1- GİRİŞ
Kıdem tazminatları ile
ilgili olarak GVK’nunda iki düzenleme bulunmaktadır.
GVK Madde 25/7:
1475 ve 854 sayılı Kanunlara göre ödenmesi gereken
kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Kanuna göre
ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını
aşmayan miktarları (hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat
sayılmaz); … Gelir Vergisinden müstesnadır.
GVK Madde 40/3: İşle
ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine
istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar; ….Safi kazancın tespit
edilmesinde indirim olarak kabul edilir.
Tartışma konusu olan husus
şudur; Kanun metinlerinde geçen “ödeme” kavramı, sadece
“nakden” ödeme olarak mı değerlendirilmelidir, yoksa “hesaben”
ödeme olarak ta değerlendirilebilir mi? Yani, ödeme cari hesap dönemi
içinde olmayıp ertesi hesap dönemi içinde olursa, ancak, cari dönemde
işçinin işten çıkarılması ve kıdem tazminatı hakkı tahakkuk ederek
kesinleşmişse, cari dönemde gider yazılabilir mi yoksa ertesi dönemde mi
(fiili ödemenin yapıldığı dönem) gider yazılacaktır?
2- KONU HAKKINDAKİ
GÖRÜŞLER
2.1. Kıdem tazminatı
çek ve senetle ödenebilir mi?
İşçi ve işverenin
uzlaşmaları durumunda, kıdem ve ihbar tazminatının çek veya senetle
taksitler halinde ödenmesi olanaklı bulunmaktadır. Kıdem tazminatının
taksitlendirilerek ödenmesi halinde, gecikme faizleri ödeme tarihleri
dikkate alınarak hesaplanır. Yargıtay'a göre, işçi taksitler halinde
ödenen kıdem tazminatı için geçmiş günler faizi isteyebilir. Ancak, bu
istemde bulunabilmek için ödemelerin ihtirazi (çekince) kayıt konularak
alınmış olması gerekir. Yargıtay bir kararında (Yargıtay 9. H.D.
E.1988/552,K. 1988/2731,T.8.3.1988) kıdem tazminatının taksitle ödenmesi
halinde ihtirazi kayıtla alınan kısımlar için iş sözleşmesinin sona
erdiği tarihten itibaren faiz istenebileceğini hükme bağlamıştır.
Yargıtay, kıdem tazminatının
geç ödenmesi nedeniyle faiz talebine ilişkin davalarda, Borçlar
Kanunu'nun 113. maddesi uyarınca asıl borç ödeme ile sona ermiş
olduğunda, önceden işleyen faizleri talep hakkı saklı tutulmamış ise bu
faizlerin istenemeyeceğini kabul etmiştir. Yargıtay'ın bir kararında
(Yargıtay 9. HD. E.2004/100, K.2004/8521, T. 15.4.2004) ibranamede
vadeli de olsa çek ile ödemeyi kabul ederek faiz talebinden
vazgeçmesinin geçerli olduğu, üç ay sonra faiz talep hakkından vazgeçme
iradesini geri almasının BK. 113/2. maddesi uyarınca faiz istenme
hakkını saklı tutma olarak nitelendirilemeyeceği, kıdem tazminatı hakkı
doğduktan, yani fesihten sonra verilen ibranamenin geçerli sayılacağı,
belirtilmiştir.
2.2. GVK Madde
40/3’de açıklanan zarar, ziyan ve tazminatların ödenmesi ile ilgili
olarak belirtilmesi gereken en önemli nokta ise; maddede sayılan zarar,
ziyan ve tazminatların gider olarak dikkate alınabilmeleri için, bu
zarar, ziyan ve tazminatların mutlaka ödenmiş olması
gerekliliğidir. Uygulamada mükelleflerin tahakkuk etse dahi bu zarar,
ziyan ve tazminatların kanuni defterlerinde gider yazdıkları
görülmektedir. Oysa Gelir Vergisi Kanunu’nun 40.
maddenin 3 numaralı bendinde açıkça ödemeden bahsedildiği için tahakkuk
etmiş ancak ödenmemiş zarar, ziyan ve tazminatların gider yazılması
mümkün değildir.
Zarar, ziyan tazminat ödemelerinin yukarıda sayılan tüm şartları
taşımış olsalar dahi ticari kazancın tespitinde gider olarak nazara
alınabilmesi için, ödemenin fiilen belgelenmesi, gerekmektedir.
2.3.
GVK Madde 40/3’de geçen “ödeme” kavramı fiili ödeme anlamına
gelmemektedir. Ticari kazançlarda tahakkuk esası geçerlidir ve
tahakkuk etmek koşuluyla fiilen ödenmese de ticari kazançtan
indirilebilecek giderler kazancın tespitinde dikkate alınır. Bir çok
yerde olduğu gibi (Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 2 ve 8
numaralı bentleri, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinin son
fıkrası, ...vb)
buradaki ödeme kavramı da tahakkuk esasının
istisnası niteliğinde değildir.
