EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
SON YAZILAR
GÜNCEL MEVZUAT
Anayasa Mahkemesi Kararı E. 2001/226 (1608 Sayılı Kanun Hk.) - MuhasebeTR

Anayasa Mahkemesi Kararı E. 2001/226 (1608 Sayılı Kanun Hk.)

Anayasa Mahkemesi Kararı E. 2001/226 (1608 Sayılı Kanun Hk.) .

27 Aralık 2007 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 26713

 

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

 

Esas Sayısı               : 2001/226

Karar Sayısı            : 2006/119

Karar Günü             : 22.12.2006

 

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMELER:

1- Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi                       (Esas: 2001/226)

2- Konya 1. İdare Mahkemesi                                 (Esas: 2004/29)

3- Zeytinburnu 2. Sulh Ceza Mahkemesi                                (Esas: 2005/7)

 

İTİRAZLARIN KONUSU: 15.5.1930 günlü, 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun’un,

1- 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesinin,

2- 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen 6. maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü tümcesinin,

3- 10. maddesinin ikinci fıkrasının,

Anayasa’nın 2., 8., 9., 19., 125., 140., 141., 142. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

 

I - OLAY

1608 sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre, işyerinin kapatılmasına ve para cezası verilmesine ilişkin idari yaptırımlar uygulanması şeklindeki işlemlerin kaldırılması istemiyle yapılan başvuruları inceleyen ve itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptal istemiyle başvurmuşlardır.

 

II - İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ

Başvuran Mahkemeler,

-1608 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesi ile ilgili olarak özetle;

Bakılmakta olan davaların konusunu oluşturan para cezaları ile iş yeri kapatma cezalarının birer idari işlem olduğunu, idari uğraş alanında ve kamu gücü kullanılarak tesis edilmiş bir yönetsel işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği halde sulh ceza mahkemesinin görevli kılınmış olmasının hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığını, zira hukuk devleti ilkesinin yargılamanın doğal ve asli yerinde yapılmasını gerekli kıldığını belirterek, itiraz konusu kuralın, adli ve idari yargı ayrımına yer veren ve idari işlemlerin kural olarak idari yargı yerlerinde çözümlenmesi ilkesini benimsemiş olan Anayasa’nın 2., 8., 9., 125., 140., 142. ve 155. maddelerine aykırı olduğu savını ileri sürmüşlerdir.

-1608 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü tümcesi ile ilgili olarak ise özetle;

Bu düzenlemenin günün şartlarında uygulanamaz duruma geldiğini, ayrıca 1608 sayılı Yasa’dan sonra çıkartılan özel yasalar sebebiyle de uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek, yasalardaki aykırılıkların Anayasa’ya aykırılığı da beraberinde getirdiği savına yer vermişler fakat bu durumun Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduğunu açıkça göstermemişlerdir.

-1608 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin ikinci fıkrası ile ilgili olarak da özetle;

Anayasanın 19. maddesine göre herkesin kişi hürriyeti ve güvenliğine sahip olduğunu, mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi hali ile Anayasada sayılan diğer durumlar dışında kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağını; 1608 sayılı yasanın 10. maddesinde olduğu gibi, belediye idarelerine bir kimsenin tutuklanmasını gerektiren nitelikte karar verme yetkisinin tanınmasının Anayasa’nın 19. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

 

III - YASA METİNLERİ

A - İtiraz Konusu Yasa Kuralları

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun”un, itiraz konusu bölümleri de içeren 5., 6. ve 10. maddeleri şöyledir:

 

“Madde 5 – (Değişik: 5/7/1934 - 2575/2 md.)

Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hâkimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hâkimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir.

İtirazda sebep gösterilmesi şarttır. Sebep gösterilmiyen itirazlar yapılmamış sayılır. Ticaret ve sanattan men kararlariyle para cezasını vermediğinden dolayı hapse değiştirme hükmünün infazı itirazın neticesine kadar geri bırakılır.”

 

“Madde 6 – (Değişik: 5/7/1934 - 2575/2 md.)

İtiraz üzerine tetkikat evrak üstünde yapılır.

