Doç. Dr. Adnan GERÇEK
Uludağ Üniversitesi
İ.İ.B.F. Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
agercek@uludag.edu.tr
Ücretlerinin Vergilendirilmesi Ve 6009 Sayılı Kanunla Bu Konuda Yapılan
Düzenlemenin Değerlendirilmesi
Tarih: 19.01.2011
GİRİŞ
Vergilendirmede sübjektifleştirmenin en iyi
sağlandığı alanlardan birisi emek gelirlerinin vergilendirilmesi olduğu için
ücretlerin vergilendirilmesi vergi hukukunda özel önem verilen ve özellik arz
eden konuların başında gelmektedir.
Sadece emek geliri elde edenlerin
gelirlerini biriktirme olanaklarının sınırlı olması; ücret geliri elde eden emek
sahiplerinin gelirleri genelde ancak yaşamlarını devam ettirebilecek nitelikte
olması; emek geliri sahiplerinin ücret dışında bir gelir elde etme olanaklarının
çok az olması; emek geliri elde eden bir kişinin sakatlanması durumunda
çalışamayacak ve gelir elde edemeyecek olması gibi nedenlerle vergi
sistemlerinde ücret gelirlerinin sermaye gelirlerine göre daha düşük oranda
vergilendirilmesi benimsenmiştir.
Literatürde ayırma ilkesi olarak bilinen bu
ilkenin hayata geçirilmesinde; emek
gelirlerine bazı indirimlerin tanınması ve emek gelirleri için düşük oranlı
vergi tarifesi uygulanması gibi yöntemler kullanılmaktadır. Ülkemizde de emek
gelirlerine bu tür ayrıcalıklar tanınmasına yönelik düzenlemelere yer
verilmiştir. Özel indirim ve asgari geçim indirimi gibi müesseseler ülkemizde
ayırma ilkesinin tipik uygulama biçimdir. Ayrıca, diğer gelirlere göre ücret
gelirlerin 5 puan düşük oranlı gelir vergisi tarifesine tabi tutulması da
ülkemizde ayırma ilkesinin diğer bir uygulaması olmuştur.
Bu çalışmanın amacı, ücret gelirlerinin
vergilendirilmesi ili ilgili 8 Ocak 2009 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan E.
2006/95 K. 2009/144 sayı ve 15.10.2009 tarihli Anayasa Mahkemesi’nin iptal
kararından sonra 6009 sayılı Kanunla bu konuda yapılan düzenlemeleri
değerlendirmektir. Ancak bu değerlendirmeleri daha sağlıklı bir şekilde
yapabilmek için öncelikle iptale konu olan düzenleme öncesinde (2005 yılı ve
öncesinde) ülkemizde ücretlerin vergilendirilmesi nasıldı, Anayasa Mahkemesi’nin
iptal kararına konu olan uygulama ile iptal gerekçesi neydi ve 6009 sayılı
Kanunla devreye giren yeni uygulama neler getiriyor sorularının
cevaplandırılmasında yarar vardır.
I. 2005 YILI VE ÖNCESİNDE ÜCRETLERİN
VERGİLENDİRİLMESİ
2005 yılı öncesinde gelir vergisi
sistemimizde ayırma ilkesinin iki şekilde uygulandığı görülmektedir. Bunlardan
birincisi 3239 sayılı Kanun[1]
ile 1 Ocak 1986 tarihinden itibaren uygulamaya konulan özel indirimdir. Özel
indirim sadece ücretler için, ücret gelirlerinin korunmasına yönelik olarak
getirilmiş bir uygulamadır. Elde ettikleri gelir ücret olmayanlar özel
indirimden yararlanamaz iken; ücretlerinin yanında başka gelirleri olanlar ise,
ücret gelirinden dolayı özel indirimden yararlanabilmiştir.
