Bilindiği üzere; 4369 sayılı
Kanun'la, 01/01/1999
tarihinden geçerli olmak
üzere Vergi Usul
Kanunu'ndaki ceza
hükümlerinde bazı
değişiklikler yapılmış ve
kaçakçılık suçları ile bu
suçlar için hükmolunacak
hapis cezalarına yeniden
düzenlenen 359'uncu maddede
yer verilmiştir. Bu
düzenlemede; kasıt unsuru
taşıyan ve aynı zamanda
nitelikli fiiller kaçakçılık
suçu olarak belirlenmiş ve
"sahte veya muhteviyatı
itibariyle yanıltıcı belge
düzenlenmesi" veya "bunların
kullanılması" da kaçakçılık
suçları arasında
sayılmıştır.[1]
Söz konusu yasa hükmüne
göre, “sahte belge” hakiki
bir işlem veya durum
bulunmadığı halde bu
işlemler yapılmış gibi
düzenlenen faturalar ise,
irsaliyeler vb. belgeler
içeriği itibariyle yanıltıcı
belge sayılabilmektedir.
Sahte belge olsun veya
muhteviyatı itibariyle
yanıltıcı belge olsun her
iki belgede de kullanma
veya düzenleme fiilleri önem
taşımaktadır. Bir
tüccarın sahte belge
kullanması halinde bu
durumun vergi tekniği
raporu ile saptanması
zorunludur. Vergi tekniği
raporu ile saptanan bu
durumdan dolayı kullanıcı
veya düzenleyici kimseler
özel esaslara alınmaktadır.
Ve aynı zamanda 3 kat
vergi ziyaı cezası
kesilmesi durumunda asliye
ceza mahkemesine sevk
edilmektedir. Bir kat
kesilen vergi ziyaı cezası
kesilmesi halinde olay
tarhiyat öncesi uzlaşmaya
konu edilmesi halinde ceza
mahkemesinde yargılama yolu
yoktur. Dolayısıyla bir
kat kesilen vergi ziyaı
cezalarında 213 sayılı
VUK’nun 359. maddesi hükmü
uygulanmamaktadır.[2]
Diğer taraftan, sahte belge
kullanma veya düzenleme
fiillerinde kasıt unsuru da
ön plana çıkmaktadır. TCK
md. 27 hükmüne göre suçun
oluşumunda kastın varlığına
bağlı olup olmadığı
araştırılmaktadır. 213
sayılı VUK’a bağlı olarak
yayımlanan 306 Seri Nolu
Genel Tebliğ hükümlerine
göre vergi müfettişleri
düzenledikleri vergi
inceleme raporlarında bu
durumun tespitini
yapmaktadırlar. 306 Seri
Nolu Tebliğ bu anlamda vergi
müfettişinin kanaatini
ortaya koymaktadır.
Bilerek ve isteyerek sahte
belge kullanımı hakkında
raporda yer alan hükümden
yola çıkılarak olay ceza
mahkemesine sevk
edilmektedir. Vergi
müfettiş raporunda
mükellefin bilerek veya
isteyerek sahte fatura
kullanmadı hakkında
raporun hüküm fıkrası
verilmişse bu durumda
mükellefe ceza mahkemesi
yolu gözükmez. Tarhiyattan
önce uzlaşma ile konu
uzlaşmaya taşınabilir.[3]
Son yıllarda, mali idare
birçok mükellefi 2010/2
sayılı İç Genelge
hükümlerine göre özel
esaslara alarak KOD 4 diye
isimlendirilen listede
takip etmektedir. KOD’a
giren mükelleflerden mal
veya hizmet alan birçok
mükellef otomatik olarak
“sakıncalı mükellefler”
grubunda yer alıp, vergi
inceleme riskine maruz
kalmaktadır. Hatta bu
mükelleflerle ilgili olarak
bağlı bulundukları vergi
dairesi kullandıkları
sahte fatura suçlaması
nedeniyle KDV
beyannamelerinin geriye
doğru düzeltilmesi ilgili
vergi dairesi tarafından
yazılı olarak istenmektedir.
Düzeltme işlemi bazı
hallerde salt KDV
beyannamesi ile sınırlı
kalmayıp diğer gelir,
kurumlar, geçici
beyannameleri de inhisar
etmektedir. Geldiğimiz
noktada Türkiye’de özel
esaslara girmeyen
mükellef nerdeyse
yoktur. Ticari ve mali
yapının yeniden
düzenlenmesinin gerektiği
şu günlerde KOD uygulamaları
ile ilgili vergi
idaresinin, vergi denetim
kurulunun piyasayı
rahatlatıcı yönde
düzenlemeler yapması
zorunlu hale gelmiştir.
Aksi takdirde, KOD
uygulamalarından dolayı ve
özel esas uygulamaları
nedeniyle ticari ve mali
yapı neredeyse felç
olmaktadır.
[1] Bkz.
İzmir 1. Vergi
Mahkemesi kararı
25.09.2012 gün ve
E:2012/473-K:2012/1200
sayılı kararları.
Bu kararda, vergi
tekniği raporu ile
sahte fatura
kullandığı iddia
edilen bir mükellef
hakkında yapılan 3
kat vergi ziyaı
cezalı tarhiyat
iptal edilmiştir.
[2] 6111
sayılı yasaya göre
(sahte fatura
kullanımı nedeniyle)
matrah arttıran
mükellefe cezalı
tarhiyat
yapılmayacağı
şeklinde İzmir 2.
Vergi Mahkemesinin
23.03.2012 gün ve
E:2011/1004-K:2012/267
sayılı kararları ile
yapılan cezalı
tarhiyat iptal
edilmiştir.
[3] Bkz.
VUK GT Seri No 306