|
OVP’deki (2027–2029) istihdam ve sosyal güvenlik hedeflerinin değerlendirilmesi
OVP’nin çalışma hayatına ilişkin hedeflerinin başarısı, ortaya konulan rakamlardan çok uygulanacak politika ve reformların niteliğine bağlı. Esnek çalışma modelleri ile sosyal haklar arasında “güvenceli esneklik” dengesinin kurulması gerek. Daha güçlü bir sosyal güvenlik sistemi için ise kayıtlı istihdamın artırılması, teşviklerin etkinleştirilmesi ve prim tabanının genişletilmesi temel şartlar arasında. 6 Eylül 2026 tarihli ve 33362 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı (OVP), Türkiye ekonomisinin üç yıllık politika çerçevesini belirlerken çalışma hayatına ilişkin önemli bir reform gündemi de sunmaktadır. Programın öncelikli reform alanları arasında yer alan “İstihdam” ile “Sosyal Güvenliğin Sürdürülebilirliği” başlıkları birlikte değerlendirildiğinde, temel yaklaşımın daha fazla kişinin üretken, kayıtlı ve nitelikli işlerde çalışmasını sağlamak ve bu genişleyen istihdam tabanı üzerinden sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesini güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir. OVP döneminde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması ve işsizlik oranının dönem sonunda yüzde 7,6 düzeyine gerilemesi hedeflenmektedir. Ancak niceliksel hedeflerin kalıcı refah üretmesi, işgücünün ihtiyaç duyulan becerilerle donatılmasına, istihdamın kayıtlı ve verimli alanlara yönelmesine, ücret-verimlilik bağının güçlendirilmesine ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesine bağlıdır. Bu nedenle programın gerçek değeri, yalnızca hedef rakamlarda değil, bu hedeflere götürecek kurumsal ve hukuki araçların tutarlılığı olacaktır. İstihdam politikalarında nitelik, katılım ve uyum
Programın istihdam yaklaşımına bakıldığında, işgücü arzı ile işletmelerin talep ettiği yetkinlikler arasındaki uyumsuzluğu azaltmaya odaklandığı görülmektedir. Zira, şu anda işletmelerin karşı karşıya kaldığı dijitalleşme, yeşil dönüşüm, yapay zekâ, otomasyon ve yeni üretim teknikleri bazı meslekleri dönüştürürken yeni beceri setlerine olan talebi artırmaktadır. Bu nedenle mesleki ve teknik eğitim programlarının sektörlerle daha yakın iş birliği içinde güncellenmesi, işbaşı eğitimlerinin ölçülebilir çıktılara bağlanması, hayat boyu öğrenme ile mikro yeterliliklerin yaygınlaştırılması kritik önem taşımaktadır. Eğitim-istihdam bağının güçlendirilmesi, hem işsizliğin yapısal boyutunu azaltacak hem de işletmelerin nitelikli çalışan bulma maliyetini düşürecektir. Kadınların, gençlerin ve çalışma çağındaki dezavantajlı grupların işgücüne katılımının artırılmasının da programın merkezinde olduğu görülmektedir. Kadın istihdamında bakım sorumluluklarının etkisini azaltacak erişilebilir kreş, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri ile güvenli ulaşım olanakları önemini korumaktadır. Gençler açısından eğitimden işe geçişi kolaylaştıracak staj, çıraklık, mentorluk ve ilk işe giriş programları öne çıkmaktadır. Dolayısıyla, teşviklerin yalnızca işe giriş sayısına göre değil, istihdamın belirli bir süre korunması, ücret düzeyi, eğitim kazanımı ve kayıtlılık gibi sonuç göstergeleri üzerinden tasarlanması kamu kaynaklarının etkinliğini artıracaktır. Esnek ve yeni nesil çalışma modelleri OVP’de iş ve yaşam dengesini ve çalışan verimliliğini artırmak amacıyla çalışma günlerinin yeniden düzenlenmesi, esnek süreli istihdam modellerinin geliştirilmesi ve yeni nesil çalışma biçimlerinin etkin uygulanmasına yönelik mevzuat çalışması yapılacağı eylemler arasında yer almaktadır. Geldiğimiz noktada artık uzaktan çalışma, hibrit çalışma, kısmi süreli çalışma, proje bazlı çalışma ve platform ekonomisi uygulamaları özellikle hizmet sektörlerinde kalıcı hale gelmiştir. Bu modeller, kadınlar, öğrenciler, emeklilik sonrası çalışmak isteyenler ve bakım sorumluluğu bulunan kişiler için işgücüne giriş imkânını genişletebilecektir. Bununla birlikte esneklik, sosyal hakların aşınması veya iş ilişkisinin yanlış nitelendirilmesi anlamına gelmemelidir. Bu nedenle, çalışma süresinin tespiti, fazla çalışma, dinlenme hakkı, iş sağlığı ve güvenliği, veri güvenliği, iş ekipmanlarının maliyeti, işe bağlılık göstergeleri ve sosyal sigorta yükümlülükleri açık kurallara bağlanması