Ozan USLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Yönetim Danışmanı
info@uslumusavirlik.com
ŞÜPHELİ VE DEĞERSİZ TİCARİ ALACAKLAR
Tarih: 03.10.2007
GİRİŞ;
Artan rekabet
koşullarında işletmelerin birincil hedefi satış yapmaktır. En az satış yapmak
kadar gayret isteyen, pek çok zaman da birincil hedeften daha önemli hale gelen
hedef ise alacakların tahsil edilmesidir. Son yıllarda pek çok işletmenin
gündemdeki konusu; satışın nerede başladığı - nerede bittiği olmaktadır. Tam ve
etkin bir satış kanaatimizce satış bedelinin tahsilinde sona ermelidir.
İçinde
bulunduğumuz ekonomik koşullar altında işletmelerin alacaklarını tahsil etme
konusunda sıkıntı yaşadığı gözlemlenmektedir. Sıkıntılı süreçten sonra kimi
zaman alacaklar tahsil edilemez hale gelir.
Yazımızda şüpheli ve değersiz ticari alacaklara değineceğiz.
1-
SÜPHELİ TİCARİ
ALACAKLAR;
Şüpheli
Ticari Alacaklar; Vergi Usul Kanununda, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel
Tebliğinde ve Sermaye Piyasası Kurulu Seri XI. Tebliğ de tanımlanmıştır.
a)MSUGT göre Şüpheli Ticari Alacaklar;
Ödeme süresi geçmiş bu nedenle vadesi birkaç defa uzatılmış veya protesto
edilmiş, yazı ile birden fazla istenmiş ya da dava veya icra safhasına
aktarılmış senetli ve senetsiz alacakları kapsar.
b)SPK Mevzuatına Göre Şüpheli Ticari Alacaklar;
"Şüpheli alacaklar,
çeşitli nedenlerle tahsil imkânlarının güçleşmiş olduğu tahmin edilen alacakları
ifade eder. İşletmelerin makul bir gerekçeye dayanarak şüpheli alacaklarını
tahmin etmesi ve bu alacaklar için karşılık ayırması şarttır.
Şüpheli alacaklar, işletmelerin önceki yıllarda tahsil edilemeyen alacaklarına
ilişkin veriler, borçlunun ödeme yeteneği, işletmenin içinde bulunduğu sektörde
ve cari ekonomik ortamda ortaya çıkan olağanüstü koşullar esas alınarak ve makul
bir gerekçeye dayanılarak tahmin edilebilir.
Bu yolla ayrılan karşılıkların neden olduğu giderler, vergi mevzuatı bakımından
aksine bir düzenleme olmadıkça, kanunen kabul edilmeyen gider niteliğindedir.
Makul bir sonuca ulaşmayı önleyen önemli belirsizliklerin var olması halinde,
şüpheli alacaklar, perakende satış yöntemi kullanılarak hesaplanır. Perakende
satış yöntemine göre, değerleme yapılan dönemden önceki iki hesap döneminde
vadesinde tahsil edilemeyen alacakların ilgili bulunduğu dönemlerdeki toplam
vadeli satışlara oranlarının ortalaması, değerleme dönemindeki vadeli satışlara
uygulanarak, tahmini şüpheli alacaklar hesaplanır."
c) Vergi Usul Kanununa Göre Şüpheli Ticari Alacaklar;
"Ticari ve zirai
kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla,
1.
Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,[1]
2.
Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu
tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük
alacaklar,[2]
Şüpheli alacak sayılır.
Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre
pasifte karşılık ayrıla(bilir).[3]
Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir[4].
Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde
kâr-zarar hesabına intikal ettirilir." [5](vuk md: 323)
2-
SÜPHELİ TİCARİ
ALACAKLARIN GELİR – GİDER / KAR- ZARAR HESAPLARIYLA İLİŞKİLENDİRİLMESİ;
Yazımızda ağırlıklı olarak şüpheli ticari alacakların gider hesaplarıyla
ilişkilendirilmesi üzerinde duracağız.
Değerlendirmemizi yaparken yukarıda yer alan VUK’nun 323. Maddesini
irdeleyeceğiz.
