Güray ÖĞREDİK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
www.MuhasebeTR.com Site Başyazarı
gogredik@mazarsdenge.com.tr
TRANSFER
FİYATLANDIRMASI YOLUYLA ÖRTÜLÜ KAZANÇ DAĞITIMI HAKKINDA BAKANLAR KURULU KARARI
TASLAĞI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİMİZ
Tarih:
07.06.2007
1- GİRİŞ
Bu karar taslağı ile 5520
sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (K.V.K.) 13. maddesinde yer alan “Transfer
Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı” hükümlerinin uygulanmasına
ilişkin usuller düzenlenmektedir. Taslak karar, K.V.K.’nun 13/7. maddesi
ile Bakanlar Kuruluna verilen yetkiye istinaden hazırlanmakta olup, bu
düzenlemeler Türkiye’deki tam ve dar mükellef tüm gerçek kişi ve kurumları
kapsamaktadır. Karar (taslakta değişiklik olmazsa) 01.01.2007 tarihinden
itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.
Çalışmamızda, taslak
halindeki kararda yer alan maddeler fazla ayrıntıya girmeden ancak fikir verecek
düzeyde ilave bilgi ve yorumlar yapılarak açıklanmaktadır.
2- GENEL OLARAK TRANSFER
FİYATLANDIRMASI YOLUYLA ÖRTÜLÜ KAZANÇ DAĞITIMI HAKKINDA BİLGİ
“Gizli sermaye faizi ile gizli kazanç
dağıtımı, kurumlar vergisi bakımından üzerinde ehemmiyetle
durulmakta olan hadiselerdir. Bilindiği gibi, kurumlar açık olarak
vergi kaçakçılığı yapmazlar, daha doğrusu bünyeleri ve
kuruluşları icabı yapamazlar. Buna mukabil vergi matrahını
önleyici tedbirler alınmazsa ‘gizli kazanç’ yolundan gitmek
suretiyle saklamak imkanı bulabilirler.... yalnız hariçte sıkı
münasebeti olan yabancı kurumların değil, memleket içindeki yerli
kurumların da bu yollardan gitmelerine bir set çekilmektedir...”
gerekçesiyle 5422 sayılı eski KVK’nun örtülü kazanç dağıtımına ilişkin 17.
maddesi düzenlenmiş ve hiçbir değişikliğe gidilmeden 50 yılı aşkın bir süre
uygulanmıştır.
Vergi güvenlik müesseselerinin temel
amacı, haksız yere vergi matrahının azaltılmasını engellemektir. Kurumlar
Vergisi Kanunumuzda da geçmişten bugüne yer alan örtülü sermaye ve örtülü kazanç
müesseseleri birer vergi güvenlik müessesesidir. Örtülü sermaye müessesesi ile
amaçlanan, işletmelerin ilişkili kişilerden yaptıkları borçlanmalara
ödeyecekleri ve muhasebe kayıtlarına gider olarak kaydedecekleri faiz..v.b.
unsurların vergi matrahında yaratacağı aşınmayı engellemektir. Şirketle ilişkili
olan kişiler çoğu zaman şirketin ortakları olmaktadır. Ortaklar ise sonuç
itibariyle şirketin öz sermayesini koruyacak tedbirleri almak, gerekirse kanuni
prosedürlerine uygun olarak sermaye artırımı yapmak durumundadırlar. Örtülü
kazanç müessesesi ile amaçlanan ise, şirkete ait kaynakların emsaline göre
yüksek veya düşük bir bedel ile ya da bedelsiz bir şekilde yine şirketle
ilişkili kişilere kullandırılması veya aktarılmasının önüne geçilmesi isteğidir.
Her iki düzenlemenin de özünde yatan, VUK madde 3’de yer aldığı gibi,
vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek
mahiyetinin esas alınması gerekliliğidir. Yani, kurumlar vergisi
mükellefleri, ilişki kişilerle olan işlemlerinde, ticari hayatın gerçeklerine
aykırı hareket etmeyerek, üçüncü kişilerle olan işlemlerinde (emsal işlemlerde)
uyguladıkları fiyat, bedel, oran..v.b. unsurları aynen ilişkili kişilerle olan
işlemlerinde de dikkate almak ve uygulamak zorundadırlar.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu
öncesi yürürlükte olan 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda da yer alan
örtülü sermaye ve örtülü kazanç müesseseleri, güncel ekonomik ve mali
gelişmelere, yeni kavramsal tanımlamalara göre tekrar ele alınarak ama özleri
itibariyle değiştirilmeden yeni Kurumlar Vergisi Kanunu’nda da yer almışlardır.
Kurumlar vergisi mükellefi tüzel kişiliklerin sahip oldukları kaynakları
ilişkili kişi ve ortaklarına aktardıkları, düşük fiyatla kullandırdıkları…v.b.
konular daima idare ile mükellef arasında farklı değerlendirmelere yol açacak
konulardır. Ancak, bu gibi hususlarda ise bugüne kadar olduğu gibi bundan
sonra da Mali İdare açısından konuya genel bir çerçeve ile bakılacak ve ilişki
kişiler arasında olması muhtemel kötü niyetli (vergi matrahını aşındırıcı,
şirket kaynaklarını vergilendirmeden şirket dışına çıkarmak amaçlı) bir takım
işlemleri önlemek amacıyla ve bu gibi işlemlerin geçmişte olduğu ise tespit
edildiğinde cezalandırmak amacıyla bu vergi güvenlik müesseseleri
kullanılacaktır. Yeni Kurumlar Vergisi Kanununda çok önemli değişiklikler ve
gelişmeler yer almaktadır. Bunlardan bir tanesi de eski Kurumlar Vergisi
Kanununun (17). maddesinde düzenlenmiş olan Örtülü Kazanç Dağıtımı ile ilgili
maddeye yönelik değişikliklerdir. Aslında söz konusu madde, ruhu itibariyle
değiştirilmemiş, Transfer Fiyatlandırması başlığıyla yeniden kaleme alınarak
Transfer Fiyatlaması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı konusu daha kapsamlı ve açık
ifadelerle anlatılmıştır. Bir vergi güvenlik önlemi olarak getirilen
transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı müessesesinden beklenen
faydanın sağlanabilmesi, bu kavramın açık ifadelerle tanımlanmasına ve
düzenlenmenin objektif kriterlerle ortaya konmasına bağlıdır.
3- TASLAK KARARIN İNCELENMESİ
Taslak karar şu an itibariyle
(6) bölüm ve (21) maddeden oluşmaktadır.
3.1- Birinci bölümde (1) ilâ
(3). maddeler arasında kapsam, amaç ve tanımlamalara yer verilmiştir. Bu
düzenlemenin amacı; ilişkili kişilerle mal veya hizmet alım ya da satımında
bulunan gerçek kişi ve kurumların gelirlerinin tam ve doğru olarak beyan
edilmesini sağlamak ve transfer fiyatlandırması yoluyla vergi matrahının
aşındırılmasına engel olmaktır şeklinde açıklanmıştır.
3.2- İkinci bölümde (4) ilâ
(6). maddeler arasında “emsallere uygunluk ilkesi” açıklanmaktadır.
Emsallere uygunluk ilkesinin temel
amacı, ilişkili kişiler arasındaki mal veya hizmet alım ya da satımında
uygulanan fiyat veya bedelin, söz konusu mal veya hizmet alım ya da satımı için
aralarında ilişki bulunmayan kişiler arasında belirlenen fiyat veya bedel ile
karşılaştırılabilir koşullar altında eşit olmasıdır.
Karşılaştırmadan temel
maksat, şirketin ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerde uyguladığı fiyat veya
bedelin aynı işlemi ilişkili olmadığı kişilerle yaptığında uyguladığı fiyat veya
bedel ile aynı şartlar altında benzer olmasıdır.
Bu konuyu çok basit ve genel bir
ifade ile açıklayacak olursak; aynı kalite ve özelliklere sahip bir mal ya da
hizmet, aynı şartlara sahip ilişkili ve ilişkisiz kişi veya kurumlara
satılırken, fatura üzerinde yer alacak birim fiyat aynı olmalıdır.
Karşılaştırılabilirliğin tespitinde
dikkate alınan başlıca unsurlar aşağıdaki gibidir:
a) Mal veya
hizmetlerin nitelikleri,
b) Üstlenilen işlev
ve risklerin analizi,
c) İşlemin
gerçekleştiği pazardaki ekonomik koşullar,
d) Kurumların iş
stratejileri
Görüldüğü gibi ticari hayatta
karşılaşılabilecek çeşitli kıstaslar emsallere uygunluğu etkileyebilecektir.