Özel indirim tutarları; 2003 yılında elde
edilen ücretlere uygulanmak üzere, günde "1.500.000", ayda "45.000.000", yılda
"540.000.000" lira olarak tespit edilmiştir[2].
Özel indirim, gelir unsuruna değil, gelirin sahibine bağlı olduğundan; hizmet
erbabının birden fazla yerden ücret alması durumunda, özel indirim bu
ücretlerden en yüksek olanına uygulanmıştır. Aynı kişi, birden fazla ücreti
dolayısıyla özel indirimden bir defadan fazla yararlanamamıştır[3].
Ücretlilerin vergilendirilmesinde özel
indirim uygulamasının yanında sakatlık indirimi uygulamasına da yer verilmiş ve
böylece sakat olan ücretlilerin ilave korunması amaçlanmıştır. Sakatlık indirimi
tutarları, sakatlık derecesine göre özel indirim tutarının belli katları olarak
belirlenmiş, özel indirim tutarına eklenmiş ve indirim aynı koşullar
çerçevesinde uygulanmıştır.
Özel indirim uygulaması 4842 sayılı Kanun[4]
ile 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren uygulamadan kaldırılmıştır. Özel indirimin
kaldırılmasının yaratmış olduğu boşluğu doldurmak üzere, aynı Kanun ile 1 Ocak
2005 tarihinden itibaren “ücretlerde vergi indirimi” uygulamasına geçilmiştir.
Daha sonra ise 5615 sayılı Kanun[5]
ile 1 Ocak 2008 tarihinden sadece ücretliler için “asgari geçim indirimi”
müessesesine geçilerek ayırma ilkesinin uygulanmasına devam edilmiştir.
Ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde
yapılan en önemli değişikliklerden birisi, 4369 sayılı Kanun[6]
ile 1998 yılının ikinci yarısında elde edilen ücretleri kapsamak üzere uygulanan
vergi tarifesinin değiştirilmesi olmuştur. Getirilen bu düzenleme ile
ücretlilerin vergi yükünde %5 oranında bir azalma sağlanmıştır[7].
Daha sonra 4444 sayılı Kanun[8]
ile benzeri bir uygulamaya devam edilerek, ücret dışındaki gelir unsurlarının
vergilendirilmesinde Gelir Vergisi Kanununun 103. maddesinde yer alan tarifenin
gelir dilimlerine karşılık gelen oranları 5 puan artırılarak uygulanması
benimsenmiştir.
Böylece gelir vergisi sistemimizde ayırma
ilkesinin uygulama şekillerinden biri olan ücretlilere farklı vergi tarifesi
uygulaması ülkemizde hayata geçirilmiştir. Bunun sonucunda toplam gelir vergisi
içinde ücretlilerin payı %50’ler üzerinden % 40’lara kadar düşmüştür[9].
2005 yılı başından itibaren geçerli olmak
üzere, 5281 sayılı Kanun[10]
ile gelir vergisi tarifesindeki basamak sayısının azaltılmasına gidilmiştir. Bu
düzenleme ile;
1) İlk
dilime giren vergi mükelleflerinin vergi yükü ve gelir durumlarının aynı
kalması,
2) İkinci ve üçüncü dilime girip ilgili
dilim oranlarına tabi olacak gelirlerin dördüncü dilime girip daha yüksek
orandan vergilendirilmesi ve böylece bu gruba giren mükelleflerin vergi
yüklerinin artırılması,
3) Yüksek gelirlilerin marjinal vergi
oranının düşürülmesi suretiyle vergi yükünün hafifletilmesi, sağlanmıştır[11].
2005 yılı sonuna kadar ücret gelirlerine 5
puan düşük olan gelir vergisi tarifesi uygulamaya devam edilmiş ve 5479 sayılı
Kanun[12]
ile Gelir Vergisi Kanununun 103. maddesinde yapılan değişiklik ile gelir
vergisinde iki ayrı tarife uygulaması sona erdirilmiştir. Böylece ülkemizde
ayırma ilkesinin hayata geçirilmesine yönelik en etkin yönteme son verilmiştir.