Vergi Usul Kanunu uyarınca bir alacağın şüpheli ticari alacak sayılabilmesi
için;
{Maddenin
ilk iki bölümü [1]-[2] oldukça açıktır.}
a)Öncelikle Ticari Ve Zirai kazancın elde ettirilmesiyle ilgili olması
gerekmektedir. Örneğin verilen bir hatır çeki sonucunda tahsil edilemeyen
alacağın şüpheli ticari alacak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
b) Alacak dava ve icra safhasında olmalıdır,
c) Alacak dava ve icra takibine değmeyecek kadar küçük ise; Borçluya yapılan
protesto olmalı ya da alacak yazı ile birden fazla kez istenmiş olması
gerekmektedir.
[3]. Bölümde
şüpheli ticari alacaklar için pasifte bir karşılık ayrılabileceğinden söz
edilmektedir. Maddenin sonraki kısmı dikkate alındığında bu ifadeden çıkan ilk
sonuç; şüpheli ticari alacaklar için pasifte karşılık ayrıla bileceğinden
hareketle; maddenin sadece bilanço usulüne göre defter tutan mükellefler ile
ilgili olduğudur.
Madde son kelimesi ile “… Ayırabilir” bir seçenek sunmaktadır.
Yani mükellef şüpheli ticari alacaklar için pasifte karşılık ayırabilir de
ayırmayabilir de. Seçim mükellefe bırakılmıştır.
Burada aklımıza gelen ilk soru; sunulan seçeneğin ne için sunulduğudur.
Söyle ki;
Acaba şüpheli ticari alacaklar pasifte bir karşılık ayrılmaksızın “ki
mükellefin bu konuda seçim hakkı var” gider olarak dikkate alınabilir mi?
Yoksa seçenek şüpheli ticari alacakların kar zarar hesabıyla
ilişkilendirilebilme koşulu olarak mı sunulmuştur.
Yani;
İhtimal 1 -
Şüpheli ticari alacaklar ancak pasifte karşılık hesabı açmak suretiyle kar/zarar
hesaplarıyla ilişkilendirilebilinir. Bunun bir hak olduğu düşünülürse dileyen
mükellefler karşılık hesabı açmak suretiyle bu haktan faydalanabilir.
İhtimal 2 - Tahsil
edilemeyen alacak, şüpheli ticari alacak niteliği taşıyorsa kar zarar
hesaplarıyla ilişkilendirilebilir, pasifte bir karşılık hesabı açmak ihtirayidir.
Burada ilgili maddenin ilerleyen bölümü irdeleyerek bir sonuca ulaşmak
durumundayız.
Maddenin son fıkrası [5] şüpheli ticari alacakların sonraki dönemlerde
tahsil edilmesi halinde, tahsil edildikleri dönemin kar zarar hesaplarıyla
ilişkilendirileceğini belirtmiştir.
Daha önceki dönemlerde karşılık ayırmak suretiyle gider olarak dikkate alınan
şüpheli ticari alacaklar tahsil edildiği dönemde gelir kaydedilmek zorundadır.
Söz konusu alacakların muhasebe tekniği
çerçevesinde takip edilmesi için mutlak suretle işletmenin mali tablolarında bir
iz’in kalması gerekmektedir. Bu iz de muhasebe kayıtlarında ayrılacak karşılık
hesabı ile mümkündür.
Yine ilgili maddenin {4]. Bölümü karşılığın hangi alacağa ait olduğunun
karşılık hesabında gösterilmesini emretmektedir.
Bununla birlikte; Yasanın bir önceki maddesi değersiz alacaklarla ilgilidir.
Değersiz alacaklar tahsiline imkân kalmayan alacaklardır. Bu madde değersiz
alacakların direkt sonuç hesaplarına intikal ettirebileceğinden söz etmektedir.
Değersiz alacakların tahsil imkanı kalmadığı için bilançoda karşılık ayrılmak
suretiyle ilerleyen dönemde tahsil edilip edilmediğinin kontrol edilmesine
yoktur.
Konu ile ilgili bir uyuşmazlıkta
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun E.