Örneğin; şirketin yıllık cirosunun %50’sini ilişkili şirketi oluştururken,
elbette cirosunun %5’ini oluşturan bir şirkete verdiği fiyat veya bedeli
uygulaması mantıklı değildir. Ya da ilişkili olmayan bir şirketin ödemeleri
hususunda bazı riskler mevcutsa elbette verilecek fiyat veya bedel ile tanınacak
vade veya uygulanacak vade farkı oranı aynı olmayacaktır. Ya da satılan mal veya
hizmetin kalitesi de karşılaştırmada dikkate alınmalıdır.
Kararın (6). maddesinde “Emsal
Fiyat Aralığı” kavramına yer verilmiştir. Emsallere uygunluk ilkesi
açısından en güvenilir sonuç, karşılaştırmalar sonucunda ulaşılan tek bir fiyat
veya bedel olacaktır. Bununla birlikte, yapılan karşılaştırmalar ve uygulanan
yöntemler sonucu, tek bir fiyat veya bedelden ziyade birbirine yakın birden çok
sonucu içeren belli bir fiyat veya bedel aralığı tespit edilebilir.
Emsal fiyat aralığı, aynı yöntemin
farklı karşılaştırılabilir kontrol dışı işlem verilerine uygulanmasından veya
aynı verilere farklı transfer fiyatlandırması yöntemlerinin uygulanmasından elde
edilen değişik emsal fiyatların oluşturduğu bir fiyat dizisidir.
Diğer bir söyleyişle, emsallere
uygunluk ilkesi tesis edilirken, mutlak olarak “kuruşu kuruşuna” aynı fiyat veya
bedelin faturada yer alması zorunlu değildir. Uygun bir emsal olarak kabul
edilebilecek bir fiyat aralığı tespit edilebilir. Örneğin; birinci kalite bir
malın birim fiyatı 10 YTL olarak tespit edilebilir, bu maldan (1) ilâ (50) birim
arasında alacaklara 10 YTL, (51) ilâ (100) birim arasında alacaklara 8 YTL fiyat
verilebilir. Toplamda ise yıllık belirli bir ciro arasında kalacağını taahhüt
edenlere 6 YTL fiyat verilebilir. Bu ve buna benzer bir çok örnek verilebilir.
Önemli olan tespit edilecek her fiyatın yazılı prosedürlerinin olmasıdır ve
değişmeksizin uygulanmasıdır. Aşağıda emsallere uygunluk ilkesinin
belgelenmesinin, diğer söyleyişle yazılı kurallara bağlanmasının zorunluluk
olduğu açıklanacaktır.
3.3- Üçüncü bölümde (7) ilâ
(13). maddeler arasında “Transfer Fiyatlandırmasında Uygulanacak Yöntemler”
açıklanmaktadır.
3.3.1- Transfer Fiyatlandırması
Kavramı:
Uluslararası transfer fiyatlaması,
bir uluslararası şirketin kendi bölümleri ya da şubeleri arasındaki mal ve
hizmet satışlarında uyguladığı fiyat olarak tanımlanabilir. Başka bir tanıma
göre ise transfer fiyatlaması, ana şirketin, başka şirketlere mal ve hizmet alım
satımlarında uyguladığı fiyatları yabancı ülkede ve kendisine idari veya mali
yönden bağlı bulunan şirketlerle mal ve hizmet alım satımlarında
uygulamamasıdır. Örneğin; ABD’de ana şirketin bulunduğu bir işletmenin şubeleri
Brezilya’da olması durumunda, ana şirket ile şube arasında ara mamul alınması
veya satılması sırasında transfer fiyatı uygulanacaktır. Transfer fiyatlaması
kullanılmak suretiyle uluslararası bir şirket, yüksek vergi oranın olduğu bir
ülkedeki bağlı şirketine yüksek fiyatla mal satarak ya da düşük fiyatla mal
alarak bu firmanın kârını ve dolayısıyla ödeyeceği vergiyi düşürmeye
çalışabilir. Bağlı şirketlerin, bölümler arasında uygulanan emsal fiyatından
farklı olarak ve kendi aralarında uygulanan transfer fiyatlarını ayarlayarak
ilave vergi kârları elde ettiği uzun zamandan beri bilinmektedir. Transfer
Fiyatlandırması kavramı vergi muhasebesi açısından; çok uluslu
şirketlerin kârlarını, değişik ülkelerde bulunan ana ve bağlı şirketleri
arasında kaydırarak, vergiden kaçınmayı sağlayan bir yönetim ve muhasebe tekniği
şeklinde tanımlanabilir. Satıma konu mal veya hizmet bir şirket veya şirket
içindeki bir bölüm için çıktı, buna karşılık aynı çıkar birliği içindeki diğer
bir şirket veya aynı şirketin diğer bir bölümü için girdi niteliğindedir.
3.3.2- Transfer Fiyatlandırması
ile Örtülü Kazanç Kavramı Arasındaki İlişki:
Transfer fiyatlandırması kavramının
Türk Vergi Hukukunda bugüne kadar tam karşılığı bulunmamaktaydı. Buna rağmen,
transfer fiyatlandırmasının emsallerinden farklılık arz etmesi halinde,
farklılıkların tanımlanması eski KVK nun 17. maddesinde düzenlenen örtülü kazanç
kavramı ile yapılmaktaydı. Yeni K.V.K.’nun 13. maddesinde de “Transfer
Fiyatlandırması” kavram olarak tanımlanmıştır. Buna karşılık, “örtülü
kazanç” kavramı artık “transfer fiyatlandırması” kavramı ile birlikte
kullanılmaya başlanmıştır. Transfer fiyatlandırması kavramı,
aralarında değişik açılardan bağ bulunan şirketler arasında mal ve hizmet
alışverişlerinin nasıl olması gerektiği yönünde temel prensipleri ortaya
koyan bir kavramdır. Örtülü kazanç kavramı ise hangi tür ilişkilerin
vergi hukuku açısından kabul edilmeyeceğini tanımlayan bir kavramdır.
Transfer fiyatlandırması ile örtülü kazanç kavramları bir arada
değerlendirildiğinde, emsallerine uygun olmayan transfer fiyatlandırmaları
örtülü kazanç olarak mütâlaa edilecektir. Diğer bir deyişle örtülü
kazanç, transfer fiyatlarının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.
Transfer fiyatlandırması aynı gruba
ait işletmeler arasında ortaya çıkabileceği gibi, aynı işletmeye ait birimler
arasında ya da sahiplik yönünden ilişkili işletmeler arasında da ortaya
çıkmaktadır. Transfer fiyatlandırmasında ana tema, transfere konu olan mal veya
hizmetin işletme politikalarına uygun bir şekilde fiyatlandırılmasıdır. Yönetim
muhasebesi literatüründe farklı transfer fiyatlama yöntemleri bulunmaktadır.
İşletmeler örgütsel hedeflerine uygun olan herhangi bir yöntemi
seçebilmektedirler. Diğer taraftan, Türk Vergi Sisteminde, Kurumlar Vergisi
Kanunu’nda yer alan örtülü kazanç müessesesi işletmelerin transfer fiyatlama
kararlarını etkileyen bir unsur olarak kabul edilebilir. Çünkü örtülü kazanç
müessesesi çerçevesinde işletmelerin ilişkili oldukları menfaat grupları
(sahipleri, ortakları, yöneticileri, denetçileri ile bunların yakınları)
arasındaki alım, satım, kiralama, ödünç verme gibi işlemlerin emsal bedel
üzerinden gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Örtülü Kazanca ilişkin kanun
maddesine göre, neredeyse bir işletmenin gerçekleştirebileceği tüm işlemler
örtülü kazanç çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulabilmektedir. Transfer
fiyatlandırmasını kullanan işletmelerin, transfer edilen mal veya hizmetin
fiyatını belirlerken emsal bedelden uzaklaşmamaları, emsal bedele göre göze
çarpacak derecede düşük ya da yüksek fiyat tespit etmemeleri gereklidir.
Yani bir önceki bölümde açıklanan “emsal fiyat aralığı” iyi tespit
edilmeli ve bunun dışına çıkılmamalıdır.
3.3.3- Transfer
Fiyatlandırmasında Uygulanacak Yöntemler
Mükellefler, işlemin
koşullarını ve özelliklerini en iyi yansıtan yöntemi kullanarak, ilişkili
kişilerle yaptıkları mal veya hizmet alım ya da satımında emsallere uygunluk
ilkesiyle tutarlı fiyat veya bedel uyguladıklarını göstermek zorundadırlar.