II. 5479
SAYILI KANUNLA YAPILAN DEĞİŞİKLİK VE ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARI
5479 sayılı Kanun ile ücretliler ile diğer
gelir unsurlarının farklı tarifeye göre vergilendirme anlayışından vazgeçilerek,
ücret gelirleri de diğer gelir unsurlarıyla aynı nitelikte kabul edilmek
suretiyle, tek tarife uygulamasına geçilmiş ve gelir vergisi tarifesindeki dilim
sayısı beşten dörde indirilmiştir. Bu düzenleme ile;
- Gelir vergisindeki başlangıç vergi oranı % 20’den
% 15’e düşürülmüştür. Ücretlilerin vergi oranında bir değişiklik yapılmaz iken,
diğer gelir unsurlarının vergi oranında 5 puanlık bir düşüş sağlanmıştır.
- Üçüncü dilimde ücret gelirleri yönünden önceki
tarifede %25 olan vergi oranı %27’ye çıkarılmış, ücret dışı gelirler yönünden
ise %30’dan %27’ye indirilmiştir.
- Dördüncü dilimde ise ücret gelirleri yönünden
önceki tarifede %30 olan vergi oranı %35’e çıkarılmış, ücret dışı gelirler
yönünden ise %35 oranı korunmuştur. Değişiklikten önce ücretlilerin, yıllık
78000 YTL’yi aşan gelirleri % 35 oranında, bunun altındakiler daha düşük oranda
vergilendirilir iken, yeni tarifede 40000 YTL’yi aşan gelirlerin % 35 oranında
vergilendirilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, ücretlilerde orta ve yüksek
gelir grubunun gelir vergisinin artırıldığı açıktır. Getirilen yeni tarife,
eskisi ile kıyaslamalı olarak aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Tablo 1: 2005 ve 2006 Yılı Gelir Vergisi Tarifesi
|
2005 Yılı Tarifesi |
2006 Yılı Tarifesi
|
ÜCRET GELİRLERİ
(YTL) |
% |
ÜCRET DIŞI GELİRLER (YTL) |
% |
ÜCRET GELİRLERİ DAHİL (YTL) |
% |
|
1 |
|
15 |
0 – 6.600 |
20 |
0 – 7.000 |
15 |
|
2 |
6.600 –15.000 |
20 |
6.600 – 15.000 |
25 |
7.000 – 18.000 |
20 |
|
3 |
15.000 – 30.000 |
25 |
15.000 – 30.000 |
30 |
18.000 – 40.000 |
27 |
|
4 |
30.000 – 78.000 |
30 |
30.000 – 78.000 |
35 |
40.000 - FAZLASI |
35 |
|
5 |
78.000 – FAZLASI |
35 |
78.000 – FAZLASI |
40 |
|
Gelir vergisi tarifesinde, dilim sayısı ve
vergi oranları azaltılıp, dilimlerdeki gelir tutarları artırılmak suretiyle
yapılan değişikliğin amacı, gelir üzerindeki vergi yükünün azaltılıp vergi
tahsilâtının artırılması olarak belirtilmiştir. Dolayısıyla, böyle bir
düzenlemeye gidilmesi, ülkemizde vergileme konusunda adalet ile ilgili
kaygıların önemini kaybettiğini, bunun yerine etkinlik ilkesinin ön plana
çıkarılmaya çalışıldığını göstermektedir.