İtiraz, cezanın salâhiyeti olmayanlar tarafından tâyin olunduğu ve tutulan zabıt varakasının sahteliği ve ceza tâyinine müessir olacak maddi ve fahiş hataya müstenit bulunduğu hususlarına münhasır olmak üzere dermeyan edilebilir. Bu sebeplere dayanan itirazlar varit ise hâkim ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmeder. İtiraz varit görülmezse karar tasdik olunur. İtirazın otuz gün içinde neticelendirilmesi mecburidir. Hâkim izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinliyebilir. Zabıt varakasının sahteliği iddiasından başka hallerde zabıt varakasını yapan memurlar celp ve davet olunmaz.

 

“Madde 10 – Bu kanunda yazılı para cezaları belediye idareleriyle belediye zabıta vazifesini ifa eden memurlar tarafından infaz ve tahsil olunur. Cezayı vermeyenlerin hapis hükmü müstesna olmak üzere Tahsili Emval Kanunu mucibince mallarına müracaat edilir.

Cezayı ödemekten aczi tahakkuk edenler hakkında tayin edilmiş olan para cezasının her bir lira ve küsuru için bir gün hapsedilmek üzere belediye idarelerinin verecekleri müzekkereler cumhuriyet müddeiumumiliklerince infaz olunur.

Bu suretle hapsedilenler mahpus iken cezayı öderlerse mahpus kaldıkları müddetin bir günü için bir lira tenzil edilerek mütabaki hapisten sarfı nazar olunur.”

 

B - Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararlarında Anayasa’nın 2., 8., 9., 19., 125., 140., 141., 142. ve 155. maddelerine dayanılmıştır.

 

IV - İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işlerin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. 2001/226 Esas sayılı dosyada öncelikle 1608 sayılı Yasa’nın itiraz konusu 10. maddesinin ikinci fıkrası yönünden uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.  

Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için, elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa kuralları, bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın dayanağını oluşturmaya yarayacak kurallardır.

Dava konusu uyuşmazlıkta Mahkeme, davalı belediye encümeni’nin kararının iptali yönündeki istemin kabulü ya da reddi yönünde karar verecek ve bundan sonraki aşamada bu kararın infaz edilmesi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla 1608 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin iptali istenilen ikinci fıkrasındaki “cezayı ödemekten acz”e ilişkin düzenleme, davalı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davada uygulanacak kural niteliğinde olmayıp, kararın infaz edilmesi aşamasında uygulanacak kural niteliğindedir.

Bu nedenle, 1608 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin ikinci fıkrası, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin davada uygulayacağı kural olmadığından, buna ilişkin başvurunun, Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 10.4.2001 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

 

V - ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

A - Birleştirme Kararı

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun”un 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesinin iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin 2004/29 ve 2005/7 esas sayılı davaların, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2001/226 Esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2001/226 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

 

B - 30.3.2005 Günlü, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun Kimi Hükümlerini Değiştiren 6.12.2006 Günlü, 5560 Sayılı Yasa’nın 31. Maddesinin İtiraz Başvurularına Etkisinin Değerlendirilmesi

19.12.2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiş olan 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesiyle Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

“Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır.”

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Yasa ile değişik 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının a) bendi uyarınca, Kabahatler Kanunu’nun “idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde” uygulanacaktır.

Kabahatler Kanunu’nun “Karar Verme Yetkisi ve Kanun Yolları” başlıklı Dördüncü Bölümünde 27. maddede “Başvuru Yolu”, 28. maddede “Başvurunun İncelenmesi”, 29. maddede “İtiraz Yolu” konuları düzenlenmiştir.

Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabil(eceği)…” belirtilmiştir. İncelenen itiraz başvurularında anayasaya aykırılığı iddia edilmiş olan 1608 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu ilk tümcesinde ise, “Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir” hükmü yer almaktadır.

Bu iki düzenleme karşılaştırıldığında, 1608 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi bağlamında “aksine hüküm” içeren bir düzenleme olarak nitelenip nitelenemeyeceği hususunun üzerinde durulması gerekmektedir. Sözü edilen düzenlemede yer alan, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunup bulunmamasına ilişkin ibareden, diğer kanunlarda yer alan ve idari yaptırım kararlarına yönelik itirazları inceleme görevini idari yargı yerlerine veren düzenlemelerin kastedildiği açıktır. Bu nedenle, gerek 1608 sayılı Yasa’nın itiraz konusu düzenlemesinde gerekse, Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinde yer alan düzenlemede sulh ceza mahkemesinin görevli kılınması karşısında 1608 sayılı Yasa’nın 5. maddesinde yer alan düzenlemenin aksine değil paralel hüküm içeren bir yasal düzenleme olduğunun kabulü gerekir. Böylece, dava konusu uyuşmazlıkların hangi yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sorusunun cevabı bağlamında 1608 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin ilk fıkrasının itiraz yoluna başvuran mahkemelerin bakmakta oldukları davalarda uygulanacak kural olma niteliğini devam ettirdiği görülmektedir. Bu nedenle, itiraz başvurularının esası hakkında karar verilmesi gerekir.