Taslak kararda, K.V.K.’nun
13/4. maddesinde ve OECD kararlarında yer verilen yöntemlere yer verilmiş ve
açıklamalarda bulunulmuştur. Yöntemler literatürde geleneksel yöntemler ve
diğer yöntemler olarak ikiye ayrılmaktadır. Taslak kararda K.V.K. Madde
13’de yer verilen geleneksel yöntemler için yapılan açıklamalara aynen yer
verildikten sonra iki yöntem hakkında formüle edilerek ilave bazı açıklamalarda
bulunulmuştur.
Geleneksel Yöntemler:
a) Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi
b) Maliye Artı Yöntemi
c) Yeniden Satış Fiyatı Yöntemi
Diğer Yöntemler:
a) Kâr Bölüşüm Yöntemi
b) İşleme Dayalı Net Kâr Marjı
Yöntemi
K.V.K. (13). maddesinin gerekçesinde
de açıklandığı üzere; emsallere uygun fiyat ya da bedele ulaşmak için bu
yöntemlere başvurulmasında en güvenilir karşılaştırma unsuru olması açısından
öncelikle mükellefin ilişkisiz kişilerle (grup içi şirketler, ortaklar,
..v.b.) yaptığı işlemlerde kullandığı fiyat ya da bedel (iç emsal)
karşılaştırmaya esas ölçü olarak alınacaktır. Bu şekilde kullanılan fiyat ya da
bedellerin bulunmaması ya da güvenilir olmaması halinde doğrudan benzeri
nitelikteki diğer mükellef ya da kurumların işlemleri (dış emsal)
karşılaştırmada esas alınacaktır. Bu belirleme, iç emsallerin ya da dış
emsallerin birbirlerinin karşıt seçeneği olduğu, yani bu emsallerden yalnızca
birisinin kullanılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Emsallere uygunluğun
saptanması amacıyla karşılaştırma yapılması esnasında, gerek iç emsallerin
gerekse dış emsallerin birlikte kullanılması her zaman mümkündür. Amaç, en doğru
ve güvenilir şekilde emsallere uygun fiyat ya da bedeli tespit etmektir.
Emsallere uygunluk ilkesi
doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait
kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kağıtlar olarak saklanması
zorunludur. Bu doğrultuda, seçilen yöntem ve uygulanmasına ilişkin
bütün hesaplama ve işlemler ayrıntılı olarak tutulmalı ve saklanmalıdır. Bu
hesaplama ve belgeler, yöntemin seçilme gerekçelerini açıklayan en önemli
unsurlardır.
3.3.3.1- Geleneksel Yöntemler
3.3.3.1.1- Karşılaştırılabilir
Fiyat Yöntemi
Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi,
bir mükellefin uygulayacağı emsallere uygun satış fiyatının, karşılaştırılabilir
mal veya hizmet alım veya satımında bulunan ve aralarında herhangi bir şekilde
ilişki bulunmayan gerçek ya da tüzel kişilerin birbirleriyle yaptıkları
işlemlerde uygulayacağı piyasa fiyatı ile karşılaştırılarak tespit edilmesini
ifade etmektedir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için ilişkili kişilerle yapılan
işlemin, birbiriyle ilişkili olmayan kişilerin yaptıkları işlem ile
karşılaştırılabilir nitelikte olması gerekmektedir. Burada
karşılaştırılabilir nitelik kavramı; işleme konu mal veya hizmet ile işlemin
koşullarının gerek ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde, gerekse aralarında
ilişki bulunmayan kişilerin arasındaki işlemlerde “benzer nitelikte”
olmasını ifade etmektedir. Söz konusu işlemler arasında, ölçülebilir nitelikte
küçük farklılıklar varsa, bu farklılıklar düzeltilerek yöntemin uygulanması
mümkündür. Ancak, farklılıkların büyük olması ya da farklılıkların
ölçülebilmesinin yani somut bir biçimde tespit işlemlerinde dikkate alınabilme
olanağının mümkün olmaması halinde, yöntemin de uygulanabilmesi mümkün
olamayacaktır. Doğrudan karşılaştırma yapılmasına olanak veren bu yöntem,
karşılaştırılabilir kontrol dışı işlemler için uygulamada en sık
kullanılan yöntemdir. (Kontrol dışı işlem: Birbirleriyle herhangi bir
şekilde ilişkisi bulunmayan kişiler arasındaki işlemleri ifade eder. Kontrol
altındaki işlem: Birbirleriyle ilişkili olan kişiler arasındaki işlemleri ifade
eder.)
Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi,
özellikle kontrol dışı firma, kontrol altındaki firmalar ile aynı ürünü
satıyorsa geçerli bir yöntemdir. Özellikle nitelikleri birbirine benzeyen ya da
küçük düzeltimlerle farklılıkları giderilebilen mal ve hizmetlerde bu yöntemin
uygulanması gerekmektedir. Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi, emsallere uygunluk
ilkesi tanımı ile doğrudan bağlantısı olan bir yöntemdir. Dolayısıyla uygulamada
öncelikle bu yönteme yönelme, beklenebilir bir durumdur. Yukarıda da
belirttiğimiz üzere karşılaştırılabilir mal ve hizmetler için en sık uygulama
alanı bulacak yöntem budur. Bu yöntem, 5422 sayılı KVK’da ifade edilen emsallere
uygun fiyat (emsallere nazaran bariz derecede düşük ya da yüksek olmayan fiyat)
ile paraleldir. Yani, mevcut hükümde bir geriye gidiş söz konusu değildir.
Ayrıca, aralarında ilişki bulunmayan taraflar arasındaki fiyat ifadesi, ilgili
şirketin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlere uyguladığı fiyatı da kapsamaktadır.
Bu yönüyle de yine 5422 sayılı KVK’daki işletme içi emsal hükmü
karşılanmaktadır.
3.3.3.1.2- Maliyet Artı Yöntemi
Maliyet artı yöntemi,
emsallere uygun fiyatın, ilgili mal ya da hizmet maliyet bedelinin uygun bir
brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanmasını ifade etmektedir.
Buradaki uygun brüt kâr oranı; söz konusu mal veya hizmet alım veya satım
anında ilişkisiz kişilere satılması halinde uygulanacak fiyatı yansıtan kâr
oranını ifade etmektedir. Eğer koşullar uygunsa, işlemi yapan mükellefin bu mal
veya hizmetlere ilişkin olarak ilişkisiz kişilerle yaptığı işlemlerde uyguladığı
genel brüt kâr marjı (iç emsal), ideal oran olacaktır.
Karşılaştırma için gerekli işlem
sayısı yetersizse, uygun brüt kâr oranı kıstası, söz konusu mal veya hizmetin
ilişkisiz kişilere satılması halinde uygulanacak fiyatı yansıtan kâr oranı
olarak dikkate alınacaktır. Bu yöntem özellikle hammadde ve yarı mamuller ile
imal edilen mallara ilişkin işlemlerde uygulama alanı bulmaktadır. Söz konusu
hammadde ya da yarı mamuller yaygın olarak piyasada işlem görüyorsa ve oluşmuş
bir piyasa fiyatı varsa, “karşılaştırılabilir fiyat yöntemi”nin uygulanacağı
açıktır. Karşılaştırılabililirlik tam olarak söz konusu değilse “maliyet artı
yöntemi” en uygun yöntem olacaktır. Kontrol dışı ve kontrol altındaki transfer
konusu mal ve hizmetlerdeki fiziksel benzerlikler, bu yöntemde
karşılaştırılabilir fiyat yöntemine göre daha az bağımlılık oluşturmaktadır.
Bununla birlikte ürünler arasındaki büyük farklılıklar, işlevlerdeki büyük
farklılıkların göstergesi olabilir. Bu nedenle kontrol altındaki ve kontrol
dışındaki işlem konusu mal veya hizmetlerin aynı kategori içinde olması
beklenmektedir. Ayrıca, büyük farklılıklar (ürünün markası gibi)
karşılaştırmanın güvenilirliğini etkileyebilecektir.