Yukarıdaki gerekçelere dayanılarak, Gelir
Vergisi Kanununun 103. maddesinde “40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için
9.190 YTL,” ifadesinden sonra gelen “fazlası % 35 oranında” ibaresinin
Anayasanın 2, 11 ve 73. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği talebiyle
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu iptal
kararında, gerekçe olarak birkaç önemli noktaya vurgu yapmıştır. Bunlar şu
şekilde özetlenebilir[13]:
1) İptale konu olan yeni gelir vergisi
tarifesi ile önceki tarife karşılaştırıldığında, yeni tarife ile ücretlilerin
vergi yükü artırılırken diğer gelir vergisi yükümlülerinin yükünün azaldığı
ortaya çıkmaktadır. Burada ücret geliri elde edenlerin mali gücü ile gelirin
niteliği ve kişisel durum arasında bağlantı kurulmadığından, mali güce göre
vergilendirme ilkesine aykırılık söz konusudur. Yasa koyucu vergi oranlarını
belirlerken ücret geliri elde eden yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumunu göz
önüne alacak bir sistem getirmemiştir.
2) Oran, verginin asli unsurlarından olup
mali gücü etkileyen en önemli ölçütlerden biridir. Vergi oranı ile vergiye tabi
gelirin niteliği arasında doğrudan bağlantı vardır. Vergilendirmede farklı
nitelikteki gelirlerin ayrı vergilendirme yöntem ve oranlarına tabi tutulması,
vergi adaletinin sağlanması için gereklidir.
3) Ücret gelirlerinin diğer gelir
unsurlarına göre salt emeğe dayalı olarak elde edilen gelir niteliğinde olması
ve vergi baskısının yüksekliği nedeniyle özellikle bu geliri elde edenlerin
ekonomik durumları ile vergi oranları arasında doğrudan bir bağlantının
kurulmaması ve ücretlilerden vergi alınırken mali gücün göz ardı edilmesi
düşünülemez.
4) Anayasa, ücreti, diğer gelirlerden
farklı olarak özel şekilde düzenlemiş, bu düzenlemede ücretin özellikli ve ayrık
durumunu gözeterek, Devlet’e “adaletli bir ücret” için tedbir alma görevi vermek
suretiyle koruma altına almıştır. Anayasa’nın 73. maddesindeki “mali güç” ilkesi
ile 55. maddesindeki “adaletli bir ücret elde etme” ilkesi bir arada
değerlendirildiğinde, ücret gelirlerinin ücret dışında elde edilen gelirler ile
aynı oranda vergiye tabi tutulması ve hiçbir önlem alınmadan ücrette azalmaya
neden olacak şekilde yükseltilmesi, “adalet” ilkesini de zedeler.
Bu tespitleri yaptıktan sonra Anayasa
Mahkemesi Gelir Vergisi Kanunu’nun 5479 sayılı Kanun ile değiştirilen 103.
maddesinde yer alan tarifenin 40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9.190
YTL, ibaresinden sonra gelen “… fazlası % 35 oranında …” ibaresi, “ücret
gelirleri” yönünden Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı bularak iptal
etmiştir. Bu düzenlemenin iptal edilmesi nedeniyle
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
III.
6009 SAYILI KANUNLA YAPILAN DÜZENLEME VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu iptal
kararının 6 ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmışsa da, 8 Temmuz 2010
tarihinde dolan bu süre içerisinde yasa koyucu tarifeyi yeniden düzenlememiştir.
Ücretliler yönünden tarife ancak 6009 sayılı Kanun[14]
ile düzenlenebilmiştir. Buna göre ücret gelirlerinin uygulanmasında geçerli
olacak olan yeni tarife şu şekilde belirlenmiştir:
“8.800 TL'ye kadar yüzde 15
22.000 TL'nin 8.800 TL'si için 1.320 TL, fazlası
yüzde 20
76.200 TL'nin 22.000 TL'si için 3.960 TL, fazlası
yüzde 27
76.200 TL'den fazlasının 76.200 TL'si için 18,594
TL, fazlası yüzde 35
Oranında vergilendirilir.”
Ücret ödemelerinde vergi kesintilerine
uygulanacak tarifenin, aynı zamanda yıllık Gelir Vergisi tarifesi olması
sebebiyle, ücretliler açısından geçerli bu yeni tarifenin de 1 Ocak 2010’dan
geçerli olarak yürürlüğe konulması öngörülmüştür.