1996/220 K. 1998/32 kararında, şüpheli ticari alacaklara ayrılacak karşılıkların
bilanço kontrolü açısından önemini belirten aşağıdaki ifade geçmektedir,
[… Uygulamada; mahkeme ilamına veya bu nitelikteki belgelere dayanan alacakların
tahsilinde ve özellikle icra yoluyla tahsil edilen alacakların icra dairesinde
alınması sırasında, kendisine ödeme yapılacak kişinin ilgili olması yeterli
sayılmakta, bu kişinin vergi mükellefi olduğu düşünülmeden ve dolayısıyla
mükellefin işletmesiyle ilgili belgenin düzenlenerek icra dairesine verilmesi
aranılması yoluna gidilmeme suretiyle ödeme yapılmaktadır…]
Tahsil edilemeyen ve bunu sağlamak üzere dava veya icra takibine konu yapılan
alacakların tahsili kuşkuya düşmüş olduğundan, yasa yapıcı, bilanço esasına göre
defter tutan ticari ve zirai kazanç sahiplerine, dilerlerse bu gibi alacaklar
için pasifte karşılık hesabı adı altında düzenleyici bir hesap açmaları ve
ayırdıkları bu karşılıkları aktif toplamından düşmelerine olanak tanımıştır.
Böylece, şüpheli hale gelmiş alacak, karşılık hesabında izlenmiş ve tahsilât
yapıldığı takdirde kar-zarar hesabına intikal ettirilmiş olacaktır.
Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesi, seçimini bu yolda kullanmayan ve şüpheli
hale gelmiş alacağı için pasifte karşılık ayırmayan ticari ve zirai kazanç
sahiplerinin bu alacağı doğrudan zarara atmalarına olanak tanımamıştır.
Bir başka husus ise şüpheli ticari alacak için teminat alınmış ise karşılık
ancak teminat tutarını aşan kısım için ayrılabilir. Şayet teminat tutarı alacak
tutarına yüksek veya eşit ise karşılık ayırmak değildir.
Kamu kurum ve kuruluşlarından olan alacakların hiçbir zaman şüpheli duruma
gelmeyeceğinden hareketle; bu kurumlardan tahsil edilemeyen alacaklar şüpheli
ticari alacak sayılmamakta ve karşılık ayrılması suretiyle dönem kazancıyla
ilişkilendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Alacak ancak şüpheli ticari alacak niteliği kazandığı dönemde karşılık
ayrılabilir ve giderleştirilebilinir. Şayet alacağın şüpheli hale geldiği
dönemde karşılık ayrılmadıysa ilerleyen dönemlerde ayrılması mümkün
bulunmamaktadır.
Şüpheli hale gelen alacağın Katma Değer Vergisini ihtiva eden kısmı için
karşılık ayrılıp ayrılmayacağı tartışılmıştır.
Bu hususu yine kanunun ilgili maddesini ve ilgili genel tebliği irdeleyerek
aydınlatmaya çalışalım.
a)madde şüpheli ticari alacağı tanımlarken
["Ticari ve zirai kazancın elde
edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla…],
diyerek başlar,
b) devamında Ticari ve Zirai kazançtan doğan alacağın şüpheli hale gelmesi
halinde karşılık ayrılabileceğini belirtir.
Bu itibarla, uzun süre mali yazında genel kanı şüpheli alacağın hâsılattan
doğması gerektiği, dolayısıyla Katma Değer Vergisinin hâsılat ile
ilişkilendirilemeyeceği kanaatini hâsıl olmuştur.
Ancak; 334 Seri Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile konuya açıklık
getirilmiştir.
Tebliğde;
a)Katma değer vergisinin,
ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletmenin
alışları sırasında ödediği, işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve
doğrudan doğruya mal (veya hizmet) tesliminden (veya ifasından) kaynaklanan bir
alacak olduğu belirtilmiş olup,
b) Katma Değer
Vergisinden Kaynaklanan şüpheli alacaklara; ilgili dönem kayıtlarına girmesi ve
Katma Değer Vergisi beyannamesinde beyan edilmesi şartıyla karşılık
ayrılabileceği bildirilmiştir.
3-
DEĞERSİZ TİCARİ
ALACAKLAR;
Değersiz
ticari alacaklar Vergi Usul Kanunun 322. Maddesinde tanımlanmış olup; kazai bir
hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline imkân kalmayan
alacaklardır.
