BASINDAN YAZILAR
Katma Değer Vergisi’nde Sadeleştirme Nasıl Olmalıdır? - MuhasebeTR

Katma Değer Vergisi’nde Sadeleştirme Nasıl Olmalıdır?

Türkiye, üretimin her aşamasında yaratılan değeri vergilendiren ve nihai tüketici üzerinde kalan Katma Değer Vergisi uygulamasına 01.01.1985 tarihinde geçmiştir. Türkiye'de 37 yıllık uygulamanın ardından, mükemmel işleyen bir katma değer vergisi sistemi olması gerekirken; yamalı bohçaya dönmüş bir sistem uygulanmaya çalışılmaktadır. Katma Değer Vergisi uygulanmaya başlayalı 37 yıl olmasına rağmen; yıllar boyunca faaliyette bulunduğu halde, halen vergi dairesine kuruş Katma Değer Vergisi ödemeyen mükellefler mevcuttur. Vergi mükellefleri, yansıtma müessesesini öyle ustaca kullanıyorlar ki, Katma Değer Vergisi ödememeyi başarıyorlar.

Katma Değer Vergisi tahsilatı (Dahilde Alınan KDV ve İthalde Alınan KDV), 2021 yılında tahsil edilen her 100 TL'lik vergi tahsilatının 33 TL'si olarak gerçekleşmiştir. Bu yıl bütçede Katma Değer Vergisi tahsilat hedefi, tahsil edilecek her 100 TL'nin 40 TL'sinin Katma Değer Vergisi'nden olacağı varsayımı ile belirlenmiştir. Bütçenin vergi geliri hedefinin tek başına %40'ını gerçekleştirme sorumluluğu yüklenen Katma Değer Vergisi uygulamasında, 1985 yılından bu yana değişik zamanlarda çok sayıda değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler, Kanun'un sistematiğini ve bütünlüğünü tamamen bozmuştur. Nihayet, yeni Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati'den Katma Değer Vergisi'nde sadeleştirmeye gidileceği açıklaması geldi. Bugün sizlere, Katma Değer Vergisi uygulamasında sadeleştirmeden ne anlamamız gerektiğini özetlemeye çalışacağım.

TAHSİL EDİLMEYEN VERGİNİN ÖDENMESİNİN İSTENMESİ SİSTEMİ ÇALIŞTIRMIYOR!

Katma Değer Vergisi sistemimizde tahakkuk esası geçerlidir. Tahakkuk esası, doğal olarak tahsil edilmeyen Katma Değer Vergisi'nin beyanını ve ödenmeyen Katma Değer Vergisi'nin de indirilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde mal ve hizmet satışlarında 6-9 aylık ortalama tahsilat süresi dikkate alındığında; belirli bir büyüklüğe ulaşmamış mükellefler için Katma Değer Vergisi'nin çok önemli bir finansman yükü haline geldiği ortadadır. Nakit akışını zorunlu nedenlerle yönetemeyen mükelleflerin, sahte belge düzenleyicilerinin en iyi müşterisi haline geldikleri gerçeğinin de altını çizmemiz gerekmektedir. Gelir Vergisi Kanunu uygulamasında serbest meslek erbabı için “gelirin elde edilmiş sayılması” için “tahsil” esası belirlenmiş iken, Katma Değer Vergisi uygulamasında “tahakkuk” esası uygulanmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan anayasal bir vergileme ilkesi olan “mali güce göre vergi ödeme” ilkesine aykırılık yaratmaktadır. Yapılacak düzenleme ile Gelir Vergisi ve Katma Değer Vergisi Kanunları arasındaki çelişki ortadan kaldırılmalıdır.

– Yapılacak Kanun değişikliği ile; belirlenecek bir satış hasılatının ve/veya aktif büyüklüğün altında kalan mükelleflerin, beyannamelerini aylık yerine 4'er aylık dönemler halinde vermeleri sağlanmalıdır. Böylece, hem vergiye gönüllü uyum kapasitesi yükselecek hem de mükellefler üzerindeki katma değer vergisinin finansman maliyeti azaltılacaktır.

– Ülkemizde, 3.500.000 Katma Değer Vergisi mükellefinin sonraki döneme devreden Katma Değer Vergisi tutarı yaklaşık 300 milyar TL seviyesindedir. Bu rakam, Katma Değer Vergisi mükelleflerinin yıllar itibarıyla taşıdıkları Katma Değer Vergisi finansman yükünün de büyüklüğünü göstermektedir. Bir dönem “Katma Değer Vergisi'nde İngiliz modeline geçiyoruz, bu tutarları yıl sonlarında ödeyeceğiz” şeklinde açıklamalar yapılırken, bunun mümkün olamayacağını köşemde yazmıştım. Mükelleflere sonraki döneme devreden Katma Değer Vergisi tutarlarını ödemek için mevzuat 5 yıldır uygun olduğu halde bu yapılamamaktadır. Yapılması da mümkün değildir. Ben bu konudaki önerimi tekrarlayarak, her yılın sonunda bu tutarlar gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınarak sorun çözülmelidir diyorum.

