Güray ÖĞREDİK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
www.MuhasebeTR.com Site Başyazarı
gogredik@mazarsdenge.com.tr
FİNANSAL KİRALAMADA
FAİZ VE KUR FARKI MUAMMASI (GİDER Mİ MALİYET Mİ?)
Tarih:
25.06.2007
1- GİRİŞ
Bilindiği gibi, 4842 sayılı Kanun
ile V.U.K.’na eklenen Mükerrer 290. madde ile, finansal kiralama işlemlerinde
amortisman ayırma hakkı uluslar arası muhasebe standartları ile de uyumlu bir
şekilde artık kiracıya tanınmıştır. 01.07.2003’den itibaren tanzim edilen
finansal kiralama sözleşmelerinde yer alan ana para bedelleri kiracı tarafından
aktifleştirilmekte ve amortismana tabi tutularak gider yazılmaktadır.
Ancak, yine bu tarihten itibaren
defalarca tartışma konusu olarak makale boyutunda işlenmiş bir konu da finansal
kiralama işlemlerinde oluşan faiz ödemeleri ile kur farkları maliyet bedeline
dahil edilerek amortisman yoluyla mı gider yazılacaktır, yoksa doğrudan gider mi
yazılmalıdır tartışmasına Maliye İdaresi tarafından bir türlü genel bir
düzenleyici bir işlem ile (VUK Genel Tebliği) son nokta konmamış, ancak kişiye
özel hükümler içeren mukteza bazında ise sürekli kira ödemeleri içinde yer alan
faiz ve kur farklarının aktifleştirileceği açıklanmıştır.
Çalışmamızda bu konuya ilişkin
olarak oldukça ilgi çekici bulduğumuz bir mukteza hakkında bilgi vermek
istiyoruz.
2- FİNANSAL KİRALAMA HAKKINDA BİR
MUKTEZA
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İstanbul Vergi Dairesi
Başkanlığı
Mükellef Hizmetleri Usul
Grup Müdürlüğü
Usul Müdürlüğü
Sayı: B.07.1.GİB.4.34.19.02/VUK-1/12279
05.07.2006
– 5049
Konu: Kiracının finansal
kiralama sözleşmelerinde kur farkını ve faizleri gider yazıp yazamayacağı.
İlgi: 24/05/2006 tarihli
dilekçeniz.
İlgi dilekçenizde yabancı para
cinsinden yapılan finansal kiralama sözleşmelerinde kiracının sözleşme
tarihinden sonra oluşan anapara kur farklarının ve yabancı para ve YTL finansal
kiralama işlemlerinde kiracı tarafından ödenen faizlerin tamamının gider yazılıp
yazılamayacağı hakkında görüş talep edilmektedir.
Benzer bir konuda Maliye
Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığından alınan 02/05/2005 tarih ve
B.07.0.GEL.0.29/2959-M-290-19/19585 sayılı yazıda;
“Vergi Usul Kanununun 280 inci
maddesinde, yabancı paraların borsa rayici ile değerleneceği, borsa rayicinin
takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedelinin esas
alınacağı; yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kurun
Maliye Bakanlığınca tespit olunacağı; bu madde hükmünün yabancı para ile olan
senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da cari olduğu hüküm altına
alınmıştır.
334 sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu
Genel Tebliğinin “III.KUR FARKLARI” bölümünde, “163 sıra Numaralı Vergi Usul
Kanunu Genel tebliği ile yatırımların finansmanında kullanılan kredilere ilişkin
faiz giderleri ile yurt dışından döviz kredisi ile sabit kıymet ithal edilmesi
nedeniyle ortaya çıkan kur farklarının, aktifleştirme tarihine kadar olan
kısmının maliyete intikal ettirilmesi, aktifleştirildikten sonraki döneme
ilişkin olanların ise seçimlik hak olarak doğrudan gider yazılması veya maliyete
intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulması gerektiği açıklanmış
bulunmaktadır.
Lehe oluşan kur farklarının da
aktifleştirme işleminin gerçekleştiği dönemin sonuna kadar oluşan kısmının
maliyetle ilişkilendirilmesi, aktifleştirildikten sonraki döneme ilişkin
olanların ise kambiyo geliri olarak değerlendirilmesi veya maliyetten düşülmek
suretiyle amortismana tabi tutulması gerekecektir. Ayrıca, daha sonraki
dönemlerde seçimlik olarak hangi hak kullanılmışsa o yönteme göre işlem
yapılmasına devam edilecektir.” açıklaması yapılmıştır.
