Rahmi UYGUN
Yeminli Mali Müşavir
Köker Yeminli Mali Müşavirlik Bağımsız Denetim A.Ş.
Ortağı - Baş Denetçi
BANKALAR VE VERİLEN ÇEKLER, ÖDEME
EMİRLERİNİN DÖNEM SONU ENVANTER, DEĞERLEME VE MUHASEBE İŞLEMLERİ
Tarih:
25.05.2009
I. GİRİŞ
Muhasebenin temel kavramlarından süreklilik kavramı
işletmelerin kuruluş sözleşmelerinde aksine bir hüküm olmadıkça faaliyetlerinin
sahipleri ve ortaklarının yaşam sürelerine bağlı olmaksızın sonsuza kadar
süreceğini varsayar. İşletmelerin sonsuz kabul edilen ömürlerinin işletmeyi
yönetenlerin başarı ve performanslarını ölçmek, aynı zamanda işletmenin
verimliliğini ve etkenliğini değerlendirmek amacıyla belirli dönemlere bölünmesi
ve her bir dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak
saptanması da dönemsellik kavramı olarak adlandırılır.
Aynı döneme ait hâsılat, gelir ve karların aynı döneme ait
gider, maliyet ve zararlarla karşılaştırılması, gelir ve giderlerin tahakkuk
esasına göre muhasebeleştirilmeleri bu kavramın gereğidir. Tahakkuk esası,
gelirin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmesi ve hukuken talep edilebilir
hale gelmesi şeklinde tanımlanabilir. Daha basit bir anlatımla tahakkuk esası,
gelirlerin tahsil edilip edilmediğine giderlerin ise ödenip ödenmediğine
bakılmaksızın doğdukları anda muhasebeleştirilmeleridir.
İşletmelerin sonsuz kabul edilen ömürlerinin belirli
dönemlere bölünmesi ve her bir dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden
bağımsız olarak saptanabilmesi için, muhasebe süreci içinde dönem sonu işlemleri
olarak adlandırılan bir takım kayıt ve değerleme işlemlerinin yapılması gerekir.
Türk muhasebe hukukunun temellerini oluşturan ve muhasebe
uygulamalarına büyük ölçüde yön veren Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul
Kanununda dönem sonu işlemlerinin bütünü envanter sözcüğü ile açıklanmaya
çalışılmıştır.
Muhasebe süreci açısından bakıldığında dönem sonu işlemleri,
envanter işlemlerinden daha kapsamlı, envanteri de içine alan, finansal
tabloların hazırlanmasından kapanış kayıtlarının yapılmasına kadar devam eden
bir süreçtir. Envanter işlemleri işletmelerin varlık ve kaynaklarının tespiti ve
tespit edilen bu kıymetlerin değerlemesi olmak üzere iki aşamada
gerçekleştirilir.
II. ENVANTER
Türk Dil Kurumunun yayınladığı Türkçe Sözlükte envanter “Bir
ticaret kuruluşunun para, mal ve diğer varlıklarıyla genel olarak borçlu ve
alacaklı durumlarını, nicelikleri ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme, mal
ve değerlere ait döküm” olarak tanımlanmıştır.
Türk Ticaret Kanununun 73. maddesinde envanter “Envanter
çıkarmak; saymak, ölçmek, tartmak ve değerlendirmek suretiyle, bilanço günündeki
mevcutları, alacakları ve borçları kat’ i bir şekilde ve müfredatlı olarak
tespit etmektir. Mevcutlar, alacaklar ve borçlar işletmeye dâhil iktisadi
kıymetleri ifade eder…” şeklinde tanımlanmıştır.
Envanter Vergi Usul Kanununun 186. maddesinde ise “Envanter
çıkarmak, bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek,
tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ve müfredatlı olarak tespit
etmektir. Şu kadar ki ticari teamüle göre tartılması, sayılması ve ölçülmesi
mutad olmayan malların değerleri tahminen tespit olunur…” biçiminde
tanımlanmıştır.
