BASINDAN YAZILAR
YMM Adnan NAS - Hayırseverlik, vakıflar ve mevzuat - MuhasebeTR

YMM Adnan NAS - Hayırseverlik, vakıflar ve mevzuat

Hatırlarsanız, bu sütunda daha önceki yazılarımızda yaşadığımız zamanların verimliliği zorunlu kılan rekabetçi ortamında reform sürecinin ve yatırım ortamının iyileşmesinin en önemli garantilerinden birinin sivil toplumun gücü olduğunu, bu takdirde siyasal istikrarsızlık dönemlerinde dahi toplumsal gelişmenin temel yörüngesinin şaşmayacağını belirtmiştik. Sivil toplumun çok önemli bir bacağı olan özel sektör ile ilgili sorunlara zaten sık sık değiniyoruz; bugün konunun çok fazla gündemde olmayan bir tarafı, üçüncü sektör adı da verilen ve genel olarak vakıf ve derneklerin oluşturduğu gönüllü toplumsal örgütlenmelerin halkın genetik mirasında bulunan hayırseverlik eğilimiyle buluştuğu alan ve bu alandaki potansiyel üzerinde durmak istiyoruz.

Ne kadar bağış toplanıyor?

1993'te Türkiye'de üçüncü sektörün hukuki, mali ve fonksiyonel altyapısının güçlendirilmesine öncülük etmek amacıyla kurulan TÜSEV (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı) bünyesinde yürütülen bir çalışma sonuçları ile ilgili olarak geçen mayıs ayında yayınlanan bir rapor, ülkemizde bireysel ve kurumsal bağışların ortaya konması, Türk vakıflarının karşı karşıya bulunduğu güçlüklerin tespiti ve Türkiye'de "sosyal adalet için hayırseverlik" potansiyelinin ölçülmesi yönünden benim bildiğim kadarıyla bilimsel yöntemler ve ampirik bulgulara dayalı ilk derli toplu kaynak niteliğinde. Özellikle raporun "Türkiye'de hayırseverlik: Vatandaşlar, vakıflar ve sosyal adalet" başlıklı ve yetkin akademisyenler tarafından yürütülen araştırmaya ilişkin bölümü, 1536 kişiyi içeren kapsamlı bir "bireysel bağışlar" ve 452 vakıf yöneticisini içeren "vakıf yönetimi" anketi çerçevesinde bağış kategorileri, hedefleri, sosyal eğilim ve algılar itibariyle ayrıntılı bir analiz içerdiği için, bu potansiyelin gücü ve kamu yararı yönünden daha verimli bir şekilde nasıl geliştirilip yönlendirileceği konusunda önemli ipuçları sağlıyor.

Bu yazının sınırları bu araştırmaların ayrıntılarına girmemize el vermiyor; ancak araştırma sonuçları sivil toplum ve hayırseverlilik alanındaki büyük ihtiyaca ve potansiyele rağmen, Türkiye'de toplanan bireysel ve kurumsal bağışların son derece yetersiz kaldığını gösteriyor. Gerçekten, geleneksel olarak toplumun yüzde 80'i birbirine ve çevrelerine yardım eğiliminde olmasına rağmen, çeşitli kategorilerde (örgütlü, dinsel, doğrudan ya da bireysel) yapılan bağışlar toplam hane halkı gelirinin yüzde 2,5 gibi bir bölümüne ulaşabilmiştir. (2004 yılı itibariyle toplam bağışlar ancak 2 milyar ABD dolarıdır). Bu durum, bütün iyi niyetli girişimlere rağmen, vakıflar ve diğer STK'ların mevcut yapıları ve mevcut hukuki çerçeve içinde hedef bağışçı kitlelerine ulaşamadıklarını göstermektedir. Araştırma, bu zaafın, söz konusu kuruluşların iyi yönetildikleri ve bağışları doğru kullandıkları yönünde güven verememeleri, hesapların ve yönetimlerin saydam olmaması, etkin bir denetimin bulunmaması gibi kurumsal nedenlerden ve bağışlara ilişkin vergi muafiyetinin yetersizliği gibi bir mevzuat faktöründen kaynaklandığını ortaya koymuştur.

Kamu finansmanına katkı

Yeri gelmişken Türk vergi sisteminin verimsizliği, vergi tabanının küçüklüğü ve kayıtdışının genişliği ile üçüncü sektör potansiyeli arasında da bir ilişki ya da bir sinerji oluşturulup oluşturulamayacağı irdelenmeye değer.