Bir alacak, değersiz alacak haline girdiği tarihte tasarruf değerini kaybeder ve
mukayyet kıymetiyle zarara geçirilerek yok edilir. İşletme esasına göre defter
tutan mükellefler de değersiz alacaklarını zarara geçirerek yok edebilirler.
Değersiz ticari alacağın şüpheli ticari alacaktan farkı artık tahsiline imkân
kalmadığının bir vesikayla tevsik edilmiş olmasıdır. Dolayısıyla değersiz
alacaklar için karşılık ayrılması söz konusu olmayıp doğrudan dönem
kar/zararının tespitinde gider olarak dikkate alınabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus alacağın ancak değersiz alacak haline
dönüştüğü dönemde kar/zarar hesabıyla ilişkilendirilebileceğidir. Aksi halde,
ilerleyen dönemlerde ilişkilendirilmesi mümkün değildir.
Aciz vesikasına bağlanan alacakların değersiz alacak sayılıp sayılmayacağı
konusunda farklı görüşler mevcuttur. Vergi idaresi aciz vesikasına bağlanan
alacakları değersiz alacak olarak kabul etmemekte ve karşılık ayrılmaksızın
zarara nakledilmesini kabul etmemektedir. Yani bilanço usulüne göre defter tutan
mükellefler için şüpheli alacak hükümlerine tabi tutulması gerektiğini öne
sürmekte, işleme esasına göre defter tutan mükelleflerin ise zarara intikal
ettirmesini kabul etmemektedir.
Ancak Danıştay; a)Alacağın dava açıldığı ve icraya başvurulduğu anda şüpheli
hale geldiğini, b) aciz vesikası ile alacağın tahsilinin imkânsız hale geldiği
c) aciz vesikasının borçlunun ancak ileride ödeme kabiliyeti elde ettiğinde
(ederse) alacağın tahsilini imkânlı kılan bir vesika olduğunu, d) bu belgenin
zaman aşımını durdurmasının alacağın değersiz sayılmasını engellemeyeceğini f)
dolayısıyla karşılık ayrılmaksızın zarar yazılabileceğini bildirmiştir.
SONUÇ;
Konuyu ve dikkat edilmesi gereken hususları maddeler halinde özetlememiz
gerekirse;
Şüpheli Ticari Alacaklar;
a)
Bir alacağın Şüpheli
Ticari Alacak Sayılmasının ilk şartı alacağın ticari ve zirai kazancın elde
edilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili olmasıdır.
b)
[Dava ve icra safhasında bulunan alacaklar] ile [yapılan protesto veya yazılı
ihtar ile birden fazla istenmesine karşın tahsil edilemeyen, dava ve icra
takibine değmeyecek derece küçük alacaklar] şüpheli ticari alacaklardır.
c) Şüpheli
ticari alacaklar, pasifte karşılık ayırmak suretiyle gider olarak dikkate
alınabilir,
d) Ayrılan
karşılığın hangi alacağa ait olduğu belirtilmek zorundadır,
e) Sadece
bilanço esasına göre defter tutan mükellefler şüpheli ticari alacakları için
karşılık ayırabilir,
f) Karşılık
alacağın şüpheli hale geldiği dönemde ayrılmalıdır, aksi halde ilerleyen
dönemlerde ayrılması mümkün değildir,
g) Hatır
çekleri vb. alacaklar (ticari kazancın elde edilmesiyle ilintili olmayan)
için karşılık ayrılması mümkün değildir.
h) Şüpheli
hale gelen alacağın Katma Değer Vergisine tekabül eden kısmı için de karşılık
ayrılabilir,
i) Teminata
bağlanan alacaklarda ancak teminat tutarını aşan kısım için karşılık
ayrılabilir,
j) Kamu
kurum ve kuruluşlarından olan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün değildir.
Değersiz
Ticari Alacaklar;
a) Tahsiline
imkân kalmayan alacaklar değersiz ticari alacaklardır,
b) Direkt
mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilebilir,
c) İşletme
esasına göre defter tutan mükellefler de değersiz alacaklarını gider
kaydedebilir
d) Aciz
vesikasına bağlanan alacaklar değersiz alacak olarak kabul edilir