II.1 Bankalar Hesabının
Envanter İşlemleri
Bankalarla ilgili muhasebe dışı envanter çalışmaları,
bankalardan alınan hesap özetleri(Ekstre) ile bankalar hesabının
karşılaştırılması yoluyla yapılır. Arada fark varsa gerekli düzeltme kayıtları
yapılarak bankalar hesabının kalanıyla banka mevcutları eşitlenir.
II. 2 Verilen Çekler ve Ödeme
Emirlerinin Envanter İşlemleri
Verilen çekler ve ödeme emirlerinin muhasebe dışı fiili
envanteri, çekler işletmenin elinde bulunmadığından fiziki olarak sayılarak
yapılamaz. Kaydi tutarların doğru olup olmadığı belge incelemesi, çeklerin dip
koçanlarının incelenmesi suretiyle gerçekleştirilir. Burada da envanter
işlemleri sırasında dikkat edilmesi gereken husus teminata verilen çeklerin olup
olmadığının belirlenmesidir. Böyle verilen çekler varsa bunların nazım
hesaplarda takip edilmesi sağlanmalıdır. Dönem sonunda ileri tarihli çeklerin
tespit edilip özün önceliği kavramı gereği bunların vadeli bir borç olarak
değerlendirilip 321- Borç Senetleri Hesabına aktarılması sağlanmalıdır. Bu işlem
yapılırken dönem sonu itibariyle bankada karşılığı olan fakat henüz bankadan
çekilmemiş olan çek ve ödeme emirleri ise 321 Hesaba aktarılmayarak bankalar
hesabını azaltıcı bir işlem olarak 103 hesapta bırakılmalıdır. Bu yönüyle 103-
Verilen Çekler ve Ödeme Emirleri hesabı aktifi düzenleyici bir hesap olma
fonksiyonunu yerine getirerek, bir varlık unsuru olan 102- Bankalar hesabını
bilanço tarihindeki gerçek tutarına indirger. Bu sayede bilgi kullanıcıları
işletmenin bilanço tarihindeki toplam banka mevcutlarıyla bu mevcutlar
üzerindeki kısıtlamaları, yani bankalardaki mevduatın işletme tarafından özgürce
kullanılabilecek, üzerinde her türlü tasarruf yapılabilecek miktarını görmüş
olurlar.
III. DEĞERLEME
Bankalar ile verilen çekler ve ödeme emirlerinin değerleme
işlemleri, muhasebe teorisi ve vergi kanunlarındaki değerleme hükümleri göz
önünde bulundurularak açıklanmıştır.
III.1 Bankalar Hesabının
Değerleme İşlemleri
Bankalar hesabında Türk Lirası ve yabancı para cinsinden
açılmış vadeli ve vadesiz mevduatlar izlenir.
Türk Lirası cinsinden banka mevcutları mukayyet[1]
değerleriyle değerlenir. Yabancı para cinsinden banka mevcutları ise dönem
sonlarında Maliye Bakanlığınca yayınlanan ilgili döviz alış kuru ile
değerlenirler. Bankalardaki döviz tevdiat hesapları, işletmelerin bankalar
nezdindeki bir alacağını temsil ettiğinden bunlar efektif olarak kabul
edilmezler ve döviz alış kurlarıyla değerlendirilirler.
III.1.1Vadeli Mevduat Hesaplarının Değerleme İşlemleri
Vadeli olarak açılan mevduat hesaplarının vadeleri, bilanço
düzenleme tarihinde henüz dolmamışsa dönemsellik kavramı gereği hukuki ve
ekonomik tasarruf[2]
beklenmeden hesabın açıldığı tarihten bilanço düzenleme tarihine kadar olan kıst
dönem faiz gelirlerinin hesaplanarak gelir tahakkuklarının yapılması gerekir.
