YAZARLARIMIZ
Dr. Mustafa Alpaslan
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
m.alpaslan@windowslive.com



Vergi Hukuku Uygulamasında Yeni Kavramlar: İkincil Amme Borçluluları, Potansiyel Amme Borçluları ve Gizil Kamu Vergi Borçluları Kimlerdir?

 

 

Tarih: .18.05.2017

Son yıllarda, gerek akademik çevrelerde ve gerekse  vergi hukuku ile meşgul olan çevrelerde  bizzat borçlu mükelleflerden başka,  6183 sayılı kanun hükümlerine göre borçlu gibi muamele gören ikincil borçlular veya  potansiyel amme borçluları gibi kavramlar  kullanılagelmiştir.  Özellikle, değerli vergi hukukçusu sayın Akın Gencer ŞENTÜRK dostumuz ile  zaman zaman  “potansiyel kamu borçluları”, “gizil amme borçluları”, “ikincil  amme borçluları”,  “asli amme borçluları”, “fer’i amme borçluları” gibi   kavramlar üzerinde  tartışmalar  yapmaktayız.  Esasen, sevgili Akın tarafından   gizil amme borçluları kavramı  tartışmaya açılmıştır.

6183 sayılı kanun uygulamasında  özellikle amme borçluları tarafından ödenmeyen kamu borcu ile ilgili olarak  mükellef dışında  bazı kimseler  gerek şahsi mükellefiyetleri nedeniyle borçlu bulunan,  gerekse de kanuni temsilcilik  yada şirket ortaklığı sıfatları gibi “ikincil sorumlulukları” nedeniyle borcu bulunan kişiler amme borcunun ödenmesinden sorumlu tutulmaktadırlar.[1] İşte asıl amme  borçlusu yerine geçerek amme alacağının, alacaklı vergi idaresine karşı ödenmesinden sorumlu olan kişilere potansiyel borçlular diyebiliriz.[2]

Diğer taraftan,  alacaklı vergi dairesi  vergi alacağını belli bazı hallerde teminat altına almak için  daha  amme borcu kesinleşmeden ihtiyati haciz  veya ihtiyati tahakkuk gibi önlemlere başvurabilir.[3] Bu gibi özel durumlarda da asıl amme borçlusu yerine  şirket ortakları veya kanuni temsilcileri üzerine yurtdışı çıkış yasağı uygulanabilmekte,  ortakların veya şirket müdürlerinin mal varlıkları üzerine  ihtiyati haciz  yapılabilmektedir.  Hatta, ihtiyati haciz veya tahakkuk uygulamaları sonucunda bizzat şirketin, şirket ortak veya kanuni temsilcilerinin  kişisel banka hesaplarına blokajlar konulabilmektedir.[4]  Hatta, ikincil amme borçlusunun asıl şirketin vergi borcu dolayısıyla, kişisel otomobil veya özel menkul veya gayrimenkul mallarına kadar haciz uygulanabilmektedir. 

Kimi zaman, asıl amme borçlusunun  menkul veya gayrimenkul mallarını korumakla  güvenilir kişiler de (yed-i eminler)  bazı durumlarda amme borçlusu gibi işlem görerek,   tıpkı amme borçlusu gibi, alacaklı vergi dairesine borçludurlar.[5]  Borçlular,  zilyedler, güvenilir şahıslar kendilerine teslim edilen malları,  alacaklı kamu idarelerince  yapılacak ilk talep üzerine  derhal ve  kendilerine  teslim edildiği zamandaki  durumları ile geri vermek zorundadırlar.   Aksi halde,  bu kişilerin kendilerine teslim edilen  mal miktarı kadar ve ayrıca da  hukuki ve cezai  sorumlulukları da bulunmaktadır.[6]

