Doç. Dr. Mustafa SAKAL
Dokuz Eylül Üniversitesi
İİBF, Maliye Bölümü
Dr. Mustafa ALPASLAN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
m.alpaslan@windowslive.com
YANILTICI BELGE KULLANIMI KONUSUNDA İNCELEME ELEMANLARI
TARAFINDAN BİR İNCELEME RAPORUNDAN ÖTEKİNE YOLLAMA
SURETİYLE DÜZENLENEN RAPORLAR UYGULAMADA CİDDİ
PROBLEMLERE NEDEN OLMAKTADIR
Tarih:
11.07.2008
Uygulamada “naylon fatura” veya diğer bir deyimle “sahte
fatura” diye isimlendirmiş olduğumuz sahte veya
muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler tarhiyatlarda
dayanak açısından problem yaratmaktadır. Özellikle
kendisine düzenlenen bir rapor dolayısıyla bir başka
denetmen raporu ile veya başka bir inceleme elemanı
raporu dayanak gösterilerek vergi ve cezalı tarhiyatlar
yapıla gelmektedir. Özellikle VUK’nun 359. maddesine
göre, sahte belge, reel bir işlem veya durum olmadığı
halde sanki bunlar varmışcasına tanzim edilen belgeler
muhteviyatı itibariyle aldatıcı belge ise reel bir işlem
veya duruma dayanmakla birlikte bu işlemi veya durumu
mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı bir
şekilde gösteren belge olmaktadır. Örneğin, bir ton
kömür alarak ödediğiniz örneğin 500 YTL yerine
kömürcüden 2500 YTL lik belge alıp, bu gideri de
defterinize kayıtlandırdığınız takdirde yanıltıcı belge
kullanma eylemi gerçekleşmiş olacaktır. Yanıltıcı belge
kullanımından dolayı mükelleflere tarh ve tebliğ edilen
özel usulsüzlük cezaları dışında, hürriyeti bağlayıcı
ceza belgeler açısından farklılık arz edebilmektedir.
Bu nedenle, bu neviden belgelerin düzenleyen veya
kullananlar açısından tanzim edilen icra raporlarında
veya Cumhuriyet Savcılığı iddianamelerinde belli
ayrıntılara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu noktada
özellikle fiilin hangi cins belge içeriğinde
görüldüğünün veya değerlendirildiğinin kanıtları ile
ortaya konulması zorunludur. Uygulamada bu nev’i belge
kullanıcıları hakkında tanzim edilen “vergi inceleme
raporlarında” veya teknik rapor diye isimlendirilen
raporlarda yeterli özen gösterilmediğini söylemek
oldukça güçtür.
Örneğin, bir kurumlar vergisi mükellefinin bahsedilen
türde belgeler tanzim ettiğinin tespit edildiği
hallerde, onun hakkındaki raporlara yollama yapılarak bu
mükelleften belge alan tüm mükellefler için genellikle
sadece söz konusu belgenin deftere işlendiğini tespit
eden bir tutanağa istinaden, taraflar arasındaki ilişki
dikkatlice inceleme konusu yapılmadan şablon raporlar
üretilmekte ve çoğaltılmaktadır. Adı geçen mükelleften
belge alanlara yalnızca diğer rapora atıf yapılarak
yazılan bu raporlar tebliğ edilmekte, ancak belgeyi
düzenleyen kişi hakkında düzenlenen ve belgelerinin
neden sahte veya yanıltıcı belge olarak baz alındığını
açıklayan yollama yapılan rapor tebliğ edilmemektedir.
Bu nokta, vergi idaresinin bireylere karşı bütün
işlemlerini “gerekçelendirme mecburiyetini” ihmal ve
ihlal etmektedir. Diğer raporlara yollama yapılarak
tanzim edilen raporların, atıf yapılan rapor
iliştirilmeden tebliğ yoluna gidilmesi VUK’nun vergi ve
ceza ihbarnamelerinin tebliğinde bu ihbarnamenin
dayanağını oluşturan inceleme raporu veya yoklama fişi
veya takdir kararlarının da tebliğ edilmesini zorunlu
kılmaktadır. İhbarname ekinde bu tür dayanakların
iliştirilmeyişi tarhiyatı kusurlandırdığı gibi tarhiyatı
düşürücü bir neden olarak da yüksek mahkeme tarafından
kabul edilmektedir(1).
Böylece, yollama sonucu yapılan raporlar iliştirilmeden
yapılan tebliğ işlemleri, işlem temelinin saklanması
gibi, ceza bakımından ise suçu oluşturan bütün
unsurların tespitlenerek ve kanıtlandırılamaması
sonucunu beraberinde getirmektedir. Bilindiği gibi,
temel ceza hukukunda cezayı gerektirir fiil, bütün
unsurlarıyla beraber tespit edilerek fiilin tamamlanması
sonucu ancak ceza söz konusu olabilmektedir. Başka bir
deyimle, cezayı gerektirir fiiller maddi ve manevi
unsurları ile birlikte tespit edilmeden ceza
kesilemeyecektir(2).