Böylece ücret gelirlerinin
vergilendirilmesi ile ücret dışındaki gelir unsurlarının vergilendirilmesinde
tekrar farklı gelir vergisi tarifesinin uygulanmasına geçilmiştir. Ancak bu defa
gelir vergisi tarifesindeki fark ücret gelirlerinin 5 puan daha düşük oranda
vergilendirilmesi değil, üçüncü ve dördüncü gelir dilimlerinin uzunluğunun
artırılması şeklinde yapılmıştır. Yapılan düzenlemeden sonra 2010 yılı gelir
vergisi tarifesi aşağıdaki hali almıştır.
Tablo 2: 2010 Yılı Gelir Vergisi Tarifesi
|
2005 Yılı Tarifesi |
|
ÜCRET GELİRLERİ (TL) |
% |
ÜCRET DIŞI GELİRLER (TL) |
% |
|
1 |
|
15 |
|
15 |
|
2 |
8.800 –22.000 |
20 |
8.800 –22.000 |
20 |
|
3 |
22.000 – 76.200 |
27 |
22.000 – 50.000 |
27 |
|
4 |
76.200 – FAZLASI |
35 |
50.000 – FAZLASI |
35 |
6009 sayılı Kanun ile getirilen bu yeni
tarife, yıllık brüt ücreti 50.000 TL’yi aşmayanlar için bir anlam ifade etmez
iken, 50.000 TL ile 76.200 TL arasında olanlar için olumlu bir etki yaratacak,
ancak 76.200 TL’yi aşanlar için yine olumsuz bir sonuç doğuracaktır. Geliri
50.000 TL ile 76.200 TL arasında olanların sağlayacakları vergi avantaj tutarı
2.096 TL’dir. Çünkü, matrahı 76.200 TL olan ücretliler yeni tarifeye göre 18.594
TL Gelir Vergisi ödemekle yükümlü iken, ücretliler dışında kalan mükellefler
aynı miktar için 20.690 TL Gelir Vergisi ödeyeceklerdir[15].
Ancak Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmiş
olduğu “… fazlası % 35 oranında …” ibaresi hala ücret gelirlerinin
vergilendirilmesine ilişkin tarifede yer almaktadır. Dolayısıyla 6009 sayılı
Kanun ile yapılan düzenlemede Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesinin
karşılandığını söylemek mümkün değildir. Bu nedenle, özellikle brüt ücretleri
76.200 TL’yi aşanlar açısından, Anayasa Mahkemesi’ne yeniden başvuru yapılması
halinde bu düzenlemenin de tekrar iptal edilmesi muhtemeldir[16].
Çünkü Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde mali gücü dikkate alan ve ücret
gelirinin özellikli ve ayrık durumunu gözeten düzenleme yapılması “mali güç” ve
“adalet” ilkesi açısından gerekli olduğunu belirtmiş ve bu gerekliliğe ulaşmada
en etki araç olarak vergi oranı farklılaştırılmasına işaret etmiştir.
Burada aslında Anayasa Mahkemesi, zımni
olarak literatürdeki ayırma ilkesinin etkin bir şekilde hayata geçirilmesi
gerektiğinden bahsetmektedir. Yukarıda da açıklandığı üzere, ülkemizde ayırma
ilkesinin en etkin şekilde hayata geçirilmesine yönelik olarak ücret
gelirlerinin diğer gelir unsurlarına göre 5 puan düşük bir gelir vergisi
tarifesi ülkemizde uygulanmıştır. Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu da bu
farklı tarifeden vazgeçilmesi üzerine yapılmıştır.
