BASINDAN YAZILAR
İnsanın Sahip Olduğu Tek Varlığı ‘İsmi’dir - MuhasebeTR

İnsanın Sahip Olduğu Tek Varlığı ‘İsmi’dir

Bir bebek dünyaya geldiğinde, ailesi ona bir isim verir. O, bundan sonraki yaşamında bu isim ile ifade edilecek ve anılacaktır. Yaşadığı süre ve öldükten sonra gelecek olan yıllarda da.

Bebeğin sahip olduğu bu isim yaşamı boyunca iyi veya kötü insan olarak tanınmasının ve anılmasının sembolüdür. Bu sembolün oluşmasında yetiştirilme tarzı, genleri, içinde bulunduğu çevre ve toplum büyük etkendir.

O, bir melek olarak doğar, ancak bir canavar haline dönüşebilir. Hitler gibi.

Hitler de bir melek olarak doğdu, ancak yaşadığı sürede ve öldükten sonra da hep kötü anıldı.

Buna karşın, Atatürk de melek olarak doğdu, yaşarken ve öldükten sonraki yaşayan ismi ile de hep iyi anıldı ve anılacak. O, bir deha idi, hep öyle kalacak.

İsim, Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya açıklamaya yarayan söz” olarak tanımlanıyor.

İsmimiz, biz insanların, dünyada yaşadığı sürede ve öldükten sonra sahip olduğu tek değer.

Onunla, yaşarız ve onunla ölürüz, mezar taşımıza ismimiz yazılır, öldükten sonraki yüzlerce yıl onunla anılırız.

Uğur Mumcu, Sabahattin Ali ve aramızdan ayrılan bütün aydınlar gibi anılmak istemez misiniz? Onları binlerce yıl sonra dünyaya gelecek insanlar da bilecek. Onlar ölmedi sadece, fiziksel olarak bu dünyadan ayrıldılar. Fikirleri, yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak. Onları öldürdüklerini sananlar yanıldı, öldüremediler.

İnsanlar doyumsuz. Hep ister, ihtiyacından fazlasını da ister.

Birçok insan bu elde etme isteğini abartır. Evrensel etik ve hukuk kurallarını yok ederek birçok şeye sahip olmaya çalışır ama sahip olamaz, sadece yararlanır, kullanır bu dünyada kaldığı zaman içinde, o kadar. Bu minik tatmin duygusu onun için bir başarıdır.

Halbuki olması gereken dürüstçe çalışarak, yaşayarak, hak ederek bir yere gelmektir. İnsan olmanın gereği budur. Adı bu sayede yaşayacaktır.

Dünyamızdan gelip geçen insanların pek çoğu elde ettikleri her şeyin, statülerin, servetlerin tümünün sahibi olduklarını sanır, ancak sahibi olamazlar, sadece yararlanırlar ve kullanırlar. Gelecek nesiller de sahip olamayacaklardır, çünkü ölümlüdürler.

Birçok insan ölümlü olduğunu düşünemez, yaşarken yasal ya da yasal olmayan yollardan elde ettiği her şey, yararlandığı servetin tümü, statü, sonsuza kadar onun değildir. Belli bir süre onları kullanır ve dünyada bırakarak yaşama veda eder.

İnsanların sahip olduğu değer, yaşarkenki davranışları, yaptıkları, ürettikleri ve sonunda bıraktığı isimdir.

Arkasında iyi ve olumlu izlenim bırakanlar, itibar ve saygınlık kazananlar, yaşadıkları sürece kötülük yapmayı tercih etmeyen kişilerdir. Bu kişiler, paylaşımcı, bireysel çıkarları kadar toplumsal çıkarları da gözeten, vicdan, adalet ve dürüstlük duyguları taşıyan. Onur, gurur, utanç ve suçluluk duygularına sahip model insanlardır.

Yaşadıkları sürece olumsuz izlenim bırakanlar ise bir melek olarak geldikleri dünyada dönüşüme uğrayarak melek olmaktan uzaklaşır, kötü model olmayı tercih ederler.

İyi şeyler bıraktıysan, iyi anılacaksın ve uzun yaşayacaksın, unutulmayacaksın, belki de sonsuza dek yaşayacaksın.

Kötü şeyler bıraktıysan, kötü anılacaksın, çabuk unutulacaksın, yaşayamayacaksın.

Bu senin elinde.

Dünyadan geçip gidiyoruz. Amacımız sevmek, sevilmek, insanlığa yararlı olmak ve iyi isim bırakmak olmalı.

Son olarak Nazım Hikmet’in konumuz ile ilgili verdiği bir dersten söz edelim.

Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde tutsaklık günleri. Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir.

Birkaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der.
Nazım'ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
-Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım'a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, gidebilirsiniz, der.
Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
-Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorar.
Müfettiş hemen atılır:
-Kim duymaz Hayyam'i.
Nazım:
-Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar.
Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, ”Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanını ve sizi kimse anımsamayacak,” der çıkar.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım'ı geri çağırır ama, Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.
Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?

(Kaynak: Rüknettin Kumkale / Dünya Gazetesi | 20.07.2020)

GÜNDEM