairesi E.2004/1885 K.2005/572 T.7.4.2005
Davacı adına, kanuni temsilcisi ve ortağı olduğu X Ltd. Şti.'nin 1996-1998 yılları vergi borçlarının tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlenmişse de; VUK'nun 10.mad. göre, kanuni temsilcilerin tüzel kişilerin vergi ve buna bağlı borçlarından dolayı sorumlu tutularak takip edilebilmeleri için, bu kişilerin borcun ait olduğu dönemde kanuni temsilci olmaları gerekmekte olup, kanuni temsilci olmadıkları döneme ilişkin borçlardan dolayı takip edilebilmelerinin mümkün olmaması, bu kişilerin sorumluluğunun kanuni temsilci oldukları süre ile sınırlı olması, dolayısıyla borcun ait olduğu dönemde kanuni temsilcilik sıfatı bulunmayanların, bu borçlardan dolayı sorumlu tutulmalarına ve anılan madde hükmü uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla takip edilmelerine olanak olmaması ve davacının borçlu şirkete 1.5.1998 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devraldığı hisseler sonucu ortak olduğu, 5.5.1998 günlü ortaklar kurulu toplantısında şirket müdürlüğüne seçildiği ve bu durumun 3.7.1998 günlü Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğinin anlaşıldığı olayda dava konusu ödeme emirleri ile istenilen borçların 1996-1998/3. dönemine ilişkin olup borçların tamamının davacının kanuni temsilci olarak göreve başlamasından önceki dönemlere ilişkin olması sebepleriyle, davacının kanuni temsilci sıfatıyla takip edilmesinde ve düzenlenen ödeme emirlerinde yasal isabet yoktur.


ÖZELGELERDE

YILLARA YAYGIN İNŞAAT
1. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 7.2.2008 tarih ve 492 sayılı özelgesi;
"GVK'nın 44. maddesinde, geçici ve kesin kabul usulüne tabi işlerde, geçici kabulün yapıldığını gösterir tutanağın idarece onaylandığı tarihin işin bitim tarihi olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Devlet İhale Kanunu'nun 63. maddesinde ise, yapılmakta olan işle ilgili olarak yapılan keşifte ve sözleşmede öngörülemeyen iş artış veya eksilişleri sebebiyle işin keşif bedelinde meydana gelen artışın %30'u geçmesi halinde, sözleşmenin feshedilebileceği düzenlenmiştir. Uygulamaya ilişkin olarak yayımlanan ‘Bayındırlık İşleri Şartnamesi'nin 19. ve 47. maddelerinde ise 2886 sayılı Kanunun 63. maddesinde belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde sözleşmenin bozulacağı ve tasfiye edilebileceği, tasfiye halinde ise işin müteahhitçe yapılan kısımları için, tasfiye onay tarihi geçici kabul tarihi olacağı düzenlenmiştir. Bu hükümler gereğince, 31.8.2005 tarihinde başlanılan ancak keşif artışının kanuni oranı geçmesi sebebiyle feshedilen ve tasfiyesine karar verilen işle ilgili olarak bu zamana kadar yapılmış olan kısımlar için, tasfiyenin onay tarihi geçici kabul tarihi sayılacaktır. Söz konusu şirketinde bu tarihi işin bitim tarihi olarak kabul ederek, işle ilgili kâr veya zararını bu tarih itibariyle belirlemesi ve ilgili yıl beyannamesine dâhil etmesi gerekir."

2. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 8.1.2008 tarih ve 267 sayılı özelgesi;
"İnşaat, genellikle demir, çimento vs. gibi iptidai maddelerden bir yapı veya bunların mütemmim cüzilerinin imali niteliğindedir. Onarım ise, bir gayrimenkulün iskeleti dışında harap olan kısımlarının yeniden yapılması ile ilgili büyük ölçüdeki tamirat ve yenileme faaliyetidir. GVK'nın 42. maddesi yıllara sirayet eden onarım ve inşaat işlerine ilişkin bir düzenleme olup, İnşaat firması ile yapılan sözleşme kapsamında yapılan bitki temini ve peyzaj işlerinin, GVK md. 42 kapsamında faaliyetlerden kabul edilmesi ve bu madde hükümlerine göre vergilendirme işlemlerine tabi tutulması mümkün değildir. Bununla beraber, faaliyet süresince söz konusu işlerle ilgili istihkak ödemeleri tevkifata tabi tutulmuş ise, düzeltme hükümlerine göre işlem yapılması, mahsup/iade taleplerinin yapılması ilgili uygulamalara ilişkin mevzuat hükümlerine riayet edilmesi şartıyla mümkündür."

3. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 26.12.2007 tarih ve 27415 sayılı özelgesi;
"Sözleşmeye bağlı olarak Ekim 2005 tarihinde başlanılan işin Mayıs 2007 tarihinde fesh edilmesi halinde, işin geçici kabul rejimine bağlı olup olmadığına bakılmaksızın bitim tarihi sözleşmenin fesh edildiğinin ilgili tarafa tebliğ edildiği tarih kabul edilir. Bu sebeple Ekim 2007 tarihinde fesh edildiği tebliğ edilen yıllara yaygın inşaat işinden elde edilen gelir 2007 yılı gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilmesi gerekir."


BAŞARI İSTENMEDİĞİ YERE GELMEZ
A. Palmer
Mirasçılar, murisin vergi borçlarından sorumlu olmak istememeleri halinde mirasın reddi için üç ay içinde sulh hukuk mahkemesine başvuruda bulunabilir...
( KB)

(Referans Gazetesi | 17.12.2008)

GÜNDEM