Dönemsellik kavramı ve muhasebe ilkeleri gereği yapılması gereken bu hesaplama
VUK’nun 281. maddesinin 1.fıkrasında yer alan “Alacaklar mukayyet değerleriyle
değerlenir. Mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit alacaklar değerleme
gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınır” hükmüyle, vergi
uygulamaları açısından da benimsenmiştir. Dolayısıyla vergi mevzuatı ile
muhasebe teorisi arasında vadeli mevduat hesaplarının değerlemesinde bir fark
yoktur.
Vadeli mevduatların kıst dönem işlemiş faiz gelirlerine
isabet eden stopaj gelir vergisinin beyanname üzerinden hesaplanan gelir ve
kurumlar vergisinden mahsup edilip edilemeyeceği hususuyla ilgili olarak Maliye
Bakanlığınca yayınlanan 2000/2 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi İç Genelgesinde
aşağıdaki açıklama yapılmıştır.
“Vadesi değerleme gününden sonra olan repo ve ters repo
işlemleri ile vadeli mevduat hesaplarına ilişkin olarak, değerleme gününe kadar
tahakkuk eden ve ticari kazancın tespitinde gelir olarak dikkate alınan faiz
tutarları üzerinden, ilgili dönem beyannamesinin verilmesi gereken sürenin
sonuna kadar tevkif edilmiş olan verginin, beyannameye ithal edilen gelire
isabet eden kısmı hesaplanan vergiden mahsup edilecektir.”
Bu açıklamalara göre vadesi bilanço gününden sonra ancak
beyanname verme döneminden önce dolan vadeli mevduat hesaplarına ilişkin kıst
olarak hesaplanıp gelir yazılan faizlere isabet eden stopaj gelir vergisi
kesintileri beyanname üzerinden hesaplanan gelir veya kurumlar vergisinden
mahsup edilebilecektir.
Ayrıca 67 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde
repo işlemlerinin de vadeli mevduatlar gibi değerlendirileceği açıklanmıştır.
Repo işlemi, kısa dönemli bir
menkul kıymetin
belirli bir dönem sonunda ilk satıcısı tarafından geri alınmasını öngören bir
satış işlemidir. Repoları diğer
para piyasası
araçlarından ayıran en belirgin özellik, bir menkul kıymetin gerçek vadesinin
alıcı ve satıcının ihtiyaçlarını karşılamak için kısaltılmasıdır.
İşlemin özelliği bu olmakla birlikte ters repo[3]
yapan işletmelerin amacı mevcut fonu bir süre bankada tutarak değerlendirmektir.
Bu nedenle ve özün önceliği kavramı gereğince repo işlemlerinin mevduat gibi
muhasebeleştirilmeleri gerekmektedir.[4]
Görüldüğü gibi repo işlemlerinin hangi hesap grubunda
raporlanması gerektiği hakkında vergi mevzuatı ve muhasebe ilkeleri arasında
fark bulunmamaktadır.
Dönem sonu değerlemesinde ise repo ve ters repoya konu menkul
kıymetlerin her zaman menkul kıymeti geri almakla yükümlü olan tarafından Vergi
Usul Kanununun 279 uncu maddesi çerçevesinde değerleme işlemine tabi tutulması
gerekmektedir.
III.2 Verilen Çekler ve Ödeme
Emirlerinin Değerleme İşlemleri
Türk Parası üzerinden düzenlenen verilen çekler ve ödeme
emirleri yazılı(İtibari) değerleri, yabancı para üzerinden düzenlenen ve dönem
sonu itibariyle ödenmemiş bulunan çekler ise Maliye Bakanlığınca yayımlanan
döviz alış kuru ile değerlendirilerek bilanço günündeki Türk Lirası karşılıkları
tespit edilir.