Brüt kâr oranı aşağıdaki gibi
hesaplanır:
Satışlar - Maliyet
------------------------- = Brüt
kâr oranı
Maliyet
3.3.3.1.3- Yeniden Satış Fiyatı
Yöntemi
Yeniden satış fiyatı yöntemi,
emsallere uygun fiyatın, işlem konusu mal veya hizmetlerin aralarında herhangi
bir bağlantı bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yeniden satılması halinde
uygulanacak fiyattan uygun bir brüt satış kârı düşülerek hesaplanmasını ifade
etmektedir. Bu yöntemde emsallere uygun fiyat ya da bedele ulaşmak için temel
alınan unsur, aralarında herhangi bir bağlantı bulunmayan gerçek veya tüzel
kişilere yapılması muhtemel satış ve bu satışta uygulanacak fiyat ya da
bedeldir. Varsayımlara dayalı olarak saptanan söz konusu fiyat ya da bedelden
uygun bir brüt satış kârı düşülerek ilgili işlem için emsallere uygun fiyata
ulaşılacaktır. Buradaki uygun brüt satış kârı; söz konusu mal ya da
hizmet için işlem anında uygulanabilecek, piyasa koşullarına göre belirlenen ya
da belirlenebilecek “objektif nitelikte” bir oran ile saptanan kârı ifade
etmektedir. Bu kâr tutarı düşüldükten sonra da mal ya da hizmetin ilişkili
kişilere satılmasında uygulanabilecek emsallere uygun fiyata ulaşılacaktır.
Söz konusu hesaplama aşağıdaki
formül kullanılarak yapılacaktır:
Yeniden satış fiyatı
-------------------------------- =
Emsallere Uygun Fiyat veya Bedel
1 + Brüt satış kâr oranı
Bu yöntemin uygulandığı olaylarda
genellikle yeniden satışı yapan kişi ya da kuruluş, satmak üzere aldığı mallara
kendisi herhangi bir şekilde değer artırıcı bir katkıda bulunmamakta, fiziksel
olarak ürünün yapısını değiştirmemekte, söz konusu ürünü aldığı biçimde
satmaktadır. Bu çerçevede paketleme, yeniden paketleme, etiketleme, küçük çaplı
montajlar, değer artırıcı katkı ya da fiziksel değişim sayılmamaktadır. Bu
yöntem, üründeki fiziksel benzerliklere karşılaştırılabilir fiyat yöntemi ve
maliyet artı yöntemine göre daha az bağımlıdır. Bunun yanı sıra malın
değerindeki önemli farklılıklar (örneğin marka), maliyeti etkileyen hususlar
(örneğin tesis ve malzemenin eskiliği) ya da iş deneyimi (örneğin piyasada yeni
olma) gibi konular karşılaştırmanın güvenilirliğini etkileyebilmektedir. Bu
yöntem özellikle pazarlama faaliyetleri gibi işlevin önemli olduğu alanlarda
uygulanmaktadır.
3.3.3.2- Diğer Yöntemler
Diğer yöntemler olarak
adlandırılan işleme dayalı kâr yöntemlerinin emsallere uygunluk ilkesi
çerçevesinde fiyat ya da bedel tespitine olanak vermemesi durumunda, mükellef
kendi belirleyebileceği ve daha doğru sonuç verdiğine inandığı bir yöntemi
de kullanabilecektir. İşleyiş sistemi mükellefler tarafından belirlenecek bu
yöntemin de emsallere uygunluk ilkesine göre tespit edilmesi zorunludur.
3.3.3.2.1- Kâr Bölüşüm Yöntemi
Bir ya da daha fazla sayıdaki
kontrol altındaki işlemlere ilişkin toplam faaliyet kârı veya zararının,
emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda üstlendikleri işlevler ve riskler
nispetinde ilişkili kişiler arasında paylaştırılması esasına dayanan bir
yöntemdir.
3.3.3.2.2- İşleme Dayalı Net Kâr
Marjı Yöntemi
İlişkili kişiye ait bir işlemin net
kârlılık oranının, maliyetler, satış ve varlıklar gibi bir gösterge
kullanılarak, ilişkisiz kişilere ait karşılaştırılabilir işlemlerin net kârlılık
oranları ile karşılaştırılmasına dayanan bir yöntemdir.
Net kâr, elde edilen gelirlerden
doğrudan ve dolaylı bütün giderler indirildikten sonra kalan tutarı ifade
etmekte olup, net kârın net satışlara oranı da net kâr oranını vermektedir.
Makul net kâr oranı ise kontrol dışındaki işlemler için, normal koşullar
altında, piyasada olması ya da oluşması gereken karşılaştırılabilir net kâr
oranını ifade eder.
3.4- Dördüncü bölümde (14)
ilâ (17). maddeler arasında “Peşin Fiyatlandırma Anlaşması”
açıklanmaktadır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu
ile Türk Vergi Mevzuatına giren Transfer Fiyatlandırması uygulaması, vergi
bilimindeki en muğlak konulardan birisidir. Zira transfer fiyatlandırmasının
dayandığı temel nokta emsal bedelin tespit edilmesidir ve emsal bedelin tespit
edilmesi amacıyla geliştirilen yöntemlerden birçoğunun detaylı analizler
yapılmadan mükelleflerce uygulanabilmesi güçtür. Uygulanmaları halinde dahi
uygun transfer fiyatının bulunması noktasında yöntemler arasında kayda değer
farklar oluşabilir. Dolayısıyla, kullanılan transfer fiyatlandırması yöntemi,
mükellef ile vergi idaresi arasında görüş farklarının doğmasına sebep olabilir
ve iyi niyetle hareket eden mükellefler dahi tarhiyat riskiyle
karşılaşabilirler. OECD tarafından hazırlanan transfer fiyatlandırması
rehberinde, vergi idaresi ile mükellefler arasında “emsal bedel”
konusunda doğabilecek uyuşmazlıkları engellemek ve var olan uyuşmazlıkları
çözmek amacıyla birtakım idari çözüm yolları önerilmektedir. Bu çözüm
yollarından en önemlisi ve OECD ülkelerinde en çok kullanılanı “Advance
Pricing Agreement”/“Peşin Fiyatlandırma Anlaşmaları”dır. Peşin fiyatlandırma
anlaşmaları mükellef ile vergi idaresi arasında uygun transfer fiyatını tespit
edecek yöntemin bulunması amacıyla gerçekleştirilen ve belirli bir dönemi
kapsayan anlaşmalardır.
Türk Vergi Mevzuatına vergi idaresi ile yapılan
peşin fiyatlandırma anlaşmaları, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13.
maddesinin 5. fıkrası ile girmiştir. Bu fıkraya göre; “ilişkili kişilerle
yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanacak fiyat veya bedelin
tespitine ilişkin yöntemler, mükellefin talebi üzerine Maliye Bakanlığı ile
anlaşılarak belirlenebilir. Bu şekilde belirlenen yöntem, üç yılı aşmamak üzere
anlaşmada tespit edilen süre ve şartlar dahilinde kesinlik taşır.”
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun gerekçesinde de belirtildiği üzere peşin
fiyatlandırma anlaşmalarının en büyük avantajı, mükellefler açısından belli bir
süre için uygulanacak yöntemin kesinlik taşıması ve herhangi bir eleştiri, ceza
riski olmadan plan yapabilme, önünü görebilme olanağı vermesidir. İdare
açısından en büyük avantaj ise konunun başlangıçta belli bir anlaşma ile
belirlenmesi ve eleştiri sürecinden başlayarak yargı sürecine kadar
taşınabilecek bir işlemin getirdiği zaman ve iş yükünden tasarruf sağlanmasıdır.
Transfer fiyatlandırması mevzuatının
ülkemizde henüz çok yeni oluşu ve Vergi İdaresi’nin bu konudaki altyapısının
yeterli olmaması sebebiyle peşin fiyatlandırma anlaşmaları henüz aktif olarak
uygulanmamaktadır fakat yakın gelecekte mükelleflere büyük kolaylık ve
avantajlar sağlayan bu uygulama için yoğun talep olacağı açıktır. Bunu gören
İdare’de gerekli hazırlıklarına başlamıştır ve taslak halindeki bu kararın (15).
maddesinde, 03.09.2007’den itibaren mükelleflerin İdareye
başvurabileceği açıklanmaktadır.
Taslak kararda bu hususta
yapılan en önemli açıklama ise (madde- 15); peşin fiyatlandırma anlaşmasının
kapsamına, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'na kayıtlı
mükelleflerin girmekte olduğu, söz konusu kurumların ilişkili kişilerle
yaptığı yurt dışı işlemlere ilişkin olarak belirleyeceği yöntem konusunda
İdareye başvurabileceğidir.
