BASINDAN YAZILAR
İş Kazasında Manevi Tazminat Hakkı Var mıdır? - MuhasebeTR

İş Kazasında Manevi Tazminat Hakkı Var mıdır?

Değişen teknoloji, sanayi, bilim sonucu iş kazası veya meslek hastalığına dayanan davalar giderek artmakta. Buna bağlı getirilen yasal düzenlemelerle işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma ve işçinin kişisel değerlerini koruma yükümlülüğü ile oluşan zararları tazmin sorumluluğu da artmaktadır.

Hizmet sözleşmelerinin diğer sözleşme türlerinden en önemli farkı; işçinin, işverene bağımlı şeklide, onun otoritesi altında emirlerine ve talimatlarına uyarak çalışmak zorunda olmasıdır. Bu tür bir ilişkide, zayıf konumda olan işçinin sadece ekonomik yönden korunması yeterli olmayıp, kişiliğinin de korunması gerekecektir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinde işverenin, işçinin kişilik hakkını korunması yükümlülüğü açıkça düzenlenmiştir. Öte yandan, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. ve 5. maddelerinde, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğü ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir.

Manevi tazminat; zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen manevi zararın giderilmesi şeklinde tanımlanmaktadır.

Hizmet akdine dayanan ilişkilerde yapılan iş nedeniyle sosyal ve ekonomik olarak zayıf tarafta bulunan işçinin veya yakınlarının kişilik değerlerinde eksilme sonucu oluşan manevi zararlarının giderilmesi şeklinde gerçekleşir.

“Hukuk tarafından kişilik insan olmanın bir gereği olarak korunur. “

İş ve sosyal güvenlik yasalarında iş kazasından veya meslek hastalığından kaynaklanan manevi zararların işverenden istenip istenemeyeceği konusunda bir düzenleme mevcut değildir. Ancak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 56’ncı ve 417’nci maddelerinde İş kazasından veya meslek hastalığından kaynaklanan manevi tazminat davası, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu manevi zarara uğrayan işçi; ağır bedensel zarar veya ölüm hallerinde işçinin yakınları tarafından işverene karşı açılabileceği belirtilmiştir

İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan manevi zarar giderimi, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcuna aykırı davranarak meslek hastalığı veya iş kazasına neden olan işverenden manevi tazminat adı altında bir miktar paranın alınarak iş kazasına uğrayan işçiye veya yakınlarına ödenmesi şeklinde gerçekleşir.

İş Kazasında Ölüm Halinde Ölenin Yakınları Manevi Tazminat Davası Açabilir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 56’ncı maddesinde iş kazası veya meslek hastalığı sonucu vefat eden işçinin yakınlarının hukuken korunan ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüklerinin bozulması halinde manevi tazminat davası açabilecekleri düzenlenmiştir.

Bu açıklamalara göre; ölenin eş ve çocuklar, anne, baba, kardeşler gibi yakınları dışında, aralarında içsel ve gerçek bir duygu bağı bulunduğunu ve ölüm olayının ruh ve bedensel bütünlüklerini zedelediğini kanıtlamaları halinde, üvey anne ve baba, evlatlık, nikâhsız eş, nişanlı, amca, hala, dayı, teyze gibi yakınları da manevi tazminat isteme hakkına sahiptirler.

Alt İşverende Kaza Halinde Asıl İşverenin Sorumluluğu Var mı?

5510 sayılı Yasanın 12. maddesinde “Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığıyla işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi asıl işveren bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü öngörülmüştür. Bunun dışında 4857 sayılı İş Kanununun 2’nci maddesinin altıncı fıkrasına göre, “Bu ilişkide asıl işveren alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur. Bu duruma göre iş kazası veya meslek hastalığı sonucu manevi zarara uğrayan işçi, ağır bedensel zarar veya ölüm hallerinde işçinin yakınları tarafından açılacak manevi tazminat davaları, asıl işveren veya alt işverene karşı açılabileceği gibi, her ikisine de birlikte açılabilir.

İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Nerede Açılacak?

İş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle açılacak manevi tazminat davaları İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca iş mahkemelerinde görülür. Bir davanın iş mahkemelerinin görev alanına girmesi için uyuşmazlığın iş sözleşmesine veya İş Kanununa dayanması, taraflarının işçi ve işveren ya da vekili olması gerekmektedir.

İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medenî Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme geçerli sayılmaz.

İş kazasından veya meslek hastalığından kaynaklanan manevi tazminat davaları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146. maddeleri gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı süresi failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır.

Manevi Tazminat İsteme Koşulları Nelerdir?

  • Kişinin fiziksel ya da ruhsal sağlığının bozulması,
  • İş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle işçinin ölümü veya beden bütünlüğü zedelenmesi,
  • İşverence yürütülen ve işçinin yaptığı iş ile bedensel bütünlüğün zedelenmesinden doğan manevi zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması,
  • İşverenin, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alması hususundaki yasal düzenlemelere aykırı davranışı gerekir.

Yargıtay’ın Görüşü

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararında; “Manevi zarar adı ile hak sahibine verilecek para tutarı aslında ne tazminat ne de cezadır. Gelişen hukukta asıl olan insan yaşamıdır. Bedensel bütünlüğü zedelenen kişide veya yaşamın yitirilmesi halinde yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiç bir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir parça olsun rahatlama duygusu vermek, öte yandan da zarar veren yanı dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla caydırıcı olabilmektir.” denilmiştir.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 08.10.2013 Tarihli 2013/10119 Esas2013/18256 sayılı kararında; “4857 sayılı İş Kanununun 77’nci maddesi ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. ve 5’inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanı sıra, Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih ve 2012/21-1121 Esas 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kusur sorumluluğunda da uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.” denilmiştir.

İş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına yakalanan işçinin, manevi tazminat davası açması için mutlaka bedensel zararı bulunması gerekmediği gibi, meslekte kazanma gücünde kayıp oranı bulunmasına da gerek yoktur.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 02.05.2013 Tarihli 2013/157-8924 sayılı kararında; “Beden tamlığı bozulan işçinin duymuş olduğu acı ve üzüntünün giderilmesi için (manevi tazminat) isteminde bulunabileceği de ortadadır. Bu yönden davanın yasal dayanağı belirgin olarak yürürlükten kalkan Borçlar Kanununun 4, yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunun 57’nci maddeleri ile 26.6.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararıdır. Anılan maddelere ve İçtihadı Birleştirme kararına göre, manevi tazminata hükmedilmesi için 1- Eylem, 2- Zarar 3- Zarar ile eylem arasında illiyet bağı 4- Eylemin Hukuka aykırı olması 5- İşçinin cismani zarara uğraması koşuldur. Somut olayda, maluliyet oranı %0 olsa dahi, davacının iş kazası neticesi oluşan rahatsızlık nedeniyle bir ay süre ile raporlu kaldığı, vücut bütünlüğünün zarara uğramış olduğu, sağlam insana göre maluliyet oranı olmasa dahi üzüntü ve elem duyacağı, ruh bütünlüğünün ihlalinin de cismani zarar kavramına dahil bulunduğu, manevi tazminatın düzenlendiği BK’nun 47 ve TBK’nun 56’. maddesinde belirtilen bedensel bütünlüğün zedelenmesi koşulunun somut olayda oluştuğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca da maluliyetin olmadığı, bacağında basit bir kesi olduğu, geçici ya da sürekli iş göremezlik ödeneği ödenmediği, yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilmesinin mümkün bulunduğundan bahisle mahkemece manevi tazminata hükmedilmemesi yersizdir.” denilmiştir.

(Kaynak: Nevzat Erdağ / Nevzat Erdağ | 16.05.2022)

GÜNDEM