Türk vergi sisteminin, özellikle de dolaysız vergiler alanında potansiyelin önemli bir bölümünü kavrayamadığı ortada. Bu durumun bir dizi yapısal ve kurumsal nedeni varsa da, bunlar arasında önemli bir sorunun da toplanan vergilerin harcanmasındaki özensizlik ve keyfilik, sağlanan kamu hizmetlerinin kalitesindeki düşüklük doğrultusundaki yaygın toplumsal kanaat olduğu genellikle kabul edilmekte. Bu ve diğer nedenlerin ortadan kaldırılması ve vergi kaçağının (ya da vergi açığının) küçültülmesi zaman alacak. Ancak bu süreç devam ederken, amacı vergiler ile aynı yani kamu hizmetlerinin görülmesi ve toplumun hayat kalitesinin artırılması olan bağışçılık organizasyonlarının (vakıflar vb. diğer sivil toplum kuruluşları) desteklenmesi, hem kamu finansmanı ihtiyacını azaltacak, hem de toplumun çeşitli kesimleri (bağışçılar ve ihtiyaç sahipleri ya da yararlananlar) arasında gönüllü dayanışma ve katılım sağladığı için vergilere oranla çok daha az dirençle karşılaşacaktır.

Daha büyük ve farklı düşünmek lazım

Fırsat bulursak ileride oldukça ilginç, çeşitli yönlerine değineceğimiz bu konuda, şimdi olduğu gibi sadece küçük ölçekli ve kısa vadeli yardım amaçlarına değil, ama bunun ötesinde başta ekonomik kalkınma, yoksulluk hatta kayıtdışı gibi köklü toplumsal sorunların da çözümüne katkı yapabilecek bir hareketlenme sağlamanın iki farklı boyuttaki muhtemel çözümlerine kısaca değinerek bir başlangıç yapmak istiyoruz.

Birincisi, ilgili mevzuatı daha destekleyici hale getirmek gereği. Bu açıdan, bir yandan vakıf vb. kuruluşların daha az bürokratik, esnek ve fon oluşturmalarına imkan verecek esneklikle bir yasal çerçeveye kavuşturulmaları (gündemde olan yeni vakıflar yasa tasarısı bir fırsat olabilir), bir yandan da dünyadaki örneklerinden çok daha yetersiz olan vergi teşviğinin artırılması. Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarımız, sadece kamu yararı statüsüne sahip derneklere veya vergi muafiyetine sahip vakıflara yapılan bağışları; o da gelirin yüzde 5'ini aşmamak kaydıyla vergi matrahından düşmeye izin veriyor. Oysa devlete yapılan benzer bağışların tamamı beyan edilen kazançtan düşülebiliyor. Türkiye'de devlete ait olmayan 3667 vakıf bulunduğu ve bunların sadece 222'sinin (yani yüzde 6'sının) vergi muafiyetine sahip olduğu düşünülürse, sivil toplumun bu yönde hiç te özendirilmediği açık.

İkinci husus da, mevzuatta yapılacak iyileştirmeye paralel olarak, toplumdaki geleneksel hayırseverlik potansiyelinin bireyler ve kurumlardan ihtiyaç alanlarına stratejik olarak ve etkin bir şekilde yönlendirecek alternatif modellere olan ihtiyaçtır. TÜSEV, Ekim 2006'da düzenlediği ve ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kamu/özel sektör temsilcilerinin katılımıyla yapılan konferansta bu konuda ilginç bir örneği, dünyada community foundation diye bilinen, "sosyal yardım ve yatırım fonu"nu tartışmaya açmıştır. Bugün 46 ülkede, her ülkenin kendi kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasal koşullarına uyarlanarak başarıyla uygulanan bu model, bağışçılar ve STK'lar arasında iki tarafın da isteklerine uygun bir denge sağlayan esnek, masrafsız ve etkin bir koordinasyon mekanizması özelliği ile ülkemizde de ciddi faydalar sağlayabilir.

Nihai amacımız toplumun refahının ve hayat seviyesinin yükseltilmesi olduğuna göre, bunu sağlayacak her türlü yöntemi açık fikirle aramalıyız.

(Kaynak: Dünya Gazetesi | 18.09.2007)

GÜNDEM