Dr. Mustafa ALPASLAN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
m.alpaslan@windowslive.com
MÜKELLEFİN
ÖLÜMÜNÜN MALİ VE HUKUKİ NETİCELERİ
Tarih:
10.06.2009
Bilindiği gibi, ölüm halinde vergisel yönden yapılması
gerekli işlemler murisin yani ölen kişinin durumuna göre
farklılık arz etmektedir.
Ölüm halinde mükellefin ölüm tarihi itibariyle işini terk
ettiği kabul edilmektedir.
Bu gibi durumlarda mükellefin mirasını reddetmemiş,
yasal mirasçılarına bir takım görevler düşmektedir.
Mirası kabul etmek istemeyen mirasçılara göre,
mirası üç ay içerisinde reddetmelidir. Aksi halde,
miras kabul edilmiş sayılmaktadır. Böylece, üç aylık
süre içerisinde varisler tarafından bu tercih
kullanılmalıdır.
Üç aylık süre yasal mirasçılar için mirasçı
olduklarını daha sonra öğrendiklerini kanıtlamadıkları
sürece miras bırakanın ölümünü; vasiyetname ile atanmış
mirasçılar için miras bırakanın tasarrufunun kendilerine
resmen tebliğ edilerek bildirildiği tarihten itibaren
çalışmaya başlayacaktır. Kanun hükmü gereği olarak,
mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine
şifahi veya yazılı olarak beyan ile yapılmalıdır.
Mirasın reddi kayıtsız ve koşulsuz olması
gerekmektedir. Sulh hakimi, sözlü veya yazılı red
beyanı bir tutanak ile tespit etmek zorundadır. Süresi
içerisinde yapılmış olan red beyanları, mirasın açıldığı
yerin sulh mahkemesince özel bir deftere yazılır ve
reddeden mirasçı isterse kendisine bu red beyanını
gösteren yazılı belge verilmektedir.
Buna
göre, yasal süresi içerisinde mirası reddetmeyen varis,
mirası kayıtsız şartsız kabul etmiş olmaktadır.
Vergi
yasaları uyarınca ölüm durumunda vergi cezası
kendiliğinden düşmektedir.
Ölen kişinin kendi fiilinden kaynaklanan suçlarla ilgili
olan ve vergi yasalarına aykırı eylemlerin gerektirdiği
cezalar ölüm halinde ceza kesilmemekte, şayet ceza
kesilip kesinleşse dahi bu cezalar da düşmektedir.
Ölüm
durumunda ölen kişinin kendi fiili ile ilgili olarak;
a)
Adına
tarh edilmiş veya tebliğ edilmiş veya tahakkuk etmiş
vergilerle ilgili olarak kesilmiş vergi (vergi ziyaı,
usulsüzlük ve özel usulsüzlük) cezaları,
b)
Ölümünden sonra ikmalen, re’sen veya idarece yapılacak
tarhiyatlara ilişkin olarak kesilecek vergi ziyaına
bağlı cezalar ile usulsüzlük cezaları,
düşer.
Gerçek kişi mükellef ve sorumlularda açık olan bu
hüküm şahıs ortaklıklarında ortaklık adına kesilecek
cezalardan murisin payına düşen kısım için tereddüt
doğurmaktadır. kollektif ve adi komandit şirketlerde
ortaklık kazancının düşük beyan edilmesi halinde vergi
ortaklar adına tarh edilirken ceza ortaklık adına
kesilmektedir.
Keza adi ortaklıklarda KDV açısından verginin
ödenmesinden müteselsilen sorumlu olmak üzere ortakların
herhangi birisi tarhiyatın muhatabı kabul edilmektedir.
Ortaklıklar adına kesilecek cezalarda ortaklardan
birinin ölümü halinde ortağın payına isabet eden ceza da
düşecektir. Ancak bu durum kolektif ve adi komandit
ortaklıklarda gelir vergisi açısından geçerli olup KDV
ve gelir vergisi tevkifatı açısından önemi yoktur. Adi
ortaklıklarda ise ortaklık adına kesilmesi gereken
cezaların tamamında ölen ortağın payına isabet eden ceza
düşmektedir.
Sermaye şirketleri ve diğer kurumlar vergisi
mükelleflerinde ceza tüzel kişilik adına kesildiği için
ortaklardan birinin veya bir kaçının ölümü cezayı
kaldırmaz.
Cezanın ölüm tarihinden önce kesilmiş olmasının
veya ölümden sonra yapılan incelemeler üzerine kesilecek
olmasının önemi yoktur. Hatta vergi idaresi ölüm
tarihinden sonra mirasçılar tarafından uzlaşılıp ödenen
cezanın bile red ve iade edilmesi gerektiği
görüşündedir.
Ölüm halinde VUK’nunda yazılı cezalardan sadece
vergi cezaları düşer. Uygulanacak safhaya gelmiş işyeri
kapatma cezasının para cezasına çevrilmesini talep eden
mükellefin ödeme süresi içinde vefat etmesi halinde bu
ceza da düşer.
Ölen mükellefin işyeri kapatılmamışsa, işyeri kapatma
cezası mükellefe değil işyerine uygulanan bir ceza
olmasına rağmen, uygulanacak safhaya gelen bu ceza da
uygulanmaz.
Kaçakçılık fiilleri nedeniyle hükmolunacak
hürriyeti bağlayıcı cezalar ise 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunun “Sanığın veya hükümlünün ölümü” başlıklı
64. maddesine istinaden kalkmaktadır.
Söz konusu madde “Sanığın ölümü halinde kamu
davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği
itibariyle müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler
hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine
hükmolunabilir. Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz
edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak,
müsadere ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden
önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.”
hükmünü ihtiva etmektedir. Bu durumda kaçakçılık fiili
işleyen kişi adına hükmolunan cezanın adli para cezasına
çevrilmesi halinde ölümü ile bu para cezası da
kalkmaktadır.
VUK md.
16 hükmüne göre, vergi yasalarında hüküm olmayan
durumlarda ölüm dolayısıyla mirası reddetmemiş kanuni
mirasçılara geçen ödevlerin yerine getirilmesinde
bildirim ve beyanname verme sürelerine “üç ay”
ilave edilmektedir. Aynı şekilde, 6183 sayılı
AATUHK’nun 7. maddesi hükmü uyarınca borçlunun ölümü
durumunda mirası reddetmeyen varisler hakkında da
yukarıda yer alan hükümler aynen uygulanacaktır.
Dolayısıyla, Türk Medeni Kanununa göre murisin mirası üç
ay içinde reddedilebilir. Yasal süre içinde mirası
reddetmek için sulh mahkemelerine başvurmayan mirasçılar
ise mirası kayıtsız şartsız üstlenmek ve kabul etmek
zorunda kalacaktır. Reddedilmeyen miras için ise,
alacaklı kurum ve kuruluşlar yasal takibata geçebilir.
Diğer
taraftan, mirası reddeden kanuni ve mansup mirasçılar
hakkında, murisin vergi borcu dolayısıyla takip
yapılamayacağına ilişkin yüksek mahkeme tarafından
verilmiş bir kararda bulunmaktadır.