Ancak, yasa kuyucu önüne gelen yasal
düzenlemeyi yaparken anayasal vergileme ilkeleri olan “mali güç” ve “adalet”
ilkesinin yanı sıra sosyal devlet anlayışını da tekrar hayata geçirmek yerine,
gelir kaybına yol açacağı endişesiyle olsa gerek Anayasa Mahkemesi’nin iptal
gerekçesini adeta dolanmaya yönelik bir düzenleme yapma yoluna gitmiştir. Bunun
için 5479 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki tarifede mevcut olan
vergi yükünün ücret gelirleri yönünden korunacak şekilde sadece 3 ve 4.
dilimlerinin tutarlarının yeniden belirlenmesi yoluna gidilmiştir.
Oysa Anayasa Mahkemesi, iptal kararında
vergi tarifesi dilim tutarlarından değil, vergi tarifesi oranlarından bahsetmiş
ve son dilime uygulanan vergi oranını iptal etmiştir. Bu nedenle, yeni yapılan
düzenleme ile son dilimdeki ücretlilere uygulanan % 35 vergi oranlarının ortadan
kaldırılması veya vergi tarifesindeki tüm oranların 5 puan düşürülmesi yerine,
sadece son iki dilimde yer alan tutarların artırılması yoluna gidilmesi ile
Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçesinin karşılanmadığı ortaya çıkmaktadır.
Bu konu ile ilgili sadece Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararına uygun bir düzenleme yapılmak isteniyorsa, ücret
gelirleri açısından vergi tarifesindeki son dilim ortadan kaldırarak en yüksek
oran olarak % 27’nin uygulanması sağlanabilirdi. Veya Anayasa Mahkemesi’nin
iptal gerekçesinin yanı sıra ayırma kuramının gerekleri de tekrar hayata
geçirilmesi için ücret gelirleri açısından vergi tarifesindeki tüm oranların 5
puan düşürülmesi gerekirdi.
IV. 274
SERİ NO'LU GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ İLE YAPILAN DÜZENLEMELERİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
6009 sayılı Kanun’un geç yürürlüğe
girmesinden dolayı ortaya çıkan fazla vergilendirmek düzeltmek amacıyla Gelir
Vergisi Kanunu’na geçici 78. madde eklenmiştir. Buna göre, 01.01.2010 tarihi ile
01.08.2010 tarihleri arasında, 01.01.2010 tarihinde geçerli olan tarifeye göre
fazla yapılan tevkifatın düzeltilmesine ait mahsup, red ve iade işlemlerine
yönelik usul ve esasların Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmesi
öngörülmüştür.
Maliye Bakanlığı tarafından konuya ilişkin
olarak 274 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğ[17]
yayımlanmıştır. Bu genel tebliğde Maliye Bakanlığı, varsa, fazla yapılan
tevkifatın düzeltilmesine ait mahsup, red ve iade işlemlerine yönelik usul ve
esasları açıklamıştır. Bunlara kısaca değinecek olursak:
1) Eğer 2010 yılında 01.08.2010 tarihine
kadar yapılan yüzde 27 oranından daha yüksek olan yüzde 35 oranında vergi
tevkifatı yapılmış bulunan hak sahipleri varsa, bu kişiler için Ağustos ayı
içinde verilecek olan Temmuz ayı muhtasar beyannamesi üzerinde gerekli düzeltme
işlemleri yapılacak ve beyannameye tebliğ ekinde verilmiş bulunan Ek-1 nolu
liste düzenleyip eklenecektir. Ödenmiş olan verginin ilk muhtasar beyannameden
mahsup edilememesi durumunda, kalan tutarlar sonraki dönemlerde aynı şekilde
mahsup edilebilecektir.
2) Muhtasar beyannameyi vermiş ancak
tahakkuk eden vergiyi henüz ödememiş olan mükellefler tarafından beyanname verme
süresinin sonuna kadar düzeltme beyannamesi verilmesi halinde; bu beyannameye
Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran 2010 aylarına ilişkin
beyannamelerdeki tutarları ayrıntılı olarak gösterecek liste (Ek-1) eklenecek ve
buna göre gerekli işlem yapılacaktır.
