BASINDAN YAZILAR
Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - Gecikme faizi hesabında sorunlar - MuhasebeTR

Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - Gecikme faizi hesabında sorunlar

Geçen yazımızda re’sen tarhiyattan söz ederek re’sen tarh edilen vergiler üzerinden alınacak gecikme faizlerinin hesabında, özellikle dönem kaydırmaları sebebiyle tarh edilen vergiler için sorun olduğunu aktarmıştık.

 

Özellikle mükelleflerin ileriki dönem matrahlarında yer alan unsurların, çeşitli sebep veya yorumlarla daha önceki dönemlere çekilmesi ve bu şekilde tarhiyat yapılması durumlarında, gecikme faizinin normal vade tarihinden daha sonra vergilendirme yapılmış veya iade çıkan döneme kadar hesaplanması gerekmektedir. Ancak bu konuda hazırlanan inceleme raporlarında gecikme faizi konusuna hiç girilmemesi veya izleyen dönemler için inceleme raporu hazırlanmaması gibi çeşitli sebeplerle faiz hesabı vergi dairelerine kalmaktadır. Vergi daireleri ise tarh edilen vergiye günümüze kadar faiz çalıştırmakta, buna karşılık izleyen dönem iadesini raporun geldiği ve düzeltme fişinin düzenlendiği tarih itibariyle yapmaktadır.

Mart 2003 KDV beyanına dahil edilmesi gereken 1000 YTL verginin mükellef tarafından Nisan 2003 beyannamesine dahil edilmesi örneğinde vergi dairesi, Mart 2003 dönemi için vergiyi tarh ettikten başka günümüze kadar 1970 YTL gecikme faizi talep etmekte, buna karşılık mükellefe 1000 YTL iade çıkartmaktadır. Oysa bu olayda vergi aslı iadesi çıkartılmaması ve sadece 70 YTL faiz talep edilmesi gerekmektedir.

Bu uygulamanın bir başka görüntüsü, yapılması gereken stopajın yapılmadığı, ancak gelirin daha sonra mükellefçe brüt tutarıyla bir başka deyişle stopaj mahsubu yapılmamış şekilde yıllık beyana konu edilmesinde karşımıza çıkmaktadır.  Burada da faizin, stopajın yıllık beyannamede mahsup edilmemesi sebebiyle Hazine'ye intikal ettiği tarihe kadar hesaplanması gerekmektedir.

 

Bakanlık görüşü

 

Vergi dairelerince yapılan bu yanlış uygulamaya karşılık, Maliye Bakanlığı yönetiminin görüşü de görüşümüz doğrultusundadır. Nitekim bakanlığın 20.7.2004 tarih ve 4869 sayılı özelgesine göre “GVK’nın 94. maddesine göre yapılması gereken tevkifatın sorumlu tarafından zamanında yapılmaması durumunda, vergi ziyaına sebebiyet verildiği kabul edilir. Söz konusu işe ilişkin kazancın daha önce beyan edilmiş olması halinde yapılması gereken Gelir Vergisi tevkifatı istenmez. Ancak tarhiyatın yapılması gerektiği tarihten söz konusu stopaj tutarının mahsup edileceği tarihe kadar geçen süre için gecikme faizi hesaplanması gerekir.”

Yine İstanbul Defterdarlığı’nın 11340 sayılı özelgesinde, Maliye Bakanlığı’nın 23.5.2001 tarih ve 28240 sayılı özelgesine atıfla verilen görüşe göre “...Ancak vergi aslının Kurumlar Vergisi adı altında söz konusu inşaat işini üstlenen şirket tarafından daha sonra ödenmiş olması halinde Gelir Vergisi tevkifatı ve fon payı aslının ayrıca sorumludan da aranması mükerrer vergilemeye neden olacaktır. Bu nedenle, Gelir Vergisi tevkifatı ve fon payı aslının sorumlu yüklenici firma adına önce tahakkuk ettirilmesi, bu tutar üzerinden Kurumlar Vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar gecikme faizi ve ceza uygulanması ve daha sonra vergi aslının adına tevkifatı yapılması gereken şirket tarafından ilgili dönemde beyan edilip ödenmiş olması şartıyla tahakkuktan terkin edilmesi gerekir.”

 

Yargının görüşü

 

Öte yandan Danıştay kararlarında da gecikme faizinin ancak ihtilafa konu vergi aslının Hazine'ye intikal ederek Hazine'nin vergi kaybının ortadan kalktığı tarihe kadar hesaplanabileceği, böylesi bir hesaplamanın gecikme faizinin düzenleniş amacı ile de uyumlu olacağı vurgulanmıştır. Örneğin Danıştay 7. Dairesi E.1995/859, K.1996/1097 sayı ve 20.3.1996 tarihli kararında; “...gecikme faizinin uygulanma esasları dikkate alındığında, 1990 yılının nisan döneminde beyan edilerek ödenen vergiye, ödeme tarihinden itibaren gecikme faizi uygulanması mümkün olamayacağı...” gerekçesiyle uzlaşma tarihinden önce ödenmiş olan vergiye, verginin normal vade tarihinden uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar gecikme faizi uygulanmasının hukuka uygun olduğu yönündeki yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. 

Danıştay 3. Dairesi de E. 1997/1755, K. 1998/3462 sayı ve 13.10.1998 tarihli kararında “...dosyanın incelenmesinden davacı şirket tarafından, 1990 takvim yılının geliri olarak kabul edilerek üzerinden gecikme faizinin hesaplandığı vade farklarının 1991 ve takip eden yıllarda hasılat kaydedilerek ilgili yıllarda beyan edilip vergilerinin ödendiği iddia edildiği anlaşılmaktadır. Gecikme faizi vergilerin ödeme yapılmamış kısmı üzerinden hesaplanacağından, 1991 ve takip eden yıllarda yapıldığı iddia edilen bu ödemeler ve ödeme tarihleri dikkate alınarak gecikme faizi hesaplanması gerektiğinden bu hususta yapılacak araştırma ve değerlendirme sonucuna göre yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir” gerekçesiyle karar oluşturmuştur. Danıştay 4. Dairesi'nin de aynı yönde kararları mevcuttur.

Gerek Maliye Bakanlığı yönetimince gerek Danıştay’ın yerleşik içtihatları ile benimsenmiş ve daha adil olan açıkladığımız yorum şeklinin hem uygulamaya hâkim kılınması hem de vergi dairelerinin farklı uygulamalarının birleştirilmesi suretiyle pek çok gereksiz ihtilafın ortadan kaldırılması zorunludur. Bunun için bir genel tebliğ mi çıkartılacağı, yoksa bir iç genelge mi yayımlanacağı veya inceleme elemanlarının raporlarında bu konuyu da değerlendirmelerinin mi sağlanacağı konusu, idarenin takdirindedir. Ancak bu konu, vergi idaresi yönetimi tarafından daha fazla görmezden gelinemez.

(Kaynak: Referans Gazetesi | 08.11.2007)

GÜNDEM