2.4. Ticari ve
zirai kazançta tahakkuk esası geçerlidir. Serbest meslek kazancı ile
gayrimenkul sermaye iradında ise tahsilat esası geçerlidir. Gerek
tahakkuk gerekse tahsilat esası tamamen elde edilen hasılat, kazanç veya
irat içindir. Hasılat nedeniyle katlanılan maliyet veya giderler ile,
kazanç ve irat nedeniyle katlanılan giderler bu kapsamda değildir. Bu
itibarla ticari, zirai ve mesleki kazançlar ile
gayrimenkul sermaye iratlarının tespitinde zarar, ziyan ve
tazminatların fiilen ödenmesi şart değildir, tahakkuk etmesi yeterlidir.
2.5. Tazminatın
kesinleşmesi gider kaydı için yeterlidir. Bunun ödenmiş olması
bize göre gerekmez. Her ne kadar Kanun metninde “ödenen”
tazminatların gider yazılabilmesi şeklinde bir lafzi ifade varsa da
karşı tarafın tazminatı hukuken talep edebilir hale gelmiş olması,
(mahkemenin olay hakkında karar vermiş olması veya sözleşmedeki cezai
şartın gerçekleşmesi gibi) gider kaydının yapılabilmesine imkan
verir. Bize göre GVK’nın 96. maddesinde tarif edilen “hesaben
ödeme” ifadesi her ne kadar tevkifatla ilgili hükme ait olsa da
istihkak sahiplerine karşı ödemeyi yapacak olanı borçlu durumda gösteren
kayıt ve işlemler tazminat ödemeleri açısından da geçerli olmalıdır.
Ödeme bilahare yapılsa dahi tazminatın tahakkuk etmesi yeterlidir.
2.6.
Zarar, ziyan ve
tazminatların gider yazılmasına olanak sağlayan Kanun maddesinde yer
alan “ödeme” ifadesi tartışma yaratacak niteliktedir. Bu ifade ile
nakden mi yoksa hesaben ödemenin mi kastedildiği açık değildir. Ancak
söz konusu giderlerde tahakkuk esası uygulanmasının mümkün olacağı
kanısındayız.
3- KONU HAKKINDAKİ ÖRNEK
MUKTEZA VE DANIŞTAY KARARLARI
3.1. Tahakkuk tarihi
itibariyle gider yazılabileceğine dair mukteza ve kararlar:
Kıdem tazminatları Gelir
Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 3 numaralı bendi çerçevesinde
tahakkuk ettiği tarih itibariyle gider kaydedilir.
Kıdem tazminatının tahakkuk
tarihi, işçi tarafından kıdem tazminatına hak kazanıldığı tarih
itibariyle gerçekleşir. Bu tarih itibariyle hak kazanılan tazminat
tutarının ücret olarak tahakkukunun yapılması ve gider kaydedilmesi
gerekir.
İşten çıkartılan işçiler
için İş Kanunu hükümleri uyarınca hesaplanıp tahakkuk ettirilen kıdem
tazminatı tutarları teşebbüs için kati bir borç teşkil ettiğinden, bu
tutarlar ödeme tarihi beklenmeksizin gider olarak yazılabilir.
3.2.
Tahakkuk tarihi itibariyle gider yazılamaz, ödeme tarihinde gider
yazılabileceği yönünde mukteza ve kararlar:
Kıdem tazminatının fiilen
ödenmedikçe gider kaydedilemez.
Mükellef tarafından Kanun
emrine dayanılarak ödenen kıdem tazminatlarının ödendiği yılın
hesaplarında gider olarak gösterilmesi mümkündür.
30/12/2004 tarihinde işten
çıkardığınız işçilere kıdem tazminatlarını aynı tarih itibariyle ödeme
yapmayıp, 2005 yılında yapacak olmanız nedeniyle, bu ödemelerin 193
sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 25/7.maddesi gereğince istisnaya tabi
tutup aynı Kanunun 40.maddesinde sayılan giderler kapsamında
değerlendirilerek gider olarak yazılması mümkün değildir.
Şirketiniz tarafından anılan
Kanuna göre yapılacak kıdem tazminatı ödemelerinin işçilerin bizzat
kendilerine yapılması halinde, kurum kazancınızın tespitinde gider
olarak indirilmesi mümkün olabilecektir.
4- KONUYA SSK PRİMLERİNİN
ÖDENMEDEN GİDER YAZILMAYACAĞI DÜZENLEMELERİ AÇISINDAN YAKLAŞIM
Bilindiği gibi GVK Madde
40/2’de de “…sigorta primlerinin …ödenmiş olması şarttır…” hükmü yer
almaktadır.