Görüldüğü gibi, “Peşin
Fiyatlandırma Anlaşması” sadece Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’na
kayıtlı mükellefler tarafından ve bu mükelleflerin de sadece yurt dışı ilişkili
kişileri ile yapacağı işlemlerde emsale uygunluk ilkesinin yerine getirilmesi
için kullanılacak yöntemin tespiti amacıyla yapılabilecektir.
Peşin fiyatlandırma anlaşması yapmak
isteyen mükellef, taslak kararın (17). maddesinde sayılan evrakları hazırlayarak
İdareye başvuracaktır. Başvuru sonrası ön değerlendirme, analiz ve anlaşmanın
kabulü veya reddi olarak üç aşamalı bir süreç başlar.
Ön Değerlendirme:
Yapılan başvuru, sunulan bilgi ve belgelerle birlikte İdare tarafından bir ön
değerlendirmeye tabi tutulur.
Analiz: Gerekli
veriler tamamlandıktan sonra karşılaştırılabilir işlemlerin, kullanılan
varlıkların, diğer düzeltimlerin, uygulanabilir yöntemlerin, anlaşma şartlarının
ve diğer temel hususların seçim ve değerlendirilmesi yapılır.
Anlaşmanın kabulü veya
reddi: İdare, yapılan analiz sonucunda, mükellefin başvurusunu aynen
kabul edebilir veya gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla kabul edebilir
ya da reddedebilir. İdare'nin başvuruyu kabul etmesi halinde mükellef ile İdare
arasında peşin fiyatlandırma anlaşması imzalanır.
Peşin fiyatlandırma anlaşmasına
ilişkin sürecin her aşamasında mükellef ile karşılıklı bilgi ve görüş
alışverişinde bulunulur.
Anlaşma kapsamındaki işlemlere
ilişkin uygulama ile anlaşma kapsamında belirlenen yöntem ve bu yöntemin
uygulama şartları ile ilgili olarak inceleme yapılabilir. İdare, mükellefin söz
konusu anlaşma koşullarına uyum gösterip göstermediğini ve/veya bu koşulların
geçerliliğini sürdürüp sürdürmediğini, anlaşmada belirlenen süre müddetince
mükellefin sunacağı yıllık rapor üzerinden takip eder.
Mükellefin peşin fiyatlandırma
anlaşmasında belirtilen koşullara uymadığı, söz konusu koşulların geçerliliğini
sürdürmediği ve/veya mükellef tarafından ibraz edilen bilgi ve belgelerin eksik,
yanlış veya yanıltıcı olduğu tespit edilirse, mevcut anlaşma İdare tarafından
tek taraflı olarak önceki dönemleri de kapsayacak şekilde iptal edilir. Bu
durumda, anlaşma hiç yapılmamış kabul edilerek mükellef vergi incelemesine sevk
edilir.
Peşin fiyatlandırma anlaşmaları,
ilişkili kişilerle yapılan ticari işlemlerde kullanılacak uygun
transfer fiyatını değil; uygun transfer fiyatının bulunmasını sağlayacak
yöntemi tespit etmek amacıyla yapılır. Burada belirlenecek fiyat konusunda
kesinlikle bir pazarlık ya da belirleme yapma durumu söz konusu değildir. Keza,
yöntemin yanlış uygulanması, hesaplamaların yanlış yapılması halinde mükellef
inceleme elemanlarınca eleştirilebilecektir. Anlaşma yoluyla eleştirilemeyecek
tek husus, yöntem seçimidir. Sistem, sadece uygulayacağı yöntem konusunda
tereddüdü olan mükellefler açısından belli koşul ve süreler dahilinde kesinlik
taşıyan bir sonucun belirlenmesi olanağını getirmektedir.
Peşin fiyatlandırma anlaşmasının
imzalanmasıyla birlikte vergi idaresi, mükellefin anlaşmaya sadık kalması
halinde anlaşmanın sonuna kadar transfer fiyatının tespiti için kullanılan
yöntemi eleştirmeyeceğine dair güvence vermelidir. Bu noktada dikkat edilmesi
gereken; vergi idaresinin anlaşma süresince denetim hakkının saklı oluşudur.
Başka bir ifade ile mükellef ile arasında bir anlaşma olsa bile vergi idaresi
mükellefi transfer fiyatlandırması açısından (ve tabi ki anlaşma dışındaki diğer
tüm vergisel konular açısından) denetleyebilir fakat mükellefin anlaşmaya sadık
kalması halinde üzerinde anlaşılan transfer fiyatlandırması yöntemini anlaşma
bitimine kadar eleştiremez. Peşin fiyatlandırma anlaşmasının uygulandığı
ülkelerde deneyim genellikle belirli bir büyüklüğün üzerindeki mükelleflerin
peşin fiyatlandırma anlaşması için başvurduğunu göstermiştir. Ayrıca ilişkili
kişilerle çok sık ticari işlemler gerçekleştiren işletmeler, ilişkili kişilerle
aralarında masraf paylaşımı anlaşmaları olan mükellefler veya değeri tam olarak
tespit edilemeyen gayrimaddi duran varlıkların alım satımını yapan işletmeler
peşin fiyatlandırma anlaşması için başvurmaktadırlar. Ayrıca grup firmaları
arasında büyük birleşmelerin veya devralmaların gerçekleştirildiği durumlarda da
mükellefler peşin fiyatlandırma anlaşması için başvurmaktadırlar.
Çalışmamızın (3.2.) numaralı
bölümünde emsallere uygunluk ilkesinin temel amacı genel olarak,
karşılaştırılabilir işlemlerde uygulanan fiyat veya bedellerin aynı olması
şeklinde açıklanmıştı. Karşılaştırılabilirliğin tespitinde dikkate alınan
başlıca unsurlar arasında ise “kurumların iş stratejileri” ve “işlemin
gerçekleştiği pazardaki ekonomik koşullar” da sayılmıştı. Bu bilgiler ışığında,
satışını yaptığı ürünleri ithal eden ve pazara yeni giren yabancı sermayeli bir
firmanın, belirli bir süre için pazarda yer edininceye kadar düşük fiyattan ürün
satması sıklıkla karşılaşılabilen bir durumdur. Bu nedenle buna benzer çeşitli
pazarlama politikaları sebebiyle de transfer fiyatlarında değişiklikler
yapılması durumunda Maliye İdaresi ile peşin fiyatlandırma anlaşması yoluna
gidilebilir. Ancak, tabii taslak kararda bu yöntemden sadece Büyük Mükellefler
Vergi Dairesi Başkanlığı’na kayıtlı mükelleflerin yararlanabileceği şeklindeki
bir kısıtlama büyük olasılıkla yeni kurulmuş bir şirketi bu yöntemi seçme
hakkından mahrum edebilir.
Ayrıca, yabancı sermayeli
şirketlerde sıklıkla karşılaşılan bir durumda yurt dışında çeşitli adlar altında
sürekli masraf yansıtma, know-how/royalty (teknik bilgi, teknik yardım,
danışmanlık) ..v.b faturaların gelmesidir. Peşin fiyatlandırma anlaşmaları bu
gibi işlemler açısından da kullanılabilir düşüncesindeyiz.
3.5- Beşinci bölümde (18) ve
(19). maddelerde “Transfer Fiyatlandırmasında Belgelendirme” mevzuu
açıklanmıştır.
Belgelendirmede amaç, transfer
fiyatlandırmasının yapılmasındaki sürecin anlaşılması ve hesaplamaların
ayrıntılarının gösterilmesidir. Bu nedenle mükellefler tarafından, emsallere
uygunluk ilkesi doğrultusunda işlem yapıldığını gösteren belge ve bilgilerin
hazırlanması ya da temin edilmesi, ayrıca belgelendirmeye ilişkin bu verilerin,
istenmesi halinde İdare'ye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara ibraz
edilmek üzere hazır tutulması zorunludur. (Bu zorunluluk, K.V.K.’nun
13/3. maddesinin son cümlesinde de yer almıştır.)
