BASINDAN YAZILAR
Bir mükellef hakkı: Faiz (2) / Bumin Doğrusöz - MuhasebeTR

Bir mükellef hakkı: Faiz (2) / Bumin Doğrusöz

Geçen yazımızda, vergi idaresi tarafından haksız tahsil edilen veya mükellefler tarafından ihtirazi kayıtla ödenen vergilerin ileride yargı kararı ile iadesinde mükelleflere söz konusu tutarların hazine tarafından haksız olarak kullanılması karşılığı veya mükelleflerin söz konusu tutarlar üzerindeki tasarruf hakkının belli bir süre için ortadan kaldırılmış olunmasının karşılığı faiz ödenmesine ilişkin bir düzenlemenin mevzuatımızda olmadığını, oysa mevzuatın hazine parasının mükelleflerce haksız kullanımı halinde ağır bir faiz öngördüğünü, bunun eşitsizlik ve adaletsizlik olduğunu yazmıştık.

Yine yazımızda mükellef parasının hazine tarafından haksız kullanımı halinde hazinenin de bu kullanım için bir tazminat (faiz) ödemesi gerektiğini, bu ödemenin Anayasa, hukuk devleti ilkesi ve idari sorumluluk hukukunun gereği olduğunu ve bu ödeme için Kanunlarımızda özel bir düzenleme bulunmasına gerek olmadığını da belirtmiştik.

İhtirazi kayıtla ödeme yapan ve iadesinde faiz talep eden bir mükellefin davasının "yasalarda bu konuda bir düzenleme olmadığı" gerekçesi ile reddi üzerine Danıştay 7. Dairesi'nin bu kararı bozduğundan yazımızda söz etmiş, bozma kararının gerekçesini aktarmış, ancak bu karara karşı yerel mahkemenin ısrar kararı vererek talebi yine reddettiğini söylemiş ve köşemizin sınırlarını doldurmuştuk.

Sözünü ettiğimiz bu "ısrar kararı" da temyiz konusu edilmiş ve bu sebeple konu Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunu intikal etmiştir. 

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu yaptığı inceleme neticesinde Danıştay 7. Dairesi'ni haklı bulmuş ve mükellefin parasının haksız kullanıldığı hallerde bu defa hazinenin tazminat niteliğinde faiz ödemesi gerektiğine hükmederek yerel mahkemenin ısrar kararını kaldırmıştır (E.2006/87 K.2006/287 T.18.10.2006) Ancak Yüksek Kurul, Daire kararını haklı bulurken faiz oranında farklı bir görüş benimsemiştir. Yüksek Kurulunun Kararı'nın gerekçesi şöyledir.

"Vergi Usul Kanunu'nun 112'nci maddesinin 4'üncü fıkrasına göre, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iadesi ve bu sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için kanunda öngörülen şekilde faiz hesaplanarak iadesi gereken vergi ile birlikte ödenmesi gerekmekte olup, istikrar kazanmış yargı içtihatları sebebiyle, finansal kiralama yoluyla geçici ithali yapılan uçak için taşıt alım vergisi ödeme yükümlülüğü bulunmayan davacı şirketin bütün bu bilgileri idareye vererek ihtirazi kayıtla ödediği verginin tahsil tarihi, aynı zamanda vergi idaresinin iade yükümlülüğünün doğduğu tarih olacağından, anılan madde hükmünün davacı hakkında uygulanması gerekmektedir.

Bu durumda, ihtirazi kayıtla yapılan ödeme tarihinden sonraki üç ayın sonundan itibaren Vergi Usul Kanununun 112'nci maddesinin 4'üncü fıkrasına göre hesaplanacak faizin tahsil edilmiş vergi ile birlikte davacıya iadesi gerektiğinden, aksi yolda verilen direnme kararında hukuka uygunluk görülmemiştir"

Yüksek Kurulun bu kararına iki grup üye tarafından muhalefet şerhi yazılmıştır. Muhalefet şerhlerinin birincisi şu şekilde özetlenebilir.

"İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Birinci Dairesi de, 9 Mart 2006 gün ve 100162/02 sayılı Eko-Elda Avee/Yunanistan kararında, vergi olarak haksız tahsil edilen ve beş yıl beş ay sonra geri verilen meblağdan yararlanma hakkından uzunca süre mahrum kalınmasının, ilgilinin mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden olduğunu; bu durumun da, 1 No'lu Protokolun 1'inci maddesini ihlal ettiğini kabul etmiştir. Avrupa Mahkemesi, anılan kararında, genel yarar ile kişi yararı arasında olması gereken dengeyi bozduğunu söylediği söz konusu zararın tazminine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 44'üncü maddesinin 2'nci fıkrasına dayanarak karar vermiş; tazminatın hesabına da, ölçü olarak gecikme faizi oranını esas almıştır. İç hukukta, idarenin hukuka aykırı faaliyetleri dolayısıyla idare edilenlerin uğradığı benzer zararların tazmini; Adli Rejimi kabul eden ülkelerde, özel hukuk kurallarına; İdari Rejimi kabul eden ülkelerde ise, idare hukukunun idari yargı yerlerince geliştirilen idarenin sorumluluğuna ilişkin ilkelerine dayanılarak sağlanır. Dahası; söz konusu zararların tazmini, hukuk devleti olma niteliğinin olmazsa olmaz koşuludur. Hukuk Sistemimizde, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden dolayı idare edilenlerin uğrayacakları her türlü zararın tazmini için açılacak idari davalarda, "idarenin sorumluluğu" ile ilgili kurallara dayanılması yeterlidir, herhangi bir açık yasa hükmüne dayanmak gerekmez."

Bu gerekçelerle karara muhalif kalan üyeler, Vergi Usul Kanunu'nun olayla ilgili bulunmayan 112/4. maddesine dayanılarak bozulmasına muhalefet ederek mükellefe gecikme faizi oranında faiz ödenmesi gerektiğine işaret etmişlerdir.

Karara ilişkin ikinci muhalefet şerhinde de Vergi Usul Kanunu'nun 112/4. maddesinin olayla ilgili bulunmadığına işaret edilmekle birlikte, ilk muhalif grubun aksine faiz talebine ilişkin davayı reddeden mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmuştur.

Aktardığımız ve pek çok meslek mensubu ve avukatın belki emsal olarak kullanabileceği bu kararlarda 7. Daire ve Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun benimsediği görüş, vergi hukukunun pek sık rastlanmayan hukuk kısmının gelişimi adına çok önemli bir adımdır.

Zaten Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4 numaralı fıkrası da Aydın Vergi Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. Bu başvuru Yüksek Mahkeme'nin ilk incelemesinden geçmiş olup Raportörün Raporunu tamamlamasını beklemektedir.

(Referans Gazetesi | 17.07.2008)

GÜNDEM