gerekmektedir. Aksi halde esnek modeller kayıt dışılığın veya güvencesizliğin yeni alanlarına dönüşebilecektir. Dolayısıyla, esnek ve yeni nesil çalışma modelleri teşvik edilirken çalışanların asgari koruma düzeyini güvence altına alan “güvenceli esneklik” boyutunun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Kayıt dışı istihdamla mücadele ve teşviklerin etkinliği Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından en hızlı sonuç alınabilecek alanlardan biri kayıt dışı istihdamın azaltılmasıdır. Kayıt dışılık, çalışanların sağlık, emeklilik ve kısa vadeli sigorta haklarını zayıflatırken dürüst işverenler aleyhine haksız rekabet yaratmakta ve prim gelirlerini azaltmaktadır. OVP’de yer verilen hedef ve politikalara bakıldığında veri analitiği, risk odaklı denetim ve kurumlar arası veri paylaşımı yaklaşımı, ücret, vergi, banka, teşvik ve sigortalılık verilerinin karşılaştırılmasına dayalı daha hedefli bir denetim modelinin hayata geçirileceğini göstermektedir. İstihdam teşviklerinin yeniden değerlendirilmesi bu çerçevenin diğer önemli unsurudur. Çok sayıda, farklı koşullara bağlı ve sık değişen teşvik programları uygulamada karmaşıklık yaratabilmekte, işletmelerin kararlarını geçici desteklere göre şekillendirmesine yol açabilmektedir. Dolayısıyla, teşvik mimarisinin sadeleştirilmesi, hedef kitlelerin netleştirilmesi ve her programın maliyet-etkinlik analizine tabi tutulması gerekmektedir. Yine, ilave istihdam, istihdamda kalıcılık, bölgesel ihtiyaç, kadın ve genç istihdamı, teknolojik dönüşüm ve kayıtlı ücret artışı gibi ölçütler teşvik tasarımının merkezine alınmalıdır. Sosyal güvenliğin mali ve kurumsal sürdürülebilirliği Sosyal güvenliğin sürdürülebilirliği ve mali yapısını, çalışan sayısı, ücretlerin kayıtlı düzeyi, aktif-pasif dengesi, tahsilat performansı, sağlık harcamalarının etkinliği, nüfusun yaşlanması ve istihdamın niteliği gibi parametreler belirlemektedir. OVP’de sosyal güvenlik gelirlerinin korunmasına yönelik olarak prim borçlarının etkin takibi, tahsilat kapasitesinin güçlendirilmesi ve kayıt dışılıkla mücadele konusunda bazı hedefler konulmuştur. Bu yaklaşımın kalıcı etkisi için borçların oluşmasını önleyici erken uyarı sistemleri, ödeme kapasitesini dikkate alan yapılandırma ilkeleri ve suiistimali caydıran yaptırımların da işletilmesini gerekli kılmaktadır. Diğer taraftan, nüfusun yaşlanması ve doğurganlık oranındaki gerileme, uzun vadede sisteme prim ödeyen aktif nüfus ile aylık alan pasif nüfus arasındaki dengeyi zorlayacaktır. Bu nedenle ileri yaşlarda istihdam edilebilirliği artıran beceri yenileme programları, sağlıklı yaşlanma politikaları ve emeklilik sonrası kayıtlı çalışma seçenekleri önem kazanacaktır. Dolayısıyla, sosyal güvenlik sisteminin sürdürebilirliği ile ilgili düzenlemeler yapılırken hem kazanılmış haklar ve sosyal devlet ilkesinin gözetilmesi hem de aktüeryal etki analizlerinin, öngörülebilir geçiş sürelerinin sosyal taraflarla istişare edilerek hazırlanmasında fayda vardır. Sonuç olarak; sosyal güvenlik sisteminin mali dayanıklılığı, daha geniş ve daha verimli bir kayıtlı istihdam tabanı oluşturulmasını gerektirmektedir. Ayrıca, istihdam artışının sürdürülebilir olması da güçlü sosyal koruma, beceri yatırımı ve adil çalışma koşullarını gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, kadınların ve gençlerin işgücüne katılımı, yeni nesil çalışma modelleri, beceri dönüşümü, kayıt dışılıkla mücadele, teşviklerin etkinliği ve prim tahsilatının geliştirilmesi aynı politika mimarisinin parçaları olarak ele alınmalıdır. Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak husus, hedeflerin mevzuata aktarılması kadar uygulamanın kalitesi olacaktır. Öngörülebilir kurallar, ölçülebilir hedefler, güçlü kurumlar arası koordinasyon, sosyal diyalog ve düzenli etki analizi reformların güvenilirliğini artıracaktır. Bu çerçeve başarıyla hayata geçirildiğinde daha yüksek istihdam, daha düşük kayıt dışılık, daha güçlü bir prim tabanı ve sosyal risklere karşı daha dayanıklı bir sosyal güvenlik sistemi sağlayacaktır. Bu nedenle OVP’nin, bir temenni belgesi olarak değil, kamu kurumları ve özel sektör için sonuç odaklı bir dönüşüm programı olarak uygulanması önem taşımaktadır. Kaynak:Celal Özcan / www.ekonomim.com |