BASINDAN YAZILAR
Muhasebe kuralı değişse iyi olur! / Deniz Gökçe - MuhasebeTR

Muhasebe kuralı değişse iyi olur! / Deniz Gökçe

Dünyanın toparlanması öncelikle ABD ekonomisinin ve Avrupa'nın büyük ekonomilerinin toparlanması ile mümkün olacak. Kasım ayından itibaren reel sektörü hırpalayan iç ve dış talep daralması, yani resesyon, finans kesimi sorunları ortadan kaldırılmadan kolay kolay tersine dönemez. Bu hafta ilan edilen sayılara bakılırsa, tüm büyük gelişmiş ekonomilerin 2008 dördüncü çeyreğinde ve 2009 birinci çeyreğinde çok kötü reel daralma yaşamış olacakları ortada.
Bu hafta ABD'de hem Başkan Obama hem de Merkez Bankası Başkanı Bernanke konuşmalar yaptılar. İkisinin ortak noktası ekonomi politikalarının birinci hedefinin ekonominin kısa vadede daha da kötüleşmesini önlemek için finans kesimi sorunlarına kısa vade çözümleri getirmek. Daha sonra da, uzun vadede, finans kesimindeki denetim ve gözetime yeni ve reform mahiyetinde düzenlemeler getirmek.
Bilindiği gibi ABD'de finans kesiminin toparlanması için birden fazla yaklaşım teklifi var. Ancak bunların en dramatiği Dr. Doom denen Roubini tarafından yapılmış bulunuyor. Roubini ve diğer bazı ekonomistler, bankaların devletleştirilmesi önerisi ile kamuoyunun önüne çıktılar. Ancak hem Obama hem de Bernanke bankaların devletleştirilmesine güçlü bir şekilde karşı çıktılar.
Biz ise, devletleştirme dahil tüm alternatifleri tartışacağız. Ancak önce konunun önemli bir boyutunu da bir kere daha gündeme getirmek istiyoruz.  
Üniversitede öğrenci iken 'muhasebe' denen dersten pek bir şey anlamaz, muhasebeyi bir mekanik 'defter tutma' olayı olarak görürdüm. Meğer bu ne kadar büyük bir yanılgı imiş. Bugün mali kurumların ellerinde 'toksik' denen türden varlıklar var ise, bu sonuç bir yandan sahtekarlıkların ve kötü yönetimin sonucu, diğer taraftan da bazı kurumlar için, kriz ortamının ve de şu anda geçerli olan muhasebe sisteminin sonucu. Muhasebenin otomatik ve mekanik olan kısmı basittir. Ancak iş aktif ve pasiflerin gerçeği yansıtması ilkesine gelince burada önemli olan şey değerlemedir. Değerleme ise günün şartlarına çok endeksli. Normal zamanlarda cari değerlere göre muhasebeleştirmek gerçekçidir. Ama bugünkü gibi büyük kriz ortamında, bugün ABD'de uygulanan, 'mark to market' denen ve tüm aktif ve pasiflerin cari piyasa değerleri ile kayıtlara geçmesini zorlayan sistem ciddi sorun yaratmakta. Birçok kimse ise, şu andaki realite ışığında bu yaklaşımın en azından bir süre için durdurulması, mark to market kuralının, uygulamadan, en azından geçici bir süre için, kaldırılması gerektiğini düşünüyor.
ABD tarihi açık ve tarihten de önemli bir ders çıkıyor. Mark to market muhasebe kuralı 1929-33 arasındaki Büyük Depresyon döneminde de varmış. Şimdi farkına varıyoruz ki birçok günahsız mali kurumun gereksiz yere batmasına neden olmuş. Nitekim 1938 yılında olayın farkına varan F.Roosevelt, mark to market olayını o yıl kaldırmış. Bu kural ilginçtir 2007 yılına kadar yokmuş, 2007 yılında ise yeniden getirilmiş. FASB denen ABD muhasebe kurallarını düzenleyen sektör kuruluşunun 157 numaralı kuralı ile 'mark to market' muhasebeleştirme yeniden gündeme gelmiş.  Kriz ortamında, uzmanlara göre iki şey önemli. Birincisi zaman kazanma, ikincisi ise reel büyüme. 'Mark to market' kuralı, hem zaman kazanma hem de ekonomik büyümenin aleyhine çalışıyor. Gelecekte olabilecek (olması garanti değil) zararları peşinen bilançolara yazdığınız zaman banka ve şirketlerin sermayelerini sıfırlayarak işleri çok daha zorlaştırıyorsunuz.
Burada dikkat gerekiyor. Kimse değeri düşmüş varlıkların ve kötü kredilerin hoş görülmesini istemiyor. 1980 ve 1990'lı yıllarda da bankalarda birçok kötü kredi ve değer kaybetmiş varlıklar vardı. Bankaların sorunlu kredi ve varlıklarının oranı da hızla aynen bugünkü gibi yükselmişti. Hatırlanırsa, 1970'li yılların sonunda (ilginçtir gene petrol fiyatlarının arttığı ve ABD'nin İran ile kavgada olduğu ortamda) ABD'de çok sayıda banka Latin Amerika'ya verilmiş olan krediler nedeni ile dev sorunlar yaşamakta idi. Latin Amerika'ya verilmiş krediler piyasada değerlerinin yüzde onuna kadar düşmüştü. Dolar faizinin yüzde 15 düzeyine çıktığı dönemde,  bankaların bilançoları nominal yüzde 5-6 getirisi olan şirket kredisi ve şahıs ipotek kredileri ile dolu idi. Sorunların mevcudiyetine rağmen mark to market kuralı getirilmedi. Bankalar zaman kazandı ve ekonomi de bir süre sonra reel büyümeye geri döndü, faizler değişti ve sistem sorunları yavaş yavaş çözdü.
Bugün ise 10-15 yıl içinde gerçekleşebilecek (gerçekleşmesi de garanti değil) olgular yüzünden, 12 ay ve 18 ay gibi çok kısa zamanda  sorunları banka ve şirket bilançolarına tıkıştırmak ve banka sermayesini sıfırlamak doğru bir yaklaşım olmayabilir.
Bugün ABD, muz cumhuriyetleri gibi, GSYİH oranı olarak yüzde 12-14 arası, yani gelişmiş ülkelerde görülmemiş boyutta dev devlet bütçesi açıklarına ve kamu borçlarında patlamaya, aynen muz cumhuriyetleri gibi mahkum oluyorsa, bunun bir önemli nedeni de 'mark to market' muhasebe kuralıdır. Tabii mark to market işin başlangıcı değil, ama dramatik sonun tetikleyicisi konumunda.       
Yarın banka kurtarma operasyonları önerilerini tartışacağız!

(Kaynak: Akşam Gazetesi | 01.03.2009)

>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.

>> Uygulamalı Enflasyon Muhasebesi (171 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.


GÜNDEM