GVK’nun 40/2. maddesinde
geçen ödeme kavramının fiili ödemeyi kastedip etmediği uzun zaman
tartışılmış, kavramın tahakkuk esasından sapmayı ifade etmediği sonucuna
ulaşılması üzerine, fiilen ödenmeyen sigorta primlerinin gider
yazılmamasını sağlamak üzere SSK’nun 80. maddesinde yapılan
değişiklikle, kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarlarının gelir ve
kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamayacağı hükmü getirilmiştir.
Konu hakkında ayrıca Maliye
Bakanlığınca 19.02.1994 tarihli ve 174 sıra numaralı GVK Genel Tebliği
yayınlanmıştır. Tebliğde yapılan açıklamalar aşağıdaki gibidir:
“C- SSK
Primlerinin Gelir ve Kurumlar Vergisi Yönünden Gider Yazılması:
8.12.1993 gün ve 21782 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 3917 sayılı
Kanunla 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun bazı hükümleri
değiştirilmiştir.
506 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanunla değişik 80 inci maddesinin
birinci fıkrasında, "İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların
primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden, bu kanun
gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve
kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi
ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur." denilmiş, aynı maddenin
üçüncü fıkrasında da “Kuruma ödenmeyen prim Gelir ve Kurumlar Vergisi
uygulamasında gider yazılmaz.” hükmü yer almıştır.
Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin 2 numaralı
bendinde, ticari kazancın tespitinde, işverenlerce hizmet erbabı için
ödenen SSK primlerini gider olarak indirileceği hükme bağlanmıştır.
Bu
hükümlere göre SSK priminin gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu
primlerin Sosyal Sigortalar Kurumuna fiilen ödenmiş olması
gerekmektedir. Bu nedenle, sigorta primleri, dönemine ve ait olduğu yıla
bakılmaksızın fiilen ödendiği tarihte gider yazılacaktır.
Ancak, 506 sayılı Kanunun 80 inci maddesi gereğince bir aya ait sigorta
primleri ertesi ayın sonuna kadar ödenebileceğınden, Aralık ayına ait
olan sigorta primlerinin ertesi yılın Ocak ayı içinde ödenmesi durumunda
bu primler Aralık ayının gideri olarak dikkate alınabilecektir.”
Konu hakkında Danıştay
İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı mevcuttur.
Karar metninde;
“…GVK’nun 40/2
numaralı bendinde parantez içindeki ödenmiş olması deyiminin fiili ödeme
anlamına mı geldiği yoksa tahakkuk eden borcu diğer bir deyimle hesabi
ödemeyi de kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi gerekir.
…..
…..
Vergi sistemimizde “ödeme”
tabiri, geniş kapsamlı bir tabir olup, hesaben ve nakden ödemenin
ikisini de kapsamaktadır. Hesaben ödeme, ödemenin para olarak yapılması
yerine muamelenin bir takım hesaplara kaydedilmesidir. Bu hesapların
verdiği netice de bir kıymet ifade eder. Bu nedenle sigorta
primlerinin gider yazılabilmesi için tahakkuk ettirilmiş olması, yan,
SSK’nun alacaklandırılmış olması yeterlidir.
Gerek Gelir Vergisinde,
gerek Kurumlar Vergisinde, vergilendirme dönemi, hesap dönemidir. Hesap
dönemi de normal olarak bir takvim yılını kapsar. Vergilendirmede hesap
döneminin esas alınması, kazanç tespitinin de doğal olarak hesap dönemi
itibariyle yapılmasını gerektirir. Aksi uygulama ile, tahakkuk etmiş
ancak tahsil edilmemiş alacaklar bilanço aktifinde dönem kazancını
arttırıcı bir unsur olarak kabul edilirken, bilançonun pasifinde yer
alan tahakkuk etmiş sigorta primlerinin, yani borçların ödenmemiş
olduğundan bahisle gider olarak indirilmemesi, gelirin gerçekliği ve
verginin dönemselliği ilkelerine de aykırı düşer.
Yasa koyucu, ticari
kazancın tespitinde genel ilke olan tahakkuk esasından ayrılarak, ancak
ödenmiş bulunması halinde gider olarak indirileceğini kabul etseydi,
bunu açıkça ifade eden bir deyim kullanırdı. Bunu da GVK’nun 40.’ncı
maddesinde değil, VUK’nun 192 ve 194.’üncü maddelerinde istisnalar
olarak hükme bağlardı.