Mükelleflerin, ilişkili kişilerle
bir takvim yılı içinde yaptıkları mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerine
ilişkin olarak bir rapor düzenlemeleri ve düzenlenecek rapor ile
taslak kararın (19). maddesinde (14) alt madde halinde yer alan bilgi ve
belgelerin istenmesi durumunda İdare'ye veya vergi incelemesi yapmaya yetkili
olanlara ibraz edilmek üzere hazır bulundurulması zorunludur. Raporda asgari
olarak yer alması zorunlu bilgi ve belgeler:
- Kurumun faaliyetlerinin tanımı ve
organizasyon yapısı, ilişkili kişilerin tanımı (vergi kimlik numaraları,
adresleri, telefon numaraları vb.) ve bu kişiler arasındaki mülkiyet
ilişkileri,
- Kurumun fonksiyonları ve sahip
olduğu riskleri içeren tüm bilgiler,
- İşlem konusu yıla ilişkin ürün
fiyat listeleri,
- İşlem konusu yıla ilişkin üretim
maliyetleri,
- İşlem konusu yıl içinde ilişkili
ve ilişkisiz kişilerle yapılan işlemlerin miktarı ve fatura bilgileri,
- İşlem konusu yıl içinde ilişkili
kişilerle yapılan tüm sözleşme örnekleri,
- İlişkili kişilere ait özet mali
tablolar,
- İlişkili kişiler arasındaki
işlemlere uygulanan şirket içi fiyatlandırma politikası,
- İlişkili kişiler tarafından farklı
muhasebe standartları ve yöntemleri kullanılıyor ise bunlara ilişkin bilgi,
- Gayri maddi varlıkların
mülkiyetine ve alınan veya ödenen gayri maddi hak bedellerine ilişkin bilgi,
- Kullanılan transfer
fiyatlandırması yönteminin seçilme nedeni ve uygulanmasına ilişkin bilgi ve
belgeler (iç ve/veya dış emsaller, karşılaştırılabilirlik analizi),
- Emsallere uygun fiyat ya da kâr
marjının saptanmasında kullanılan hesaplamalar ve yapılan varsayımlara ilişkin
ayrıntılı bilgiler,
- Belli bir emsal fiyat aralığı
tespit edilmişse, bu aralığın tespitinde kullanılan yöntem,
- Emsal fiyatın tespit edilmesi için
gerekli diğer belgeler.
İdare, gerekli gördüğü takdirde
mükelleften ilave bilgi ve belge talebinde bulunabilir. İlgili bilgi ve
belgelerin yabancı dilde yazılmış olmaları halinde, bunların Türkçe
çevirilerinin de ibraz edilmesi zorunludur.
Taslak halindeki kararın
(19). maddesinde yer alan bilgileri ihtiva edecek bir raporun her yıl
düzenlenmesi zorunludur. Raporda asgari bu bilgilere yer verilmesi zorunlu olup,
işlemin mahiyetine göre daha detay bilgilerde her zaman istenebilecektir.
4- TASLAK KARAR HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELERİMİZ
Uygulamadaki tecrübelerimize
dayanarak bugüne kadar karşılaştığımız çeşitli sorunlar emsal alınarak taslak
karar hakkında bazı görüş ve olası ortaya çıkacağını düşündüğümüz sorunları
aşağıda belirtmek istiyoruz.
4.1- Taslak kararın
özellikle transfer fiyatlandırmasında uygulanacak yöntemler başlıklı bölümünde
yer verilen açıklamalar incelendiğinde, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü
kazanç dağıtımı sadece belirli bir fiyat veya bedele bağlanan ticari mal veya
hizmet teslimlerinde söz konusu olabilir şeklinde düşünce oluşabilir.
Oysa bilindiği gibi, uygulamada
vergisel açıdan yapılan denetimlerde şirketle ilişkili kişilerle olan her türlü
cari hesap ilişkisi de örtülü kazanç eleştirisine tabii tutulabilmektedir.
Örneğin; 131- Ortaklardan Alacaklar hesabında uzun süreli ve yüksek tutarlı
alacaklar varsa, bu alacaklara, alacağın doğduğu tarihten inceleme yapılan
döneme kadar adat yöntemiyle faiz hesaplanmakta ve ayrıca KDV ilave edilerek
fatura ettirilmektedir. Yine bir başka örnekte ise; şirketin 100-Kasa hesabında,
şirketin olağan nakit ihtiyacının çok üzerinde bir bakiyenin süreklilik arz eden
bir şekilde bulunması ve bu durumun da kabul edilebilir bir gerekçe ile
açıklanamaması halinde, kasa hesabına da adat yöntemiyle faiz hesaplanmaktadır.
Aynı şekilde 135-Personelden Alacaklar hesabında da şirketin personeline genel
teamüllere aykırı düşecek bir şekilde yüksek tutarlar ve vade ile para
kullandırılması halinde de örtülü kazanç eleştirisi yapılmakta ve adat
yöntemiyle faiz hesaplanması ve fatura edilmesi işlemi yapılmaktadır. Aynı
şekilde şirketle ilişkili olan kişilerle örtülü kazanç aktarımı eleştirisine
tabi olabilecek işlemlerin izlendiği her türlü hesap bu yönde bir işleme tabi
tutulacaktır.
Bizce taslak kararda sadece transfer
fiyatlandırmasında uygulanacak yöntemlere değil, örtülü kazanç aktarımı olarak
kabul edilecek işlemlere emsal olması açısından çeşitli örneklere de yer
verilmesi faydalı olacaktır. Buna bağlı olarak ise elbette transfer
fiyatlandırması yöntemlerinin bu işlemlerde nasıl uygulanabileceğine dair
uygulama örneklerine de yer verilmelidir.
4.2- 5520 sayılı yeni
Kurumlar Vergisi Kanununun (1) seri numaralı genel tebliği’nin (12.5) numaralı
kısmında yer verilen, “örtülü sermaye” sayılan borçlanmalarda ödenen faiz...v.b.
unsurların, nasıl kâr dağıtımı sayılarak karşılıklı düzeltme işlemine tabii
tutulacağına dair örneklerin, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç
dağıtımında da örtülü bir şekilde dağıtıldığı kabul edilen işleme ait fark fiyat
veya bedelin ne şekilde kâr dağıtımı sayılarak, taraflar arasında ne şekilde
düzeltme işlemine tabii tutulacağının ayrıntılı bir şekilde açıklanması gerekir.
Örneğin; ilişkili kişiye bir mal
örtülü kazanç aktarımı şeklinde emsaline nazaran 50.000 YTL düşük bir bedelle
satıldıysa, bu 50.000 YTL ne şekilde kâr dağıtımı sayılacaktır, yapılacak
hesaplamalar neler olacaktır, hangi beyannameler ve ne zamana kadar
verilecektir, yapılacak muhasebe kayıtları nasıl olmalıdır..v.b. sorulara yanıt
verilmelidir.
Yine bir başka örnek, yukarıda (3.1)
numaralı kısımda yer verilen örneklerde kâr dağıtımı sayılacak örtülü kazanç
aktarımı nasıl tespit edilecektir? 131-Ortaklardan Alacaklar hesabında
hesaplanan faiz, net kâr dağıtımı olarak kabul edilerek brütleştirilmek
suretiyle kâr dağıtım stopajına mı tabii tutulacaktır? 135-Personelden Alacaklar
hesabında kâr dağıtımı düzeltimi nasıl olacaktır? Personel şirketin ortağı
olmadığına göre kâr dağıtımı yapıldığı da kabul edilemez. Bu durumda sadece faiz
hesaplanması, KDV ile fatura edilmesi ve şirket kayıtlarına gelir yazılması
yeterli midir? Aynı şekilde şirketin ortağı olmayan ama ilişkili kişi olarak
tespit edilen bir şirketin cari hesabına emsal firmalara nazaran vade farkı
uygulanmadığı tespit edilirse, bu vade farkı hesaplanıp nasıl kâr dağıtımı
olarak kabul edilecektir? Bu şirkette örtülü kazanç aktarımı yaptığı
eleştirisine maruz kalan şirketin ortağı değildir.
Bir başka örnek ise; 100-Kasa
hesabına faiz hesaplanması mantığı, genel olarak bu kasa fazlasının şirket
ortakları tarafından vergisiz bir şekilde kullanıldığı ve şirketin belirli bir
faiz gelirinden mahrum kaldığı ve buna bağlı olarak vergiye tabi kazancın eksik
oluştuğu yorumudur. Bu durumda hesaplanacak faiz ne şekilde kayıtlara
alınmalıdır? Uygulamada rastlanan kayıt tekniklerinden birisi de; hesaplanan
faizin şirketin finansman giderlerinden veya diğer faaliyet giderlerinden mahsup
edilmesi karşılığında kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayıtlara
alınmasıdır. Bu durumda ortaklara dağıtılan bir kâr payı hesaben
gözükmemektedir. Bu kayıt mali idare tarafından kabul edilecek midir? Yoksa
mutlak olarak hesaplanan faiz, net kâr payı olarak kabul edilerek
brütleştirilmek suretiyle kâr dağıtım stopaj matrahı mı bulunacaktır?
