Ozan USLU
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Yönetim Danışmanı
info@uslumusavirlik.com
AİLE ŞİRKETLERİ
Tarih: 14.09.2007
I.GİRİŞ:
Literatürde aile şirketleri ile ilgili pek çok tanıma rastlanmaktadır. Yapılan
tanımlamalar aile ve şirket kavramlarının içerdiği unsurların tanımlamayı yapana
arz ettirdiği önem sırasına göre değişiklik göstermektedir.
Biz
bir tanımlama yapmadan önce bazı istatistikî bilgileri aktarmayı uygun
görüyoruz.
|
Çeşitli Ülkelerde Küçük İşletmelerle İlgili Ekonomik Göstergeler |
|
Küçük İşletmelerin
Toplam |
A.B.D. |
Almanya |
Hindistan |
Japonya |
İngiltere |
Fransa |
İtalya |
Türkiye |
|
İşletmelere Oranı |
97.2 |
99.8 |
98.6 |
99.4 |
96.0 |
99.9 |
97.0 |
98.8 |
Yukarıda toplam işletmeler içerisinde küçük ve orta ölçekli işletmelerin oranı
gösterilmiştir. Yapılan araştırmalar küçük ve orta ölçekli işletmelerin büyük
kısmının aile şirketlerinden oluştuğunu göstermektedir.
ABD’de
kayıtlı şirketlerin %90’ı, İspanya’da %80’i, İtalya’da %95’i, İsviçre’de %85’i
ve Türkiye’de %95’i aile şirketidir.
Bu bilgiler doğrultusunda aile şirketlerini;
a-
ailenin iş kurmuş
hali,
b-
aileden bir
girişimcinin başlattığı sonraki kuşakların işin içinde yer alarak devam
ettirdiği işletme,
c-
sosyal açıdan aile
gibi olmuş kişilerin kurduğu ve devam ettirdiği işletme olarak tanımlayabiliriz.
Aile
şirketlerinde ana gaye işletmeyi bir sonraki kuşlaklara aktarabilmektir. Ancak
gerek Ülkemizde gerekse Dünyada aile şirketlerinin uzun ömürlü olduğu
söylenemez.
Yapılan araştırmalara göre; ABD’de yeni kurulan aile 100 şirketlerinin 40 ı ilk
beş yılda faaliyetini sonra erdiriyor. Geri kalan 60 şirketin 40 tanesi ise
birinci kuşakta ya iflas ediyor ya da el değiştiriyor. İkinci kuşağa geçebilen
şirket sayısı % 20 yi geçmiyor. Üçüncü ve sonraki kuşaklara geçebilen şirket
sayısı ise ancak % 3 lerde kalıyor. İngiltere, Almanya da da durum ABD den
farklı değil.
Türkiye ‘de 1983 ile 2000 yılı arasında 461.058 adet şirket kurulmuştur.
Bunların % 86,7 si Limited şirkettir. Bu şirketlerin pek çoğunun aile ve/veya
sosyal ilişkiler bakımından aile gibi olmuş kişilerce kurulmuş olduğu
söylenebilir.
İstatistikî bilgiler dışında da ülkemizde aile şirketlerinin yaygınlığı
aşikârdır.
Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliğinin Ticaret Sicil verilerine göre 2007 yılının
ilk 4 ayında 38.449 şirket açılırken 12.929 şirket kapanmıştır.
Bu
durum ülkemizde şirket ömürlerinin, şirketlerinin çoğunluğunun da aile şirketi
olduğunu düşünürsek aile şirketlerinin ömürlerinin ne denli kısa olduğunu
göstermektedir.
Öte
yandan; Gerek dünyada gerekse Ülkemizde en köklü şirketlerin aile şirketleri
olduğu bilinmektedir.
Ülkemizde en büyük 100 şirket sıralandığında ilk sıralarda aile şirketleri yer
almaktadır. Bu şirketlerden 4 tanesi dünyada en büyük 100 aile şirkete arasında
bulunmaktadır.
II.
AİLE ŞİRKETLETİNİN AVANTAJLARI – DEZAVANTAJLARI KURUMSALLAŞ(AMA)MA
Yukarıda açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere; aile şirketlerini sadece aynı
soy ismi taşıyan veya akrabalık ilişkisi olan kişilerin sahip olduğu işletmeler
olarak değil, uzun yıllar süren birliktelik neticesinde aile gibi olan
kişilerinde işletmelerini kabul ediyoruz.
Aile
şirketlerinin avantajlarını şöyle sıralayabiliriz.
Özellikle kriz dönemlerinde tek vücut olarak hareket edebilmeyi
başarabilmişlerdir.
Örneğin böyle bir dönemde ortaklar gelirlerinden kolaylıkla feragat edebilirler
tasarruf tedbirlerini kabullenebilirler.
Şirketin finansman ihtiyacı ailenin varlığından veya menkul gayrimenkul
varlıkları aracılığıyla fon temin edilmesi suretiyle çözülebilir.
Aile
içi liyakat iyi kullanıldığı takdirde karar alma süreci hızlı olur.
Geçmişten gelen ilişkiler doğrultusunda aile şirketlerinde örgüt kültürü çok
daha kısa sürede sağlanır. Kurum kültürü ile aile inanç ve değerleri
bütünleşeceğinden kurallar çok daha kolay benimsenir. Bu kurallar çerçevesinde
alınan kararlarda süreklilik sağlanması daha kolay olur.