SPK düzenlemelerine tabi olan şirketlerin düzenledikleri çek
ve ödeme emirlerinden bilanço tarihi itibariyle ödenmemiş olan ileri tarihli
çeklerin vadeli bir borç olarak kabul edilerek reeskonta tabi tutulması
zorunludur. Reeskont tutarları ticari kar veya zararın tespiti aşamasında gelir
olarak dikkate alınıp, mali kar veya zararın tespiti aşamasında vergiye tabi
olmayan bir gelir olarak matrahtan indirilmelidir
IV. BANKALAR VE VERİLEN ÇEKLER
ÖDEME EMİRLERİNİN MUHASEBELEŞTİRİLMELERİ
Örnek1:
Finansal tablolarını 3 aylık dönemler halinde düzenleyen Ege Turizm A.Ş atıl
fonlarını değerlendirmek amacıyla 01-Kasım günü Ziraat Bankasında 50.000 TL
tutarında 3 ay vadeli mevduat hesabı açtırıyor. Bankanın 3 aylık mevduatlara
uyguladığı faiz oranının % 15 olduğu ve vade sonunda yatırılan paranın tahakkuk
eden faiziyle birlikte tamamının bankadan çekildiğini varsaydığımızda, dönem
sonunda ve vadenin dolduğu izleyen yılda yapılması gereken muhasebe kayıtları şu
şekilde olacaktır.
Dönem sonunda yapılması gereken kayıt;

Vade
sonunda yapılması gereken kayıt;

3 Aylık
Toplam Faiz 50.000*15*90/36.500 = 1.849
Önceki
Dönem Gelir Tahakkuku (-) = 1.233
Dönem Faiz
Geliri = 616
Örnek 2: İlk
örneğimizdeki Ege Turizm A.Ş, çok uygun fiyatlı bir yatırım fırsatını
değerlendirmek için vade sonunu beklemeden mevduat hesabını 11 Ocak günü
bozduruyor. Bankanın vadesiz mevduat hesaplarına uyguladığı faiz oranının % 2
olduğunu varsaydığımızda, yapılacak kayıtlar aşağıdaki gibidir.
Geçmiş
Dönem Sonunda Hesaplanan Vadeli Mevduat Faizi = 1.233
Geçmiş
Dönem Vadesiz Mevduat Faizi (-) = 164
Geçmiş
Dönem İptal Edilecek Faiz =
1.069

Örnek 3: İşletmenin
verilen çekler ve ödeme emirleriyle ilgili dönem sonu envanter çalışmalarında,
keşide (düzenleme) tarihleri izleyen yıla sarkan 173.000 TL tutarında ileri
vadeli çek ile, keşide tarihleri 30 ve 31 Aralık günleri olup, banka hesabında
karşılıkları olmasına rağmen bilanço tarihi itibariyle alacaklıları tarafından
henüz bankaya ibraz edilmemiş 27.000 TL tutarında çek bulunduğu tespit ediliyor.
Bu durumda
yapılacak kayıt;

Düzenleme tarihleri 30 ve 31 Aralık günleri olan ancak
bankada uygun karşılıkları olmasına rağmen 31 Aralık akşamına kadar alacaklıları
tarafından bankaya ibraz edilerek tahsil edilmemiş bulunan 27.000 TL tutarındaki
çeklerle ilgili olarak herhangi bir muhasebe kaydı yapılmaz. Bu tutar 31 Aralık
tarihli bilançoda banka mevcutlarını azaltıcı bir unsur olarak bankalar
hesabının altında eksi değerle yer alır ve işletmenin bankalardaki mevduat
tutarının net değerleriyle gösterilmesini sağlar.
(*)
KaraElmas Üniversitesi İBF Öğretim görevlisi
KAYNAKÇA
SEVİLENGÜL,
Orhan;2005,Genel Muhasebe, Gazi Kitabevi, Ankara
213 Sayılı
Vergi Usul Kanunu
6762
Sayılı Türk Ticaret Kanunu
67 Seri
Numaralı Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliği
2000/2
Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Kanunu İç Genelgesi
1Seri
Numaralı Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği
Seri XI,
No= 1 Sermaye Piyasasında Mali Tablo ve Raporlara İlişkin İlke ve Kurallar
Hakkında Tebliğ