Hesaplanacak stopaj dahil brüt tutar 131-Ortaklardan Alacaklar hesabına mı
kaydedilecektir?Yine yukarıda da belirttiğimiz gibi bu stopaj hangi beyanname
ile hangi süreye kadar beyan edilecektir? K.V.K. Madde 13/6’nın ilk cümlesinde
açıklandığı gibi hesap döneminin son günü itibariyle kâr dağıtımı yapıldığı
kabul edilerek aralık ayına ait muhtasar beyanname ile mi beyan edilecektir? YMM
tam tasdik denetimlerinde yıl içinde bu şekilde bir düzeltim yapılacak mıdır
yoksa mutlak olarak yılın ilk üç geçici vergi döneminde dikkate alınmayarak
yılın son ayında mı düzeltim yapılacaktır? Faiz fatura edilirken KDV matrahı
stopaj dahil brüt tutar mı olacaktır?
4.3- Bize göre; ilişkili
kişi ortak statüsünde ise kâr dağıtımı esas alınarak düzeltim
yapılacaktır. Ancak, bilindiği gibi kâr dağıtım stopajı mevzuu G.V.K. Madde
94/6-b fıkrasında düzenlenmektedir. Buna göre ise tam mükellef tüzel kişi
ortaklara kâr dağıtım stopajı yapılmamaktadır.
Bu durumda tespit edilen örtülü
kazanç aktarımı işlemine ait fark fiyat, bedel, faiz..v.b. unsurun cari hesap
ilişkileri açısından; örtülü kazanç aktarımı yapan kurum nezdinde gelir
yazılması gerekecektir. İlişkili kişi GVK Madde 94/6-b (i) ve (ii) bentlerine
kapsamına dahil ortak ise gelir yazılan bu tutar net kâr payı sayılarak
brütleştirilmek suretiyle stopaj matrahı bulunacaktır. Stopaj dahil brüt tutar
cari hesaba borç girilmelidir. Stopaj ise 360-Ödenecek vergiler hesabına
kaydedilecek ve kayıt yapılan ayın muhtasar beyannamesi ile beyan edilerek
ödenecektir. Karşı taraf ise (elbette tüzel kişi ortak) bu bedeli kayıtlarına
gider olarak alacak, karşılığında ise cari hesaba alacak kaydı girecektir. Gider
kaydında ise elbette dönemsellik ilkesi de dikkate alınmalıdır. Geçmiş hesap
dönemlerine yönelik bir düzeltimde cari hesap döneminde gider kaydı yapılamaz.
Kanunen kabul edilmeyen gider olur. Elbette hesaplanan bu bedel, stopaj dahil
brüt tutar üzerinden de KDV hesaplanarak fatura edilmelidir. KDV’si de kazanç
aktarımı yapan taraf açısından 391-Hesaplanan KDV hesabına kaydedilecektir.
Karşı tarafa ise takvim yılı aşılmadıysa bu KDV’sini indirilebilir. Takvim yılı
aşıldıysa kanunen kabul edilmeyen gider olarak kayıtlarına alacak ve
karşılığında da cari hesaba alacak kaydı yapacaktır.
Cari hesap ilişkisi olmayan
bir mal ya da hizmet alım-satım işleminde ise; yine örtülü kazanç
aktarımı yapan taraf kayıtlarına eksik yazdığı tutarı gelir olarak
kaydedecektir. Gelir kaydedilen tutar net kâr payı olarak dikkate alınacak ve
yukarıda yaptığımız açıklamalara göre kâr dağıtımım stopajı yapılacak veya
yapılmayacaktır. Karşı taraf ise eğer bu malı henüz satmadıysa maliyetlerine
ilave etmelidir. Mal satıldıysa satılan malın maliyetine kaydetmelidir. Ancak
yine dönemsellik ilkesine dikkat edilmelidir. Hizmet ise yine karşı taraf
açısından dönemselliğe dikkat edilerek maliyet olarak kayıtlara alınacaktır.
KDV’sinde yukarıda yaptığımız açıklamalar dikkate alınmalıdır.
İlişkili kişi ortak statüsünde
değil ise; bu durumda G.V.K. madde 75’in (1), (2) ve (3) numaralı bentleri
kapsamında bir kâr payı söz konusu olmayacağından, kâr dağıtımı şeklinde bir
düzeltme gündeme gelemeyecektir. Örtülü kazanç aktarımı yaptığı (düşük bedel
veya bedelsiz bir şekilde şirket kaynaklarını veya varlıklarını kullandıran veya
satan taraf) tespit edilen taraf, eksik hasılat yazılan tutarı kayıtlarına gelir
olarak kaydedecektir. Gelir yazılan bu tutar üzerinden ayrıca KDV’si de
hesaplanacaktır. KDV dahil toplam tutar karşı tarafın kurum nezdindeki cari
hesabına borç kaydedilecektir. Karşı taraf, vergi mükellefi bir tüzel kişi ise
yine yukarıda yaptığımız dönemsellik ilkelerine göre bu tutarı gider veya
maliyet olarak kayıtlarına alacaktır. KDV indiriminde ise takvim yılının aşılıp
aşılmaması hususu göz önünde bulundurulacaktır. Karşı taraf KDV dahil brüt
tutarı cari hesaba alacak kaydedecektir.
Buraya kadar yapılan açıklamalar
kurumların kendileri tarafından veya tam tasdik denetimlerini yapan YMM’leri
tarafından yıl içinde (cari hesap döneminde) tespit edilen düzeltim
işlemleri için söz konusudur. Elbette maliye inceleme elemanları tarafından
yapılacak geriye yönelik denetimlerde tespit edilen örtülü kazanç aktarımları,
KVK Madde 13/6 gereği ilgili yılın son günü itibariyle yapılmış işlem olarak
kabul edileceğinden, ilgili yılın aralık ayına ait muhtasar ve KDV beyannameleri
de tarhiyat yapılan zamana kadar geçen süre için gecikme faizi hesaplanarak
beyan edilmek zorunda kalınacaktır.
Ayrıca, KVK Madde 13/6’nın son iki
cümlesinde; “…Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler
nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki; bu düzeltmenin yapılması için örtülü
kazanç dağıtılan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş
olması şarttır.” hükmü yer almaktadır.
Buradan anlaşılması gereken; örtülü
kazanç aktarımı yapan kurum, denetimler sonucunda tespit edilen ve kayıtlarına
hasılat olarak yazdığı tutarlar sebebiyle ilgili dönemlere ait kurumlar vergisi
beyanları için düzeltme vermeli ve vergi cezaları ile birlikte ödemelidir.
İlgili yıllarda mali zarar beyan edilmişse ise ve tespit edilen eksik hasılat
tutarları da zararı kâra çevirmiyorsa bu durumda vergi tarhiyatı olmayacak,
sadece mali zarar tutarları azalacaktır. (Tarhiyat sonrası cari yılda hasılat
yazılan tutarlar ise geçmiş ilgili yıla ilişkin düzeltme beyanı verileceğinden,
cari yılın kurumlar vergisi beyanında indirim olarak dikkate alınmalıdır.)
Buna karşılık karşı taraf kurum ise;
kendi kayıtlarına zamanında gider veya maliyet olarak yazmadığı bu tutarlar için
ilgili yıla ait kurumlar vergisi beyannamesini düzeltecektir.(Cari yılda ise
kanunen kabul edilmeyen gider yazacaktır.) Zarar beyan etmiş ise geçmiş yıllar
mali zararları artacaktır ya da vergi ödemiş olması halinde azalan vergi matrahı
sebebiyle iade vergi alacağı doğacaktır. İşte bu vergi alacağını alabilmesi için
örtülü kazanç aktarımı yapan kurum tarh edilen vergilere (kurumlar vergisi,
muhtasar, KDV) ve cezalara dava açmamış olmalı (kesinleşmeli) ve vergiler ile
vergi cezalarını ödemiş olmalıdır.
Örtülü kazanç eleştirisi mal satım
işleminde uygulanan düşük fiyat nedeniyle yapıldıysa ve malı alan kurumda henüz
bu malı satmadıysa, bu durumda geçmişe yönelik olarak bir düzeltme
yapmayacaktır. Cari yılda stoklarının maliyetini bu tutar kadar attıracak ve
karşılığında ise cari hesaba alacak kayıt girecektir.