Durum böyle olunca mükelleflerin yargı aşamasında
savunma hakları daraltılmakta ve vergi ceza yargısında
doğal olarak hakim, atıf yapılan raporlara ulaşmakta
zorlanmaktadır. Bu zorlanma sonucunda süreç ve
yargılamalar uzun uzadıya yıllarca devam etmektedir.
Yollama yapılan raporla, belgelerin niçin ve neden
sahte veya içerik itibariyle aldatıcı kabul edildiğinin
işlemlere taraf olan kişi ve kişiler ile hakimler
tarafından bilinmesi, işlemlerin hukuka uygunluğunun
temini ve dolayısıyla da çağdaş hukuk devleti ilkesinin
pratiğe yansıtılması açısından önem taşımaktadır. Bu
noktada, yollama yapılan raporun tebliğinin yapılamayışı
(veya tebliğ edilmeyişi) vergi mahremiyeti gibi veya
başka gerekçelerle yeterince cevaplandırılamayışı
hukuki görülmemektedir. Yine bu konuda üzerinde
durulması gereken bir başka husus; sahte veya yanıltıcı
belge tanzim ettiği ileri sürülen kişi ile bu
belgeyi kullanan kişi arasındaki münasebet birçok
açıdan incelenmeden yalnızca yollama yapılarak mesele
savuşturulmaktadır. Oysaki, atıf yoluyla yazılan raporun
eklenmesi zorunludur. Komisyon mukabilinde fatura
düzenlediği iddia edilen bir kişinin bile kestiği bütün
faturaların bu içerikte olup olmadığını, yanılgınlığı
ileri sürülen faturaya bağlı mal hareketlerini
kanıtlayan sevk, taşıma irsaliyelerinin olup
olmadığının, para hareketini kanıtlayan dekont veya
çeklerin vb. belgelerin olup olmadığının ve diğer
taraftan olayla ilgili alıcı beyanlarının ve envanter
defterlerinin mal veya hizmetin sonucu ile ilgili ayrıca
irdelenmesi zorunludur.
Yollama yapılan rapordaki düzenlenen belgelerin
yanıltıcı veya sahte olarak nitelendirme sebebi, aslında
birçok halde sadece belge düzenleyen hakkında işlem
yapılmasını gerektirmekte, taraftalar arası ticari
ilişki ayrıca incelenmeden belgeyi kullanan hakkında,
işlem yapılmasını mümkün kılmamaktadır. Örneğin
belgeyi düzenleyenin adresinde bulunamaması, defter
ve belgelerini ibraz etmemesi, KDV beyannamelerini
vermemiş olması veya sadece vergi incelemesi yapma
yetkisi bulunmayan kolluk kuvvetleri tarafından alınan
ifadeye dayanılması sebebiyle düzenlenen raporlar bu
niteliktedir ve bu raporlara atfen inceleme raporu
düzenlenmesi olanaklı değildir. Danıştay’ın artık
yerleşik hal aldığı ifade olunabilecek içtihatları da
bunu zaten göstermektedir.
Yargı
organları, atıf yapılan raporları getirtmekte, bu
raporları da inceleyerek adli gerçeğe ulaşmaya
çalışmaktadırlar. Ancak genellikle mahkemelerce
getirtilen bu raporların birer örneği, davacı tarafa
tebliğ edilerek, diyecekleri, yani savunması
alınmamaktadır. Zira, idari yargılama usulünde yargıcı
buna zorlayacak bir düzenleme yoktur. Bu ise "adil
yargılanma" ilkesi ve davada tarafların "silahlarının
eşitliği" ilkelerini ihlal emektedir(3).
Sonuç
olarak, gerek vergi yargılamasında ve gerekse vergi ceza
yargılamalarında iddialarla ilgili raporların gerçeği
yansıtması ve kanıtlayıcı belgeler ve ekler taşıması
zorunludur. Bu bağlamda idare ile vergi
yükümlülerinin haklarını telif edici ve eşit silahlar
ilkesine uygun olarak tarafların yargılama süreçleri
devam ettirilmelidir(4).
(1)
KIZILOT Şükrü, “vergi ihtilafları ve çözüm yolları”,
güncellenmiş 14. Baskı, yaklaşım yayınları, 2008,
s.776-778
(2)
Dnş.
4. D. 13.4.1999 gün ve E:1998/1270-K:1999/1323 sayılı
karar. Bkz. Yaklaşım Dergisi, Ekim 1999, s.194
(3)
DOĞRUSÖZ Bumin, “Atıf Yolu ile Hazırlanan Raporlar”,
19.6.2008 günlü Referans Gazetesi.
(4)
ALPASLAN Mustafa – SAKAL Mustafa, “Vergi Ceza
Davalarında Vergi Tekniği Raporu Dayanak Olarak Kabul
Edilebilir Mi?” Terazi Hukuk Dergisi, Yıl:3, Sayı:20,
Nisan, 2008, s. 379-380. Ayrıntılı bilgi için Bkz.
ALPASLAN Mustafa- SAKAL Mustafa, “Vergi Hukuku
Uygulaması – I”, Makale/İnceleme ve Yorumlar, İzmir,
Ocak, 2008