İkinci
kuşak çocukluktan itibaren doğrudan veya dolaylı olarak işin içinde olduğundan
şirketin yaptığı işleri sektörü ve iş dünyasını iyi öğrenme fırsatı yakalar.
Yapılan araştırmalarda aile şirketlerinin temettü dağıtımında çok daha bonkör
davrandığı gözlemlenmiştir. “ Tabiî ki bu politika dezavantajlar arasında da
yer alabilir”
Aile
şirketi olmanın finansal, yönetsel, kültürel pek çok avantajı olduğu gibi
dezavantajları da vardır.
Genel
olarak tespitimiz şudur ki; aile şirketleri negatif durumlarda sosyal
ilişkilerin güçlü olması ve aile olma güdüsüyle kenetlenmekte, sorunların
üstesinden hep birlikte gelmeyi amaçlamaktadır. Ancak işlerin yolunda gittiği
veya işlerin büyültülmek istendiği durumlarda aile olmanın dezavantajları ortaya
çıkmaktadır.
Birinci kuşak ikinci kuşağa göre daha muhafazakârdır. Profesyonel yönetime
geçiş aşamasında zorluk çekebilirler. İşletmeyi çocuğu gibi görür ve üçüncü
kişilerin inisiyatifine bırakmada sıkıntı yaşarlar.
Geçmiş
dönemlerde izlenilen stratejiler ve taktiklerle ile başarı sağlanmıştır. Ancak
her geçen gün koşullar değişmektedir. Aynı taktik ve stratejilerle her zaman
başarı sağlanması mümkün değildir. İki kuşak ararında taktik ve strateji
tercihleri çatışma yaratabilir.
Aile
üyeleri aynı genlerden gelmekte olup benzer karakteristik özelikleri
taşıyabilirler. Bu zaman zaman bir konuya aynı bakış açısıyla bakılmasına neden
olur. Oysa pek çok karar alınırken farklı bakış açılarında ihtiyaç
duyulmaktadır. Bu noktada kurumsallaşma ve profesyonellerden destek alınması
önem kazanmaktadır.
Kimi
zaman aile çıkarları ile iş çıkarları çatışır. Çatışma motivasyonsuzluk ve iş
tatminsizliği yaratır. Örneğin; İşletmelerin kar dağıtım politikası vardır
(olmalıdır). Karın arttığı dönemlerde bireylerden bazıları daha yüksek temettü
dağıtılmasını, diğerleri ise karın işletmede bırakılmasını tercih edebilir. Yani
kişisel çıkarlarla işletme çıkarları çatışabilir.
Son
yıllarda kurumsallaşma kavramı her mecrada kullanılmaktadır. Kimilerine göre
şarttır kimilerine göre ise popüler bir yaklaşımdır.
Ülkemizde kurumsallaşma genellikle patronların işten ellerini çekmesi ve
yönetimi tamamen profesyonellere bırakması olarak algılanır. Kurumsallaşma
şirket yöneticilerin fiili çalışmaktan feragat etmesi olarak değil, diğer
çalışanlar ile kolektif işbirliği içinde çalışması olarak algılanmalıdır.
Kurumsallaşma işletmenin bir sistem haline dönüşebilmesi, sistemin parçalarının
ise görev ve rollerini iyi bilmesidir.
Genellikle küçük ölçekli aile şirketlerinde bir aile bireyi kişisel meziyetleri
sayesinde şirketi sırtlayıp götürebilir. Gerekli kurumsal yapı sağlanmadığı
taktirde şirket ömrü bu kişinin ömrü ile sınırlı kalacaktır.
Özellikle belirli montanın üzerindeki aile şirketlerinde; şirketin
kurumsallaşması ile ailenin kurumsallaşması paralel seyretmelidir. En yalın
ifadeyle ailenin kurumsallaşması; aile bireylerin bugün, kısa, orta ve uzun
vadede nerede ve hangi pozisyonda olmaları gerektiğinin yazılı olarak
belirlenmesi, aile anayasasının oluşturulması ile ilgilidir.
III.
TAVSİYELERİMİZ;
·
Şirket amaçları net
bir şekilde ortaya konulmalı, amaçlara uygun örgüt yapısı kurulmalıdır.
·
Şirket ortakları ve
yöneticilerinin görev ve sorumluluk alanlarını belirleyen yönetmelikler
oluşturulmalıdır
·
Personel, satın
alma, seyahat vb… yönetmelikler oluşturulmalıdır
·
Şirketin kar dağıtım
politikası ana sözleşmede usulen yer alan unsur olarak değil net bir şekilde
belirlenmeli
·
Şirketin tüm
ortaklarının en azından yılda bir kez bir araya gelmesini sağlayan şirket genel
kurulları usulen değil, belirli bir gündem dahilinde mutlaka yapılmalıdır.
(limitet şirketlerde genel kurul yapmalıdır)
·
Yönetim kurulu
toplantıları düzenli olarak yapılmalı ve kararlar yazılı olarak alınmalıdır
·
Eğitime önem verilmeli ve şirkette sürekli eğitim programları uygulanmalıdır.
·
İyi
bir muhasebe ve raporlama düzeni kayıt dışı işlemleri de içerecek şekilde
kurulmalıdır.
·
Şirket içerisinde iyi bir belge akış düzeni sağlanmalıdır