BASINDAN YAZILAR
Bir Özelgenin Düşündürdükleri / Bumin Doğrusöz | Muhasebe TR

Bir Özelgenin Düşündürdükleri / Bumin Doğrusöz

Bu günkü yazımda bir özelgeden söz edeceğim.

Bir alışveriş merkezinin işletilmesi ile iştigal eden bir mükellef; Alışveriş merkezinin çatısında bulunan metal bir kaplama malzemesinin şiddetli bir fırtınanın etkisiyle çatıdan koparak alışveriş merkezinin önünde bulunan kişinin kafasına isabet etmesiyle bir yaralanmaya sebebiyet verildiğini, kazazede tarafından şirket aleyhine açılmış olan davanın sonuçlanmasından önce kazazede ve şirket arasında mutabakata varılarak protokol imzalandığını, protokol uyarınca şirketin kazazedenin maddi ve manevi hasarlarını karşılamak amacı ile 210 bin TL tutarında tazminat ödendiğini, ilgili tazminat tutarına ilişkin olarak 85 bin TL'lik tutarın ise sigorta şirketince karşılanacağı belirtilerek özelge talep etmiş ve idareye soru olarak “kazazedeye ödenen tazminat tutarının gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı ile sigorta şirketince Şirketinize ödeneceği taahhüt edilen tutarın da gelir olarak dikkate alınıp alınmayacağı” hususlarını sormuştur.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı 29.1.2018 tarih ve 62030549-125[6-2016/28]-93754 sayılı Özelgesi ile bu talebi, Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinin (3) numaralı bendi ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinin (g) bendini aktardıktan sonra aşağıdaki gibi yanıtlamıştır. 
“Kazazede tarafından Şirket aleyhine açılmış olan davanın sonuçlanmasından önce kazazede ve Şirket arasında imzalanan protokol neticesinde kazazedeye ödediğiniz 210 bin TL tazminat tutarının kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamakta olup sigorta şirketince şirketinize ödeneceği taahhüt edilen 85 bin TL'lik tutarın ise kurum kazancınıza dahil edilmesi gerekmektedir.”
Ne güzel iş değil mi? Ödediğin tazminatı gider yazdırma, kanunen kabul edilmeyen gider kabul et, sigortadan aldığın tazminatı da gelir yazdır. Havadan matrah yarat.

Ey özelgeyi yazan veya imzalayan, bari sigorta tazminatını gelir yazdırma ki biraz tutarlı olsun.

Bu hukuk değildir. Çünkü adil değildir. Çünkü içinde adalet olmayan, hukuk olamaz.

Şimdi gelelim özelgenin tahliline.

Sigorta tazminatının gelir yazdırılması doğrudur. Ancak sorun, protokole dayalı tazminatın gider yazdırılmamasındadır.

Şirket, basiretli bir tacir olarak, hem yaralananı üzmemiş ve mahkemelerde süründürmemiş, hem de anlaşma yolu ile belki de daha az tazminat ödemiş. Üstelik, ileride basına da konu olabilecek ve AVM’nin belki ismini zedeleyebilecek bir olayı, aleyhine hüküm kurulmadan kapatmış.

Ticaretin içerisinde çeşitli riskler her zaman vardır. Tacir bu riskleri bazen bedel ödeyerek karşılamak durumunda kalabilir. Bu ödemeler ticari faaliyetin sürdürülebilmesi için yapılan ödemelerdir. Dolayısıyla Gelir Vergisi Kanunu'nun 40. maddesinin (3) numaralı bendi ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinin (g) bendine girmese bile “genel gider” niteliğindedir.

Aslında Şirket hülle yapmayı bilmiyormuş. Mademki yaralanan davacıyla anlaştın, davacı gidip mahkemede fazlaya ilişkin tabinden vaz geçerdi, şirket de davayı kabul ederdi. Tazminatı da mahkeme kararı uyarınca öderdi. Şirket de gider yazıp mutlu olurdu, idare de mahkeme kararı var diye tazminatı gider kabul ederdi ve herkes mutlu olurdu. Bir sonraki afta da matrah artırımı yapılırdı olur biterdi.

İdareyi de aslında anlıyorum. Bu şekilde protokole dayalı tazminatlar gider kabul edilirse, muvazaalı işlemlerin artacağı endişesi, idari düşüncenin özünü oluşturmaktadır.

Ancak bu tip endişeler, mükelleflerin haklı işlemlerinin önüne geçmemesi gerekir. Elbetteki bu yolla muvazaalı işlemler yapan olacaktır. Olması gereken ise, mükelleflerin haklı istemlerinin önünü kesmek değil, denetimi yoğunlaştırmaktır. Elbetteki her olayın kendine özgü özellikleri olacaktır. Bunları değerlendirmek ise vergi müfettişlerinin işidir.

Denetim konusunda da bir iki cümle yazayım.

İki yılda bir matrah artırımının çıkartılması, af kanunlarının sıklaşması, mükellefleri de rahat davranmaya iten bir önemli unsurdur. Benim gözlemim, çok sayıda mükellefin kendine göre vergi uygulaması yoluna gittiği ve kayıtlarını matrah artırımları ile meşrulaştırdığı yolunda. Bu arada iki matrah artırımı arasında denetime yakalanma oranının düşüklüğü de mükellefleri bu yola itmektedir. Bu yolun kapanması ise gelir idaresinin değil, Vergi Denetim Kurulu'nun görev alanına girmektedir.

(Dünya Gazetesi | 07.06.2018)

GÜNDEM