BASINDAN YAZILAR
Vergileme adil ve uygulanabilir değilse... / İ.Hüseyin Yıldız - MuhasebeTR

Vergileme adil ve uygulanabilir değilse... / İ.Hüseyin Yıldız

Bir ülkenin vergileme rejiminde adalet yoksa o ülkede devletin en önemli egemenlik gücü adaletli kullanılmıyor demektir. Bir ülkede vergi yasaları uygulanabilir değilse, o ülkede vergi kaçırmak sıradan bir adliye olayı haline gelir. Değerli okurlarım tahmin ettiğiniz gibi bu sözleri sarf ederken elbette Türkiye’den bahsediyorum.

Çünkü 1980’den bu yana Türkiye, vergilemede adaletin ve vergi yasalarına uyumun kaybolduğu bir sürece girdi. Bunun için, son 28 yılda kayıtdışı ekonomide yükselen trende bakmak yeterli olur sanırım. Bu süreçte vergilemedeki olumsuzluklar ve kayıtdışılık karşılıklı olarak birbirini büyüttü ve ciddi ekonomik sonuçlar (borçlu ekonomi) doğurdu. Kayıtdışılık arttıkça, vergi oranları artırıldı. Vergileme koşulları ağırlaştıkça, kayıtdışılık arttı. Vergi tabanı genişletilemediği için de; vergi kaybı kaygısı ile ekonominin önünü açma çabaları sürekli etkisizleştirdi. Gerçekte, bu sistemsizliği ve açmazı siyasi bir kararlılık olmadan aşmak da pek mümkün görünmüyor.

2006 yılında yeni kurumlar vergisi kanunu yürürlüğe girdi. Güya bu kanunla OECD normlarını yakalayacaktık. Dikkat çeken iki düzenleme yapıldı. Birincisi kurumlar vergisi oranı yüzde 30’dan yüzde 20’ye çekildi. Ancak hemen beraberinde şirketlerde vergi sonrası karın gerçek kişi ortaklara dağıtımı halinde yüzde 10 olan vergi stopajı yüzde 15’e çıkarıldı. Böylece vergi oranı, toplamda tekrar yüzde 30’un üzerine çıkarılmış oldu.

İkincisi de, “örtülü sermaye” ve “örtülü kazanç dağıtımı”na ilişkin eski hükümler; “örtülü sermaye” ve “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” adıyla yeniden düzenleniyordu. Ne yazık ki, yine vergi kaybı kaygısıyla, bu düzenleme de amacına aykırı bir hale dönüştü. Çünkü hem ilişkili kişi kavramı alabildiğince geniş tutuldu, hem hazine kaybına bakılmadı (Bir başka kanunla sonra bu kısım düzeltildi.), hem de OECD normları içinde var olan grup şirketleri için “konsolide beyanname” verme imkanı öngörülmedi. Böylece adeta şirketlerin kurumsallaşarak rekabet gücü kazanmaları cezalandırılmış oldu.

Başka bir örnek vereyim. 5035 sayılı kanunla döviz kazandırıcı faaliyetler nedeniyle düzenlenecek kâğıtların damga vergisi ve harçtan istisna olduğu düzenleniyor. Başka da bir şart öngörülmüyor. Ancak bu istisnanın uygulaması ile ilgili olarak yayınlanan tebliğ ile sözünü ettiğimiz istisna fiilen uygulanamaz hale getirildi.

Kamunun açtığı uluslararası bir inşaat ihalesini (döviz kazandırıcı faaliyet sayılıyor.) kazanan şirkete deniyor ki, git dış ticaret müsteşarlığından “vergi, resim ve harç istisnası belgesi” getir ki, seninle yaptığım sözleşmeden damga vergisi almayayım. Dış ticaret müsteşarlığı da diyor ki, git ihale makamıyla yaptığın sözleşmeyi getir ki, sana “vergi, resim ve harç istisnası belgesi” vereyim. Derken ihaleyi kazanan firma, belki de bu işin sonunda zarar edecek ama (136 milyon YTL’yi aşan ihalelerde) üst limitten bir milyon YTL’yi aşan tutarda damga vergisini ödemiş oluyor. Buradaki diğer bir gariplikte şudur: Damga vergisi; mal, hizmet ve servetlerin el değiştirmesi nedeniyle yapılan işlemlere resmi bir hüviyet kazandırmak için alınır. Öyleyse resmi bir makamla yapılan sözleşmeye, ayrıca resmi bir hüviyet kazandırmaya ihtiyaç var mı? Sonuç vergi alalım derken, vergilemenin mantığını ve pusulasını kaybediyoruz.

Şimdi de basında yer alan haberlere göre, Gelir Vergisi Kanunu tasarısının bu yılın sonuna kadar Meclis’e sevk edilerek yasallaşacağı söyleniyor. Mevcut gelir vergisi kanununa göre, gerçek kişilerce, 5 yıl elde tutulduktan sonra satılan gayrimenkuller nedeniyle doğan kazançlar vergiye tabi tutulmuyor. Deniyor ki yeni kanunla, gayrimenkul satışlarında yükselen rantların önüne geçmek için, buradaki istisna süresi 10 ya da 15 yıla çıkarılacak. (Hâlbuki son iki yıldır gayrimenkul piyasası ölüdür.) Siz tapu harcı oranlarını yüksek tutarak, vergi toplayabildiniz mi ki, buradaki istisnayı zorlaştırarak daha fazla vergi toplayacağınızı düşünüyorsunuz.

Sözün özü, vergileme adil ve uygulanabilir değilse; daha çok suçlu üretiriz ve vergi affı beklentileri bitmez.

(Akşam Gazetesi | 03.09.2008)

GÜNDEM