Sacit ADALI ile Mehmet ERTEN bu düşünceye katılmamıştır.

 

C - Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

1 - Yasa’nın 5. Maddesinin Birinci Fıkrasının İlk Tümcesinin İncelenmesi

Başvuru kararlarında özetle, bakılmakta olan davaların konusunu oluşturan para cezaları ile iş yeri kapatma cezalarının birer idari işlem olduğu, idari uğraş alanında ve kamu gücü kullanılarak tesis edilmiş bir yönetsel işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği halde sulh ceza mahkemesinin görevli kılınmış olmasının hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, zira hukuk devleti ilkesinin yargılamanın doğal ve asıl yerinde yapılmasını gerekli kıldığı, itiraz konusu kuralın adli ve idari yargı ayrımına yer veren ve idari işlemlerin kural olarak idari yargı yerlerinde çözümlenmesi ilkesini benimsemiş olan Anayasa’nın 2., 8., 9., 125., 140, 142. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı Yasa’nın 3.1.1940 günlü, 3764 sayılı Yasa ile değişik 1. maddesinde “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salâhiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara elli liraya kadar hafif para cezası tertibine ve üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men’e … belediye encümenleri salâhiyettardır. (...)”; aynı Yasa’nın 5.7.1934 günlü 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin iptali istenilen tümceyi de içeren ilk fıkrasında da “Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hâkimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hâkimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir.” denilmektedir.

Anayasa’nın, Cumhuriyetin niteliklerinin belirlendiği 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk Devleti olduğu vurgulanmıştır.

Hukuk Devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlettir. Hukuk Devleti ilkesi, Devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliğinin bulunmasını, yasakoyucunun da her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı saymasını gerektirir.

Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”; 140. maddesinin birinci fıkrasında, “Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar”; 142. maddesinde, “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir”; 155. maddesinin birinci fıkrasında da, “Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” kurallarına yer verilmiştir.

İdarenin hizmetlerini gereği gibi ve ivedilikle görebilmesi için, yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi vardır. İdare bu yetkilerle, kamu düzeni ve güvenliğini, kamu sağlığını, ulusal servetleri zamanında ve gereği gibi koruyabilir. Bu nedenle, idareye, geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisi tanınmıştır. Kişilere, idare hukuku alanındaki düzene aykırı davranışları nedeniyle verilen idarî cezalar, idarî yaptırımların en önemlilerinden biridir.

TÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

(27.11.2007)

YAYINLANAN SON MEVZUATLAR:
  1. Propan Teslimlerinde ÖTV Değişikliği (16.09.2019)
  2. Defter Beyan Sisteminde Güncelleme (13.09.2019)
  3. İnşaatlarda Yapılan Asgari İşçilik Hesabına Esas Olan 2020 İnşaat Birim Maliyetleri Açıklandı (07.09.2019)
  4. Gelir Vergisi Genel Tebliği Taslağı – Hasılat Esaslı Kazanç Tespiti (07.09.2019)
  5. Zorunlu Deprem Sigortası Tarife Ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (07.09.2019)
  6. 7143 Sayılı Yapılandırma Uygulamasında 2018/Nisan Ayı ve Sonraki Cari Ay Ödemeleri Yapılandırma Taksitlerine Mahsup Edilebilecek (06.09.2019)
  7. Cari Ay Prim Ödemelerinin Yapılandırma Taksitlerine Sayılması (06.09.2019)
  8. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu Kararları – Faizsiz Finans Hizmetleri (06.09.2019)
  9. Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü 31 Aralık 2019 tarihine kadar ertelendi (05.09.2019)
  10. Kısa Vadeli Sigorta Uygulamaları (02.09.2019)

GÜNDEM