BASINDAN YAZILAR
Oruç tutma vergisi ve ramazan ziyafetleri / Prof. Dr Şükrü Kızılot - MuhasebeTR

Oruç tutma vergisi ve ramazan ziyafetleri / Prof. Dr Şükrü Kızılot

RAMAZANDA oruç tutan işçilerle ilgili oruç tutma vergisini belki duymuşsunuzdur. Bu vergi, oruç tutanlara verilen erzaklarda ortaya çıkıyor.

Üstelik hem gelir vergisi hem de KDV olarak...

ERZAK DAĞITIMI

Ramazanda oruç tutan işçilere, işyerinde yemek yedirilemediği için nakit olarak yemek parası ya da (un, şeker, yağ, pirinç gibi) erzak veriliyor.

Bu nakit para ya da erzakların KDV dahil bedeli, "ücret" olarak kabul ediliyor ve hem gelir vergisine hem de damga vergisine tabi tutulması gerekiyor.

Buna karşılık, oruç tutmayan işçilere, işyerinde yemek verilmesi durumunda, bu yemeklerin bedeli, hiçbir vergiye tabi değil (Bakınız Gelir Vergisi Kanunu, Md.23/8).

Oruç tutanlara, ramazan ayında verilen yemek parası tutarı ya da erzağın bedeli, işçinin o ayki ücretine eklenmek suretiyle, "artan oranlı tarifeye göre" gelir vergisine tabi tutuluyor.

Eylül ayında işçilere ödenen ücretlerin tutarı, genellikle vergi tarifesinin ikinci ya da üçüncü dilimine girdiği için, gelir vergisinin oranı da yüzde 20 ya da yüzde 27 olur.

ALIŞVERİŞ ÇEKİ

Oruç tutanlara, yemek parası veya erzak verme yerine alış-verişlerde kullanılmak üzere çek verildiği durumlarda, bunun KDV dahil tutarı "ücret" olarak kabul edilir. GVK Md. 40/1’e göre gider yazılır.

Alış-veriş çekinin satışı, KDV’ye tabi değil. Çünkü, bu aşamada mal teslimi söz konusu olmuyor.

Alış-veriş çekini satan firmalar, bunu dekont vererek belgelendirir ve aldığı bedeli de "avans" olarak muhasebeleştirebilirler. Alış-veriş yapıldığında da fatura düzenlerler.

Alış-veriş çeki ibraz edilerek yapılan mal teslimlerine, o mal için belirlenmiş KDV oranı uygulanır (MB 26.01.2001 Tarih ve 5166 sayılı Özelgesi).

RAMAZAN ZİYAFETLERİ

Bugünlerde, hangi otele gitseniz, bir şirketin "iftar yemeği" var. Özellikle lüks oteller, yüzlerce davetli ile dolup taşıyor.

Şirketlerin çalışanlarına ya da eş-dost ve tanıdıklarına, müşterilerine ve bayilerine iftar yemeği vermesi, güzel bir olay. Bu vesile ile biraraya geliyorlar, güzel bir dayanışma oluyor.

İftar yemeklerine bir diyeceğimiz yok ama faturalarına diyeceğimiz var. Şirketler, iftar yemeği ile ilgili olarak otele ya da restorana ödeme yaptıklarında, doğal olarak fatura da alıyorlar.

Ardından "yemek bedeli" yazılı bu faturayı, defterlerine gider kaydediyorlar. KDV’sini de indirim yolu ile bir anlamda geri alıyorlar.

İşte burada bir sakatlık var.

Şirketlerin, defterlerine gider yazabilecekleri harcamaların "ticari kazancın elde edilmesi ve sürdürülmesi ile ilgili" olması gerekiyor.

Şirketin, eşleriyle birlikte ya da eşsiz olarak, personele ya da eşe-dosta verdiği, iftar yemeğinin faturasını gider yazmasında ciddi sorun var.

Bayilere ve müşterilere yönelik iftar yemekleri, biraz daha farklı. Bunlarla ilgili faturalar "temsil ve ağırlama giderleri" kapsamına sokulup, gider yazılabilir. Ancak bazı inceleme elemanlarının, bu uygulamayı da eleştiri konusu yapabileceğini ve gider kabul etmeye yanaşmayabileceğini de vurgulamakta yarar var.

Şirketler iftar yemeği verdiklerinde, bunun faturasını gider yazmazlarsa ya da faturayı patron cebinden öderse, ortada bir sorun kalmaz

(Hürriyet Gazetesi | 20.09.2008)

GÜNDEM