Vergi Usul Kanununun mükerrer 290 ıncı
maddesinin (3) numaralı fıkrasında, “…Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kira
süresi boyunca yapılması gereken kira ödemeleridir. Kira süresi sonunda,
kiralama konusu iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması
halinde bu değer de kira ödemesi kabul edilir.
Kira süresi sonunda kiracıya düşük
bir bedelle iktisadî kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme tarihinde bu
hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda kira ödemeleri, kira süresi
boyunca yapılan kira ödemeleri ile satın alma hakkının kullanılması durumunda
ödenmesi gereken bedelin toplamıdır.
Kira Ödemelerinin Bugünkü Değeri: Kira
ödemelerinin, sözleşme tarihinde, kiralamada kullanılan faiz oranının dikkate
alınması suretiyle hesaplanan bugünkü değerlerinin toplamıdır.
Kiralamada kullanılan faiz oranı tespit
edilemiyorsa, kiracının kiralamaya konu iktisadi kıymeti satın almak için aynı
vade ile alması gereken borç için katlanacağı faiz oranı kullanılır.
Kiralamada Kullanılan Faiz Oranı: Kira
ödemeleri ile garanti edilmemiş kalan değer toplamının bugünkü değerini,
kiralamaya konu iktisadi kıymetin rayiç bedeline eşitleyen iskonto oranıdır.”
hükmü yer almaktadır.
319 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu
Genel Tebliği’nin “I. Tanımlar” bölümünün 334 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu
Genel Tebliği’nin “IV. Finansal Kiralama” bölümü ile değişik (5) numaralı
bendinde ise, “Kira Ödemeleri: Sözleşmeye göre, kiralama süresi boyunca
yapılması gereken kira ödemeleridir. Sözleşme hükümlerine göre kiracının
kiralama süresi başlangıcında kiralayana ödediği ve kendisine geri dönüşü
olmayacak depozito veya peşin ödenmiş kira bedellerinin de kira ödemeleri içinde
sayılacağı tabiidir.
Aşağıda sayılan değerler de kira süresi
boyunca yapılan kira ödemeleri kapsamında değerlendirilecektir:
a)Kira süresi sonunda kiralama konusu
iktisadi kıymetin kalan değerine ilişkin bir taahhüt olması halinde bu değer,
b)Kira süresi sonunda kiracıya düşük
bir bedelle iktisadi kıymeti satın alma hakkı tanındığı ve sözleşme başlangıç
tarihinde bu hakkın kullanılma olasılığının yüksek olduğu durumda bu satın alma
hakkının kullanılması durumunda ödenmesi gereken bedel” açıklaması yapılmıştır.
Bu açıklamalara göre, finansal
kiralama yoluyla edinilen kıymete ilişkin olarak kiralama süresi içinde
sözleşmeye istinaden yabancı para üzerinden yapılan kira ödemelerinin
değerlemesi sonucu ortaya çıkan kur farkının, finansal kiralama konusu
kıymetin maliyetine intikal ettirilmesi ve maliyete eklenen bu farkların
ilgili kıymetin amortisman süresi içinde itfa edilmesi gerekmektedir.”denilmektedir.
Diğer taraftan 319 Seri No.lu Vergi
Usul Kanunu Genel Tebliğinin II-B/2 bölümünde; “Kiracı tarafından
aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, Vergi
Usul Kanunu’nun üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümü ve ilgili genel
tebliğlerde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş usul ve esaslar
çerçevesinde amortismana ve Kanunun mükerrer 298’inci maddesi uyarınca da
yeniden değerlemeye tabi tutulacaktır. Diğer bir ifadeyle, kullanım hakkı, Vergi
Usul Kanunu ve ilgili genel tebliğlerde ve bu iktisadi kıymet için tespit
edilmiş amortisman sürelerinde amorti edilecektir. Sözleşmenin fesih olması
halinde kalan dönemler için iktisadi kıymetle ilgili olarak amortisman ayrılma
ve yeniden değerleme işlemleri yapılmayacaktır.” denilmektedir.