Sigorta primi gibi, tahakkuk
ettiği andan itibaren 506 sayılı Kanunda öngörülen süre içerisinde
borçlunun kendi rızası ile veya daha sonra yasal yollarla mutlaka ödemek
zorunda olduğu, diğer borçlarından farkı olmayan bir borcun,
yalnızca yasanın sözüne bağlı kalınarak ödenmemiş olduğundan bahisle,
tahakkuk ettiği yılda gider yazılmamasını kabul etmek, Gelir ve Kurumlar
Vergisi ve Vergi Usul Kanununun genel ilkelerine ters düşecek ve
muhasebe yönünden de zorluklara neden olacaktır.”
4.1. Konuya
düzenlemelerin tarihsel sırası açısından yaklaşım:
Danıştay İçtihadı
Birleştirme Kurulu Kararının 1992 yılında karara bağlandığı
görülmektedir. 174 numaralı GVK Genel Tebliğinde de açıklandığı gibi,
506 sayılı SSK’nun 80.’inci maddesinde yapılan, “Kuruma
ödenmeyen prim Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılmaz.”
hükmü değişikliği ise 1993 tarihlidir ve 174 numaralı GVK Genel
Tebliği ise 1994 tarihinde çıkarılmıştır.
Karardan sonra yapılan bu Kanuni ve İdari düzenlemeler, içtihadı
birleştirme kurulu kararında yer alan, “Yasa koyucu, ticari
kazancın tespitinde genel ilke olan tahakkuk esasından ayrılarak, ancak
ödenmiş bulunması halinde gider olarak indirileceğini kabul etseydi,
bunu açıkça ifade eden bir deyim kullanırdı.” yaklaşıma bir cevap olarak
düşünülebilir.
4.2. Konu hakkında genel
değerlendirme:
Görüleceği üzere, Danıştay
İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı sonrasında Kanuni ve İdari
düzenlemeler yapılmıştır. Danıştay kararında yer verilen vergilemenin
genel ilkeleri, ticari kazançta tahakkuk esası geçerliliği ve muhasebe
ilkeleri yönünden yaklaşım halen geçerlidir. Ancak, bunlara rağmen
yapılan düzenlemeler ise ortadadır.
Elbette, işçilerin en önemli
güvenliklerinden biri olan sosyal güvenlik primlerinin ödenmesinin
sağlanması anlamında ve sosyal güvenlik kurumlarının sağlıklı bir
şekilde işleyebilmesi için primlerin ödenmesinin temini amacıyla yapılan
bu düzenlemeler mantıklıdır ve gereklidir, denebilir. Ancak,
vergilemenin ve muhasebenin genel ilkelerine göre aykırılık ise halen
geçerlidir.
İdarenin konuya yaklaşımı
ortadadır. Her şeye rağmen, fiilen ödenmeyen sigorta primlerini tahakkuk
ettiği gerekçesiyle vergiye tabi kazancından indirim olarak dikkate
almak isteyen ve tespiti halinde de dava yoluna gitmeye karar verecek
mükellefler, elbette ödenmeyen sigorta primlerini gider yazabilirler.
5- SONUÇ
GVK’nunda ticari kazançtan
indirim yapılmasına izin verilen giderlerin, zarar, ziyan ve
tazminatların..v.d. unsurların düzenlendiği 40.’ıncı maddede yer alan
“ödeme” deyimi, Mali İdare tarafından “fiili ödeme/nakden ödeme” olarak
değerlendirilmektedir.
Özellikle, ödenmeyen sigorta
primlerinde oluşan Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı
sonrasında yapılan Kanuni ve İdari düzenlemeler emsal alınırsa, İdare ve
Yasa koyucu, kıdem tazminatında da “ödeme” kavramını “nakden/fiili
ödeme” olarak değerlendirecektir sonucuna ulaşılmaktadır.
Konu (kıdem tazminatının
gider yazılacağı dönem) gerek Mali İdare tarafından verilen
muktezalarda, gerekse Danıştay tarafından verilen kararlarda dahi
tartışmaya açık durmaktadır. Konu hakkında uzman görüşleri de farklılık
arz etmektedir.
Bize göre; her ne kadar
vergilemenin genel ilkeleri ve muhasebe ilkeleri ticari kazançta
tahakkuk esasını benimsemiş olsa da, bilançonun pasifine kaydedilen
diğer borçlarda gider yazmak için ödeme esası aranmıyor ve aktifine
kaydedilen alacakların da gelir yazılması için tahsil şartı aranmıyor
olsa da, çalışanların en önemli sosyal güvenceleri olan SSK primlerinin
ve kıdem tazminatlarının gider yazılabilmesi için, işveren tarafından
bunların ödenmiş olması şartının getirilmesi, çalışanlar lehine bir
düzenlemedir. Bu açıdan bakılınca (genel vergi yorum ilkelerinden de
farklı olarak), Kanun maddeleri “sosyal yaklaşım” düşüncesi ile
yorumlanmalıdır kanaatindeyiz.