BASINDAN YAZILAR
GİB’in Tekzibi - MuhasebeTR

GİB’in Tekzibi

27.01.2022 tarihli DÜNYA gazetesinde yayınlanan "Kamu alacaklarının tahsilinde hukuki sorunlar" başlıklı yazıma; Gelir İdaresi Başkanlığı bir “tekzip metni” göndermiş. Hem de aynen yayınlanmasını istemiş. Okurlarımızın yazıma zaten ulaşma olanakları olduğundan, yazımı özetleyen kısmı dışında, ben de aynen yayınlıyorum.

“6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun 1954 yılında yürürlüğe girmiş ve Devletin, il özel idarelerinin ve belediyelerin tahsil etmekle yükümlü olduğu kamu alacaklarının takip ve tahsilinde özel hükümler düzenleyen bir kanundur. Kanunda; gerek kamunun alacaklarının tahsil güvenliğini sağlama amacına matuf gerekse borçlu haklarını korumaya yönelik özel hukuk ilişkisinin düzenlendiği icra hukukunu da dikkate alarak çok sayıda değişiklik yapılmıştır.

Bununla birlikte anılan kanun hükümlerinin hukuki bağlamda ele alınarak tartışılması ve öneriler geliştirilmesi başta Başkanlığımız olmak üzere tüm tarafların memnuniyetle karşılayacağı çalışmalardır.

Ancak, çalışmalara başlanırken öncelikle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi gerekir. Bu bağlamda, yazı metinde yer alan; “Vergi daireleri sadece banka hesaplarına değil, bazen kredi limitleri üzerine de e-hacizler uygulamakta, aynı meblağ için birden fazla bankaya e-haciz bildiriminde bulunulması sonucunda bazen borcun birkaç katı hacizler yapılmakta, ancak buna karşılık mükellefi koruyacak etkin ve hızla çalışacak çözüm mekanizmaları kanunda bulunmamaktadır." ifadeleri gerçeği yansıtmadığından aşağıdaki açıklamaların yapılması ihtiyacı doğmuştur.

E-haciz; borçlu mükelleflerin mal varlıklarının elektronik ortamda haczini tanımlamak için kullanılan bir ibaredir.

 

Ülkemizde şahıslar arası alacakların icra yoluyla tahsilinde uyulacak kurallar 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda; kamu alacaklarının icra yoluyla tahsili ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir.

Süresinde ödenmeyen amme alacakları vergi dairelerince cebren takip ve tahsil edilir. Cebren takip ve tahsil işlemleri ödeme emri tebliği ile başlar. Ödeme emrinde, borcun 15 gün içinde ödenmesi veya mal bildiriminde bulunulması gerektiği, aksi halde cebren tahsil olunacağı borçluya bildirilir. Borç 15 gün içinde ödenmediği takdirde haciz kararı alınarak borçlunun borca yetecek tutarda mal varlığına haciz konulur.

6183 sayılı Kanun’un, menkul ve gayrimenkul mallar ile üçüncü şahıslardaki malların haczine ilişkin hükümlerinde yapılan yasal değişikliklerle haciz işlemlerinin elektronik ortama taşınmasına imkân sağlanmıştır. Elektronik ortamda yapılan hacizlerin hukuki sonuçları ile fiziki ortamda yapılan hacizlerin hukuki sonuçlan arasında hiçbir fark bulunmamaktadır.

Bankalar nezdinde kamu alacakları nedeniyle yapılan hacizlerin hukuki dayanağı 6183 sayılı Kanun’un 79’uncu maddesi, özel alacaklara yönelik yapılan hacizlerin dayağı ise 2004 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesidir. Her iki kanun maddesi de sonucu itibarıyla aynı etkidedir.

Banka e-Haciz uygulamalarında düzenlenen haciz bildirileri daha önce protokol imzalamış bulunan tüm bankalara. PTT AŞ'ye ve Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ’ye Gelir İdaresi Başkanlığı Bilgi İşlem Merkezi’nce elektronik ortamda tebliğ edilmektedir. Vergi daireleri tarafından mükellef bazında düzenlenen, onaylanan ve Bilgi İşlem Merkezi’ne gelen haciz bildirileri gerekli kontroller yapılarak hesaplarında ilgili banka/bankalara/PTT’ye elektronik ortamda tebliğ edilmekte ve sadece borç tutarı kadar varlığın haczi istenilmektedir.

Kendisine ödeme emri tebliğ edilmemiş borçlulara haciz uygulanması mümkün olmadığı gibi haciz kararı alınmış alacak tutarının üzerinde haciz talep edilmesi de gerek hukuken gerekse teknik olarak mümkün değildir.

Ancak, uygulamada Bankaların risk yönetim sistemleri, hakkında haciz gelmiş müşterilerini yüksek riskli görmekte ve bu müşterilerinin bankaya olan kredi veya sair borçlarını garanti altına almak için hesapları bloke edebilmektedir.

Bankaların alacaklarını güvence altına almak için müşteri ile imzalanan sözleşmeler çerçevesinde tesis ettikleri rehin hakkına ilişkin uygulamalar (bloke konması, kaldırılması vs.) her bir bankanın idari ve ticari kararına bağlıdır. Bankalar kredi risk izleme politikaları ile müşterilerin hesaplarında yaşanan gecikmeleri ya da haklarında açılmış olan takipleri kredibilitelerin değerlendirilmesinden kullanmaktadır.

Bu noktada, haciz isteklerinin vergi dairesi veya icra dairesinden ya da SGK veya TMSF'den gitmesi bankaların risk programları üzerinde farklı muameleye tabi tutulmamakta, haciz isteği risk olarak değerlendirmektedir.

Bankaların risk algısı nedeniyle de vergi dairesince bildirilen tutardan daha yüksek tutarda varlıklar bloke edilebilmektedir.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nca bu husus muhtelif şekillerde bankaların dikkatine sunulmuş ve risk algoritmalarının tekrar gözden geçirilmesinde mükellef/müşteri hukuku açısından yarar olacağı hususu dile getirilmiştir.

Diğer bir konu ise kanunda borçlunun hakkım koruyacak mekanizma olmadığı iddiasıdır. Malumunuz, idarelerin yaptığı tüm işlemler yargı denetimine tabidir. Elektronik ortamda olsun olmasın idarenin tesis ettiği tüm işlemlerde olduğu gibi haciz işlemlerine de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre dava açılması mümkündür.

Sonuç olarak, borçlu mükelleflerin bankalar nezdindeki hak ve alacaklarının haczine yönelik tesis edilen işlemler neticesinde borçluların banka ile ilişkilerinde meydana gelen gelişmeleri, sistem sorunu olarak göstererek borçluları kayıt dışı çalışmaya, idareden saklayabilecekleri şekilde gelir elde etmeye ittiğini ileri sürmek, sadece yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle yapılan işlemleri sekteye uğratma amacına hizmet edeceği ve haciz işlemlerinde hukuki veya uygulama sorunu bulunmadığı hususu kamuoyuna saygıyla sunulur.”

Köşemin sınırları bitti. Bu yüzden cevap hakkımı gelecek yazımda kullanacağım.

(Kaynak: Bumin Doğrusöz / Dünya Gazetesi | 03.02.2022)

GÜNDEM