– Salgın hastalık, sektörlerin desteklenmesinin gündeme gelmesi ve ekonomik kriz dönemlerinde hep Katma Değer Vergisi (KDV) oranlarının indirilmesi talep edilir. Genellikle bu indirimler yapılır, ama indirimler tüketiciye yansımaz. Ülkemizde, KDV dahil fiyat uygulaması nihai tüketicilerin ödedikleri fiyatın içerisindeki KDV tutarını etiketlerde görmelerini engellemektedir. Tüketicilerin satın almak istedikleri ürün için ödedikleri Katma Değer Vergisi tutarlarını etiketlerde görmelerinin sağlanması halinde; belge düzenine uyum, fiş ya da fatura alarak, ödediği verginin satıcının cebinde kalmamasını sağlama ve yurttaşlık bilincinin yerleşmesi, yaygınlaşması ile hesap sorma kültürünün gelişmesi açısından olumlu yönde etkileri olacaktır.

– 1985 yılında yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Kanunu'nda vergi oranı %10 olarak belirlenmiştir. Bütçenin gelir ihtiyacı arttıkça, Bakanlar Kurulu Kararları ve Cumhurbaşkanı Kararları ile günümüzde %1, %8 ve %18 şeklinde üç ayrı oran uygulanır hale gelmiştir. Bununla yetinilmemiş, belirli mal gruplarında perakende safhada yapılan satışlar ile toptan yapılan satışlarda farklı oranlar uygulanmaya başlamış, bazı mal gruplarında pakette satılan, satılmayan, poşette satılan, satılmayan gibi ayrımlar yapılarak farklı oran uygulamaları getirilmiştir. Yine, Katma Değer Vergisi Kanunu'na ekli listelerin karmaşık ve dağınıklığı, hangi mal ve hizmetin hangi oranda vergiye tabi olduğunu tespit etmeyi özel uzmanlık gerektiren bir işe dönüştürmüştür. Bu dağınık ve karmaşık yapı sadeleştirmenin ne kadar gerekli ve acil olduğunu da göstermektedir.

İki oran olmalıdır…

OECD ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler uygulamaları da dikkate alınarak, Katma Değer Vergisi sistemimiz bir genel oran, bir de indirimli oran şeklinde belirlenecek iki oranın uygulandığı bir sistem haline dönüştürülmelidir.

Genel Katma Değer Vergisi oranının %12 ve indirimli oranın %4 olarak belirlenmesi yerinde olacaktır. Katma Değer Vergisi istisnaları daraltılarak, temel gıda maddelerinin teslimi Katma Değer Vergisi'nden istisna edilmelidir.

n Katma Değer Vergisi sisteminde “vergi güvenlik müessesi” olarak sunulan Katma Değer Vergisi tevkifatı uygulaması; güvenlik değil, tahsilat aracı haline gelmiştir. Bu uygulamanın kapsamının daraltılarak; sade, anlaşılır ve basit bir hale dönüştürülmesi bir zorunluluktur.

– Kur farkları, Katma Değer Vergisi'nden istisna edilmelidir.

– Malı değil, parayı takip eden bir vergi sisteminde Katma Değer Vergisi uygulaması daha verimli sonuçlar doğuracaktır. Kayıt dışılığın önlenmesi açısından ödemelerini kredi kartı ile yapan tüketicilere Katma Değer Vergisi oranlarında %2'lik bir oran indirimi; hem mükelleflerin gelirlerinin kayıt altına alınmasını sağlayacak hem de Katma Değer Vergisi tahsilatlarını artıracaktır.

Türkiye'de Katma Değer Vergisi sisteminin sadeleştirilmesi konusunda daha birçok konu ve öneri gündeme getirilebilir. Toplumun büyük çoğunluğu sadeleştirme adımı olarak, temel gıda maddeleri (köpek mamaları ve kadın hijyen ürünleri dahil), elektrik ve doğalgaz için alınan Katma Değer Vergisi'nin en düşük oranda uygulanmasını beklemektedirler.

(Kaynak: Nedim Türkmen / Sözcü Gazetesi | 31.01.2022)

GÜNDEM