Bu durumda yabancı para cinsinden
yapılan finansal kiralama sözleşmelerinde kiracının sözleşme tarihinden sonra
oluşan anapara kur farkları ile kiracı tarafından ödenen faizlerin ilgili
kıymetin maliyetine intikal ettirilmesi ve maliyete eklenen bu farkların
ilgili kıymetin amortisman süresi içinde itfa edilmesi gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
3- MUKTEZA HAKKINDAKİ
GÖRÜŞLERİMİZ
Bize göre; finansal kiralama
işleminde, kiracının aktifleştirdiği kullanım hakkına ait finansal kiralama
sözleşmesinde yer alan ve aktifleştirme yılına ait kira ödemelerine dahil olan
faizleri ve döviz cinsi olarak düzenlenen sözleşmelerde ise aktifleştirme
yılı sonuna kadar oluşacak kur farklarını da kullanım hakkı olarak
aktifleştirmesi gerekecektir.
Çünkü, finansal kiralama sözleşmesindeki kira ödemeleri içinde ana para ve
faiz tutarı birliktedir. Bu kira ödemelerinin (taksitlerin) faiz kısmı kredi
faizi hükmündedir ve şartlar bulunduğunda kısıtlamaya tabi olacaktır.
V.U.K.’nun 4842 sayılı kanunla
değişik mükerrer 290. maddesinde yapılan yeni düzenlemede finansal kiralama
işlemi iki parçaya bölünmekte ve kira ödemeleri, (taksitleri) anapara ve faiz
olarak ayrıştırılmaktadır. Yani bir anlamda finansal kiralama işlemi,
kiracının rayiç bedeli belli bir kıymeti, kredi kullanarak satın alması olarak
düşünülmektedir.
V.U.K.’nun 269’ncu maddesine
göre gayrimaddi haklar gayrimenkuller gibi değerlenir. Dolayısıyla,
işletmeye dahil tüm gayri maddi haklar V.U.K. 269, 270, 271 ve 272. maddelerinin
hükümlerine göre değerlenir. 163 ve 234 sıra numaralı V.U.K.G.T.’lerinde
ve 187 sıra numaralı G.V.K.G.T.’nde
kredi faizlerinin ve kur farklarının sabit kıymetin aktife dahil edildiği
yıl sonuna kadar maliyete dahil edileceği ve amortisman yoluyla
giderleştirileceği açıklanmıştır. İlgili genel tebliğlerde açıklanan sürelere
ait kredi faizleri ve kur farkları sabit kıymetin maliyeti olarak kabul edilmiş
ve aktifleştirilmesi zorunlu görülmüştür. Dolayısıyla, gayrimaddi haklarda
gayrimenkuller gibi (sabit kıymetler gibi) maliyet bedeli ile
değerleneceğinden, finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin aktifleştirilen
kullanım hakkında (maliyet bedeline) ilk yıla isabet eden kira
ödemelerine ait faiz ve kur farkları da aktifleştirilmeli ve amortisman yoluyla
gider yazılmalıdır.
Maliye İdaresi gerek 319 sayılı VUK
Genel Tebliğinde yer verdiği , “Finansal kiralama işlemi esas olarak bir
kredi işleminden farklı değildir” açıklaması ile ve gerekse bugüne verdiği
muktezalarda finansal kiralama işlemi hep kredili (taksitli) bir mal alışı
olarak görmüş ve kur farklının ve faizlerinin aktifleştirilmesi gerektiğini
açıklamıştır.
Ancak bu defa, yıllarca uygulamaya
hakim olan ve yukarıda yer verilen ilgili genel tebliğlerde açıklanan, sabit
kıymet edinimlerinde sadece ilk yıla ait finansman giderlerinin
aktifleştirilmesinin zorunlu olduğu, takip eden yıllarda ise aktifleşmenin ya da
doğrudan gider yazmanın ihtiyari olduğu prensibi finansal kiralama işlemlerinde
ihlal edilmiş ve tamamiyle görüş bazında (mukteza bazında) yeni bir uygulama
yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Eğer, maliye idaresine göre
finansal kiralama ile sabit kıymet edinimi, kredili bir mal alışından farklı
değilse ve kira süresine ait tüm faiz giderleri ile oluşacak kur farkları
maliyet bedeline dahil edilecekse, bugüne kadar banka kredisi kullanarak sabit
kıymet edinimlerinde sadece ilk yıla isabet eden faiz ve kur farklarını
aktifleştiren mükellefler yanlış mı yapmıştır?