3) Muhtasar beyannameyi vermiş ve tahakkuk
eden vergiyi ödemiş olan mükelleflerin fazladan ödemiş oldukları vergi tutarları
sonraki dönemlerde verecekleri muhtasar beyannamelerine göre ödenecek Gelir
Vergisi'nden mahsup edilecektir.
4) Beyannamelerini elektronik ortamda veren
mükellefler fazla ödedikleri tutarları e-beyannamelerde bu işleme mahsus olmak
üzere ayrılmış bulunan ‘Mahsup Edilen Vergiler' kısmının "Geçici 78'inci maddeye
göre yapılan mahsuplar" satırında gösterilecektir.
5) Emeklilik, işten ayrılma, işyerinin
kapanması, ölüm gibi haller nedeniyle fazla kesilen vergi tutarlarının hak
sahiplerine iadesi, vergi dairelerince yerine getirilecektir. Söz konusu
mükellefler, işverenlerinden alacakları ve kendilerinden yapılan tevkifat
tutarlarını ayrıntılı olarak gösteren bir yazı ile en son çalıştıkları işyerinin
muhtasar beyanname yönünden bağlı olduğu vergi dairesine başvuracaklardır.
6) 01.01.2010-01.08.2010 tarihleri
arasındaki ücret ödemelerinden, yeni tarifeye göre hesaplanması gereken daha
düşük tutarda tevkifat yapılmış olması durumunda oluşan fark tutarlar, vergi
sorumluları tarafından 01.08.2010 tarihinden sonra yapılacak ücret ödemesinden
kesilerek, bu ödemenin ait olduğu döneme ilişkin muhtasar beyannamenin verilme
süresi içinde topluca (muhtasar beyanname verme yükümlülüğü olmayanlar hariç)
verilecek ayrı bir muhtasar beyanname ile beyan edilerek ödenecektir.
Görüldüğü gibi 274 Seri No’lu Gelir Vergisi
Genel Tebliğinde Maliye Bakanlığı vergi yükünü etkileyecek veya değiştirecek
yeni bir düzenleme getirmemiş ve sadece 2010 yılı içinde fazla yapılan
tevkifatın düzeltilmesine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Maliye
Bakanlığı’nın vergi yükünü değiştirmeye yönelik bir düzenleme yapma yetkisi
yoktur. Bu nedenle, genel tebliğlerle sadece usule yönelik düzenlemeler
yapılabilir[18].
Bu kurala uygun olarak burada Maliye Bakanlığı sadece usule ilişkin
açıklamalarda bulunmuştur.
SONUÇ
Ülkemizde ayırma ilkesinin hayata
geçirilmesine yönelik olarak; uzun yıllar “özel indirim” ve 1998 yılından
itibaren ücret gelirlerine “düşük
oranlı vergi tarifesi” müesseseleri
kullanılmıştır. Ancak 2004 yılından
itibaren özel indirim uygulamasına son verilerek, bunun yerine 2005 yılından
itibaren “ücretlerde vergi indirimi” ve 2008 yılından itibaren de “asgari
geçim indirimi” uygulamasına geçilmiştir.