Mahsup ve iade işlemlerinin
mevzuatta düzenlenmiş genel esaslara göre yapılacağı aşikardır. Örtülü kazanç
dağıtımı işleminin, kazanç dağıtılan işletme nezdinde zarar artırımı şeklinde
düzeltim işlemine konu edilmesi halinde de söz konusu zararların izleyen yıllar
karlarından mahsup edilmesinde, örtülü kazanç dağıtan işletme nezdinde bu işlem
nedeniyle yapılan ek tarhiyatların ödenmiş olması koşulu mutlaka aranacaktır.
Örtülü kazanç dağıtan işletmenin ödemeyi kısmen yapması veya ödemeyi gecikmeli
olarak (vadeden daha sonraki dönemlerde) yapması halinde uygulamanın nasıl
olacağı ise Bakanlar Kurulunca yapılacak belirleme ile açıklanmalıdır.
Bizce burada tarh edilen vergilerin ve cezaların tamamen ödenmiş olması dikkate
alınmalıdır.
İlişkili kişi gerçek kişi ortak
ise; örtülü kazanç aktarımı yapılan tutarlar kâr dağıtımı sayılarak düzeltme
işlemine tabii tutulurken, bu durumda gerçek kişi ortak ta ilgili yılda kâr payı
elde ettiği varsamıyla gelir vergisi beyanında bulunacak mıdır? Örneğin, kasa
hesabındaki fazlaya hesaplanan faiz muhasebe kaydı açısından 131-Ortaklar cari
hesabına kaydedilmektedir. Aynı şekilde 131 hesapta oluşan bakiyeye de faiz
hesaplanması örtülü kazanç incelemeleri açısından mümkündür. Örneğin; kasa
hesabındaki fazlaya ya da 131 hesaba hesaplanan faiz 10.000 YTL’dir.
10.000 YTL net kâr payı olarak kabul
edilecek, brütleştirilecek ve GVK Madde 94/6-b (i) bendi gereğince %15 oranında
stopaja tabi olacaktır. Brütleştirme oranı (1-0,15) 0,85’dir. Bu durumda
11.764,70 x %15 = 1.764,70 YTL. Ayrıca 11.764,70 YTL üzerinden %18 KDV’de
2.117,65 YTL’dir. 131 hesaba toplam borç kaydı (11.764,70 + 2.117,65) 13.882,35
YTL olacaktır. 10.000 YTL 642 veya 679 hesaba, 2.117,65 YTL 391 hesaba, 1.764,70
YTL ise 360 hesaba alacak olarak kaydedilecektir.
Bu örnekte gerçek kişi ortak net
10.000 YTL kâr payı elde ettiği varsamıyla gelir vergisi beyanı vermek durumunda
mıdır? Bize göre evet. Ortak, tüzel kişi olduğunda ilgili vergisel düzeltmeler
yapıldığına ve hatta iade alacak vergi dahi oluşabildiğine göre gerçek kişi
ortakta gerekli vergi beyanında bulunmalıdır. Bu hesaplamalar kurumun tarafından
ya da tam tasdik denetimini yapan YMM tarafından ilgili yılda yapılırsa, örneğin
bu kayıtların 2007 yılında yapıldığını kabul edelim, bu durumda 2008 yılı mart
ayında gelir vergisi beyanı ile beyan edilecektir. Bu durumda GVK Madde 22/2
bendi de dikkate alınmak suretiyle 11.764,70 / 2 = 5.882,35 YTL x %15 = 882,35
YTL gelir vergisi hesaplanacaktır. Bu gelir vergisinden kurum bünyesinde yapılan
stopaj mahsup edildiğinde ise gerçek kişi ortağın (1.764,70 – 882,35) 882,35 YTL
iade alacağı oluşacaktır.
Bu hesaplamalar maliye vergi
inceleme elemanları tarafından geçmiş hesap dönemlerine yönelik olarak yapılsa
dahi mantık aynı olmalıdır. Bu durumda sadece geçmişe yönelik düzeltme
beyanları ve gecikme faizleri gündeme gelecektir.
Gerçek kişi ortak açısından
geçmişe dönük gelir vergisi beyanı düzeltimi yapılması hususu, menkul sermaye
iradının tahsil esasına bağlı olması sebebiyle tartışma olabilir ama bize göre;
zaten burada geçmişte şirketin kaynaklarının örtülü olarak ortağa aktarıldığı
varsayımıyla cezalı işlemler yapıldığı için otomatikman da ilgili dönemlerde
tahsil esasının yerine geldiği kabul edilmelidir. Bu durumda iade alacağı
oluşursa, kurum nezdinde örtülü kazanç aktarımı sebebiyle tarh edilen vergi ve
cezaların ödenmiş olması şartı aranacaktır.
Son olarak ise örtülü kazanç
işlemlerinde düzeltim için yılın son ayı mı beklenmelidir? şeklinde soru için
görüşümüz; düzeltim işlemi için yılın son ayı beklenmemelidir. Geçici vergi
dönemleri esas alınarak her üç ayın sonunda bu düzeltim işlemi yapılmalıdır.
4.4- Taslak kararın (3).
bölümünde ele alınan transfer fiyatlandırmasında uygulanacak yöntemler,
uygulamada ortaya çıkabilecek çeşitli sorunlara da çözüm getirecek şekilde
oldukça geniş, kapsamlı ve bol sayıda örnek uygulama ile açıklanmalıdır.
4.5- Diğer bir önerimiz ise;
maliye idaresi (gelir idaresi başkanlığı ya da vergi dairesi başkanlıkları)
tıpkı çeşitli web sayfalarında örnek muktezaları açıkladığı gibi, transfer
fiyatlandırmasında uygulanacak yöntemler hakkında emsal uygulama örneklerine yer
vermesi faydalı olacaktır düşüncesindeyiz.
5- GENEL DEĞERLENDİRME
Özet olarak; ilişkili kişi ve
şirketlerle olan her türlü işlemde fiyat veya bedelin emsaline uygun olduğu,
belirlenen fiyat veya bedel ile ilişkili kişi veya şirkete örtülü kazanç
dağıtımı kapsamında kaynak aktarımı yapılmadığı, her türlü kayıt, belge,
tablo..v.b. ile ispatlanabilir olmalıdır.
İşletmeler ilişkili kişi ve
şirketlerle olan her türlü işlemlerine dair taslak kararın (19).
maddesinde (14) alt madde şeklinde sayılan bilgileri ve belgeleri de kapsayacak
şekilde yıllık ayrıntılı raporlar hazırlamak zorundadırlar. Bu raporların sadece
taslak kararın saydığı maddeleri ihtiva edeceği şeklinde kural bulunmamaktadır.
İşlemin özelliğine göre en detaylı bilgi, hesaplama, analiz, tablo, belge,
sözleşme, evrak..v.b. raporda ve rapor ekinde yer almalıdır.
Bu ayrıntılı raporların hazırlanması
sırasında konusunda uzman mali danışmanlardan görüş alınması özellikle
tavsiyemizdir.
Maliye İdaresi yıllık olarak
hazırlanacak bu raporlarda ayrıca Yeminli Mali Müşavir onayı arayabilir. Yeminli
Mali Müşavir ile yıllık kurumlar vergisi beyannamesi tam tasdik anlaşması yapan
bir kurumun, ilişkili kişilerle olan işlemlerinin incelenmesi Kurumlar Vergisi
Kanunu kapsamında incelenmesi gereken zorunlu bir alandır. Bu nedenle 3568
sayılı SM, SMMM ve YMM Kanunu kapsamında yapılacak bir düzenleme ile tam tasdik
raporlarında bu yıllık raporlar hakkında bilgi verilmesi zorunluluğu da
getirilebilir.
Taslak halindeki bu kararda
yer verilen “Transfer Fiyatlandırmasında Uygulanacak Yöntemler” hakkında daha
detaylı bilgiler verilmesinin ve emsal olabilecek bir çok sayıda uygulama
örneklerine yer verilmesinin, uygulamada ortaya çıkacak tereddütleri şimdiden
gidereceğini düşünmekteyiz.
Ayrıca, taslak halindeki bu kararda
yine K.V.K.’nun 13/6. maddesinde yer verilen “düzeltim” işlemi hakkında
sadece teorik vergisel mevzuat bilgilerine değil, uygulamaya da yön verecek
fiili örneklere, vergi muhasebesi kayıtlarına, yapılacak beyan ve ödemelere dair
açıklamalara ve ayrıntılı örneklere yer verilmelidir görüşündeyiz.
Taslak halindeki karar
www.gib.gov.tr adresinde 01.06.2007 tarihinden itibaren
yayınlanmaya başlamıştır.