Tahsil zamanaşımı ve hukuk güvenliği

Vergi hukukumuzda, çeşitli zamanaşımı düzenlemeleri mevcuttur. Bunlardan, tarh zamanaşımı, düzeltme zamanaşımı ve ceza kesme zamanaşımı süreleri Vergi Usul Kanunu’nda, tahsil zamanaşımı ise Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Ceza davası ile ilgili zamanaşımı süreleri ise Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bugün, bu zamanaşımı sürelerinden tahsil zamanaşımı üzerinde tekrar durmak ve konuya ilişkin önerimi tekrar gündeme getirmek istiyorum. Çünkü uygulamadaki adaletsizlikler aynen devam ediyor. 

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 102. maddesine göre kamu alacağı, kural olarak, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.

Zamanaşımı, süre geçmesi dolayısıyla kamu alacağını ortadan kaldırmamaktadır. Sadece alacaklının, cebri takip yoluyla alacağına kavuşmasını sağlayan talep ve cebri takip yeteneği ortadan kalkmaktadır. Bir başka deyişle alacaklı kamu idaresi, zamanaşımına uğramış kamu alacağı için ödeme emri düzenleyemez, haciz veya diğer cebri takip işlemlerini yapamaz. Bu sebeple borçlu, zamanaşımı süresinin dolmasına rağmen rızası ile ödemede bulunursa, bu ödeme hukuken geçerli olur.

 Zamanaşımının durması

Zamanaşımı konusu iki önemli kavramı daha karşımıza çıkarmaktadır. Bunlar, zamanaşımının kesilmesi ve durmasıdır. Zamanaşımını durduran sebepler genellikle bir süreçtir ve bu sebebi oluşturan süreç boyunca zamanaşımı süresi işlemez. Zamanaşımını durduran sebebin ortadan kalkması ile birlikte süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. Zamanaşımını kesen haller ise genellikle nokta olaylardır. Bu sebeplerin gerçekleşmesi ile birlikte zamanaşımı süresi, sebebin gerçekleşmesini izleyen yılbaşından itibaren yeni baştan işlemeye başlar.

Tahsil zamanaşımını durduran sebepler, 6183 sayılı Kanun’un 104. maddesinde “Borçlunun yabancı memlekette bulunması, hileli iflâs etmesi veya terekesinin tasfiyesi dolayısiyle hakkında takibat yapılmasına imkân olmaması” şeklinde sayılmıştır. Bu hallerin devamı süresince zamanaşımı işlemez ve işlememe sebeplerinin kalktığı günün bitmesinden itibaren başlar veya durmasından önce başlamışsa kaldığı yerden devam eder.

 

 

 Zamanaşımının kesilmesi

Tahsil zamanaşımını kesen ve dolayısıyla yeni baştan başlamasına sebep olan haller ise bu Kanun’un 103. maddesinde sayılmıştır. Maddeye göre, ödeme, haciz tatbiki, cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, ödeme emri tebliği, mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi, saydığımız bu işlemlerin herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, ihtilâflı kamu alacaklarında yargı mercilerince bozma kararı verilmesi, kamu alacağının teminata bağlanması, yargı mercilerince yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi, iki kamu idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı kamu idaresi tarafından borçlu kamu idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi, kamu alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması tahsil zamanaşımını keser ve bu durumda kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar.

Görüldüğü gibi kamunun her hareketi tahsil zamanaşımını kesmekte ve yeniden başlatmaktadır. Örneğin vadesi 2 Şubat 2005 tarihinde olan bir kamu alacağı için 30 Aralık 2010 tarihinde mükellefe ödeme emri tebliğ edildiğinde, tahsil zamanaşımı 31.12.2010 tarihinden 31.12.2015 tarihine uzamakta, bu arada Ağustos 2013 tarihinde mükellefe haciz tatbik edildiğinde bu defa tahsil zamanaşımının süresi 31.12.2018 tarihine uzamakta, haczedilen malların 2015 yılında satışa çıkarılması halinde zamanaşımı süresi 31.12.2020 tarihine uzamaktadır. Bu örneklerle ve diğer zamanaşımını kesen sebeplerle birlikte süreyi sonsuza kadar uzatmak mümkündür.

Bu arada idare hiçbir hareket yapmasa da biraz memurların işgüzarlığı biraz da kamu alacağını zamanaşımına uğratma sorumluluğunu taşıma endişesi ile, zamanaşımının dolmasına birkaç gün kala mükellef adına vezneye 50,- veya 100,- TL gibi paralar yatırılmakta, kısmi ödeme yapıldığı için de zamanaşımı süresi bir türlü dolmamaktadır. Neyse ki Danıştay, hayatın olağan koşulları içerisinde mükelleften beklenemeyecek bu şekildeki çok küçük ödemelerin, zamanaşımını kesici bir unsur olamayacağını kabul etmektedir.

 Dolmayan zamanaşımı

Dolmayan zamanaşımı olmaz. Aksi halde zamanaşımı düzenlemeleri, göstermelik olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Bu tür düzenlemeler, mükellefleri ömür boyu tedirgin ettikleri gibi, idareyi de rehavete sürükleyici bir işlev yüklenirler.

Dolmayan zamanaşımı, kişilerin hukuk güvenliğini ortadan kaldırır ve adeta bir yaşam boyu tehdit altında kalmalarına yol açar. Kişiler, ceza hukukunda fiillerin cezalandırılmasında, özel hukukta borçların ve haksız fiillerin takibinde, vergilerin tarhı vb. birçok konuda zamanaşımı ile yaşam boyu tehditten kurtarılmış iken kamu alacaklarının takibinde hukuk güvenliğine sahip değildir.

Tartışmalı olmakla birlikte zamanaşımını kesen hadiselerin bulunduğu ihtilaflarda, kesme sebebinin diğer kesme sebepleri ile birleştiğinde zamanaşımını orantısız biçimde uzattığı ve hukuk güvenliğini ihlal ettiği görüşü ile Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülebileceğini düşünüyorum. Nitekim Anayasa Mahkemesi, takdir komisyonuna müracaatın tarh zamanaşımını uzatmasına ilişkin düzenlemeyi, sınırsız bir uzatma öngörmesi ve uzamayı idarenin inisiyatifine bırakması sebepleri ile iptal etmişti.

Bu nedenle 6183 sayılı Kanun’a, ceza hukukundaki zamanaşımına üst sınır çizen düzenlemeler benzeri, durma veya kesilme sebebiyle uzayan zamanaşımı süresinin, asli zamanaşımı süresinin iki katını geçemeyeceğine yönelik bir hükmün eklenmesinde yarar vardır.

 İZİN TALEBİ

Biraz diğer faaliyetlerin yoğunluğu, biraz tatil ihtiyacı ve bir de bir aylık yurt dışı seyahat gereği olarak değerli okurlardan, hoşgörü ile karşılanacağı inancı ile kasıma kadar izin istiyorum.


Kaynak:Bumin Doğrusöz / www.ekonomim.com