Diğer taraftan ücret gelirlerine “düşük
oranlı vergi tarifesi” uygulamasından 5479 sayılı Kanun ile 2006 yılından
itibaren vazgeçilerek vergilemede adalet ilkesi yerine tahsilatta etkinlik
ilkesi benimsenmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, mali gücü dikkate alan ve ücret
gelirinin özellikli ve ayrık durumunu gözeten düzenleme yapılması “mali güç” ve
“adalet” ilkesi açısından gerekli olduğunu belirterek ve bu gerekliliğe ulaşmada
en etki araç olarak vergi oranı farklılaştırılmasına işaret ederek, söz konusu
kanunla yapılan düzenlemeyi iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal
kararı doğrultusunda, 6009 sayılı Kanun ile ücretlerin vergilendirilmesine
yönelik yeni düzenleme yapılmıştır. Ancak bu düzenlemede tahsilatta etkinlik ile
ilgili kaygılardan hareketle, ücretlilere uygulanan % 35 vergi oranlarının
ortadan kaldırılması veya vergi tarifesindeki tüm oranların 5 puan düşürülmesi
yerine, sadece son iki dilimde yer alan tutarların artırılması yoluna
gidilmiştir. Bu nedenle, yeni yapılan düzenleme ile bir taraftan Anayasa
Mahkemesi’nin iptal gerekçesinin karşılanmadığı, diğer taraftan da bilimsel
gerçekler ve vergilemede “ayırma”, “mali güç” ve “adalet” ilkelerinin göz ardı
edildiği görülmektedir.
Ücretlilerin vergilendirilmesi ile ilgili
sadece Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına uygun bir düzenleme yapılması için,
ücret gelirleri açısından vergi tarifesindeki son dilim ortadan kaldırılarak en
yüksek oran olarak % 27 uygulanması sağlanmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal
gerekçesinin yanı sıra ayırma kuramının gerekleri de tekrar hayata geçirilmesi
için ücret gelirleri açısından vergi tarifesindeki tüm oranların 5 puan
düşürülmesi gerekmektedir.
DİPNOTLAR:
:[1]
24.12.1985 tarih ve 19014 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[2]
1.1.2003'den itibaren uygulanan özel
indirim tutarları 2002/5000 sayılı BKK ile tespit edilmiştir.
[3]
Fatih Saraçoğlu, “Gelir Vergisi Sisteminde Ayırma İlkesi Uygulaması
ve Değerlendirilmesi”, Maliye Araştırma Merkezi Konferansları,
40. Seri, 2001, s. 4, http://w3.gazi.edu.tr/web/fatihsaracoglu/dosyalar/
Akademik_Calismalar/Makaleler/Makale_6.pdf
[4]
24.04.2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[5]
04.04.2007 tarih ve 26483 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[6]
29.07.1998 tarih ve mükerrer 23417
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[7]
Bkz. Rıfat Ortaç-Fatih
Saraçoğlu, “Ücretlerin Vergilendirilmesinde Farklı Vergi Tarifesi
Uygulamasının Değerlendirilmesi”, Yaklaşım, Yıl 4, Sayı 71,
(Kasım 1998).
[8]
14.08.1999 tarih ve 23786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[9]
Saraçoğlu, a.g.m., s. 9.
[10]
31.12.2004 tarih ve 3.mükerrer 25687
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[11]
Gülay Akgül Yılmaz, “Türkiye’de
Gelir Vergisi Tarifesinde Meydana Gelen Değişikliklerin Vergilendirmede
Adalet İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi
İİBF Dergisi, Yıl 2006, Cilt XXI, Sayı 1, s. 265.
[12]
08.04.2006 tarih ve 26133 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[13]
Anayasa Mahkemesi, 15.10.2009,
E:2006/95, K:2009/144, http://www.anayasa.gov.tr/kararlar/ IPTALITIRAZ/K2009/K2009-144.htm,
(24.08.2010).
[14]
01.08.2010 tarih ve 27659 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[15]
Veysi Seviğ, “Ücret Gelirlerinde Uygulanacak Oranlar”, 30.07.2010
tarihli Referans Gazetesi.
[16]
Bumin Doğrusöz, “Ücretlilerin Vergilendirilmesinde Son Durum”,
12.08.2010 tarihli Referans Gazetesi.
[17]
04.08.2010 tarih ve 27662 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır.
[18]
Nihal Saban, Vergi Hukuku Genel
Kısım, İstanbul: Der Yayınları, 2002, s. 52.
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz. Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem
yapılacaktır.)