Mukteza bazında yer verilen
görüşlere ve 319 numaralı VUKGT’nde yer verilen cümleye göre, finansal kiralama
işlemlerinde tekdüzen hesap planında yer alan, 302-Ertelenmiş Finansal Kiralama
Borçlanma Maliyetleri ve 402- Ertelenmiş Finansal Kiralama Borçlanma Maliyetleri
hesapları hiç kullanılmayacaktır çünkü; daha ilk kayıttan itibaren hem ana para
ve hem de faiz tutarları 26 numaralı Maddi Olmayan Duran Varlıklar Hesap Grubu
altında doğrudan aktifleştirilecektir.
Bu durumda, yine Maliye İdaresi
tarafından 11 sıra numaralı Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği
ile yayınlanan ve tebliğde “Kiralama sözleşmesine uygun olarak tamamlanan her
dönem sonunda gerçekleşmiş olan faiz giderleri tutarları bu hesaba alacak
“66-Borçlanma Maliyetleri” hesap grubunda ilgili borçlanma gideri hesabına borç
olarak kaydedilir” açıklaması yapılan bu hesaplar ne işe yarayacaktır?
Çünkü maliye idaresine göre aslında
finansal kiralama, 100.000 YTL peşin bedelli bir sabit kıymeti peşin ödeme
yerine örneğin, 48 ay vade (taksit) ile 45.000 YTL faiz ödeyip 145.000 YTL’na
almaktır. Maliye İdaresine göre, 45.000 YTL 302 ve 402 hesaplarda
gösterilmeyecek, finansman gideri yazılmayacak, maliyete dahil edilecek ve
amortisman yoluyla gider yazılacaktır. Örneğin, bu sabit kıymet finansal
kiralama şirketi yerine doğrudan satıcıdan alınsaydı satıcı faturayı hemen
145.000 YTL +KDV şeklinde tanzim etmek zorundaydı. Alıcı ise 145.000 YTL’yi yine
48 ay taksitle satıcıya ödeyecekti. Bu durumda 145.000 YTL fatura bedeli 253
Tesis Makine ve Cihazlar hesabında aktifleştirilecekti.
4- SONUÇ
Finansal kiralama işlemlerinin
uluslar arası muhasebe standartlarına göre nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği
açıktır. Yine uluslar arası muhasebe standartlarına göre borçlanma
maliyetlerinin de nasıl muhasebeleştirilmesi gerektiği açıktır.
Bize göre Maliye idaresi hem
borçlanma maliyetlerinin muhasebeleştirilmesi konusunda bugüne kadar yayınladığı
genel tebliğleri (163, 234 ve 334 sayılı VUKGT) ve hem de finansal kiralama
işlemlerinin muhasebeleştirilmesi hakkındaki mukteza bazındaki görüşlerini ve
319 sayılı VUK Genel Tebliğini uluslar arası muhasebe standartlarına göre
değiştirmelidir.
Ya da bugüne kadar ki tutumunda
ısrarcı olacak ise, finansal kiralama işlemlerinde oluşacak faiz ve kur farkı
giderlerin de muhasebeleştirilmesinde 163, 234 ve 334 sayılı VUKGT’leri ile
paralel olarak sadece ilk yıla ait faiz ve kur farklarını aktifleştirilmesi
gerektiğini belirtlmeli ve takip eden yılları ihtiyari bırakmalıdır.
Ya da maliye idaresi bu
konularda görüş değiştirdiyse ve bundan sonra sabit kıymet edinimlerinde tüm
finansman giderleri maliyet sayılacak ve amortismana tabi tutulacak diyorsa,
yukarıda yer verilen genel tebliğleri (163, 234 ve 334 VUKGT) iptal ederek yeni
bir genel tebliğ yayınlamalı ve finansal kiralama işlemlerinin
muhasebeleştirilmesi konusunda da genel bir düzenleyici işlem yaparak (genel
tebliğ yayınlayarak) artık tartışmalara son noktayı koymalıdır.