Gelir idaresinin vergi yükümlülerine  çeşitli hallerde  icra, haciz, teminat isteme, aciz hali, mükellefin iflasını talep etme, konkordatoyu kabul etmeme, menkul veya gayrimenkul mallarını satışa çıkarmak gibi  yetkileri kullanabilir.  Örneğin, ihtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz veya  hazine alacağının ortadan kaldırılmasına yönelik tasarrufların iptali gibi mal kaçırmaya yönelik tasarrufları da iptal ettirebilir.  Örneğin, bir mükellefin  borçlu olduğu  halde bu vergi borcunu ödemek yerine, sahibi olduğu menkul ve gayrimenkul malları vergi dairesinden gizlice satarak, mallarını kaçırması gibi hallerde  bu satış işlemleri iptal ettirilmektedir. [7]

Özetlemek gerekirse, ülkemizde olduğu gibi, diğer ülkelerde de   mükellefler hakkında yapılabilecek işlemlerin  birer birer yasalarda sayılmasının  pek açık bir nedeni vardır. Vergi, kuşkusuz idare ile mükellef arasındaki bir alacak-borç ilişkisidir.  Ama bu,   ikili kişiler arasındaki  alacak-borç ilişkisinden mahiyet itibarıyla farklıdır. Kişiler arasındaki  alacaklılık- borçlulukta alacaklının amacı, yalnızca alacağını tahsil etmektedir. Alacak tahsil edildikten sonra borçlunun içine düşeceği durum, alacaklıyı hiç mi hiç ilgilendirmez.

 Oysa, vergi borcu ilişkisinde alacaklı idarenin amacı, alacağı tahsil ettikten sonra dahi borçlunun zor durumda kalmamasını  gözetmektir. Sebebi, kaynağı kurutmamak, onun devamlılığını sağlamaktır.  Bu yüzdendir ki, yasalarda haciz sırasında dahi alacaklı-borçlu dengesinin gözetilmesi, zor durumda taksitlendirme, tecil, mühlet verme, belirli hallerde terkin,  nihayet teferruğ bu amaçla kabul edilmiştir.[8]

Modern maliye anlayışında da, “vergi kanunlarının mükelleflere mümkün olduğu kadar kolaylık, gereği kadar şiddet getirmesi” ilkesi bu  yüzden benimsenmiştir.

İkincil amme borçlularının  sorumlulukları esasında,  ana borçludan bir farkı  bulunmamaktadır. Bu nedenle, vergi borcunda  potansiyel borçluluk önümüzdeki günlerde hayli önem  taşıyacak  gibi gözükmektedir.


[1] 6183 sayılı AATUHK’nun md. 35 ve  mük. md.35

[2] ŞENTÜRK A.Gencer, “Hukukçu Gözüyle Vergi Uygulamaları”, Fikirler-Görüşler-Çözümler, Etki Yayınları, 3. Baskı, İzmir 2009.

[3] 6183 sayılı yasa md.9-13 ve  bkz. 213 sayılı VUK md. 344-359

[4] Tahsilat Genel Tebliği Seri: A, Sıra No:1,2. Bazı hallerde  amme borçlusu yerine kefil veya  güvenilir şahıs borçlu olarak kabul edilmektedir.  6183 sayılı yasa md. 79 hükümlerine göre de amme borçlusu ile  ilişkili olan ve borçlu mükellefin üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakları haczedilebilmektedir.

[5] 6183 sayılı yasa md. 57, bkz. 213 sayılı VUK md.11, bkz. 6183 sayılı yasa md. 83

[6] TCK md. 289

[7] 6183 sayılı kanun md.29, Burada borçlu kişinin  yapmış olduğu satışlar  borcun  vadesinden itibaren  2 yıl geriye doğru gidilerek  yapılan satış işleminin iptali  söz konusudur.  Ayrıntılı açıklamalar için bkz.   ALPASLAN Mustafa – SAKAL Mustafa, “Vergi Hukuku Uygulaması”, 8. Bölüm,  Ocak 2008, İzmir, s.345-352

[8] ARIKAN Vural, “Hayırlı İşler Beyler”, Tekin Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul, 1986, s.115-117.

               

 

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
 

GÜNDEM